Ortalama okuma süresi: 10 dakika

Andıç: iki bölüme bölmeye karar verdim. İlk bölümde karar aşaması ve gidişim, ikinci bölümde ise 6 aylık süreç ve sonrası. Yazıları askerliğini yapan veya TSK mensuplarına değil, yapmayanlara ve kadınlara yönelik hazırladım.

**

10 Kasım 2020’de son blog gönderimi yazmıştım. Bir daha uzun süre elimi sürmemeyi planlıyordum ancak hayatımda değişiklik oldu. Askere gittim ve geldim. Bir hayat tecrübesi. Güzel mi değil mi okuyunca siz karar vereceksiniz. Beni tanımayanlar olabilir, takipçilerim dışında gelenler olabilir bu yüzden kısaca kendimi anlatarak başlatacağım ki; tamamen olmasa bile, görüş ve düşüncelerim, yaşam tarzımı biraz tartıp, hangi şartlarda askere gittim, neler düşündüm ve sonrasında neler değişti bunları daha net şekilde görebilin.

Tabii ki TSK’yı ve devleti korumak için bazı şeyleri yazamayacağım. Fakat 2014’ten bu yana olduğu gibi, bazı şeyleri de olduğu gibi yazacağım. Birilerinin canını, belki bazı devlet kurumları ve yöneticilerin canını sıkacak ki bundan hiçbir zaman çekinmedim. Değişmesi gerekenler var, değişecek. Okuyacaklar, canları sıkılacak, yine değiştirecekler. Bazı insanların hoşuna gitmeyecek şeyler de olacak. Fakat olabilecek en net şekilde yazacağım.

Ben Kimim? Fikirlerim Neler?

2014 yılında açtığım “emrecetinblog.com” aslında bunları anlatabilmek için vardı. İlgi alanlarım vs, blogumda ve “Emre Çetin Kimdir?” sayfasında fazlaca bulacaksınız. Fakat askerliğe giden süreci anlatabilmem için çok kısaca burada yazmam gerek.

Dedemin ailesi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Kırım’dan sürülmüş. Önce Romanya, sonra Bulgaristan’a geçmişler. Anneannem tarafından ise özümüz çoğu Balkan Türkleri gibi, Karamanoğlu Beyliğinin dağılmasından sonra Trakya’ya dağıtılan tebaadan olması kuvvetle muhtemel çünkü özümüzün Konya’ya dayandığı söyleniyor.

Dedem anneannemi kaçırıyor, evleniyor. Bulgaristan’da Türklere karşı baskı ve zulüm başlayınca (ki tanıdıklar, akrabalar Belene kampında Türk oldukları için işkence görmüş ve dayanmıştır), Türkiye’ye gelmişlerdir. Bu arada belirteyim, “Bulgar göçmeni” sözüne kızarız. Çünkü Bulgar değilz, özbeöz Türküz ve doğrusu da Bulgaristan göçmenidir. Çoğu insan bilerek söylemez, fakat orada adını Türk adından Bulgar adına çevirmemek için ve dinini değiştirmemek için kampta aylarca işkence gören insanlara Bulgar göçmeni demek doğru bir durum değil.

Annem Türkiye’ye geldiğinde 3 yaşındaymış. Anneannem teknik lise mezunu olduğu için Sümerbank Basma Fabrikasına sabah başvurup, öğleden sonra işe başlamış. Dedem de Erden Şekerleme ve sonrasında Sümerbank’ın dışındaki markette iş yaptı. İki işçi olarak hem Porsuk çayı boyunda bahçeli ev yaptırdılar, hem çocuklarını okuttular (dayım eğitim fakültesinde okudu, annem akademisyen oldu). Öğle yeme,ğini toplayıp, dayıma getirerek okuttular, zorlukla fakat birisi keman öğretmeni, diğeri eczacı (farmakolog) çocukları oldu, ben de okurken çok yardım ettiler. Dayımın çocuklarına da yardım ediyorlar.

Annem yardımcı doçent ve yaklaşık 30 yıllık akademisyen ve 15-16 yıldır ilaç sanayinde arge ve yöneticilik yapıyordu, kendi ilaç arge firmamızı kurduk (diğer firmalar için ilaç geliştiriyoruz). Babam ise mühendis. Daha sonrasında bebek üüzerine dükkan açtılar, kapandı şimdi emekli.

Biraz da Ben

Eskişehir’de doğduğum için pilot olmak istedim ve maddi durumum el verir vermez, pilot lisansı alacağım. Fakat 7 yaşlarından itibaren go-kart sürmeye başladım ve 4 yaşında direksiyon tutturmaktan başladılar, boş arazilerde 10-12 yaşlarında araba sürüyordum. Rallici olmak istiyordum ki bu da maddi durumum el verince olacak (eski bir arabayı ralli aracına çevireceğim de araba fiyatları roket hızıyla yükseliyor, sevgili Ankara’daki dostlarım, şuna bir göz atsanız: “Araba fiyatlarını da çifçilere yaptığınız gibi ucuzlatın“).

11 yaşımda programlamaya başladım, bilgisayar mühendisliğini çok isteyip gittim, Siri’nin yazılı halini 2008’de yapmaya başlamıştım ve Amerika’daki gibi bir eğitim sistemi düşünüp gittiğim için (arkadaşlarla şirket açarız, onlar da biliyordur, öğretmenler yardımcı olur gibi), aradığımı bulamayıp 16 yaşımdan bu yana ilgilendiğim, siyaset bilimi bölümüne (uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi) geçtim, buradan mezun oldum. Blog üzerinden bana ulaşan insanlar sayesinde ve Yılmaz Hocanın (Büyükerşen) ekibinin sayesinde siyaset sürecinin işleyişine de dahil olup gözlemleme fırsatı buldum.

Şirket açtıktan ve mezun olduktan sonra şirketi oturtmak için uğraştım, biraz düzene girince askere gitmeye karar verdim.

Zen, politika, tasarım gibi konularda saatlerce konuşabilirim ve markalaşma, psikolojik savaş, propaganda gibi alanlar da ilgi alanlarıma giriyor.

Yüzmeye bayılırım fakat voleybol, tenis, bateri, okçuluk, dans gibi nice alanla da uğraştım. Hayatını inceledikçe hayatıma yön veren ve farklı bakmamı/davranmamı ve düşünmemi sağlayan insanların başında Atatürk geliyor tabii ki ancak Putin ve Steve Jobs’un da yeri çok özeldir.

Askere Gitmeye Nasıl Karar Verdim?

İstiklâl Mücadelesinin 100. yılına özel; Atatürk ve milli mücadeleyi her yönden anlayabilmek için kitaplar okumaya başlamıştım. Yani 2019’dan, 2023’e kadar her yönünü kavramaya çalışacağım. Atatürk ile ilgili kitaplar okudukça (yanındaki insanların yazdıklarını ve Atatürk’ün konuşmalarını vs.),  Atatürk’ün askerliğe bakış açısı zihnimde yer etti. Zaten Atatürkçü bir ailede büyümüştüm.

Atatürk’ün Ankara Kız Lisesi ziyaretinde, tahtaya tebeşirle “vatandaşın en büyük hakkı seçim ve en büyük vazifesi de askerliktir” yazarak şunları söylemesi [1] [2] [3],

Dünyada kadınlar seçmek ve seçilmek hakkını kazanmak için çok mücadele etmişlerdir. Biz size hiç mücadele etmeden bu hakkı veremezdik. Fakat bütün Türk tarihi boyunca analarınız bu mücadeleyi yapmışlardır. Siz de onların hakkı olan seçmek ve seçilmek hakkına ereceksiniz. Fakat biraz önce söylediklerimi hatırlamanız gerekir. Milletvekili seçer ve milletvekili olursunuz, fakat aynı zaman da asker de olacaksınız.

Ayrıca kız okullarına askerlik dersi konmuştur [3].

Gluten alerjim var (unlu şeyler yediğimde çok rahatsız oluyorum), maddi durumum da vardı fakat zaten 6 ay olan askerliğe, yaşım 31 olmasına rağmen gitmeli miydim? Askerliğe gidiyorsam, Atatürk’ün askerlik hakkındaki düşünceleri ve herkesin gitmesi gerektiğini söylemesi %70 ve belkide %80 oranında etkili oldu.

Özel sektördeki saçmalıkların üzerine devlet kurumlarındaki yozlaşmayı ve rahatlığı görünce; yüzlerce ve hatta binlerce yıllık kültürle gelen Türk Ordusunu da görmek istedim, işleyişini öğrenmek istedim. Bu yüzden askere gitmeye karar verdim.

 

Askerliğe Gitmeden Önce Hazırlık

Tecilim 1 yıl önce dolmuş fakat covid nedeniyle atmış, 1 ay bakaya kalmışım, sonunda askerlik şubesine gittim ve 4-5 gün sonra askere gideceğimi öğrendim. Eskişehir Tepebaşı askerlik şubesindeki insanlar sabırlı ve gelen çocukların hepsine (onca saçma sorulara rağmen) gayet iyi davranıyorlar. Bunu söyledim, hepsi çocuklarımız gibi, bizim de yaşıt çocuklarımız var dediler. Gerçekten tebrik edilesi.

İstanbul’da gereken hazırlıkları yaptım, alışverişi yaptım. Tabii internette herkes başka şey söylüyor, kaldı ki her kışla farklı tutum sergiliyor olabilir. Bu nedenle hem hepsini okuyun hem de çok dikkate almayın.

Askerlikte Lazım Olan Şeyler

Bunu da araya sıkıştırayım; bot kilidine ihtiyacım olmadı, hırsızlık olmadı, dolaplar da açıktı, çengelli iğneye ihtiyacım olmadı ancak en çok ihtiyacım olanları yazayım:

  1. Tişört (her gün duş yapma imkânım vardı, hafta 1 çamaşır yıkanıyordu dolayısıyla bol bol tişört gerekti, bazı haftalar sadece çarşaflar veriliyordu, 2 haftada bir giysi yıkatılması gerekebiliyordu)
  2. Ayakkabı tabanlığı ki kışlada satılanlar 3 gün dayanmıyordu. Gratis vb yerlerde olan kaliteli tabanlar 2 ay gidiyordu. Botu sabah 6.15 gibi giyiyorsunuz, tüm gün ayağınızda ve yemekten sonra 18.30 gibi çıkartıyorsunuz ki bazen 23’e kadar çıkartamadığımı biliyorum. Bu yüzden tabanlık önemli.
  3. Sevdiğiniz jileti alın. Özelse bilemem fakat kantin özel değilse, ihale ve anlaşmalarla iş yürüyor, her traş markası yok. Jiletinizi falan alın derim.
  4. Siyah ve mavi kalem alın. Dolma olmasın, akıyor. İkişer tane almanız daha iyi olacaktır.
  5. Deodorant alın, yıkandıktan sonra ve her sabah koltuk altlarınıza sıkın, her duştan sonra tişört değiştirin ki ter falan kokmayın.
  6. Şampuanınızı ve duş jeli, lifinizi alın
  7. Boğaz pastili ve vitamin alabilirsiniz
  8. Mutlaka ama mutlaka bir saat alın! Decathlon’da 100 liralık saat vardı, aldım ve çok işime yaradı. 30-40 liralık saatler bozuluyor, kışlada satılanlar iyi değil.

Kamuflajlar yeni olduğu için haki yeşili değil de bej rengi gibi tişörtler alın. Şuraya ekleyeyim hatta:

**

Bunun dışında kamuflaj, pijama, eşortman, havlu, traş çantası vs her şeyi verdiler. Diğer şeylere bakarsanız, internette var ancak benim gibi bavulla gitmeyin. Çarşaf falan bile götürmüştüm, sivilliğe kaldırdım, gerek kalmadı.

Teslim Olma

Dedem, anneannem ve annemden ayrılmak tabii zor oldu. Teslim olmaya erken gidin diyorlardı, sıra falan dediler ancak benim birliğimde dağıtım yoktu. Acemilik birliği değil, gittim, kimse yoktu. İlk girerken heyecanlı oluyorsunuz tabii, bavulu falan arıyorlar. Hiçbir şey bilmiyorsunuz, nereye geldiniz nasıl yerdesiniz belli değil. Karantina koğuşuna aldılar, içeri bir girdim, değişik yer. Benim askerliğimi yaptığım yer eskiden NATO kışlasıydı, binalar ve düzen bunun için gayet iyidi. Kışla da rahattı, komutanlar iyidi, çocuklar iyidi, sorun çıkmıyordu. İkinci bölümde detaylıca anlatacağım zaten.

Karantina koğuşunda 3-4 kişi vardı konuşmaya başladık fakat garipsedim. Dolap yok, askeri elbise vs’yi vermiyorlar. Duş lifim, şampuanım vardı ve termostatlı duş vardı, banyo yapabildim. Ocak sonunda gittim, kışlık montum ve kıyafetlerim olmasına rağmen üşüyorsunuz. Üstelik her yere gidemiyorsunuz, yasak. Civ civ gibi herkes birlikte hareket ediyor. Tek başına hareket yok. Kantine planlı saatlerde gidebiliyorsunuz, sizi kimseyle temas ettirmiyorlar. Çocuklarla konuşuyorsunuz ancak ortam ilginç, bizim milleti de biliyorsunuz bir şeyler duyup gelmişler. Kimisi atılgan, kimisi “böyle yapın, benim bilmem neyim uzman, askerde böyle yapın” diyorlardı. Tabii devrecilik var mı durum nedir henüz bilemiyorsunuz. Bir kaç gün sonra çocuklar geldi tolpam 30 kişi olduk. Ben onlara, kimseye kendinizi ezdirmeyin, birbirinizi kollayın dedim. Bu, dünyanın neresinde olursa olsun geçerli olan bir kural. Okuyuculara da önerimdir.

Acemilik Dönemi

3-4 gün geçtikten sonra kamuflaj vs dağıtıldı, benimle birlikte 4 kişiyi ayırdılar, acemilikteki devrelerden başka yere gittim. Daha sonra görevlendirme ile aynı kışlaya döndüm. Gittiğim yer de yakındı. Kamuflajları giydikten sonra soğuk hava kesildi. Kamuflajlar gerçekten çok iyi. Doğu bölgesini bilmiyorum ama bulunduğumuz kışlada 2021/1A celbi olarak ilk kez yeni kamuflajı bizim celp giydi. Boyum uzun ve yeni kamuflaj olunca, eski askerleri çok trollemiştim.

5 kişi acemilik eğitimi aldığımız için özel ders gibi oldu. Bizden önceki celp ters bile sürünmüş. Ne kadar fazla kişi eğitim alırsa o kadar kötü. Üstelik gün sonunda ve haftasonları çocukları çalıştırıyordum. Bir kişinin hatası yüzünden onlarca ve hatta yüzlerce kişinin başı yanıyor. Başta bana da adaletsiz geldi, sonra anladım.

**

Yeni gittiğim yerde de karantina koğuşuna aldılar ve askerlikte ilk kez nereye düşdüm ben dedim. Alışkanlığı değiştirmek zor, askerliğin ilk başında ve ortalarında sık sık isyan ediyorsunuz. Üstelik rapor alıp gitmeme veya bedelli olarak yapma imkânı varken, saçma sapan tiplerin arasına düştüğünüzde de bunu görebiliyorsunuz. Hatta ilk hafta bedelli oluyor mu diye sordum ancak teslim olduktan sonra yapılacak bir şey yoktu. Arkadaşlara da dedim, böyle de düşünüyordum; her yerde olduğu gibi askere de gititğinizde oranın düzenine, kurallarına ne kadar kolay ve hızlı alışırsanız o kadar rahat edersiniz. Bunun için uğraştım.

Daha sonra usta birliğinin koğuşuna aldılar. Yaşımdan ve ikili ilişkilerimden ötürü rahat geçti. Komutanlar da, üst devreler de iyi çocuklardı. Burada özellikle vurgulayacağım nokta var:

Askeriye Devrecilik Var Mı?

Ordunun çekindiği ve bizim kışla komutanının dahi çok korktuğu durum, en ufak bir şeyin sosyal medyaya sızması. Bu konuda da haklılar, çünkü youtube’a bir bakıyorsunuz; devrecilik, saçma sapan eğlenceler, baskı, zulüm… Ben askerliğim boyunca böyle bir şeyle karşılaşmadım, başka birlikte de ciddi olmayan bir devrecilik durumu oluşunca takımı toplayıp ceza verdiler, uygun adım yürüdüler vs. Yani asla ama asla devreciliğe müsade yok.

Öte yandan ilk 1 aylık sürede bulunduğum birliğin çavuşu, gece 12’ye kadar uyumuyordu ve sabah 6’da kalkıyordu. Ara ara uykudan uyandığımda; çavuşun, üstünü açan askerlerin yorganlarını çektiğini gördüm. Bunun gibi nice olay var ancak hiçbiri sosyal medyaya yansımıyor. Köpük basma ve devrecilik videosu yüzünden, askere gidecek herkesde (bende de dahil) devrecilik var mı diye soru işareti oluşuyor. Fakat bırakın devreciliği, üstü açılan çocukların üstünü kapatan insanlar var.

Sosyal medya yüzünden Türk ordusu disiplinsiz ve devreciğin olduğu bir yer gibi görünüyor ancak böyle bir korkunuz olmasın. Tabii kışla ve sayıya bağlı olarak farklılık gösterecektir, ancak sosyal medya ve internette okuduğunuz gibi değil. Fakat disiplin konusuna geleceğim, hatta bazı kurumların içinden geçeceğim, bunu ikinci bölüme saklıyorum.

Acemilik İle İlgili Gözlemlerim

Hafızam kötü diyordum, ancak verilen şeyleri kolaylıkla ezberlediğimi gördüm. Fakat hızlı ezberleyip hızlı unutuyormuşum. Farkına vardığım şeylerden bir tanesi bu oldu. Tabanlarım ilk 2 ay fazlasıyla yamuldu. Çok ağır eğitim görmemize rağmen araba ve ofiste çalışmaktan, spor yapmama rağmen yürümediğim için ilk ay özellikle ayaklarımın altı uyuşuyordu. Akşam yattığımda hissetmiyordum. Yatak demişken, boyum 189, yatak 190. Yastığı nereye sokacaksınız? Nasıl yatacaksınız? 6 ay bununla ilgili sorun yaşadım.

Gelen çocuklar çok iyi. Askerliğin devamında da (birlik çavuşu oldum), bazen ceza vermek durumunda kalıyorsunuz ancak gelen çocukların iyi olduğunu görüyorsunuz. Yani torbacısı, insan kaçakçısı (Suriyelileri getiriyor), “anne tarafım kaçakçı, ne istersen hallederiz abi” diyenleri görüyorsunuz; bir sürü insan var ancak bakıyorsunuz hepsi özünde iyi çocuklar.

Çocuklarımıza Örnek İnsan Gerek

Atatürk, Putin, Steve Jobs hayatımdaki örnek insanlardı, çok şey öğrendim dedim. Hatta Emir Timur, Fatih Sultan Mehmet, Büyük Petro gibi bir çok lider ve insanın hayatından da çok şey öğrendim. Ailem ve büyüdüğüm çevre açısından, etrafımda önemli kişiler oldu. Siysetçilerin, Türkiye’de ilk 100’e giren şirketlerin yönetici ve sahiplerini tanıdım ve nasıl oturup kalktıklarını, ne yaptıklarını görme fırsatım oldu ve öğrenerek kendimi düzelttim. Fakat bakıyorsunuz çocuk suçun içinde doğmuş ve büyümüş, etrafında örnek alacağı kimse yok. Bütün gün tiktok’ta ömrünü çürütüyor.

Sonra hak verdim, dizi ve filmlere bakın, ünlülere bakın; ÇOCUKLAR KİMİ ÖRNEK ALACAK? Siyasete bakın, Erdoğan bir rol model. Lider özellikleri var, gençler için örnek alınabilecek birisi. Demokrasi ve tutumları yüzünden iyi bir örnek mi tartışılır ancak bunun dışında liderlere bakıyorum Kılıçdaroğlu’nu örnek alır mıydınız? Davutoğlu’nu? Yani Putin, Merkel, Trudeau ve hatta Sergey Lavrov (Rus Dışişleri Bakanı) gibi nice politikacı var, Türkiye’de kimi örnek alacaklar?

Bülent Ecevit var idi, çoğu sevmez ama Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan gibi nice isim var, o dönem liderleri şu andaki politikacılardan kat kat iyidi. Oturmasını, kalkmasını, konuşmasını, tartışmasını bilirdi. Ya şimdi? Bu konuya girersek uzun uzun giydirmeye başlayacağım. İşin özü, gençlere örnek olacak insanlar gerek.

“Efendim X bilim insanı var”. Yani hiç mi genç olmadınız? Örnek alınacak, davranışlarını ve hayatını inceleyecekleri insanlar gerek. Sırf bilim insanı ve başarılı diye örnek mi olur? Biraz karizma gerek, biraz başarı, biraz vücut… Yani sadece başarıdan örnek almazlar. Örnek alınacak dizi ve film karakterleri olamsı gerek, örnek olan olaylar Cumhurbaşkanı ve/veya siyasetçiler tarafından ödüllendirilmeli. İnsanlara doğruları anlatmamız gerek. Biz hep yanlışları eleştiriyoruz, haberlerde yanlışları gösteriyoruz. Peki ya doğrular?

Yemek

Çok şanslıydım. Bazı yerlerde sabah kahvaltıda çay yoktu, bizde vardı. Yemek şirketi ile geliyordu komando gibi 5 öğün alıyorduk, 3 ana ve 2 ara öğün. Çorbası, sulu yemeği, pilav/makarnası, meyvesi, ara ara içeceği, tatlısı… Bizim şirketimiz var ve kendimiz yapıyoruz; ne evimizde ne iş yerimizde böyle yemek çıkmıyor. Evet bazen sevilmeyen yiyecekler olsa da yemek konusunda çok şanslıydık. Tabii bizim millete bir şey beğendiremezsiniz. Fakat objektif olarak söylüyorum, gayet güzeldi, şanslıydık.

Askerlik Başlangıcı ve Acemilik Sonuna Kadar Gözlemlerim

Gururla söyleyeyim, atışlarda 3 mermiyi aynı yere sapladım. İyi acemilik eğitmi aldık. Biraz da takıntılı olduğum için askerlik iyi geldi. Minimalizm konumda da bahsetmişimdir, az giysiler istiyordum. Tek tip [Einstein (bilim insanı), Steve Jobs (Apple kurucusu), Mark Zückerberk (facebook kurucusu) gibi], buna kavuştum. Tuşlu telefon istiyordum, bilgisayar ve hayattan uzaklaşmak istiyordum, buna da kavuştum. Aşırı soğun ve kara fazla yakalanmadım. Çok sıcakları görmedim, yaprak dökümünü de görmedim.

Her şey yeni olduğu için farklı geliyor. Milletimizin şöyle bir sorunu var, bulunduğu an’dan zevk almıyor. Önce söyleniyor, yıllar geçtikten sonra da “hey gidi günler” diyor. O zaman herkese cehennemi yaşatmıştın söylenerek? Ben de söylendim, fakat hızlı toparladım. Ben de dahil, milletimizin böyle bir sıkıntısı var.

Atatürk’ü Anlamak

Atatürk’ü anlayabilmek için askerlik yapmanız gerekiyormuş. Bunu kesinlikle söyleyebilirim. Örneğin İtalyan elçiye koyduğu postayı daha iyi anladım.

Nasıl anladım?

İlk günlerde sivil giyniyorduk, evet uzmanlar falan belki ilgileniyordu mecburen ancak astsubaylar, yüksek rütbeliler pek ilgilenmiyordu. Kamuflajı giydik, o gün hemen başçavuşlar ve diğer komutanlar bizle konuşmaya başladı. Kötü bir şey olarak algılamayın, iyi anlamda bir “posta koyma” var. Asker olmaya başlıyorsunuz.

Bu tür ufak dokunuşlar oluyor. Komutanlar askerleri seviyordu. Atatürk’ü görüyordum ve merak ettim; Atatürk nedeniyle mi ordu bu haldeydi yoksa Atatürk, asker olduğu için mi böyle olmuştu? Askerleri ve insanları seviyor, konuşuyor fakat adap bilir, gerekirse lafı gediğine oturtur veya yukarıda yaşanmış olayda olduğu gibi “posta koyar”.

Üzücü Bir Olay

Kamuflajları giydikten sonra dediler ki binbaşı sizi görecek. Herkesi dizdiler, ben de en sağ en öndeyim. Sağ baş benim. Komutanı bekliyoruz. Koskoca binbaşı, şanlı Türk ordusunun subayı… Dedim ki herhalde gelecek bir konuşma yapacak; “yüce Türk milletinin, şanlı Türk ordusunun” diye başlar, “artık siz de ordu mensubusunuz, amacınız, görevleriniz” falan diyecek, gaza getirecek herhalde dedim.

Geldi, gelir gelmez biraz da bozuk şive ile, “bunlara tuvalet eğitimini verin” dedi, geri dön dedi, kep çıkartıp saçlara baktırdı tabii çömel komutu geldi. Görünürde “rahat oturtmak için” imiş ancak bacaklarınız bir iki dakikada uyuşmaya başlıyor. Neyse, saçlara baktı, kestirin dedi. Sonra kaldırıp geriye döndürdü ve “tuvalet eğitimlerini falan verin” dedi yanındaki astsubay veya subaya, kim vardı hatırlamıyorum.

Tam giderken dedi ki, “bunları boş bırakmayın, boş kalırsa siki kalkar, karınca yuvasına sokup ısıttırırlar”. Sonrasında da gitti. Sansürlü yazmadım, bu konuları yazarken bir çok şeyi de yazmayacağım. Fakat bunu yazıyorum. İkinci konuda ordunun özellikle 15 Temmuz sonrası geldiği durumu ve bazı insanların tavırları nedeniyle yazıyorum.

30-35 yılını mesleğe veren astsubayların, sırf rütbe nedeniyle subaylara neden yedirildiğini veya bu şekilde binbaşıların nasıl orduda rahat davranabildiğini anlatabilmek için yazacağım. Kimi generaller, paşalar var; “mehmetçik” diye ölüp bitiyor. Kimisi de var, “asker boş kalırsa siki kalkar” diyerek kışlada ağaç budayıp, askere ağaçları taşıtıyor. Bu ağaçların üzerinde erik ve elmalar vardı. Asker güzel yerleri almıyor, aldığı yerleri güzelleştiriyor fikrini savunuyordum ancak bu binbaşı gibi bazıları var…. Neyse yeri gelince yazacağım.

Sonuç Olarak

Bu konu biraz giriş gibi oldu. İkinci bölümde hem ordunun içini hem de çocukları ve 2030’da nasıl bir Türkiye olması gerektiğini, gördüklerimi anlatacağım. Her şeyi anlatamam, orduya zarar verecek şeyleri de anlatmayacağım fakat bazılarına rahatsızlık vermek gerekiyor. Diğer türlü değişmeyecek durumlar var.

Belki akşama ya da en geç 2-3 gün içinde ikinci konuyu yazacağım. Askerlik disiplini, sistemi orada olacak.

İşin özü, askere gitmekten memnunum. Sabrın yanında öğrendiğim bazı konular daha oldu. Askere gidecek arkadaşlara endişelenmemelerini, öğrenecekleri çok şey olduğunu söyleyebilirim. Farklı bir üniversite gibi. Üniversitede de çeşit çeşit insan geliyor, farklı şehirlerden ve ülkelerden geliyorlar (okuduğum üniversitede 6 bin yabancı öğrenci vardı) ve farklı insanları tanıyorsunuz. Burası da üniversite gibi bir yer. Kesinlikle öğreneceğiniz çok şey olacak. Korkacağınız bir şey yok, Türk Silahlı Kuvvetlerine emanetsiniz. 6 ay az bir süre.

İşin iç yüzü, tuvalet durumları, eğitimler, sorunlar, iyi yanları, yaşadıklarım… Her şey bölüm 2’de.

 

 

Kaynaklar:

[1] Münir Hayri Egeli, Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar, Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçılık, Ankara 1959.s. 57-58

[2] Atatürk ve Unutulmaz Anıları, Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009

[3] Nihan ARSLAN, Atatürk ve Kadın, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2013-1/15.pdf

Son Değişiklik: 29/07/2021 - 17:36