Bugün, her defasında “milli iradeden” bahsedenlerin baskı ve zorbalığı ile; İstanbul’da yaşayanların verdiği kararlar hiçe sayılmış ve yıllardır askeri darbeden bıkmış olan halkımız, bir başka türde sivil darbe ve hatta hukuki bir zorbalıkla karşı karşıya kalmıştır!

Blog üzerinden, Türkiye Cumhuriyeti’nde her türlü özgürlük, demokrasi, insan hakları, yasama-yürütme-yargı dengesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının bittiğini her fırsatta dile getirdim. Sandıktan sonuç çıkartmanın, sadece “demokrasi illüzyonu” olduğunu anlatmaya çalıştım.

Görüldüğü üzere, köşeye sıkıştığı her seferinde “milli irade, sandığa saygı” diyenler; Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir kara leke bırakmıştır. Her türlü safsata çürütülmüş, her türlü bahane ve iftira çürütülmüş olmasına rağmen, YSK; hukuk dışı bir karar ile İstanbul’da rant ve koltuk kaybetmekten korkanların politik tetikçisi konumuna düşmüştür!

Tarih YSK’yı ve bu kararı utanmadan alan sözümona hakimleri affetmeyecektir!

*

Hem nostalji olsun, hem de aslında yıllar geçse de hiçbir şeyin değişmediğini anlatmak için biraz eski blog gönderilerine gideceğim…

 

Gelecek Dönemde Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler

2015’in Mart ayında bu başlıkla bir konuyu yayınlamıştım. Neler demiştim o yazıda?

  • TSK tehlikesi: irticadan atılan (bilinen) 1800 kişi, orduya geri dönüyor [1].
  • Devrim için ordu şart, haliyle ya polis devleti kuracak ve jandarmayı İçişleri’ne bağlayacak (bağlandı aynı zamanda polis devleti kuruldu).
  • TSK darbe yaparsa, AKP’ye yarar. Bknz: 15 Temmuz kalkışması! Kalkışmadan sonra durum kullanılarak refranduma gidildi, başkanlık sistemi geldi.
  • CHP içindeki rahatsız olduğum gruplar vardı. Ne yazık ki Yeni CHP ile ulusalcı gruplar yani Atatürkçü ve milliyetçi gruplar partiden ya atıldı, ya istifa etti, ya susturuldu. Son kale Muharrem İnce idi.
  • Savaş çıkabilir, operasyon başlatılabilir dedim. Suriye’ye başlatıldı ve tabi ki politik malzeme olarak kullanıldı. Hoş operasyon doğru karardı, fakat IŞİD ile mücadele ve mülteci politikaları başından beri yanlıştı.
  • Ekonomik kriz gelecek. 2020-2023 içinde bekliyordum fakat daha erken geleceğinden, 3-4 yıl içinde vuracağından bahsetmişim.

Yukarıdakileri ne zaman yazdım? 2015 yılında. Şöyle bakınca, maalesef hepsi çıkmış. Aslında fal bakmıyorum, yani bu olanlar süpriz değil; aklı başında yorum yapabilen, verileri biraz inceleyebilecen ve siyaseti bilen böyle olacağını fark edebilecektir.

**

Nisan ayında, “bir ülke nasıl berbat edilir 101” başlıklı konuyu açarak, yine krizin geleceğine ve nedenlerine, dolayısıyla çözümlerine dikkat çekmeye çalışmışım.

Aralık 2015’te “demokrasi sandıkta başlamaz sandıkta biter” başlıklı konuyu yazmıştım. Şöyle demişim:

Demokrasi bir bütündür. Farklı görüşlerin dinlenmesi, bir olması, tartışmasıdır. İki tarafta tamamen kazanamazken, iki tarafında kazanmasıdır. NSDAP ile Almanya’da, Nazilerin nasıl “sandık” ile demokrasiyi sonlandırdığını gördük. Bir çok örneği var…

[..]

Seçim…
Neyi Seçim?

Demokrasi vaad edenlerin, parti içinde demokrasi sağlayamamasını mı,
Demokrasi içinde, demokratik olmayan sistem için demokrasi dışı işler yapanları mı???

Sandık, demokrasinin son basamağıdır. Hatta sondan bir önce. Son basamak, “barışçıl şekilde değişim”. Fakat Türkiye’de, demokrasi tamamen sandıktan oy çıkartmak olarak algılanıyor.

2016 Ocak ayı: “her kriz otoriterlik her otoriterlikte yeni krizler doğuruyor

2015 ve 2016’da söylediğimi yazdım: “2017-2018 Türk ekonomik krizi“.

Daha fazla eklemeye gerek yok, arşiv bölümünden 2018 ve 2018 yazılarına da bakabilirsiniz. İlk yazılara bir göz attım bugün ve 2015’ye, Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri yazdığım yazı dikkatimi çekmişti… 4 yılda değişen hiçbir şey olmamış. Dediklerimin çıkması dışında.

 

İstanbul Seçimlerinin Tekrarlanması

Bana tekrarlanır mı diye soruyorlardı. Açıkçası iktidarın böyle bir çılgınlık yapabileceğine ihtimal bile vermiyordum. Erdoğan’ın sözlerinden de kabulleniş var gibi anlaşılıyordu fakat bir çılgınlık yapılarak, saçma sapan bahane ile seçimler yenilenecek.

Gerekçe nedir?

YSK’nin kararını, sandık kurulu başkan ve üyelerinin kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmaması nedeniyle aldığı öğrenildi [2].

Olay neden patlamıştı hatırlatayım: AK Parti Yüksek Seçim Kurulu Temsilcisi Recep Özel demişti ki, “bazı sandık başkanları özel banka ve özel okul çalışanları” [3].

Sandık başkanı nasıl belirlenir? 298 sayılı kanuna göre:

Madde 22 -(Değişik: 13/3/2018-7102/3 md.)
İlçede görev yapan tüm kamu görevlilerinin listesi, mülki idare amiri tarafından yerle-şim yeri adresleri esas alınmak suretiyle ilgili ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilir. İlçe seçim kurulu başkanı, bu kamu görevlileri arasından ihtiyaç duyulan sandık kurulu başkanı sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit eder ve bu kişiler arasından mani hali bulunmayanları sandık kurulu başkanı olarak belirler.

Merak ettiğim bir kaç şey var:

  1. 17 yıldır neredeyse her yıl seçimlere gidiyoruz, seçim tarihimizde ilk kez mi bu oldu?
  2. Bu uygulama, daha önce yapılıyorsa; Cumhurbaşkanlığı ve Anayasa referandumu tekrarlanacak mı?
  3. Eğer böyle bir şey var ise, CHP neden Anayasa referandumunda bu durumu fark edip gerekeni yapmadı?

Sorular çoğaltılabilir.

 

Oysa Sadece İstanbul Kaybedilmişti

Sanıyorum Erdoğan ve iktidarın çok iyi bileceği üzere, Türk milleti mağdurları sever. İstanbul’da canla başla çalışarak seçilen birisi var. Bu seçimlerde oy alamadı diyemiyorlar. Diyebildikleri tek şey, “sandık başkanı, kamu görevlisi değil”. Ee? Orada sandık görevlileri var, ellerinde ıslak imzalar var. Yani seçimi değiştirecek bir durum yok aslında.

Seçim öncesi “onlardan olmayanlara” vatan haini dediler. Neler neler dediler. Yetmedi, seçimden sonra algı operasyonu yaparak, sanki seçimlere hile karıştırılmış olduğu izlenimi yaratmaya çalıştılar fakat hukuken kabul bile görmedi.

Ekrem İmamoğlu, insanlar tarafından doğru düzgün bilinmiyordu. Yandaş medyada rezil bir habercilik yapıldı, Ekrem İmamoğlu’na çirkinlikler yapıldı. İmamoğlu, verdiği cevaplar ve davranışı ile oy kazandı. Söylemi, birleştirici olması, insanlara ulaşabilmesi ile oy kazandı. Yani aslına bakarsanız, Ekrem İmamoğlu’nun önplana çıkmasında yandaşların tutumunun önemli payı var, bu bir.

İkincisi, seçim gecesinde Ekrem İmamoğlu’na resmen “pislik” yapıldı. Ekrem İmamoğlu direndi ve halk gözünde efsaneleşti. Ekrem İmamoğlu’nu şu anda sevenlerin bir çoğu, eminim seçim gecesi milletin iradesine sahip çıktığı için seviyordur. Yani seçim gecesinde Anadolu Ajansının tutumu, yapılan çirkefliğe direnilmesi; Ekrem İmamoğlu’nu efsane yaptı. Bu iki.

Son olarak İmamoğlu belediye başkanı olmuş ve bununla ilgili hiçbir şey yapamayacaklarken, çok saçma bir bahane ile seçimleri tekrarlatmak; Ekrem İmamoğlu’nu mağdur haline getirdi. Halkımız mağduru sever, destek verir. Bu seçimlerde %50 üzeri oy alması muhtemeldir. Bu da üç.

**

Bu yüzden Erdoğan’ın nasıl böyle stratejik hata yapabildiğini anlamak güç. Bıraksa, sadece İstanbul kaybedilmiş olacaktı. Ekonomiyi düzeltip, AKP içinde temizlik yapıp; İstanbul’u alma şansı vardı. Fakat seçimin tekrarlanması artık AKP ve Erdoğan için sonun başlangıcı olacak. İstanbul’u haliyle rantı kazanmak isterken; iktidarı sallantıya girdi.

İhtimal vermiyorum fakat seçim sonunda İstanbul’u kazansalar dahi artık son başlamıştır. Hırslar; ülkede kutuplaşmaya, bölünmeye neden olmuştu. Şimdi ise korkular, ülkeyi kaosa sürükleyecek ve hem tarihe kara leke olarka geçecek, hem de AKP’nin sona yaklaşmasını hızlandıracaktır.

 

Bu Kararın Sonuçları Olacak

Türkiye’de özgürlükler kısıtlı. Basın özgürlüğü yok diyemeyeceğim çünkü basın yok. Sadece propaganda araçları var. Yasaklar var. Yürütme; yasama yani meclis ve yargıdan daha güçlü halde. Haliyle yasama-yürütme-yargı dengesi kalmadı. Her şeyi tek adamın karar vermesi, hiçbir şeyde düzgün karar alınamamasına neden oldu. Hepsinin ötesinde yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yok.

Haliyle yatırımcılar gelmez. Haliyle zaten 2013’ten bu yana sürekli olarak değer kaybeden TL daha da değer kaybedecektir.

Bugün sabah saatlerinde dolar 5.98 idi. Karardan sonra 6.10’larda.
Asgari ücret 2020₺ ve 5,98’den hesaplarsak: 337,7 dolar
Karardan sonra: yani 2020₺’yi 6,10’dan hesaplarsak: 331,1 dolar.

Bakın henüz olay sıcağı sıcağına. Cuma günü göreceğiz fakat daha ilk günde 6,6 dolar kaybetti asgari ücretli. Yani 40 lira!

2010’da asgari ücret, o günün kurundan hesaplandığında 407 dolar idi. Şimdi ise 331 dolar. 9 yılda 76 dolar yani mevcut kurla 462₺ asgari ücretlinin cebinden çalınmış. Haliyle 2010’dan bu yana sürekli olarak çöküş olduğunu görüyoruz. 2010’da birden olmadı. 2007’den sonraki kararlar etkili oldu. Demek ki AKP’nin sadece ilk yılı ekonomide etkiliymiş. Peki öyle mi?  AKP başarısı mı?

bknz: Sürdürülebilir Ekonomi Vergiler ve Türkiye’de Yaşamanın Ekonomik Ağırlığı

**

Yıl sonunda doların 6,30-6,50 arasında olacağını düşünüyordum:

**

Yeşil ve kırmızı arasında çizdiğim trend devam edecek diye düşünüyordum. Bu da aynı kalırsak. Yani adım atılmazsa. Haliyle yıl sonunda 6,30-6,50 olmasını bekliyordum. Fakat bugün verilen karar, ekonomi alanında hâlâ elle tutulur bir şeyler yapılamaması… Bir kaç hafta içinde bahsettiğim sayılara ulaşabiliriz.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı 500 bin dolardan 250 bin dolara indirildi. Çünkü paraya ihtiyacımız var. Yani Arabı çorabı gelip burada 250 bin liraya daire alırsa veya işe yatırım yaparsa; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı alıyor. Bu nedenle her yerde Arap görüyoruz. Önce Avrupalı turistler gitti, şimdi Arap turist geldi. İşler karışacak. Bu kafayla gidilirse, vatandaşlık 100 bin dolara da düşer. Bunu da ek bilgi olarak vereyim.

 

Sonuç Olarak

Seçim tekrarlanır, muhtemelen Ekrem İmamoğlu %50’yi aşkın bir oyla kazanır. Fakat bu seçim, devamındaki süreç ve bugün verilen kararla bir kaç şeyi anlamış olduk:

  1. millet vergi üstüne vergi verirken, bunlar devleti ve belediyeyi sömürmüş
  2. her yerde mide bulandırıcı yolsuzluklar var
  3. Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını tamamen kaybetmiş
  4. olası bir durumda koltuğu bırakmamak için gerekirse iç savaş çıkartırlar

17 yıldır Türlüğe, Atatürk’e, Atatürkçülüğe, Türkiye Cumhuriyeti temellerine, adalete, özgürlüğe, insan haklarına, demokrasiye yapmadıklarını bırakmadılar. Zannediyorlar ki korkumuzdan susuyoruz, siniyoruz. Oysa Irak, Suriye, Libya gibi olmamak için sağduyu gösteriyor bu halk! Kurtuluş Savaşı’ndan önce farklı cephelerde savaşmış, yorgun düşmüş; Kurtuluş Savaşı ile elde, avuçta yokken sıfırdan bu ülke kurulmuş. Anadolu insanı sıkıntılara göğüs gerer. Anadolu insanı sessiz kalır. Yapılanlara da sessiz kaldı. Fakat binlerce yıllık devlet geleneğimiz var, devlet olma bilincimiz var. Bu yüzden susuyoruz. En net cevabı, yine sandıkta veririz. Yine de zorlamayın.

Mevcut iktidara güvenerek veya korkusundan bu kararı verenler bilsin ki; devir değişir, devran döner, iktidar el değiştirir. Bugün güvendiklerini veya korktuklarınız, yarın orada olmaz. Fakat biz, bugün yapılan haksızlıkların, yolsuzlukların, hukuksuzlukların hesabını sorarız.

Erdoğan gider, iktidar biter, sizler görevlerinizi bırakırsınız…
Her birimiz bu dünyadan da çekip gideriz. Fakat tek bir şeyi unutmayın,

Türklük, Atatürkçülük ve Türkiye Cumhuriyeti, “İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR!”

 

Kaynaklar

[1] İrticadan atılanlar geri dönecek
Kaynak Yeniçağ: İrticadan atılanlar geri dönecek (16 Şubat 2011). Yeniçağ. Erişim tarihi: 7 Mayıs 2019, https://www.yenicaggazetesi.com.tr/irticadan-atilanlar-geri-donecek-46147h.htm

[2] İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi yenilenecek(6 Mayıs 2019). CNNTürk. Erişim tarihi: 7 Mayıs 2019, https://www.cnnturk.com/turkiye/ak-parti-ysk-temsilcisi-recep-oel-secim-yenileniyor-hayirli-olsun

[3] AK Parti YSK Temsilcisi Özel’den ‘İş Bankası çalışanı sandık başkanları’ açıklaması(25 Nisan 2019). Sputniknews. Erişim tarihi: 7 Mayıs 2019, https://tr.sputniknews.com/turkiye/201904251038871814-ak-parti-ysk-temsilcisi-ozelden-is-bankasi-calisani-sandik-baskanlari-aciklamasi/

Seçimlerin Temel Hükümleti ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun (1961). 298 sayılı kanun. Sayı:10796, 2/5/196. Madde 22 (Değişik: 13/3/2018-7102/3 md.)

%d blogcu bunu beğendi: