80 milyona yakın nüfus var ve bunların 55 milyonu seçmen yani yetişkin. Bu insanlara ve henüz yetişkin olmayanlara bir şeyler sorarsak; sanıyorum milyonlarca konuda, ayrı ayrı sorun gösterebilir. Yani bir sorunu gösterebilmek çok kolay. Burası olmamış, şurada sıkıntı var… İşaret edilecek her yer sorun yumağı.

Fakat önemli olan bir şeylere çözüm bulabilmek. Üstelik bizim gibi duygusal ve içine kapanık bir millet, toplu yerlerde ve hatta en yakınlarına bile aklından geçenleri söylemeye cesaret edemez (yıllardır 2030’a doğru parti kurup iktidar olacağım dediğimde karşılaştığım saçma sapan bir sürü şeyi daha sonra yazarım). Etrafımızdaki insanların bir çoğu bize destek olmak yerine acımasız şekilde eleştiriyor ve daha önemlisi, “ben yapamam o zaman karşımdaki de yapamaz” mantığı ile sizin bir şeyi yapmayacağınızı düşünüyor. Fakat onlar yapamayabilir, SİZ yaparsanız. Yeter ki inanın.

Ülkemizdeki şartlar böyleyken ve bir şeylerin olmayacağı, sıkıntılı olacağını söyleyenler şirketlerden, hatta devlet içinden kovuluyor, baskı görüyor (mobing) ve istifaya zorlanıyorken; yeni ve farklı fikirleri söylemenin zorluğunu biliyorum ve anlıyorum. Ancak ilerlemek istiyorsak, gelişmek istiyorsak; aklımızdaki en saçma gibi görünen fikirleri dahi rahatlıkla söyleyebilmek zorundayız.

Henüz öğrenci iken, 2030 için projeler düşünüp sorunları çözmek için adım atmak isterken bulduğum ve şu an ham hali olan ancak yıllar geçtikten sonra, uzmanlarla birlikte çalışarak mükemmele yakın bir hale getireceğimi düşündüğüm “şipşak mahkeme” (kod adı budur, başka isim bulunabilir) projemi yazmaya karar verdim.

 

Şipşak Mahkemenin Amacı ve Yapısı

Neden bunu yapmaya karar verdiğimi söylersem sanıyorum daha doğru bir yerden giriş yapacağız. Kişisel olarak sepetteki bir çürük yumurtanın, diğerlerini de etkilediğini bu yüzden mümkün olan en kısa sürede yapılması gereken neyse en kısa sürede gerçekleştirilmesini düşünüyorum.

Kuralları bildiği halde sinyal vermeyen, emniyet şeridinden giden, kırmızı ışıkta geçen trafik magandalarından tutun daha büyük sorunlara kadar bunu düşünebilirsiniz.

Bir kafede oturduğumuzu düşünelim. Bir sokak olsun ve insanlar oralarda oturuyor. Burada 2 kişi kavga etse, veya otobüste 2 kişi kavga etse; bütün herkesin sinirleri bozulacak, belki kötü gün geçirmesine neden olacaklar. Bu bir.

İkinci olarak, bizim üst komşu gibi gürültüsü eksik olmadığı gibi altta yiyecek yerleri varken ve “yasak olmasına rağmen” sürekli halısını balkona asarak, alt balkonda biz yemek yerken üstümüze pisliğinin gelmesine neden olan, alttaki yiyecek satan ve masaları olan dükkanları batıran, hiçbir şey yapmasa bile balkonu ve camlarımızı batıran ve en az 8-9 kez uyardığımız komşu…

Bunların yanına bir sürü örnek eklenebilir. Bu insanları ne yapacağız?

 

Mahkemelerin Yetersizliği

Toplumsal gelişim projem olan “vatandaşlık okulları” ile aynı amacı taşıyan ve mahkemelerdeki yükü hafifletecek olan bir-nevi “nöbetçi mahkeme” projesidir. Cinayet, tecavüz, gasp gibi ağır suçlar değil fakat kavga, trafikte kurallara uymamak, komşulara rahatsızlık gibi “etik ve ahlak” ağırlıklı suçlara müdahale edilecek bir sistem düşündüm.

Birisi benimle tartıştıysa hemen (yine 2030 projesi olacak olan) huzur birimleri müdahale edecek ve bu kadı-vari yapıdaki şipşak mahkemelere götürecek bizi. Öncelikle etrafa rahatsızlık verdiğimiz için asgari ücretin 3’te 1’ini ikimize de kesecekler. Devamında da suçlu olana hem maddi fakat daha da önemlisi, her ne kadar İngiliz usulü ortak hukuk(?- common law) olmasa da hakime kalacak olan yaratıcı cezaları buralarda görebilmek şart olacak.

Yere çöp atan, yeri kirleten arkadaşları paket edip (hatta terim ile derdest edip) buraya çıkartıp 30 dakika içinde hem maddi ceza hem de 3 gün boyunca o mıntıkada çöp temizleme cezasına çarptırmak içimin yağlarını eritecektir.

Yine trafikte magandalık yapan arkadaşları paketleyip buraya çıkartıp, devamında 1 hafta boyunca ücretsiz izin ve kendi cebinden alacağı mazot ile birlikte yanına bir uzman verip, trafik kurallarını tek tek anlatmak şarttır. Aynı hatayı ikinci kez yaparsa ehliyetini iptal ederek (trafik kurallarını bilmediği için), arkadaşı tekrar ehliyet kurslarına yollamak iyi bir düşünce olabilir.

**

Burada itirazlar edilirse, üst mahkemelere (şu an mahkeme dediğimiz birimlere) dava gidebilir. Fakat burada da önüne gelenin itirazını engellemek için bir takım yaptırımlar koymak şarttır.

 

Projenin Amacı

Toplumsal olarak bir çöküşteyiz ve devlet otoritesinin üzerimizden kalktığını düşünüyorum. Muhalif olanlar için devlet parti devleti haline geldi ve yandaş olanlarda zaten “tanıdıkları” sayesinde bir sürü şeyden yırtar hale geldi. Kabile devletine dönmemek ve adaletin yeniden tesisini sağlayabilmek gerekecek.

Adalet sadece cinayet, tecavüz, hırsızlık gibi ağır suçlarda ortaya çıkmaz. Adalet, aynı zamanda sepetteki çürük elmaların diğerlerini zehirlemesini engellemek için de devreye girmelidir. Eğer kırmızı ışıkta geçenlere yaptırım olmazsa (kağıt üzerinde ceza olması önemli değil), devamında başka insanlar da bunlara katılacaktır. Toplumu trafikten başlayarak terbiye etmek başlıklı konuda detaylıca anlatmıştım.

Mahkemeler çok yoğun. İş yükünü ve basit davaları mevcut sistemden arındırmak şart.
Hakkımı yeyip, söylediğimde kavga çıkartanları mahkemeye vermek demek aylarca beklemek demek, zaten sıkılıyoruz.

Ne yapılırsa yapılsın iyi bir eğitim olmadığı sürece toplumdaki bozulmayı ve adaletin tesisini sağlamakta başarısız olacağız. Fakat iyi eğitim verilirken, çocuklara kötü örnek olacak çürük elmaları temizleme konusunda yetersiz kalırsak, o zaman eğitim başlı başına yeterli olmayacaktır. Bakınız anne ve babalarımızın ve onların anne ve babalarının çok iyi eğitim almasına rağmen hem ülkenin hem eğitimin geldiği nokta!

 

Başka Bir Öneri: Uzlaşı Birimleri

Arabulucular var fakat oradaki süreç biraz daha sıkıntılı. Açıkçası uluslararası hukuk aldığım ve uluslararası hukuk ile ulusal hukuk birbirinden farklı olduğu için uluslararası hukuk gibi düşündüm. Uluslararası hukukta arabuluculuk yöntemi vardır. Hüseyin Pazarcı’nın kitabında güzelce var fakat çevirimiçi bulabileceğiniz M. Yusuf Eren’in yüksek lisan tezi olan uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde arabuluculuk yöntemi’ne göz atabilirsiniz (Selçuk Üniversitesi).

İş konusunda bazı şirketler ile veya kişisel ilişkilerde bazı ciddi sorunlar ortaya çıkabilir ve tarafların bakış açılarından kaynaklı olarak hakarete varan suçlamalara gidilebilir ve tarafların haysiyetlerine dokunacak suçlamalar yöneltilebilir. Bunlardan kaçınmak amacıyla, hukuk bürosuna birlikte başvurulup, konuyu taraflar açıklamaları ve sonunda büroların vereceği kararı kabullenerek devam etmeleri sağlanmalı. Tabi bu büro serbest avukatların bürosu değil, yine bakanlığın yetkilendireceği bürolar olmalıdır.

Yani hukuk konusunu biraz daha hayatımızın içine sokmak gerektiğini düşünüyorum.

 

Sonuç Olarak

Şipşak mahkemeye dönecek olursak,

  • Hızlı karar alma
  • Topluma kötü örnek olacak davranışları cezalandırma
  • Ciddi konulara bakacak olan mahkemelerin yükünü hafifletme
  • Adaletin yeniden tesisi

ve bunlar gibi nice konuyu uygulayabilmek amacıyla; uluslar ve uluslararası kanunlara uygun, en önemlisi keyfi kararlar verilmesinin önüne geçecek şekilde bir sistem geliştirilebilir.

Devşirme hukuk sistemi yerine, birazcık öze dönüş şart gibi.

Fikir bazılarına (ve belki hukukçulara göre) saçma görünebilir. Fakat ortada bir fikir var. Üzerinden gidilebilir, buradan yola çıkılarak bambaşka çözümler uygulanabilir. Dediğim gibi ortada ham bir fikir var.

Ben ahlaksız insanlar görmek istemiyorum. Hayvana, doğaya, çocuğa, kadına, yaşlıya eziyet çektiren yaratıkları görmek istemiyorum. Kurallara uymayan, kendini uyanık zanneden fakat fark etmeden toplumu çöküşe sürükleyen tipleri görmek istemiyorum. Onca camiye, dindar nesil yetiştirme planlarına, Diyanete para akıtılmasına rağmen daha kötü hale geldik.

Çünkü eğitim ve adalet çökmüş bir halde. Devletin devlet olma geleneği ve özelliği hiç olmadığı kadar bozulmuş haldedir. En başındaki isimler dahi, en temel hukuk kurallarına uymuyor (istifa etmeyen bazıları gibi!). Hâl böyle olunca, “balık BAŞtan kokuyor” ve toplum da kurallara uymayı reddediyor.

Toplumun geleneklerine ve yapısına uygun çözümleri acil ve keskin şekilde uygulamadığımız sürece sıkıntılardan kurtulamayacağız. Eğer bu toplum 25 kuruşluk poşeti bile önemsiyorsa (ki geçen yılın Aralık ayına göre aynı ürünlere RESMİ AÇIKLANAN ORAN İLE %20 daha fazla verirken önemsemeyip, 25 kuruşluk poşeti önemsiyorsa); o halde maddi yaptırımlar getirmek şart.

Maddi yaptırımlar yeterli mi? Değil. Parası olanın daha asi hayat yaşaması gibi bir şey düşünülemez. Bu yüzden yere çöp atıp, etrafı kirlettiğinde paranın yanı sıra o bölgeyi 3-5 gün temizleme görevi verilirse, tabi ki “sosyetik çevresine” mahcup olacağından dikkat edecektir.

Yaratıcı cezalar, maddi cezalardan daha çarpıcı ve etkili. O halde bunların üzerine de gitmek gerekir. Ne diyeyim, en kötü 2030’dan sonra yaratıcı uygulamalar ve projeler “uzmanlarla derin analiz ve beyin fırtınası” sonucunda gelecektir.

Devlet yapısı içinde de ARGE şart. Sadece şirketlerde olmuyor. Devlet yapısı içinde olması için partide ARGE zihniyeti gelişmeli. Fakat tek sesli, başka görüşlere tahammülün olmadığı bir yapıda bunların olması mümkün değildir. Bir yerde herkes aynı konuşuyor ve düşünüyorsa, orada kimse yoktur.

Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih