Ortalama okuma süresi: 11 dakika

Ayasofya ibadete açıldı. Lozan Barış Antlaşmasının yıldönümünde açılması ve daha önce aralarında alttaki kitapları da yazmış:

FETÖ’nün “dinler arası diyalog” kurulu üyesi olan ve FETÖcü Adil Öksüz’ün Tez kurulunda da görev alan [1] ,

**

Bunlarla da kalmayarak, yukarıda görebileceğiniz üzere deli raporlu (kendisi böyle raporun aldındığını açıklıyor) fesli ile birlikte olan ve Atatürk’ün; kuruluş amacı birilerinin eskiden yaptığı gibi şıhler, şehler vb şekilde dini kullanmasını engellemek amacıyla kurduğu Diyanet İşleri kurumunun Başkan sıfatıyla tam olarak Lozan Antlaşmasının yıldönümünde, Fatih Sultan Mehmet’in fetih ettiği, Osmanlı’nın Sevr ile İstanbul dahil bir çok yeri bıraktığı, Atatürk’ün İstiklâl Mücadelesi ile dönemin süpergüçlerini ve ülke içindeki gerici ve bölücülerini temizleyerek devamında diplomatik girişimler ve askeri adımlar ile İStanbul’u tekrar kurtarması ve ayrıca Lozan Antlaşmasında Ayasofya’yı katedral olmaktan kurtarmasının üzerine, bunlardan bahsetmediği gibi, Diyanet İşleri Başkanı sıfatıyla Atatürk’e hakaret etmiştir.

Ne dedi hutbesinde?

Fatih Sultan Mehmed Han, gözbebeği olan bu muhteşem mabedi kıyamete kadar cami olmak kaydıyla vakfedip müminlere emanet bırakmıştır. Bizim inancımızda vakıf malı, dokunulmazdır, dokunanı yakar; vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar

düzenleme: son dönemlerde iktidara yakın olan Ahmet Hakan’da hemen Diyanet İşleri Başkanı ile görüşmüş ve “Ali Erbaş: vefaat edene dua edilir, beddua değil” başlıklı köşe yazısında, Ali Erbaş’ın yazılı göndermeyi seçtiği (telefonla arayınca, yazılı açıklama istemiş) açıklamayı yayınlamış. Neden yazılı açıklama?

İsteyen açıklamayı okur ancak kısaca şöyle demiş: “uğramıştır demedim, uğrar dedim. Genel olarak vakfın sonu beddua ile biter, hutbede buna atıfta bulundum. Sadece Ayasofya değil, tüm vakıfları kastettim. Ben görevimi yapıyorum vs….

Sevgili Ali Bey! Lanete uğrar diyorsunuz… Eğer bir lanet varsa ve bu tutacaksa; Osmanlı imparatorluğunu kişisel çıkarları uğuruna Anadolu toprağına hapsedip, Anadolu halkından ayrı İstanbul’a hapsolanlara ve milli harekete karşı fetva verenler muhattabıdır.

İstanbul, Ayasofya ve vatan topraklarını kurataranlar değil! Bunu avukatlarla bu şekilde yazmışsınız, hazır eliniz değmişken bir sürü gereksiz detayı dahi anmışken; İstanbul ve Ayasofya’yı kurtaran Atatürk’e ve İstiklâl Mücadelesi kahramanlarına neden değinmediğiniz diye de sorarlar adama.

Sizin göreviniz halkı ayrıştırmak değil! Sizin göreviniz Müslümanlara İslam’ı hatırlat mı? Rum’un din adamı milliyetçi, Rus’un din adamı milliyetçi, Ermenin din adamı milliyetçi.. Bizimkilere bakıyorsun Arap hayranı, Atatürk düşmanı. Bu düzene sığınıp böyle yanlışlar yapıyorsunuz da, bu düzen fazla uzun gitmez bilesiniz.

**

Lozan’ın yıldönümünde, Fatih Sultan Mehmet’in fetih ettiği, Osmanlı’nın Sevr’de verdiği İstanbul ve Ayasofya’yı Atatürk kurtarmış; 1936’da cami statüsünde tapulatmış ve Fatih Sultan Mehmet’in emanet ettiği Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı’na vermiştir.

Buralara kadar bölük pörçük geldik. Şimdi toparlayalım:

*

Videoda göreceğiniz üzere Amerika’nın, Türkiye’de hilafet isteği var. Amerika, İngiltere’siz yapamaz. İngiltere’nin dışişleri politikasını izler ve İsrail’in dostu ve müttefikidir. İngilizler de Osmanlı döneminde hilafeti istemiştir. Çünkü kontrol ettiği Hindistan Müslümanları ve bir çok Müslüman ülke, böylece kontrol altında tutulabilecektir.

Videoya dikkatle bakınız! Özellikle feslinin sözlerine dikkat edin (1.05 sonrası)

“Yav Amerika’nın desteği ile gelen, Amerikan kuklası bir halife gelse…
Gelsin de kim gelirse gelsin… Hilafeti geri getirelim.
Clinton zamanı çalışan heyetten bana da teklif geldi, bu iş nasıl gerçekleşir?”

Yanlış duymadınız, Clinton döneminde planlanan ve dinlerarası dialogun da bir parçası olarak görülen ve Amerika tarafından CIA’in düşünce kuruluşu Rand Cooperation tarafından “sivil demokratik İslam: partnerler, kaynaklar, stratejiler” adında bir yayınında, hilafetin yeniden canlandırılması gerektiğini söylüyor. Bağlantısını da bırakıyorum: randcoorp [2].

Ayrıca 2004 yılının Aralık ayında National Intelligence Council yani ABD’nin Ulusal İstihbarat Konseyi adıyla kurduğu bir şemsiye ve düşünce kuruluşudur. Birleşmiş Milletler, iç ve dış bir çok istihbarat birimi ile ilişkilidir. Bunların da yazdığı “Mapping the Global Future [3]” belgesini de ekliyorum. Belgenin sayfasında şöyle yazıyor: “danışmanlar ve dünyadaki hükumet çalışanı olmayan uzmanlara dayandırıldı”. 2004 yılında rapor yayınlıyor ve “2020 ile ilgili bilgi, öneriler, görüşler” yayınlanıyor. Burada ne diyor: “HİLAFET YENİDEN CANLANDIRILMALI”.

Son olarak Clinton’ın Fethullah Gülen’e teşekkürlerini görüyorsunuz. Clinton’ın ekibi yine bizim fesliye ulaşıp, halifelik planları yapılmış. Hani diyor ya “hükumet çalışanı olmayan uzmanların görüşü”, belki buralarda böyle tipler var. Açık açık söylüyor, Amerika’nın desteği ile biz bu işlere girdik diye. Açık açık diyor ki, “hilafet gelsin de, nasıl gelirse gelsin, Amerika desteğiyle gelirse de gelsin, nasıl olursa olsun”. Böyle bir kafa var mı? İşinize gelince dış mihrak, işinize gelince “Amerika tarafından da gelirse gelsin”.

 

Hizmet Ettikleri Yerler Bir

Bugün Abdurrahman Dilipak bir şey yayınladı (ben orada gördüm, belki başkası yayınlamıştır). Yayınladığı tweet’te Gerçek Hayat dergisinin kapağına yer verdi ve şöyle diyor: “Şimdi değilsen ne zaman, sen değilsen kim? Hilafet için toparlanın” [4].

Bir dakika bir dakika! Bir kaç yazı yazmıştım:

2014’ten bu yana, 400’den fazla yazı yazdım ve 2025’e doğru her anlamda darboğaz ve krize gireceğimizi (politik, ekonomik vs), 2025’e doğru rejime kasıt olacağını ve birleştirici hareket ve yeni parti ile 2030’a doğru tüm her şeye direnip; Türkiye’yi kuruluş ayarlarına tekrar oturtarak Atatürk devrimlerine kaldığımız yerden devam edeceğimizi söylüyorum.

Neden? İşte tam olarak bu tipler yüzünden. Özellikler “çeşitli gruplar işbaşında: Atatürkçülere karşı çirkin imâ” konusuna göz atın. Bunalr, daha farklı düşünce kuruluşları raporları, bazı radikal İslamcılar hep bu kafadaydı. Hangi kafa? Hemen bakalım:

**

Haber sitelerini de vereyim: PKK gençleri dağa çağırıyor [5], PKK işi azıttı [6].

Dikkat ettiniz mi? Hilafet isteyenlerin de, gençleri dağa çağıran şerefsizlerin de sloganı aynı: “Şimdi değilse ne zaman? Sen değilsen kim?

Bunların hizmet ettikleri yerler bir, aldıkları destek aynı yerden. İngiliz ajanı Armstrong’un, doğrular içerisine yalan ve iftira katarak ve kapağına Atatürk’ü kötü gösterecek bir görsel koyarak yazdığı “Bozkurt” kitabının amacı; bütün dünyaya Atatürk’ü kötü göstermek idi. İngiliz propagandası idi. Daha önce söylemiştim; İngilizler, Çanakkale’de Müslümanlara şöyle demişlerdi, “bu gördükleriniz Türk giysisi giymiş Almanlar. Halifenizi kurtarmak için buradayız”. Lawrence, Gertrude Bell gibi istihbaratçılarının yalan söylemlerine ve propagandalarına baktığınızda, Bozkurt kitabında da aynı tarzı görüyorsunuz.

Bugün terör örgütlerinden cemaatlere, yabancı destekli STK’lara kadar hepsi bu yabancı örgütler tarafından desteklenmekte ve aynı iftira ve yalanları kullanmaktadırlar. Bir süre önce Efe Aydal’ın “LGBT’li grupların birbirine girmesi” başlıklı podcastini dinledim. LGBT’li grupla arasında da vatanseverler ve diğerleri diye bir sürü ayrım varmış ve vatansever olanlar; bölücü LGBT’lilerle mücadele içindeymiş ve NE HİKMETSE bu bölüclük yapan LGBT’li gruplara bir sürü destek varken, yine vatanseverler sorun yaşıyormuş. İsteyen araştırabilir.

Fakat bunun “sosyal linç, politik doğruculuk ve olayların özünden uzaklaşmak” ile “başımızın belası, özgürlüklerin kısıtlayıcısı: politik doğruculuk nedir?” konularında bazı “feminist ve hayvansever” görünen hareketlerin ve hesapların nasıl birlikte olduğunu ve Türklük, Atatürkçülük karşıtı söylemlere girdiğini; alttan alta nasıl “ırkçısın, homofobiksin” diyerek, bölücü hareketleri “özgürlük” gibi gösterdiğini biraz daha üstü kapalı şekilde anlatmıştım. Bunların dışında KKTC’de okurken bizzat şahit olduklarımı da “KKTC’deki radikal solun Kıbrıs Türklerine oynadığı oyun” gönderisinde anlatmıştım.

KKTC’deki gibi Türkiye’de de özgürlük, sosyalizm, hilafet veya başka konular adı altında; aynı merkezlere hizmet eden ve aynı propagandaları yapan bir sürü gruplar var. 2016’da henüz öğrenciyken, “yeni Türkiye: yurtdışı destekli topluluklar ve özel amaçlı TV programları” konusunda bir bölümüne değinmiştim.

 

Ortak Nefret Türklük ve Atatürkçülük

Biri hilafet istiyor, biri özerklik, diğeri kişisel özgürlükler… Bakıyorsun hepsinin temelinde Türklük ve Atatürkçülük karşıtlığı var. Peki neden? Türklerin görkemli zaferi Lozan konusuna bakarsanız; yabancı askerlerin, liderlerin, diplomatların ve basının neler söylediğini göreceksiniz.

İstiklâl Mücadelesi (Kurtuluş Savaşı’nın da içinde bulunduğu ve Atatürk’ün başlattığı bağımsızlık mücadelesi) ve Lozan ile birlikte; yabancılar büyük bir tokat yedi. Dönemin süpergüçleri olan Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar büyük tokat yerken; bunların desteklediği bölücüler, gericiler ve İStanbul Hükumeti de bundan nasibini aldı. Saltanat ve Hilafet uğuruna Sevr gibi iğrenç bir anlaşmayı imzalayan Osmanlı hanedanı da tarihten silinerek hak ettiğini buldu (evrimin olmadığı yerde devrim olur).

Aslında 1919’dan günümüze pek bir şey değişmedi; radikal İslam, azınlık hakları ve hatta feminizm, hayvan hakları, LGBT adı altında daha farklı siyasi amaçlar başlatan bir çok gruplar var. Hepsi ve buralara destek veren herkes demiyorum ancak amaçları farklı olan; Türklük ve Atatürklük düşmanlığı yapan gruplardan bahsediyorum. Bunlar, 1919’da da vardı. “Kimin mandası (sömürgesi) olsak” diye tartışan aydınlar, zararlı cemiyetler dediğimiz yine Türklük, Atatürkçülük ve milli bağımsızlık karşıtı “İngiliz severler, Amerikan sevici çeşitli iğrenç gruplar” o dönemde de vardı. Hâlâ var!

O dönemde, Atatürk’ün başlattığı ve millet olduğumuzu yüzlerce yıl sonra bize hatırlatan milli hareket, herkese büyük bir ders verdi. Atatürk’ü anlamak: öyle kuru kuruya Atatürkçü olmayacaksın yazımda bahsettiğim gibi; Osmanlı’da Türk demek, kaba saba demekti, hakaretti. 1920’lerden sonra Türklük önplana çıktı ve Osmanlı’dan kala kala 4 fabrika kalmışken; Atatürk’ün döneminde onlarca fabrika ve çağdaş devrimler, yüzlerce atılım yapıldı.

Süpergüçlere, bunların desteklediği Yunan, Ermeni çetelere, özerklik isteyenlere, gerici zihniyete de milli hareket yani Türklük ve Atatürkçü devrimler BÜYÜK BİR TOKAT anlamına geliyordu.

Yıllar geçse de, zamanında Türklerin ve Türklüğün tokatını yemiş olanlar bugün hâlâ gerici ve bölücü hareketler ve bazı STK’lara destek veriyor ve Atatürkçülük ile Türklükten öc almak istiyor. Bu nedenle İstiklâl Mücadelesi kahramanlarını basitleştirmeye çalışıyor, Türklüğü değersizleştirmeye çalışıyor; Özal döneminde 1,5 milyon peşmerge alıyor, Erdoğan döneminde 5 milyon Suriyeli alarak demografiyi de değiştirmeye çalışıyor.

Amerikalıların desteği ve kuklası halifeliği savunan deli raporlu fesli ile bununla yakın ilişki içinde olan Diyanet İşleri Başkanı ve bu fesliyi danışman olarak tutanlar ise yakın tarihi, böyle kahvehane tarihçisinden (sözümona tarihçi, özünde bilimsel hiçbir değeri yok) öğrenerek Atatürk’e ve Türklüğe laf atıyor.

Atatürk’ün kurtardığı İstanbul’da, ATatürk’ün tamir ettirip, cami diye vakfa tapulattığı Ayasofya’ya kılıçla çıkıp; Lozan’ın yıldönümünde Atatürk’e laf atmak, kimlere hizmet etmektir buna da siz karar verin!

Size sadece Lord Curzon’un, İsmet İnönü’ye, Lozan müzakerelerinde söylediği sözü yazacağım:

İşin Sevr gibi olabileceğini düşünen, İsmet İnönü’yü altedebileceğini düşünen; egosit Curzon, İsmet İnönüyle kapitülasyonlar meselesini tartışırken, sert kayaya çatmıştı. “Tam bağımsızlık”, ekonomik alanda da şarttı. İnönü diretiyordu. Kabul ettiremediler. Lord Curzon, ABD delegesi Childs’in de olduğu toplantıda İnönü’ye şöyle diyor, İnönü hatıralarından dinleyelim:

“Konferanstan bir sonuca varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizi akla uygun olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En sonunda şu kanıya vardık ki ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para bugün dünyada bir bende var, bir de bu yanımdakinde (ABD)… Unutmayın, ne redderseniz hepsi cebimizdedir. Nereden para bulacaksınız? Fransızlardan mı? (ben de evet dedim).

Para kimsede yok. Ancak biz verebiliriz. Memnun olmazsak kimden alacaksınız? Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp size göstereceğiz.”

Bu İş Olacak Mı Sanıyorsunuz?

18 yıldır muhafazakar politikalarla Türkiye yönetildi. Zaten kriz üzerine 1999 depreminde Türkiye’nin üretim bölgesi Marmara yerle bir oldu ve deprem bölgesinde 2006-2007’lere kadar enkazlar kalkmadı. Kriz paketi uygulandı ve Ecevit’in Anıları (Mehmet Çetingüleç) kitapta Bülent Ecevit diyor ki;

1999 hükümeti ile birlikte acı reçeteyi uygulamaya soktur. Tam krize karşı önlem paketinin sonuçlarını alacaktık ki, Devlet Bahçeli biranda erken seçim istedi

2002’de ÖTV hayatımıza girdi, acı reçete geri dönüyordu. Yani para akışı vardı. Buna rağmen süreci yönetemediler (bknz: sürdürülebilir ekonomi ve Türkiye’de yaşamanın ekonomik ağırlığı). Bunun üzerine adım başı cami, her yeri imam hatipe çevirme, adult siteleri yasaklama, alkol ve RTÜK konusunda Kemal Sunal’ın “eşoğlu eşek” lafını bile biplerken; kadına şiddet, taciz, tecavüz, kadın cinayetleri, televizyonda kadına şiddet ve kadına silah doğrultmaya hiçbir şey söylememe gibi saçmalıklar yüzünden ahlaksızlık patladı gitti.

Tersini mi savunuyorsunuz? Özgürlüğün kısıtlanması ve ekonominin etkisi konusunda 18 yılda ahlaksızlık ve cinsel suçların nasıl binlerce kat arttığını tek tek kaynaklarıyla yazdım. Dolayısıyla muhafazakar iktidar şimdi diyor ki “şeriat gelse, şeriat kanunları gelse böyle olmazdı, kadın cinayetleri biterdi”.

18 yıldır uyguladığınız politikalar yanlıştı. Amacı da biliyorum, “mevcut sistem işe yaramayacak, idam gelmeli, şeriat kanunları gelmeli” diyecekseniz dedim yıllar önce ve şimdi demeye başladınız. 18 yıldır zihniyetiniz ülkeyi yönetemedi, dolayısıyla yapacağınız şeyler de daha rezil bir hale getirecek.

Kafası Karışık Osmanlıcılar

Mehteran ve Mehter Marşları, Yeniçeri ocağı kapatılınca (hatta mezarlar bile yokedilmeye kalkıldı), kapanmıştı. İttihat ve Terakki tekrar bunları yayınladı (bknz: Mehter’i İttihat ve Terakki Canlandırmıştır). Üstelik çakma tarihçiler gibi bir çok tip, Fes giyerek Müslüman olduğunu düşünmekte ve Osmanlı torunu(!) olduğunu düşünmektedir. 2. Mahmut döneminde, modernleşme adımlarıyla Fes, lağvedilen Yeniçeri başlığı yerini almaya başlayınca din adamları ve kadınlar hariç herkesin fes giymesi zorunlu tutulmuştu. O dönemin yobazları da “fes gavur başlığıdır” diyerek isyan etmeye başlamışlardı.

Mehter, Türkçü İttihat ve Terakki işi,
Fes, modernleşme hareketi ve yobazların karşı çıktığı şey,
Osmanlı torunuyuz diyorlar ancak Osmanlı hanedan, devletin adı Devlet-i Aliyye-i Osman haliyle torun olamazlar,
Osmanlı arması, İngilizler tarafından çizildi.

Neyse ki Diriliş Ertuğrul ile yıllardır anlatmaya çalıştığımız Türklük biraz artsa da, Osmanlıcı kafalar, fesi İslâmi bir şey sanma gibi saçmalıklar hâlâ devam ediyor ve Türk milliyetçiliğine baş kaldıranların; “heppp kahhraaammaannnn Türkkkk millleeettiii” diye bağırması da apayrı konudur.

Diyanet İşleri Kutuplaştırmayı Başardı

18 senedir; yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk diye geldiler ve daha beter yolsuzluk, daha fazla yasaklar, işsizlik ve yoksulluğun artmasıyla 18. yıla geldiler. ÖTV, acı reçete ve özelleştirmeden gelen paraları doğru harcayamadılar. Yıllardır iktidarından muhalefetine hepsi milleti kutuplaştırıyor.

18 yıldır, “dindar nesil” yetiştirmeye kalktılar fakat AKP’den önce namaz kılan annem bile artık bu zihniyetten tiksindi ve artık namaz kılmıyor. Bir çok insan deist, ateist oldu ve sayısı muhtemelen %10’un çok çok üzerinde. Bunların hepsi AKP’nin eseridir.

Nasıl ki dindar nesil diye gelip, yeni nesli dinsiz yaptılar, aynı şekilde Ayasofya’yı açarak bambaşka bir şeyler yapmayı planlamışlardı fakat AKP ve Erdoğan’dan habersiz olması imkân ve ihtimal dahilinde olmayan Atatürk’ün lanetlenmesi karşısında da Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, halkı daha da kutuplaştırmıştır. Üstelik bunca tepkiye rağmen “ben görevimi yaptım” demiştir. Savcılar da bu rezilliği izleyerek, bence adaletin durumu ve ne kadar “cumhuriyet savcısı” olduklarını da çok net gösterdiler!

Ali Erbaş’ın görevi neydi?
Dinlar arası dialog mu?
Amerika destekli ve ABD kuklası halifeliğe gidiş mi?
Halkı kutuplaştırmak mı?

Atatürk’ün kurtardığı İstanbul’da, Atatürk’ün kurtardığı Ayasofya’ya kılıçla çıkmak kolaydır! Yunan, burnumuzun dibinde Eşek adası dahil bir çok ada ve kayalığı işgal edip; Lozan’ı çiğneyerek askeri yığınak yapmış ve karakol kurmuştur. Ayasofya ve İstanbul’u fetih etmiş gibi gelip kılıç sallayacağınıza, buralardaki Yunan işgallerini durdurun.

Lozan’ın yıldönümünde, Atatürk’ün kurtardığı Ayasofya’ya kılıçla çıkıp Atatürk’e üstü kapalı lanet okumak bence çok net mesajdır!

Türklük, Atatürkçülük, Cumhuriyet ve rejime bir başkaldırıdır. Görünen bu. Ayrıca PKK ile aynı merkezden yayınlanması muhtemel, aynı sözlerle yayınlanan hilafet isteği de Türkiye Cumhuriyeti devletine bir meydan okumadır.

Ayasofya sonrasında Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ile ilgili sosyal medya mesajı ve yorumlarını gördünüz mü? Kemiklerini gömdük, geride kaldı, Anıtkabir’i de yıkacağız, hilafet gelecek… Neler neler…

Ayasofya açılır açılmaz, tekbir getirip göt göte yürüyenler (hani salgın? Ceza? Sosyal mesefa?), Atatürk’e hakaret edenler, hilafet ve şeriattan; ülkenin rejimini değiştirmekten bahsedenler.. Hiç vakit kaybetmiyorlar. Görünen o ki Ayasaofya Yunanistan, Avrupa, Amerika veya başkalarına karşı değil; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete, Türkiye Cumhuriyeti rejimine ve laiklik, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi temellere KARŞI bir adım olarak ibadete açıldı. Yok böyle değilse, hükumetin müdahalesi ve açıklaması nerede? Neden sessizler, neden suskunlar?

 

Biz Hep Buradayız  İZİN VERMEYECEĞİZ!

Çok net söylüyorum; Atatürkçüler olarak biz hep buradayız. Atatürk ilkeleri, devrimleri, laiklik ve Cumhuriyet ile demokratik hak ve özgürlükler; dönemin süpergüçlerini ve buradaki kuklalarını yenerek kazandığımız bağımsızlıktır. Şu an aynı merkezlere hizmet eden bu kirli zihniyetlere asla izin vermeyeceğiz.

Şu an sayınıza, devlet içindeki bir takım güçleri ele geçirmenize bakarak; bizlere açık olarak “vuracağınızı” imâ etmeniz, Atatürk dönemini lanetlemeniz, ülkeyi bu hale getirmenize rağmen Türkiye’de sorun çıkartmamamızın tek nedeni, binlerce yıllık devlet asker kültürümüzün olmasıdır. Fakat bunun bir sınırı var. O sınıra yaklaşıyorsunuz.

Şu an nabız yoklanıyor ve 2025’e doğru laiklik, hilafet ve şeriat konularında çeşitli adımlar atılacak. Burada, size oy verenler dahi size karşı çıkacak. AKP, merkez parti olmaktan git gide çıkarak, yavaş yavaş radikal İslamcıların partisi haline dönüşüyor. Kendi kendini bitiriyor ancak kendi giderken, Türkiye’ye de geri dönülmez zararlar verebilir.

Bugün Türkiye’yi Orta Çağ zihniyetine mahkûm etmek veya bölmek isteyenler şunu bilsin ki; sonları, Türkleri ve Atatürk’ü küçümseyen dönemin süpergüçleri ve onların desteklediği Yunan’dan beter olur. Eğer Türkiye Cumhuriyeti temellerine el sürmeye kalkarsanız, akıbetiniz Yunan’dan beter olur. Bunu yapmanız halinde, sayınızın ve elinizde tuttuğunuz bazı imkânların hiçbir şey anlamına gelmediğini acı şekilde öğrenirsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır! Atatürk’ün, Atatürk devrimlerinin, Türklük garantisi ise Anayasa değil bizzat yüce Türk milletidir.

2025’e kadar karıştıracağınız Türkiye Cumhuriyeti’ni, birleştirici hareket ve yeni bir parti ile 2030’da tekrar toparayacağım ve bu sefer Türkiye Cumhuriyetini, yüzlerce yıl yıkılmayacak, diğer ülkelere model olacak bir yer haline getireceğim. Bu Orta Çağ kaçkını zihniyet ise, bir daha yeşermemek üzere bu topraklarda sonlanacak.

Kişisel hak ve özgürlükler, demokrasi, cumhuriyet ve herkesin özgürce yaşayıp inanacağı bir ülke kuracağız. Fakat biraz zaman var. 2015 yılında “ekonomik kriz yaklaşıyor” ve 2016 yılında “2017-2018 Türk ekonomik krizi” başlıklarını attığımda, nedenleri ve çözümleri ile bunları yazdığımda inanmadığı gibi bana hakaretler edenler; bugün 2020’de yaşanan sorunları eminim görüyordur. Korona, işin tuzu biberi oldu.

Burada yazdıklarımı da aynı mantıksızlıkla okuyacaklar. Fakat 2030’a doğru tekrar görüşeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti, dışarıdan gelen destek ile bağımsız olamaz! Özümüzü koruyacağız, özgürlüğü koruyacağız. Atatürkçülüğü ve Atatürkçü devrimleri canlı tutacağız.

2030’da başaracağız.

 

Kaynalar

[1]‘Lânet olsun’ diyeceksiniz! Ali Erbaş şeceresi…(26 Temmuz 2020). https://www.veryansintv.com/lanet-olsun-diyeceksiniz-ali-erbas-seceresi

[2] Benard, Cheryl, Civil Democratic Islam: Partners, Resources, and Strategies. Santa Monica, CA: RAND Corporation, 2004. https://www.rand.org/pubs/monograph_reports/MR1716.html. Also available in print form.

[3] Mapping the Global Future. Report of National Intelligence Council’s 2020 Project. Aralık 2004. https://www.dni.gov/files/documents/Global%20Trends_Mapping%20the%20Global%20Future%202020%20Project.pdf

[4] Abdurrahman Dilipak (aDilipak). Tweet, ÖS 4:41 · 26 Tem 2020, https://twitter.com/aDilipak/status/1287382554237186049?s=20

[5] PKK gençleri dağa çağırıyor(3 Temmuz 2015). https://m.sabah.com.tr/gundem/2015/07/03/pkk-gencleri-daga-cagiriyor/amp?paging=1

[6] Ramazan ALKAN. PKK işi azıttı (30 Kasım 2014). https://www.yeniakit.com.tr/haber/pkk-isi-azitti-38174.html

 

Son Değişiklik: 27/07/2020 - 21:51