Ortalama okuma süresi: 15 dakika

Joe Biden’ın o talihsiz sözlerini vereceğim… Bir süredir ABD’nin dost ve müttefikimiz olmadığına ilişkin yazı yazmayı düşünüyordum. Özellikle F-35’lerden sonra. Ertelemiştim. Bugüne kısmetmiş.

Yanlış anlaşılmasın, ABD’yi birileri gibi dış mihrak ilan etmiyorum ya da sadece Türkiye’ye özgü davranışta da bulunduğunu söylemiyorum ancak ABD’nin yapısı bu. Türkiye-Yunanistan araları bozuk olabilir ancak ikisine de silah satar, ikisiyle de ortak tatbikatler düzenler, ikisiyle çeşitli projeler geliştirir. Her yerde bunu yaptı. Bunu yapabilecek tek güç de ABD. Bu anlamda diplomasi ve küresel politikayı iyi kullanıyor.

ABD Türkiye İlişkileri

Nereden başlasam bilemiyorum… Giriş olması bakımından güncel olayları birazcık yazayım:

  • ABD, Türkiye’den Libya’ya güç göndermesini istemedi ve yaptıklarını desteklemediklerini belirtti [1]. Ya da gazeteci gibi başlık atayım: “ABD, Türkiye’nin Libya’da yaptıklarını desteklemiyor”.
  • Suriye’ye yapılan Barış Pınarı Harekatı nedeniyle ekonomik yaptırım uygulama kararı aldılar [2].
  • Denizlerin Sevr haritası olan Seville haritası ile, 7,3 km karelik adanın, Türkiye’yi Akdeniz’de boğmasına izin vermeyeceğimiz için yaptığımız operasyonlara tepki gösterdiler ve bazı senatörler Türkiye’ye yaptırım istiyorlar [3].
  • ABD’nin PKK’nın Suriye kolunun siyasi ile petrol antlaşması yapmarak yıllık 7 milyar dolar kazandıracak olması [4],
  • Yine ABD’nin, PKK’nın Suriye koluna IŞİD ile mücadeleyi bahane ederek silah yardımı yapması [5] ve Türk askerine karşı kullanılması da cabası…
  • İlkokul mezunu Fethullah Gülen’in, üniversite mezunları ile böylesine yapılanarak 1980’den itibaren hiçbir iktidar tarafından dokunulmadan (ki Ecevit, Bahçeli, Türkeş, Çiller, Yılmaz, Demirel… hepsi dahil) büyümesi ve devlet içinde devlet oluşturması sizce ABD kurumlarının desteği olmadan olabilir miydi? FBI’ın karşı çıktığını biliyoruz ancak CIA gibi bir kaç kurumun desteklediğini biliyoruz [6].

Gördüğünüz gibi günümüzde Türkiye için 3 büyük tehdit var; Suriye’nin parçalanması, Libya’nın parçalanması ve Doğu Akdeniz’de bizi uluslararası hukuka, hak ve hakkaniyete, akla ve mantığa aykırı şekilde, eşi benzeri görülmemiş şekilde sıkıştırmaları:

**

1919’daki gibi, denizlerin Sevr’idir bu! Uluslararası hukuk ve denizler hukukuna aykırıdır. İlgili yazı: “Doğu Akdeniz’de elimiz çok güçlü ancak…

Görebileceğiniz üzere en sıcak ve Türkiye’ye çok büyük tehdit olan 3 konuda da ABD, Türkiye’ye karşıdır. Yunanistan-Mısır antlaşmasının ardında ABD’nin de parmağı vardır [7]. İddia Dr. Naim Babüroğlu’nun ki, Arabistan’da “biz olmasak 2 hafta iktidarda kalamazsınız” gibi bir laf etmişti. Mısır’a da baskı yapması normal ancak aceleye geldi ve hem Mısır’ın hem Yunanistan’ın yanlış kararı oldu ve Meis adası kabul edilmedi.

ABD’nin Türkiye’ye İlişkilerinde Önemli Noktalar

Unuttuğum bir sürü şey olacaktır. Uzmanı ve tarihçi olmadığım için atladığım konular da olabilir ancak vereceklerimin yeteceğini düşünüyorum.

Şöyle biraz geriye giderseniz ne göreceğiz? ABD’nin Irak’taki Türk karargahına tam da ABD’nin bağımsızlık günü olan 4 Temmuz’da baskın vererek, etrafını sarması ve Türk askeri son mermesine kadar savaşıp şehit olmak istemişken, bizimkilerin tersini emretmesi sonucunda askerlerimiz gözaltına alınmış ve kafalarına çuval geçirilmişti.

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Kısaca ABD-Türkiye İlişkileri

Yeni Türkiye Dergisi’nin “Mondros’tan Mudanya’ya kadar olan dönemde genel hatlarıyla ABD’nin Türkiye politikası ve Türk-Amerikan ilişkileri (1918-1922)” yazısından alınmıştır [8].

Yazıda, mütareke döneminde ABD’nin Türkiye’de Hristiyanların durumuyla ilgili çalışmalar yaptığını söylüyor. Tümgeneral mi yoksa General mi olduğunu anlayamadığım James Harbord’ın Doğu bölgelerine gönderildiğini ve İngilizlere göre daha objektif yaklaştığını ve Harbord’ın hazırladığı raporda doğu bölgelerinde Ermenilerin nüfusunun çok olduğu iddialarını kabul etmediğini de rapora geçirdiğini yazmış ki bu önemlidir.

Dönemle ilgili yazılar var ancak buraya hepsini taşımayacağım. Fakat Osmanlı’nın Suriye’ye gönderdiği Ermenilerin bir bölümü ABD’ye göç etmiştir. Burada Türkiye’ye karşı ağır propaganda yapmışlardır, dolayısıyla ABD’de bundan etkilenmiştir. Zaten Ermenilerin şu hayattaki tek varoluş nedenleri Türk düşmanlığı sanırım.

(ilgili makaleyi okumanız yararınıza bu arada)

**

Konumuza geri dönecek olursak; 1922’de Rum çetelere destek amacıyla Samsun ve Trabzon’un ABD ve Rum gemilerince bombalandığı bir kaç yerde yazılıp söyleniyor [9]. Kaynak wikipedia, dolayısıyla bir kaynak olarak ne kadar algılanır bilemem muhtemelen doğru değil, çünkü bir belgesel ya da şu an hatırlamadığım bir kitapta karşıma çıkmıştı ve başka doğru düzgün bir kaynak bulamamıştım.

1945’te, Sovyetler Birliği’nin Türkiye baskıları artmıştı. Giresun’a kadar olan bölgeler Gürcistan’a bırakılsın denmiş ve Boğazlar konusunda yine baskılar artmıştı. ABD ise bu fırsatı kaçırmayarak 1946’da Vaşingtın’da öldürülen Türk Büyükelçisi Münir Ertegün’ün naaşını Mizuri (Missouri) zırhlısıyla görkemli şekilde Türkiye’ye getirince işin rengi değişti [10].

Truman Doktrini ve Marshall Planı ile Türkiye’ye büyük yatırımlar yapıldı. Tabii buralarda şunları da anlatayım; Atatürk, bir çok tarikati ve topluluğu kapatmıştı ki bunların içinde Mason locaları da dahildir. ABD, Sovyetlerin boğazlar isteğine karşılık Boğazlarımızda üs istemiş ancak Türkiye reddetmişti. 1950’de Demokrat Parti iktidara geldi ve Amerikan koleji çıkışlı Menderes, bu grupları açmış ve Mason Locasına binalarını geri vermiştir.1952’de NATO’ya girdik, 1954 yılında İncirlik Üssü’nü ABD’ye teslim ettik.

CHP’nin hiç mi suçu yok? İşte size üstteki yazıya dikkat.

Misuri’nin gelişinin anısına PTT, “Missouri” adlı 3 pulluk bir seri yayınladı. TEKEL, 50 sigaralık özel sigara üretti. Hereke halı fabrikasında 18 küçük halı üretildi.
Misuri’nin gelişi öncesinde Karaköy-Beşiktaş sahili arasındaki evler ve Beyoğlu’ndaki bazı binalar boyandı. Taksim’e büyük bir Misuri resmi konuldu.
Gece kulüpleri ve barların önüne “Welcome” ve “Burada İngilizce konuşulur” yazılı tabelalar yerleştirildi.
Misuri mürettebatını en iyi şekilde “ağırlamak” için İstanbul genelevleri beyaza boyanıp hayat kadınları muayene edildi.
Misuri’nin gelişinde, İstanbul’da bir ilk yaşandı: Dolmabahçe Sarayı’nın yanındaki Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nin minareleri arasına “Welcome” mahyası asıldı.
Artık Sovyet Rusya ve Almanya’dan uzaklaşan Türkiye, sessiz sedasız ABD eksenine kayıyordu. Türkiye, Almanya’dan uzaklaşırken Irkçı-Turancılığı; Rusya’dan uzaklaşılırken de komünizm ve solu tasfiye etti. Bir taraftan Turancılıkla ve komünizmle mücadele edilirken, diğer taraftan ABD’nin bir dediğini iki etmeyen, “Amerikancı İslamcılar” yetiştirilecekti. [11]

Din, komünizmin panzehiri olarak görüldü. Dikkat edin CHP döneminde oldu bunlar. Demokrat Parti dönemlerinde laiklik temeli olarak görülen Halk Evleri ve Köy Enstitüleri kapatıldı. Ezan tekrar Arapça oldu. Atatürk heykellerine saldırılar başladı.

Adnan Menderes 1951’de İzmir’de “İnkılap softalarının yaygaralarına rağmen… Türkiye Müslüman bir devlettir ve Müslüman kalacaktır” dedi. O günlerde İslamcı Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Dergisi’nde, “Böyle bir sözü, hem de bugünkü şartlar içinde söyleyebilecek başbakanın kölesi olduğumuzu ilan etmekle şeref duyarız” diye yazdı. [11]

Necip Fazıl Kısakürek’in dergisi de ABD’ye yanaşmak gerektiğini söylüyordu. Fesli deli de aynı şeyi söylemedi mi?

Videoya dikkatle bakınız! Özellikle feslinin sözlerine dikkat edin (1.05 sonrası)

“Yav Amerika’nın desteği ile gelen, Amerikan kuklası bir halife gelse…
Gelsin de kim gelirse gelsin… Hilafeti geri getirelim.
Clinton zamanı çalışan heyetten bana da teklif geldi, bu iş nasıl gerçekleşir?”

Yanlış duymadınız, Clinton döneminde planlanan ve dinlerarası dialogun da bir parçası olarak görülen ve Amerika tarafından CIA’in düşünce kuruluşu Rand Cooperation tarafından “sivil demokratik İslam: partnerler, kaynaklar, stratejiler” adında bir yayınında, hilafetin yeniden canlandırılması gerektiğini söylüyor. Bağlantısını da bırakıyorum: randcoorp [12].

Ayrıca 2004 yılının Aralık ayında National Intelligence Council yani ABD’nin Ulusal İstihbarat Konseyi adıyla kurduğu bir şemsiye ve düşünce kuruluşudur. Birleşmiş Milletler, iç ve dış bir çok istihbarat birimi ile ilişkilidir. Bunların da yazdığı “Mapping the Global Future [13]” belgesini de ekliyorum. Belgenin sayfasında şöyle yazıyor: “danışmanlar ve dünyadaki hükumet çalışanı olmayan uzmanlara dayandırıldı”. 2004 yılında rapor yayınlıyor ve “2020 ile ilgili bilgi, öneriler, görüşler” yayınlanıyor. Burada ne diyor: “HİLAFET YENİDEN CANLANDIRILMALI”.

**

Neyse eski dönemlere geri dönelim.

Türk-Amerikan ilişkilerini geçmişten günümüze çok güzel şekilde yazmış Sinan Meydan, Misuri’den Altıncı Filoya Türkiye’deki Amerikancılık yazısını okuyabilirsiniz.

1980 öncesindeki solcular, günümüz milliyetçilerinden daha vatanseverdi. 1980 öncesinin ülkücüleri de günümüz solcularından daha aydındı. Okuyorlar, araştırıyorlardı. Fakat bu gençler kötüye kullanıldılar. Gençlik eritilmeliydi. Bir soldan bir sağdan astılar(!), memurları attılar, devleti temizlediler. Yerlerine ise siyasal İslamcılar dolduruldu. Yani 1960 için diyemem ancak 1980 darbesinin ABD güdümü haricinde olması; Kanlı Pazar vb gibi bir çok olayda ABD’nin parmağı olmamasının imkân ve ihtimali benim için YOK.

Sadece radikal İslamcıları devletin göbeğine yerleştirmediler, 1982 Anayasasının 24. Maddesi ile birlikte darbeciler, zorunlu din dersini müfredata koydu. Özal döneminde, Körfez Savaşı’nda 1,5 milyon peşmerge Türkiye’ye mülteci olarak geldi ve bir bölümü terör örgütüne katıldı. Erdoğan döneminde de 5 milyona yakın Suriyeli geldi ve Türk pasaportları 250 bin dolara satıldı, bir sürü Arap da MÜLTECİ OLMAYAN STATÜDE geldi.

**

Yılmaz Özdil’in S400 başlıklı yazısını okuyunuz [14]. İzmir Çiğli’de insanlara yalan atılarak; cami yapacağız vs diyerek nasıl nükleer füzeyi koyduk ve SSCB’nin ilk hedefi olduk anlayacaksınız. Bunu neden anlattım? ABD’nin Misuri zırhlısını göndermesinin bir nedeni vardı. Tabii ki Türkiye’nin kara kaşı kara gözü uğuruna Sovyetler Birliği’ne karşı korumuyordu.

Küba Krizi için Thirteen Days (Yakın Tehlike, 2000) filmin tavsiye derim ki diplomasi konusunda çok güzel filmdir.

Kıbrıs Dönemine Doğru

Kıbrıs sorunu #1: operasyon öncesi son durum yazısında size detaylıca anlattım. Kıbrıs’ta Türklerin durumu çok zor idi. Avrupa ve ABD başta olmak üzere dünya, yaşananlara gözünü yumuyordu. Makaryos, Türklerin evlerini ve kimliklerini alıp; İngiltere ile anlaşarak karşılığında İngiltere’de ev ve İngiliz vatandaşlığı verdiriyordu. Böyle devam etse belki de adada Türk varlığı kalmayacaktı. Ancak devlet kültürü ve reaksiyonundan yoksun Yunan DEVLETÇİĞİnin Türk düşmanlığı ve kafatasçılığı yüksektir. Darbe ile birlikte askerler bu işi hallederiz dedi ve Kıbrıs’ta darbe düzenledi. Cunta yönetimi ise adada Türk soykırımı başlatınca Türkler müdahale etti. 1974 operasyonundan itibaren adada barış hakim ve Türklerin burnu bile kanamıyor. Rumlar Türk bayrağını indirmeye çalışmazsa, başlarına da bir şey gelmiyor. Sahi, Rum’u vuran askerin başına ne geldi biliyor musunuz?

Türk kimliğinden koparttılar. İşte size süper milliyetçilik. Türk milleti olarak da bu kadar sahip çıkmışız. Ağzımı çok kötü açacağım, bu yüzden burada kesiyorum ama bu millet milliyetçiliği bilmiyor, milliyetçiliği anlamaktan da aciz!

**

20 Aralık’ta Kanlı Noel olmuştu. Ne mi oldu? Sadece birazını vereyim (Yılmaz Özdil’in Asansör Paşası yazısından):

Noel arefesi…
Lefkoşa.
Kumsal mahallesi.
Numara 2.
Tek katlı, bahçeli ev.
Saat 22 suları.
Hava ayaz.
Boğuk, tok vuruşlar yırtıyor geceyi aniden, trok trok trok…
Kalleş basıyor.
*
Mürüvvet hanım lambaları söndürüyor telaşla… Hakan kucağında, uyuyor. Bebe henüz, 10 aylık… Dalıyor çocukların odasına, öbür koluna Kutsi’yi alıyor, dört yaşında, “kalk Murat” diye sesleniyor bi yandan… Gözlerini ovuştura ovuştura kalkıyor Murat, güya en büyükleri o ama, altı yaşında… Eteğinin ucundan tutuyor anasının geceliğini… Dışardan adeta hüzün abajuru gibi sızan sokak lambasının cılız ışığında, hayalet misali, parmaklarının ucuna basa basa banyoya süzülüp, dördü birden küvete giriyor ve koyun koyuna sarılıyorlar, çıt çıkarmadan, duyulmasın diye nefes bile almadan.
*
Korkunç bekleyiş başlıyor.
*
Bir dakika.
İki dakika.
Üç dakika.
Saniyeler, asırlar gibi uzuyor.
*
Önce şangırtı duyuyorlar.
Pencere.
Kırılıyor.
Sonra ayak sesleri…
Salondalar.
Vahşi haykırışları geliyor.
Ve…
Tekmeyle açılıyor banyo kapısı.
Eokacı üç Rum.
Basıyorlar peşpeşe tetiğe.
Tarıyorlar.
33 el.

[…]

Mürüvvet hanımı alnından vurmuşlardı. Yedi yerinden daha.
Murat’tan üç kurşun çıktı.
Kutsi’den iki.
*
Evin direği, baba, tabip binbaşıydı, o sırada evde değildi. Son üç günde 103 Türk köyü basılmıştı, yakılmıştı, ağır yaralılar vardı. Bu yüzden Gönyeli’ye gitmişti, insan kurtarmaya, göreve.
*
Bir babanın başına gelebilecek en büyük felaketi yaşayan bu tabip binbaşı, evlatlarının cenazelerini kendi elleriyle yıkadı. Minik bedenlerini, santim santim yokladı. Hakan’da kurşun izi bulamadı. Çünkü, 10 aylık bebecik… Vücudunu yavrularına siper etmeye çalışan annesinin altında kalmış, nefessizlikten boğularak can vermişti.
*
Sonra?
Rum taburu kurdular oraya.
Nizamiyesine şunu yazdılar:
“Cesursan, gel al!”
*
Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu mübarek memlekete toprak kazandıran tek lider, Karaoğlan…
Türk taburu kurdurdu tam oraya.
Nizamiyesine de şunu yazdırdı:
Cesurum, geldim aldım!

Johnson Mektubu

Bunu neden anlattım? 1- çok çabuk unutuyoruz, 2- Kıbrıs’ta böyle vahşet yaşanıyorken ABD Başkanı Johnson’dan ancak Trump’ın yazdığı kadar diplomatik olan bir mektup geliyor. Tam metnini bulabilirsiniz, hatta Demirel gelince yayınlanan resmi tercümesine buradan[15] ulaşabilirsiniz ancak benim dikkatimi çeken bir kaç bölüm vardır:

(…)
Kıbrıs’a vaki bir Türk müdahalesinin Türk-Yunan kuvvetleri arasında askeri bir çatışmaya müncer olacağı hususunda zihninizde en ufak bir tereddüt olmamalıdır.
(…)
NATO’ya iltihak esası icabı olarak, NATO memleketlerinin birbirleriyle harp etmeyeceklerini kabul etmek demektir.
(…)
Ayrıca, Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahale Sovyetler Birliği’nin meseleye doğrudan doğruya karışmasına yol açabilir. NATO müttefiklerinizin tam rıza ve muvafakatleri olmadan Türkiye’nin girişeceği bir hareket neticesinde ortaya çıkacak bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye’yi müdafaa etmek mükellefiyetleri olup olmadığını müzakere etmek fırsatını bulmamış olduklarını takdir buyuracağınız kanaatindeyim.
(…)
Fakat herhalde bilirsiniz ki politikamız Atina’da en sert şekilde infiale yol açmış (bizim aleyhimize orada nümayişler yapılmış) ve Amerika Birleşik Devletleri ile Başpiskopos Makarios arasında esaslı bir uzaklaşma husule getirilmiştir.
(…)

Buradan neler anlamanız gerektiğini sizlere yazmayacağım. Fakat İnönü’nün cevabını da özellikle uluslararası ilişkiler öğrencileri okumalıdır. Gayet net ve sağlam cevaptır. Fakat o meşhur söz ise 16 Nisan 1964’te, Batının Yunanistan’ın yanında olduğunu anlayınca Time dergisinde söylenmiş ve ABD’ye de giden bir mesaj idi [16]:

Müttefikler tutumlarını değiştirmezlerse, Batı ittifakı yıkılabilir… Yeni şartlarda yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini alır!..

Haşhaş Olayı Ambargo ve Kıbrıs Barış Operasyonu

ABD ile gel gitler olurken, 1971’de yasaklanan haşhaş üretimi 1974’te tekrar serbest bırakılıyor. MSP ve DSP (Erbakan ve Ecevit) koalisyonu, yıllardır yapılan hazırlığı noktalandırmak ister yani Kıbrıs Operasyonu ki 1974’teki darbe ve cunta yönetimi ile başlayan Türk soykırımı adımlarıyla MUTLAK hale gelmişti. Ambargo nedeniyle sıkıntı çekiyorduk ancak Kaddafi bize yardım etti. Peki Ankara’da eğitim görmüş, 1974’te petrol, para, techizat, mühimmat yardımı sağlayan Kaddafi’ye Türkiye’nin minnettarlığı nasıl oldu? Katledilmesine göz yumarak…

Yani Ecevit dönemindeki tüp ve yağ kuyruklarını eleştiren Erdoğan ve yobaz tayfa ya bilmiyor ya işlerine öyle geliyor ancak Türk çiftçisinin bağımsızlığını ve Kıbrıs’taki Türklerin hayatı ve şerefini korumak için uğraş verirken ambargo uygulanması neticesinde oldu.

Türk çiftçisinin özgürlüğünü savunan, Kıbrıs Türklerinin hayatını, şerefini, namusunu koruyan adamlara Türk milletinin tepkisi ne oldu dersiniz? Tekrar seçmediler. Kıbrıs Barış Operasyonu’nda ABD menşeili silahların kullanılmaması konusunda ambargo uygulanmasına karşılık, 31 Mart 1975’te Süleyman Demirel önderliğinde oluşturulan koalisyonun 25 Temmuz 1975 Bakanlar Kurulu Kararı sonucu ne olmuş bakalım:

**

İlgili konu: ABD’ye tepki böyle gösterilir: 21 ABD üssü kapatılmıştı

Şunu da unutmayın, Yunanistan’ın Kıbrıs’ta yaptığı darbe sonrasında yaşananlara ABD teki göstermedi! Bunu da Türk milleti bilmeli.

1980 Darbesine Kısa Bakış

Darbeden 3 gün sonra ABD, ihtilâl hükumetini tanımış ve ilerleyen günlerde 400 milyon dolarlık bir kredi açacağını da duyurmuştur [17].

12 Eylül 1980 gecesi Türkiye’de, asker darbeiçin harekete geçtiğinde, ABD Dışişleri Bakanı Muskie, ABD Başkanı’na “Türk Ordusu’nun komuta heyeti Ankara’da yönetime el koydu. Herhangi bir kuşkuya veya kaygıya gerek yok. Müdahale etmesi gerekenler etti”şeklinde bir mesajla darbeyi bildirmiştir [18].

F-4 Uçakları da Türkiye’ye Geç Geliyor

1960, 1970, 1980’lerde yaşananlardan sonra F-4 uçakları da Türkiye’ye geç gelmiş, bir bölümü Almanya tarafından da hibe edilmiştir.

F-35’ler de S-400’ler sonrasında aynı durumda olacaktır. Önce vermeyecekler, sonra İsrail’e, Yunanistan’a belki Mısır ve çevredeki bazı ülkelere verecekler ve en son Türkiye Cumhuriyeti’ne vereceklerdir. Belki uçak gemilerimiz tamamlanınca, önce F-35B’leri verebilirler.

Joe Biden ve ABD

Trump, ülkesini kutuplaştıran birisi. Cinsiyetçi, ırkçı. Bunlara hiçbir sözüm yok. Fakat Trump’ı aptal olarak görenler vardı. Aptal bir insan milyarder olamaz, ABD Başkanı hiç olamaz. Erdoğan’ın politikalarını eleştiririm ancak Erdoğan’ı küçümseyenlere de bu nedenle karşı çıkıyordum. Erdoğan, inanılmaz stratejik hamleler yapan, hesaplar yapan; yapacağı şeyleri garanti altına almadan, adım atmayan biri. Yani? Yanisi şu, kaybedeceği seçime girmez. Seçim sistemini değiştirir ama yine de kaybetmez.

Trump neden ve nasıl kazandı” yazımda bahsettiğim üzere; Barnie Sanders yerine Clinton’ın seçilmesi tam bir aptallık örneği idi. Clinton hakkında neden kötü seçim, yazıda anlatmıştım. Kısaca Clinton, güzel konuşan bir yalancı ve Trump ise çirkin konuşan bir doğrucu idi.

İsrail lobisi ABD’de çok güçlüdür. Türkiye Cumhuriyeti,  yıllardır ABD’deki İsrail lobisi ile arasını iyi tutmuştu. İsrail lobisi nedeniyle nelerden nasıl yırtık, araştırınız. Fakat bu iş bitti. Gerçekten bitti. Türkiye’nin demokratik ve adalet konusundaki geldiği nokta yüzünden ve Erdoğan’ın bazı süreçleri iyi yönetemeyip kendi kitlesine yaranmak için davrandığı gibi “eyy Amerika, eyy Avrupa” gibi seslenişleri, Avrupalılara Nazi artıkları falan demeleri; Ermeni lobisi ve Türk düşmanı STK’ların, ve Türklere karşı olan devlet istihbaratlarının sıkı çalışmasıyla kamuoyunda da tepki yarattı. Haliyle kendimizi kötü bir noktaya attık. Karşı propaganda üretemedik.

İnanamayabilirsiniz belki ancak ABD’de şu an en Türkiye yanlısı insan Trump olabilir (siyasette). İsrail lobisiyle ilişkileri kaybettik sanıyorum. Türkler ise her yerde olduğu gibi burada da politika ve lobi faaliyetlerinden uzak. Döner lobisi kurup, kendi aralarında döenr fiyatlarını düzenlemekten başka ne yapıyorlar inanın bilemiyorum.

Joe Biden’ın sözleri ise yukarıda darbeler, FETÖ konularında yazdıklarımın üzerine tuz biber ekiyor. Seçimi Joe Biden kazanmayacağı için içim rahat fakat Türkler ABD’yi tanımıyor. Obama gibi demokratlara bayıldı ancak Orta Doğu’da PKK, en çok Obama döneminde güçlendi. Bunu bilmezler.

ABD’de, demorkatları liberal olarak görürler ancak kendine liberal diyen demokratlar aslında bas bayağı solcudur. Cumhuriyetçiler ise liberaller. Parti programlarına ve politikalarına bakınız! İsimlere değil. Kaldı ki bu işler ABD’de gerçekten bize göre çok karışık. Gelelim Joe Biden sözlerine:

**

Kısacası Joe Biden,

  • denizlerin Sevr’ini destekliyor ve bizi Akdeniz’de hapsetmek istiyor, yine Yunanistan’ı bize tercih ediyor
  • Afganistan’da komünistlere karşı radikal İslam’ı destekleyen ABD nedeniyle radikal İslam daha sonra Orta Doğu’da yayıldı ve IŞİD’e giden süreci oluşturdu. IŞİD’e karşı komünist PKK’yı desteklediler. Şimdi de Türkiye’de PKK’nın siyasallaşmasını ve ilerleyen süreçte özerkliği destekleyecekler. Joe Biden bunu destekliyor, Obama bunu yaptı
  • Haşhaş konusunda olduğu gibi siyasette de Türkiye Cumhuriyeti’nin içişlerine karışmak istiyor.

Zaten FETÖ ile, darbecilere verilen destek ile, ambargolarla bunları yapmışlar ve Türk milleti hem darbecilerin 1982 Anayasası’nı onaylamış, hem Ecevit’in ve Demirel’in arkasında durmayarak ABD’nin başarılı olmasını sağlamıştır.

 

Müttefikleri Doğru Seçmek Gerek: AVRUPA!

Gelelim Avrupa’ya…

Çok samimi olmadığınız ancak arkadaş ortamında ara ara buluştuğunuz kişilere karşı, “benim kuyumu kazıyorsun, sürekli müdahale ediyorsun” derseniz, yani düşman ilan etmeye başlarsanız, bir müddet sonra düşmanınız olacaktır. Buna emin olabilirsiniz. Avrupa’da yaşanan budur.

Yukarıda kısaca anlattıklarım kadar anlatamadıklarım da var. Türkiye Cumhuriyeti’nin müttefiki ABD’de değildir. ABD, çıkarları için Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınır. Avrupa nasıl eski teknoloji askeri techizatları başkalarına (biz dahil) hibe ediyor, buzdolabı gibi bazı eski teknolojileri biz yapıyorsak, eski enerji teknolojilerini bize yüklüyorlarsa; aynı şekilde politikaları da bize yüklüyorlar.

Avrupa Birliği ülkeleri askeri anlamda güçlü değildir. Bu nedenle Rusya gibi güçlü devletler karşısında NATO’ya ihtiyaçları var ve SSCB dağılmasına rağmen bu nedenle NATO, Varşova Paktı gibi dağıtılmadı. Türkiye, sadece NATO’nun değil, Avrupa Birliği’nin de güvenliğini sağlıyor. Bu nedenle güçlü Türk ordusuna ihtiyaçları var ancak bağımsız Türkiye’yi de istemiyorlar. Arada denge kurmaya çalışıyorlar.

Suriye, Libya gibi adımlara karşı çıkıldı ve askeri techizat verilmiyor ancak Türk donanmasına hâlâ silah ve techizat veriliyor. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye’ye deniz kuvvetlerinde kullanılan araç ve teçhizat dışında, hiçbir silah satışına onay vermediklerini açıkladı [19]:

Dışişleri Bakanı Maas, Türkiye’nin NATO müttefiki olduğuna ve Türk Hükümeti’nin ittifakı savunan görevler üstlendiğine dikkat çekmekle birlikte, “Türkiye’nin Suriye savaşında yaptıkları bizim için kabul edilemez” dedi.

Alman bakan, Türkiye’ye muharip olarak kullanılabilecek silah satmama kararları hakkındaki değerlendirmesini, “Bir NATO müttefikine yönelik takınılan bu tutum, oldukça ileri bir adım” sözleriyle tamamladı.

Avrupa’ya karşı düşmanca tutuma son vermemiz GEREK. Neden mi? Ekonomik bir bakış vereyim size:

 

**

İhracat, yani dış satımda Avrupa pazarı çok büyük ve ne Rusya ne ABD bunu karşılayamaz. Bunun dışında Türkiye’nin ilerlemesi ve gelişmesi için Avrupa’nın demokratik kavramlarını alması (AB’ye girmesek bile) şarttır. Öte yandan AKP iktidarının ilk dönemlerinde Avrupa Birliği, AKP’yi oldukça fazla desteklemiştir. Bir sürü önemli organizasyon verildi, yatırımlar yapıldı. AKP ise özelleştirmeleri falan iyi kullanamadı (daha fazlası için: Döviz Mi Yükseliyor TL Mi Düşüyor? 133 Birime Karşı Kayıp).

Diplomasi Diplomasi Diplomasi…

Avrupa Birliği şu an karışık. İngiltere’nin ayrılmasından sonra, Avrupa’da bir kutuplaşma görüyorum. Şu an iki görünüyor ancak politik açıdan bakarsak doğal olarak 3-4 kutup olabilir. 2018 yılında yazdığım bir yazıda (Ege Adaları: Yunanistan ve Türkiye) yanlış değerlendirip Almanya yerine Fransa ile ilişkileri güçlendirip müttefik olmalıyız demiştim ancak şu an bakınca Almanya doğru karar gibi görünüyor.

ABD ile kriz kolayca bitmez ancak Akdeniz, Suriye ve Libya’daki durumdan AB ile görece daha kolay çıkmamızın yolu diplomasidir. Çünkü uluslararası hukuk, denizler hukuku ve örneklere bakarsak; Yunanistan’a karşı haklıyız. Yunanistan’ın şımarıklığını Avrupa’da fark etti. Yunanistan’ın tezleri şu anda bir bir çöküyor. Yunanistan yıllardır ilk kez Türkiye’nin üstün olduğunu kabul eden uzmanlar, akademisyenler ve askerlerle dolu ki bu kadar söylemeleri mucize! Kendisine dev aynasında bakan bir devletçik idi.

Yunanistan ve GKRY’nin Türkiye’ye yaptırımına karşı İspanya, İtalya, Macaristan, Almanya, Bulgaristan, Malta veto etmiş. Macaristan, İtalya ve Malta’yı tahmin ediyordum ancak İspanya, Almanya ve Bulgaristan şaşırttı. Dolayısıyla dengeler değişecektir.

AB zayıflıyor ve diplomasiyi yürütür, tezlerimizi; uluslararası hukuka göre düzgün oturtup, “eyy, heyy, hüytt, Nazi artıkları, bunlar bizi kıskanıyor, bunlar dış mihrak” falan demez isek Avrupa’daki dengeleri değiştirecek hamlelerle birlikte Doğu Akdeniz meselesi ve Yunanistan’a karşılık yanımızda müttefikler edinerek; ABD ile sıkıntı yaşayan ve Almanya ile tarihsel sorunlar yaşayan Fransa’ya karşı bir kutup oluşturabiliriz.

İsrail ve Mısır

İsrail ve Mısır ile ilişkiler geliştirilmeli. En azından sanki anlaşma yapmışız gibi tek taraflı MEB ilan edilmelidir. Bu işe duygusal yaklaşmak yersiz. İsrail’in bu konuda olumlu olduğunu düşünüyorum. Erdoğan, geçen gün dedi ki [20]:

Bu konuda ben Mısır’ı anlamakta zorlanıyorum. Mısır bir taraftan istihbarat örgüt vasıtasıyla benim istihbarat örgütüme farklı şeyler söylüyor. Burada yanlış anlamalar var diyor. İstihbarat örgütümüz onların istihbarat örgütüyle görüşmeleri sürdürüyor.

Dolayısıyla Mısır’ın da Yunanistan ile antlaşmadan memun olmadığını, daha doğrusu Türkiye ile anlaşarak daha fazla çıkar sağlayacağını düşündüğünü varsayıyorum. İsrail’de aynı şekilde çıkar sağlayacaktır ve İsrail, duygusal değil oldukça diplomatik ve uluslararası ilişkiler teorisiyle realist ve pragmatist (yani gerçekçi ve yararcı) davranabilir. İsrail ile arayı bir miktar düzeltmek, ABD ile olan ilişkileri de yumuşatacaktır, buna emin olabilirsiniz. Tamam Filistin ve ilhak konularında sert durun ancak çıkarlarımızın örtüştüğü konuda anlaşma yapmamak için bir neden yok.

Sonuç Olarak

Ben ABD’nin gerçek bir dost ve müttefik olmadığını; çıkarları için Türkiye ile bir olduğunu (jeopolitik nedenler ve NATO’daki güçlü ordu ile Avrupa’yı da koruduğunu) ancak Türkiye’nin çıkarlarını defalarca çiğnediğini; darbecilere, FETÖ’ye, PKK’ya destek verdiğini ve Kıbrıs Türkleri soykırıma uğrarken bile üç maymun oynadığını, F-4’ler, hakkımız olan F-35’lerin gasp edildiğini (ki Osmanlı gemilerine el koyan İngiltere’den farkı yok gözümde), dolayısıyla dostumuz ve müttefikimiz olmadığını savunuyorum.

Avrupa’da bir çok ülke ile işbirliği yapabiliriz. Avrupa Birliği’nin yapısını bozacak politikaları bile diplomasi ile çözebiliriz. Bu konuda heyy hüytt demek yerine tatlı dilli ve diplomatik davranıp; Putin gibi “partnerlerimiz” deyip,a rdından sert adımlar atılabilir. Fakat uluslararası hukuk ve diplomasi sonuna kadar işletilmeli! Türkiye bunu başarabilecek güçtedir.

İngiltere, Almanya gibi devletlerle tank, uçak gibi çeşitli savunma projeleri geliştirilebilir. Ekonomik ve üretim, kültürel projeler ve işbirlikleri yapılabilir. Doğru olacaktır. İngiltere, İsrail ve Mısır’ı elimizin tersi ile itmenin gereği yok.

Hatta ve Hatta Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya gibi bir çok ülkeyle işbirliği projeleri yapmak ve anlaşamadığımzı konuları bir kenara bırakarak; diğer konularda anlaşmalar ve ilerlemeler kaydederek bölgeye huzur ve güvenlik getireceğimizi düşünüyorum. Yunan şımarıklığını da bu huzur güvenlikten sonra, Avrupa Birliği devletlerine yapılacak diplomatik baskı ile çözebiliriz. Yunanistan ile doğrudan muhattap olmamıza bile gerek olmayacaktır.

Gerilimi kontrollü şekilde yükseltmemiz, sıcak temastan kaçarak; Yunanistan’ın hata yapması için beklememiz, bu sırada diğer ülkelerle diplomatik işbirliğini geliştirmek ve hatta demokratik reformları yapmamız gerek. Başarabilriiz eminim.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusundan diplomatına, akademisyeninden güvenlik uzmanlarına kadar her türlü kurum, kuruluş ve devlet çalışanına güvenim sonsuzdur. Yüce Türk Milleti de hiç merak etmesin; türkiye bu denizlerin Sevr’ini yırtıp atacak ve denizlerin Lozan’ı olan Mavi Vatan’ı er ya da geç kabul ettirecektir!

 

 

 

Kaynaklar

[1] ABD: Türkiye’nin Libya’da yaptıklarını desteklemiyoruz (12 Şubat 2020). https://tr.sputniknews.com/abd/202002121041392251-abd-turkiyenin-libyada-yaptiklarini-desteklemiyoruz/

[2] ABD’nin Türkiye yaptırımları neleri kapsıyor? (15 Ekim 2020). https://tr.euronews.com/2019/10/15/abdnin-turkiye-yaptirimlari-neleri-kapsiyor

[3] ABD’li senatörlerden ahlaksız çağrı: Türkiye’ye yaptırım uygulayın(14 Ağustos 2020). https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/son-dakika-abdli-senatorlerden-ahlaksiz-cagri-turkiyeye-yaptirim-uygulayin-5986700/

[4] Büşranur Begçecanlı,Ebru Şengül Cevrioğlu. Prof. Dr. Caşın: ABD’li şirketin YPG/PKK ile yaptığı petrol anlaşması uluslararası hukuka aykırı (5 Ağustos 2020) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/prof-dr-casin-abdli-sirketin-ypg-pkk-ile-yaptigi-petrol-anlasmasi-uluslararasi-hukuka-aykiri/1932320#

[5] Süleyman Soylu: Müttefikimiz olan ABD, PKK’ya silah hibe ediyor, FETÖ’yu koruyor (19 Eylül 2019). https://tr.euronews.com/2019/09/19/suleyman-soylu-muttefikimiz-olan-abd-pkk-ya-silah-hibe-ediyor-feto-yu-koruyor

[6] Gülen ile CIA ajanı Fuller’in yolları nasıl kesişti? (13 Aralık 2017). https://tr.sputniknews.com/analiz/201712131031387424-fethullah-gulen-ile-cia-ajani-fullerin-yolu-nasil-kesisti/

[7] Dr. Naim Babüroğlu (NaimBaburoglu). 6 Ağustos 2020, Tweet https://twitter.com/NaimBaburoglu/status/1291454659509526529?s=20

[8] Yasin Coşkun, “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar Olan Dönemde Genel Hatlarıyla ABD’nin Türkiye Politikası ve Türk-Amerikan İlişkileri”, Yeni Türkiye Dergisi, Misak-ı Millî Özel Sayısı, yıl: 23, sayı: 93, Ocak-Şubat 2017. Bağlantı adresi: https://drive.google.com/file/d/0B1EDZ8lHJdB-ZThQR1YtZDlHU0E/view

[9] Samsun Bombardımanı. https://tr.wikipedia.org/wiki/Samsun_Bombard%C4%B1man%C4%B1

[10] Remzi Durmuş. Geçmişten Günümüze Türk-Amerikan İlişkileri. Tasam. https://tasam.org/Files/Icerik/File/gecmisten_gunumuze_turk_-_amerikan_iliskileri__cff226c0-9cc8-4b1b-95a1-a352e377de84.pdf

[11] Sinan Meydan. Misuri zırhlısından Altıncı Filo’ya Türkiye’de Amerikancılık (16 Ekim 2017). https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/sinan-meydan/misuri-zirhlisindan-altinci-filoya-turkiyede-amerikancilik-2050296/

[12] Benard, Cheryl, Civil Democratic Islam: Partners, Resources, and Strategies. Santa Monica, CA: RAND Corporation, 2004. https://www.rand.org/pubs/monograph_reports/MR1716.html. Also available in print form.

[13] Mapping the Global Future. Report of National Intelligence Council’s 2020 Project. Aralık 2004. https://www.dni.gov/files/documents/Global%20Trends_Mapping%20the%20Global%20Future%202020%20Project.pdf

[14] Yılmaz Özdil. S400 (6 Temmuz 2014). https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/s400-5216718/

[15] Murat Bardakçı. Johnson’un meşhur mektubunun resmî tercümesini, yazılmasından tam 55 yıl sonra yayınlıyorum(26 Ekim 2019). https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/2534577-johnsonun-meshur-mektubunun-resmi-tercumesini-yazilmasindan-tam-55-yil-sonra-yayinliyorum

[16] Ümit Zileli. Johnson mektubu (11 Haziran 2019). https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/umit-zileli/johnson-mektubu-5099818/

[17] Dinç Bayer, (2018). Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Arasındaki krizlerin Müttefiklik İlişkileri Açısından Değerlendirilmesi: İlişkilerin Geleceğine İlişkin Düşünceler. Journal of Social and Humanities Sciences Research. Vol:5;18: s.462-475 http://www.jshsr.org/DergiTamDetay.aspx?ID=384&Detay=Ozet

[18] Mehmet Ali Birand. 12 Eylül. Karacan Yayınevi.

[19] Almanya: Artık Türkiye’ye silah satmıyoruz(27 Temmuz 2020). https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53553686

[20] Erdoğan’dan flaş açıklama: Devam edecek olurlarsa cevabını misliyle alacaklar (14 Ağustos 2020). https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberler-erdogandan-flas-aciklama-devam-edecek-olurlarsa-cevabini-misliyle-alacaklar-41587277

Son Değişiklik: 22/08/2020 - 08:33
Kategori: Ekonomi - Genel - Politika - Tarih
Etiketler: , , , ,