Blog, Ekim 2014 yılında açıldı. Tam beş yıldır blogda yazı yazıyorum. Gizlenenler, silinenler vs ile birlikte 500’den fazla yazı mevcut. Google Analytics’e göre bir milyon üç yüz binden fazla (1.300.000+) tekil kişiye erişmişim. Bunca yıldır sürekli bir 2030’dan bahsettim, fakat ne olduğunu yazmadım. Bir türlü yazamadım. Bir nedeni yok, sadece bilgisayar başına oturunca, ne yazacağımı bilemedim.

Salı günü (19.11.2019), Eskişehir’de mahkemem var. Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı kınadığım için (ilgili konu), hakkımda soruşturma başlatıldı ve jet hızıyla dava açıldı. Türk yargısından geriye ne kaldı göreceğiz. Madem 5. yılda davaya gidiyoruz, o halde 2030’u açıklayalım…

düzenleme: beraat aldık. Demokrasi, insan hakları, özgürlük ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na bağlı tüm yargı mensuplarına da selam olsun!

 

On Altı Yaşımda Politikaya İlgi

16 yaşıma kadar 2-3 kitap okuduysam okudum. Fakat 11 yaşımda başladığım programlama beni asosyalleştirince, asosyalliğin psikoloji ile ilgili olduğunu düşünüp; psikoloji kitapları aldım ve zamanla bedel dili, psikoloji, politika şeklinde evrildi. 2005 ve sonrası yani. Politika ile ilgili kitaplar okumaya başladıkça, özellikle propaganda ve psikolojik savaşın değerini anladım. Çünkü politikadan da önce bunları okuyordum. Derken politik kitaplar okumaya başladım. AKP ilk dönemini bitirmiş, AB falan derken 2007’den sonra işler karışmaya başlamıştı. Çünkü işler değişiyordu, Türkiye’de zaten 1980 darbesi ve sonra gelen iktidarlar sayesinde her yere yuvalanan FETÖ’cüler ile birlikte AKP, devletin şeklini değiştirmeye başlıyordu.

Türkiye’nin durumu konuşuldukça, etrafımdakiler söyleniyor ancak “bir şeyler yapmak gerekir” dediğimde ise; “hukukçular var, aydınlar var” vs diye söylüyorlar ve en sonunda da işler karışırsa “asker var” deniyordu. Tabi ailem 1980’leri gördüğü için politikadan uzak kalmamı özellikle istiyordu. Fakat önce reddetsem de yıllar içerisinde artık teslim olduğum bir olay var: KADER.

 

Bilgisayar Mühendisliğinden “Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümüne”

Hayatımı değiştirenlerin başında (annem ayrı), Steve Jobs var. Hayatını okumaya başlayınca, fikirlerim ve dünyaya bakış açım değişti. Daha geniş, daha büyük düşünmeye başladım. Çok şey öğrendim. Büyük düşünmek gerektiğini, her insanın dünyayı değiştirebilecek işler yapabileceğini, hayal kurulması gerektiğini öğrendim. Bugün etrafımızdaki her şey bir zamanlar hayal idi, şimdinin hayalleri de geleceğin gerçekleri olacak.

Çok sevdiğim bilgisayar nedeniyle bilgisayar mühendisliğine gitmiş ancak hocalarla kavga etme ve devamında bölümden soğuyup derslere gitmeme nedeniyle 3 yıl sonunda bölüm değiştirmiştim. Annemi ikna etmem biraz uzun sürdü ancak “hangi bölüm?” dediğinde hukuk veya siyaset bilimini düşünüyordum. Sonra siyaset biliminde karar kıldım, sevdiğim şey idi. Fakat siyaset bilimi daha dar algılanıyor. Oysa 6-7 ders harici tamamen aynı şeyleri gören uluslararası ilişkiler daha geniş görülüyordu. Bu nedenle uluslararası ilişkiler bölümüne gittim fakat seçmeli derslerde siyaset bilimi ve iletişim derslerini aldım.

KADER demiştim ya, bölüm değiştirdim fakat bilgisayar mühendisliğinde (2007-2008 yıllarında) henüz Siri vs yokken düşündüğüm ve uğraştığım Tarcanbot‘u geliştirip akıllı arama motoru yaparak dünyayı değiştirmek istiyordum. Zaten üniversite ve okulu sevmiyordum. Arkadaş bulursam şirket açacaktım, geliştirecektim. Fakat işler istediğim gibi gitmedi ve hayatımın en iyi kararını vererek bölüm değiştirdim. Hem de o kadar yıl sonunda. Peki sonra? Şimdi ne olacaktı?

**

Olaylara bağlı kalmamak gerektiğini ve büyük düşünmek gerektiğini anlayarak, yeni bölümümde bunu düşündüm ve Türkiye’yi yıllardır okuduğum şekilde güçlendirme amacını edindim. Yani Türkiye’yi geliştirmek, büyütmek, Atatürk’ün izinden gitmek.

 

2030 Amacı Nedir?

Steve Jobs ve Putin’in hayatını incelerken çok şey öğrendim, bana çok şey kattılar. Akıl hocası olarak aldığınız insanlar olsun. Steve Jobs ve Vladimir Putin benim için bunlardı. Tabi ki annem apayrı yerde fakat ya Atatürk? Türk olmakla gurur duyuyorum, tarihimizde Emir Timur’dan Fatih Sultan Mehmet’e, MeteHan’dan Tomris Hatun’a niceleri var. Hepsi okunmalı, bilinmeli. Fakat Atatürk ise hem yakın tarih olması nedeniyle hem de yaptıkları nedeniyle daha farklı bir boyutta benim için. Atatürk’e bakış açım akıl hocam, idolüm, sevdiğim insan gibi kavramlardan çok başka yerdedir. En başında minnet duyuyorum Atatürk’e, yaptıkları için. Sadece Atatürk’e değil, silah arkadaşlarına ve Atatürk’ün peşinden giden yüce Türk milletine… Borçluyum. Böyle vatan bıraktıkları için, canlarını ortaya koydukları için… Fakat Atatürk’ün huyu, yaptıkları, dehası… Benim için tarifsiz bir yerde.

Atatürk’e bakış açımı anlatabilmem imkânsız! Öyle Atatürk dövmesi, Atatürklü kravatlar falan da yok evimde. Okurken büyük poster vardı, bir de hediye gelen Atatürk imzalı bayrak. Şimdi de odamda, kitaplığın üzerinde bir fotoğrafı var. Fakat kitaplığım ve iPad’im Atatürk ile ilgili kitaplarla dolu. Atatürk benim için büstler değil, imza değil, sokaklara ve stadlara konulan isim değil… Atatürk benim için bu topraklardaki özgürlük, kadın hakları, demokrasi, tüm dünyada sömürgecilere karşı duruştur. Haksızlığın karşısında olmaktır. Vatanseverliktir. Atatürk benim için, devleti soyup soğana çevirenlere karşı koymaktır. Atatürk benim için, yüzlerce yıl Türklüğü unutmuş bir millete Türklüğü anlatmaktır! Yani Türk kültürüne, Türk tarihine, Türkçeye sahip çıkmaktır. Atatürk benim için; ne İslam adı altında Araplaşmak ne de batı/çağdaşlık adı altında yozlaşmaktır! Tarif etmem çok zor.

2030 Nedir? Konumuza geri dönecek olursak, yukarıdaki ile bağlantılı olarak kısaca 2030, 1938’de kalınan yerden devam etmektir!

 

Türkiye’yi Bölgede ve Dünyada Model Bir Ülke Haline Getirmek

Yıllardır sizlere yüzlerce yazıyı karşılıksız yazdım. Çünkü bazı şeyleri anlatmak gerekiyordu ve halkın anlayacağı şekilde anlatan yoktu. Yeni yeni başladılar… Ben ise 2030 amacım için, insanlara doğruyu anlatmayı bu blog üzerinde sürdürdüm. Çünkü yetkim yok, gücüm yok, yapabileceğim başka bir şey yok idi. İnsanlara, özellikle gençlere ulaşmamın yolu blog açmaktı. Böylede derslerde öğrendiğim, kitaplarda okuduğum, tecrübe edindiğim ne varsa hepsini blogdan yazdım. Fikirlerimi ve projelerimi yazdım. Yazdığımdan çok, yazmadığım ve 2030’da gerçekleştireceğim projeler var çünkü iktidarından muhalefetine, burada yazanları alıp orada burada anlattıkları halde bana gelip çalışma isteğini belirten kimse olmadı. Konu devlet ve doğru iş yapmak olduğu sürece (ve beni herhangi bir partiye bulaştırmadıkları sürece) sorun değildi.

Benim amacım, Türkiye’yi bölgede ve dünyada bir model haline getirmektir.
Cumhurbaşkanı olmak amacım değil. Fakat bunun için devlet başı olmak gerekiyorsa, olacağım.
Eğer gerekiyorsa, Türkiye’yi demokrasi ve Cumhuriyetten saptırmaya çalıştıklarında, karşı devrim yapacağım!
Ne gerekiyorsa o… Fakat Atatürk ilkelerine bağlı, demokrasi ve cumhuriyetin her türlü kavramının yürüdüğü bir ülkeyi kuracağım. Bölgedeki diğer ülkeler ve gelişmemiş/gelişmekte olan ülkeler ise bizi örnek alacak! Benim hayat amacım bu.

İmkansız Mı? Türkiye’nin Durumu

Hayatımda en nefret ettiğim sözcük budur, “imkansız”… Peki imkansızı denedin mi? Denedikçe, aslında imkânsız olmadığını göreceksin. Ben imkânsız olduğunu düşünmüyorum. Başarabiliriz. Bu ülkede azınlıklarıyla, farklılıklarıyla herkes bir bütün olabilir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes bu bayrak altında birleşebilir. Hepimizin istediğin refah, güvenlik, huzur içinde yaşamak.

Türkiye’ye bakalım… İşsizlik, 2001-2002’dekinden daha fazla (ki bu resmi açıklama). Yıllardır şirket sahipleriyle, çalışanlarla, bakanlıktan bazı kişilerle, bakan yardımcılarıyla, uzmanlarla görüşüyorum. Burada yazamayacağım neler duydum, neler işittim. Fakat şunları da söylemeden geçemeyeceğim; bugün devlet kurumlarında, özel şirketlerde satın almacıların durumu çok kötü. Rüşvet istiyorlar, nasılsa para benim değil diyor. Devletin parası, patronun parası… Adamın olmadan, yedirmeden bir şeyler yapmak neredeyse imkânsız. İnsanlar gittikçe ahlaksız bir hale bürünüyor. Devlet ise düzeni ve nizamı sağlamakla yükümlü fakat devletin kendisi bu sıkıntılara “bilerek veya bilmeyerek” neden oluyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların çözümü o kadar da zor değil. Sadece bu çözümleri uygulayacak irade gerekiyor.

**

Yazının başında söylediğim üzere, 2005-2006 yıllarında ve sonrasında “hukukçular var, aydınlar var, askerler var, yargı var” diye dolananlar vardı. Fakat yıllar içinde güvendikleri hiçbir kişi, kurum, makam, mevki, meslek gurubunun; güvendikleri gibi çıkmadığını gördüler. Yıllardır Türkiye’de umutsuzluk vardı. Ben ise bu yıllarda, herkesin bir şey yapması gerektiğini savunuyordum. Günümüzde Atatürk’e, Türklüğe çok fazla yüklenildi. Halk kutuplaştırıldı. Fakat bunla yapıldıkça, insanlar gerçekleri öğrenmeye başladı (internete de teşekkürler). Atatürk’e yüklendikçe Atatürk ile ilgili kitaplar okunmaya başladı. Türklüğe yüklendikçe insanlar Türk kültürünü tanımaya başladı. 5 yıldır blog üzerinde bunlar için çabalıyordum, çok şükür oldu! Ki en çok okunan konular da bunlar.

 

Bireysel Çaba Gerek Ancak Tek Güç Olunmalı

İçki sofrasında, kahve masasında, aile meclisinde bir araya gelenler ülkeyi kurtarıp, ertesi gün kaldıkları yerden devam ediyorlar. Bireysel çaba olsa da (benim blogda yaptığım gibi), yetmez. Doğrular söylenmeli, Atatürk’e ve Türklüğe sahip çıkılmalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline sahip çıkılmalı. Birlik olarak! İnsanlar farklı düşündüğü, inandığı, giyindiği, yaşadığı için dışlanmamalı. Eğer birliktelik olmazsa, cılız bireysel sesler çıkar.

Fakat şunu da unutmayın ki:
Siz partiye girip delege olmazsanız, illa birileri olacak.
Siz milletvekili olmazsanız, illa birileri olacak.
Siz bakan olmazsanız, illa birileri olacak.
Siz Cumhurbaşkanı olmazsanız, illa birileri olacak.
Siz! NAMUSLU, ŞEREFLİ, AHLAKLI VATANDAŞLAR! Siz politikaya girmezseniz, illa birileri girecek. Eğer “politika iyi insanlara göre değil” algısına kapılıp uzak durursanız, gerçekten de politikaya girenler kötüler olacaktır. Bu nedenle el doğru iş için el atacaksınız.

Türkiye, Orta Doğu veya Türkistan ülkesi değildir. Binlerce yıllık devlet bilincimiz var. Bu ülke yine çok iyi dayanıyor. O kadar oyun oynanıyor, o kadar büyük sıkıntılarla boğuşuyoruz ki… İnanın Avrupa’da bir ülkenin üzerine böyle gelinse, çoktan parçalanmıştı. Fakat bizim milletimiz azimlidir, gayretlidir. Anadolu kültürüne geri döndükçe, özümüzü kabul ettikçe bir şey olmaz! Fakat Anadolu kültürünü bırakıp, özün olan Türklük ve Türkçeden uzaklaşıp; İslam adı altında Arap kültürünü benimsersen, çağdaşlık adı altında Avrupa kültürünü benimseyip yozlaşırsan işler karışır, çökeriz. Türkçe yerine Arapça, Fransızca, Farsça, İngilizce sözcükleri kullanırsan; işler kötüye gider. Bunların bilincinde olmamız gerekiyor.

 

Türkiye’nin Durumu İç Açıcı Değil

Çeşitli gruplar, “tez ve anti-tez” üretir ülkelerde. İkisi kapışır, iki politik görüşün peşinden gidenler birbirini vatan hainliği ile suçlar. Kiminin küresel çete dediği, kimin derin devlet, kiminin illüminati, kiminin Masonlar dediği ama özünde çıkar lobileri olan bu gruplar ülkeleri “tez” ile sömürdükten sonra, bir yere kadar gidebilir. Sonrası yok. Eğer daha fazlası olmazsa, hemen “anti-tez” devreye girer (anti-tez, tam zıttı gibi görünendir). O başa gelir ve ülkede bir bayram havası olur. 10 yılda bu anti-tez ile sömürürler ülkeyi.

Ne demek istiyorum? Banu Avar’ın şu videosunu izleyiniz:

 

**

Fakat Erdoğan FETÖcülerin ve küresel güçlerin kendisini devirmek istediğini fark etti. Benim düşüncem bu. Oyunları engellemek için başkanlık sistemi geldi, her şeyi kendi kontrolüne almak istedi ancak olmadı. Devlet daha da sahipsiz kaldı. Güveneceği adam yok. Ben böyle düşünüyorum. Yani bugün bazı kesimler Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin diyecek hale geldiler. Fakat emin olun Erdoğan’dan kaçarken X’e tutulabilirsiniz.

Bugün mevcut parti ve liderlerde kime güveneceksiniz? Benim güvendiğim birileri yok. Bu çeşitli küresel güçlere çalışmaz, ülkenin sömürgeleşmesine yardım etmez; milli bilinci olur, Türkçeye sahip çıkar, yerli üretimi destekler dediğim kim var? Dolayısıyla şu an benim açımdan siyasette güveneceğim çok fazla insan yok.

 

Devlet Bilincimiz Yok!

Putin’e bakın, elde ne var ne yok satmadı. Aksine özel şeyleri de devletleştirdi. Demokrasi ve özgürlük açısından savunamam ama Rusya’yı güçlendirdi. Türkiye’de ise savunma sanayi iyi, o da fazla dokunulmadığı için. Çok şükür şimdi ciddiyetini anladılar. Fakat hepsi bu! Tarımdan hayvancılığa, ekonomiye kadar kötü durumdayız.

Amerika’ya bakın, farklı devlet fraksiyonları var. Askerler, CIA, FBI, senato, Dışişleri vs gibi gruplar farklı düşünür, farklı dengeleri temsil eder. “Hepsine boyun eğdireyim” diye bir şey yok. Bu nedenle 100 yıllık plan varsa, Putin’in dediği gibi, “başa kim gelirse gelsin, sistem işler ve planlar gerçekleştirilir”. Bizde ise başa kim gelirse ona göre değişir. Her bir kaç yılda bir politikalar değişir. Bu zararlıdır.

Derin devlet gibi bir şeyden bahsetmiyorum fakat devletin bir sistemi, stratejisi olmalı. Kurumlarla bu kadar oynanmamalı. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en önemli ve başarılı kurumlarından birisi Dışişleri Bakanlığı idi, çünkü fazla dokunulmazdı. Ancak enişte lakaplı Davutoğlu, “Sıfır Sorun” politikasını ortaya attı ve Dışişlerini değiştirdi değiştireli, sorunsuz komşumuz kalmadı. Dışişleri çöktü. Suriye krizinde, haklı olduğumuz konuda bile nasıl üstümüze geldiler görüyorsunuz. Tabi ki burada bir amaç var, fakat aynı zamanda Türkiye’nin başarısızlığı da var. Ecevit döneminde Kıbrıs harekatı ve kriz dönemlerinde neler yaptığını dikkatle inceleyiniz. İkinci Dünya Savaşı’nda İnönü ve hükümetin neler yaptığını dikkatlice inceleyiniz. Dışişleri önemlidir, yanlış yaparsan geriye alamazsın ve bu insanların yaptığı gibi yönetilir. Eyy, hayt, huyt ile değil.

 

Sonuç Olarak

Şu anda eğitimden spora, bilimden ekonomiye bir sürü fikir ve proje oluşturdum. Yıllardır bunları yapıyorum. Üzerinde çalışıyorum. 2030 için planlarım var. Devlet içerisinde liyakatin olması şart! Devlet içerisinde Atatürkçülük ve Türklük bilincine sahip yapılanmalar şart! Yolsuzluk bitirilmeli, ahlaksızlık bitirilmeli, halk sistem ve disiplin içinde olmalı. Sistem ve disiplinin olduğu her yerde huzur vardır gelişme vardır (bakınız Almanya, Japonya). Bizde ise kaos var. Trafikten dış politikaya kadar aklınıza neresi gelirse kaos… Ordu içinde düzen, disiplin, sistem var idi; onu da 3-5 şerefsiz FETÖcü ayağına kaydırdılar. TSK’nın eğitimini bitirdiler, sistemi değiştirdiler.

Yargıdan, ordudan FETÖcü temizliyoruz dediler ama bakın FETÖcüler nasıl salıveriliyor. Önümüzdeki aylarda Atatürkçüler ve milliyetçiler içeri alınacak, muhalifler içeri alınacak gibi duruyor. Yeni bir dalga gelecek. Bu, iktidardan habersiz ise, başkanlık sisteminin neden olduğu kaos demektir. Yok iktidarın haberi varsa, o zaman işler daha da kötü. Adı konulmamış bir İslamcı devrimle karşı karşıya kaldık demektir.

**

Yıllardır gördüğüm bu idi. 2015 ve 2016’da yazdığım yazılarda 2017-2018 Türk ekonomik krizinden defalarca bahsettim ve en ağır zamanının 2020’de olacağını (o da önlem alınırsa) nedenleriyle açıkladım. O zaman tehdit mailleri alıyordum. Gel gelelim bugün öngördüğümden daha kötü bir durumdayız ve 2020 daha ağır geçecek. Üstelik 2025’e kadar her alanda (politik, kültürel, diplomatik, askeri vs) krizlerle karşı karşıya geleceğiz demektir. 2002’de Ecevit ve krizleri eleştirerek geldiler; yıllardır her şeyi özelleştirdiler, her şeyi yaptılar fakat gün sonunda 2002’den beter hale gelmeye başladık. Üstelik elimizde avucumuzda da savunma sanayi ve 15-20 güçlü özel grup dışında bir şey kalmadı. Emin olun eğer o holdingler, tanınmış firmalar olmasa daha da kötü durumda olurduk. Anadolu ve çeşitli yerlerde ilaç sanayi (ki çok üstün bir alandır) ve çeşitli alanlardaki firmaları, yöneticileri ve çalışanları gördükçe bunu daha iyi anladım.

Fakat umutsuzluğa kapılmayın. Her şey öngördüğüm şekilde gidiyor. 2025’e kadar Türkiye çok ağır dönemlerden geçecek. Çok farklı “fraksiyonlar” türeyecek. Büyük sıkıntılarla baş edeceğiz. Yıllardır politikacılar bizi kutuplaştırdı, insanlar artık politik görüşler nedeniyle birbirine düşman hale geldi (ve hatta bunu söylediğim için hakkımda dava açıldı). Anadolu kültürüne acilen dönemiz gerekiyor. Birbirimize selam vermemiz; kökenimiz, dinimiz, mezhebimiz, görüşümüz, giynişimiz farklı olsa da birbirimize saygı duyup birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bunu yaptığımız sürece her türlü sıkıntıdan kurtuluruz. Ben, Türk milletinin bunu yapabilecek güçte olduğunu düşünüyorum.

Dolayısıyla, her şey öngördüğüm şekilde giderse 2025’e kadar yaşanan çok acı olaylar ve sertleşen, demokrasiden uzaklaşan iktidar sonucunda 2026-2027 gibi yeni bir hareket başlayacak. Bu hareketin başında birileri olmalı. Eğer kuracağım ekip bu hareketi yönlendirebilirse, yeni ve birleştirici bir parti ile 2030’da iktidara geleceğiz.

Türkiye’de en başta yolsuzluk, sistemsizlik, hukuksuzluk mücadelesi verilecek! Güçler dengesi, insan hakları, sistem, demokrasi kavramları oturtulacak. Üretim başlayacak. Hepsinin sonunda 10 ya da en fazla 15 yıl devam edeceğiz fakat Türkiye yepyeni bir temelde yükselecek. Küllerinden tekrar doğacak ve yüzlerce yıl yıkılmadan bu temelde ilerleyecek. Bölgedeki ve dünyadaki ülkeler bizi örnek alacak! Diyecekler ki, gelişmek istiyorsan, “Türkiye’nin yaptıkların yap”. Ben bunu başarabileceğimize inanıyorum. Kültürümüz, tarihimiz, milletimizin azmi buna müsait. Sadece inanmak gerekiyor. İnanmak için en dibe vurup, güvendiğimiz her şeyin çöktüğünü görmemiz gerek sanıyorum. O da 2025 civarı olacak gibi görünüyor.

 

Neden 2030?

1989 doğumluyum. 1985-1995 arasında doğan neslin, geçiş dönemi nesli olduğunu düşünüyorum. Bizim nesil sokaklarda misket oynadı, saklambaç oynadı… Kısaca sokakta oynadı ve sokakta oynayan son nesil. Fakat bilgisayarla oynayan da ilk nesildir. Hâlâ sokakta oynayan çocuklar var bunu kastetmiyorum. Büyük anlamda bakmak gerek. Sokaklar değişti, algı değişti.

Bakanlar, müsteşarlar, patronlar, yöneticiler… Son yıllarda bu tür insanlarla görüştüm. Türkiye’de bazı şeylerin nasıl bu kadar sarpa sardığını anlamakta güçlük çekiyordum. Bu insanlarla konuşunca anladım. Maalesef dinazor kafalılar. Köşe başlarını tutmuşlar ancak geleceği anlamakta zorlanıyorlar. İnterneti ve bilgisayarı bile anlayabilmiş değiller! Oysa internet her alanda; politikadan tarıma, üretimden savunmaya her şeyi değiştirdi. Ancak anlamıyorlar. Yakında “30 yaşımda olmam” ile ilgili bir yazı yazacağım. Gençler, yaşlılar, orta yaşlılar ve ben… Orada da anlatacağım gibi, özellikle teknoloji ile birlikte 10 yıllık nesiller arasında inanılmaz farklılıklar oluyor. 1950’de doğan ile 1970’te doğan arasındaki düşünce ve teknoloji farklı X ise, 2000 ile 2020 arasındaki fark 100X belki de 1000X oluyor. Gerçekten muazzam bir algı, anlayış ve fark var. ARadaki fark uçurum.

Eğer siz gençleri anlayamazsanız, gençlerin yaşayacağı ülkeyi kuramazsınız. Haliyle bu adamlara bakınca, instagram vs gibi projelerin (8 kişilik) bizden niye ve nasıl çıkmayacağını anladım. Köşe başındaki insanların değişmesi gerek. Yani bakanlar, müsteşarlar, yöneticiler, patronlar değişmeli. Bizim geçiş dönemi nesli (ki iki tarafı da iyi anlayan nesil) buralara gelmeli. Ne zaman gelir? Yaklaşık 40’lı yaşlarda. 1985’te doğanlar 2025’te 40 yaşında olacak ama her yeri ele geçirmiş olmayacak bu geçiş dönemi nesli. 2030 ve sonrasında olacak. Fakat 2025’te değişim başlayacak.

Haliyle 2030 dememin nedeni kulağa güzel gelmesi değil, eski ve yeninin mücadelesinden; teknolojik çağ çocuklarının ve geçiş dönemi neslinin başarıyla çıkması ve köşe başlarını tutarak ülke geleceğine yön vermesi olacaktır.

Bu nedenle 2026-2027’de bir hareket başlayacak ve her şey öngördüğüm gibi giderse 2030’da iktidara gelip, bahsettiğim gibi bir ülke kuracağız! Ben olacağına inanıyorum.

 

 

Sadece Bu Amaç İçin Yaşıyorum

Korkutma amaçlı dava açıldı, tehditleri de yaşadım. İlerleyen süreçte suikast girişimleri olursa, şaşırmayacağım (2025 civarı). Fakat bir şeyi anlayamıyorlar; benim hayattaki amacım zengin olayım, taş gibi kızlarla gezeyim, lüks arabalara bineyim değil. Benim hayatımın amacı makam, mevki sahibi olmakta değil, güçlü olmakta değil. Benim hayatımın amacı evleneyim, çocuk yapayım, sonra yaşlanıp öleyim de değil…

Tek bir amacım var; Türkiye’de gençliğimiz tükendi, bitirdiler bizi… Tıpkı 1960’ta, 1980’de, öncesinde ve sonrasında yaptıkları gibi! Fakat çocuklarımın ve torunlarımın bunları yaşamasını istemiyorum. Avrupa’dan daha iyi yaşamaları gerekiyor. Çünkü bu ülkenin kuruluşunda emek ve kan döken milletimiz var. Minnet borcumuz var. Bu ülkedeki Anadolu kültürü, çiftçi, işçi, alın teri döken herkes; doktoru, profesörü, avukatı, öğretmeni, asker, ve polisi…. Kısacası herkes bu kadar sıkıntılı bir ülkede, onca şeye katlandı ve katlanıyor. Osmanlı döneminde de böyle oldu şimdi de böyle oluyor. Osmanlının son dönemlerinde en büyük acıyı Türkler çekti. Balkanlarda Türkler çekti, dedemin abisi Belene kampında (Bulgaristan) Türk olduğu için işkence gördü, dedemin ailesi Kırım’dan Türk olduğu için (Tatar) sürüldü. Anneannem ile dedemler Türk olduğu için Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçtü. Kıbrıs’ta okudum, o dönem olaylarını yaşayan yaşlı nice insanla tanıştım. Türk olduğu için başlarına gelmeyen kalmamış. Azerbaycan Türkü arkadaşlarım vardı, ailesi Karabağ’da neler yaşadığını anlattı…

İşte biz, her zaman sıkıntı yaşayan bir milletiz. Türkiye’de de bin bir sıkıntı içerisinde yaşıyoruz. Bu ülke alın teri, göz yaşı, emek ve KAN ile kuruldu! Bunlar olmadan ayakta kalmayacak anlaşılan.

Atatürkçü bir Türkiye için gerekiyorsa alın terim, emeğim; gerekiyorsa göz yaşım ama gerekiyorsa kanımı vermeye hazırım. 2030’da, 1938’de kaldığımız yerden devam etmek için; bu milleti huzur, refah, rahatlık içinde yaşatabilmek için. Barış içinde, bir arada, Anadolu kültürü ve dünyaya anlatacağımız ve göstereceğimiz Türk kültürü, Türk tarihi ve Türkçe ile kurulmuş bir sistem için gerekirse alın terim, gerekirse göz yaşım, gerekirse kanım dökülür.

Fakat şunu herkes bilsin; eğer Atatürk’e, Atatürkçülüğe ve Türklüğe dokunmaya çalışan olursa, Türkiye Cumhuriyetini temellerinden saptırmaya çalışan olursa, bunun bedelini canıyla ödemesi için de elimden geleni yapacağım.

Ben, 2030’da iktidar olup, yukarıda anlattıklarımdan başka bir şey yaparak gözümü kapattığımda rahat edeceğimi düşünmüyorum. Böyle bir hayat beni memnun etmeyecek. Atatürk’ün anlatılmadığı, Türklüğün ve Türk kültürünün bilinmediği; hak ettikleri değeri görmediği, halkın huzur, barış ve refah içinde yaşamadığı bir ülkede yapılanlara ses çıkartmadan yaşarsam rahat etmeyeceğim. Haksızlığa, hukukun geldiği noktaya, yolsuzluklara, yapılanlara göz yumarsam, rahat etmeyeceğim!

Bu yüzden benim amacım 2030! Türkiye’yi bölgede ve dünyada model haline getirmek.
Bu büyük amacı taşırken; tehdit, dava ve hatta suikast girişimlerinin olacağını da henüz bu hayali kurmaya başladığım ilk günlerde biliyordum!
Eğer böyle büyük bir amacınız varsa; mahkemeden, hapisten, tehdit ve suikastlerden korkmazsınız. Kendi adıma konuşayım, bunlardan korkmuyorum. En büyük korkum, bu amacımı gerçekleştirememek ve Türkiye’nin amaçladığım hal dışında; Atatürk ve Türklüğünden kopartılmış bir ülke ve rejime dönüştürülmesidir. En büyük korkum budur. Bunun olmaması için ne bedel ödenecekse öderim. Benim gibi on milyonlarca insan da hazır durumda. Günü geldiğinde hepsiyle bütünleşeceğiz; Türkiye üzerinde amaçları olan, gözleri olan küresel güçlerle onların kuklalarının hepsini bu ülkeden temizleyeceğiz.

2030’da birleşmek üzere….

%d blogcu bunu beğendi: