Ortalama okuma süresi: 5 dakika

Araba ile ne ilgisi var? Yazının sonunda anlayacaksınız. Türkiye’deki saçma sapan olaylar nedeniyle 300-350 bin km’de olan 20-30 yıllık araçları 60 bine alıyoruz. Böyle bir kafa yok. Böyle bir saçmalık olamaz! Yazının sonunda neden İngiltere ve çiftçilerden bahsettiğimi anlayacaksınız.

**

Türk çiftçisinin halini biliyor musunuz? Hayvancılık ve tarımın ne hale geldiğini? Cuma günü Tarım Bakanlığı’ndaydım fakat orada duyduğum rezilliklerin hiçbirini anlatmayacağım. Kapanan, vakıflara devredilen ve sonra BİTİRİLEN tesisleri de anlatmayacağım, Covid 19 yüzünden bölümlerde çalışanların 3’te 2’sinin azalmasına rağmen iş konusunda neden hiçbir eksiğin olmadığını da.

İngiltere’de Sanayi ve Çiftçilik

Farklı kaynaklardan, farklı şeyleri okuyabilirsiniz. Fakat birleştirdiğinizde ortaya çıkan resmi size anlatacağım.

19. yüzyılın yani 1800’lerin ortasına doğru Birleşik Krallık (İngiltere daha anlaşılır oluyor), birisi de sömürgecilik olan nedenler yüzünden çeşitli meyveleri ve daha sonra şeker dahil bazı hammadde ve tarımsal ürünleri ithal yani dışalım yapmaya başladı fakat bunların miktarı fazla büyük değildi. Bunları bazı Avrupa ülkeleriyle de paylaşıyordu.

Buharlı Makine Devreye Girer

Aydınlanma çağı ve yeni buluşların ardından buharlı makineler her şeyi değiştirmeye başladı. Sadece trenler ve gemilerle ulaşım hızlanmadı, aynı zamanda fabrikalar kuruldu ve fabrikalarda üretim başladı. Buharlı makinelerden önce, gerçekten zor olan bir çok üretim yöntemi; buharlı makineler ile birlikte kolaylaştı. Artık daha seri, daha hızlı üretim vardı.

Sorun: İşçi Kıtlığı, Çözüm: İthalat

Büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılık ile, köy ve kasabalarda çalışan bir toplum varsa bu insanları şehirlere, işçi olarak nasıl taşırsınız?

Türkiye’de de olduğu gibi, “ithalat” ile.

Uyanık bir şekilde “ithal et daha ucuz ve daha kaliteli” diye reklamlar ile kamuoyunu etkilemeye çalışırsınız ve ithalat konusunda düzenlemelere gidersiniz.

İthalatın Yerli Üretimi Bitirmesi

Türkiye’de de olduğu gibi, ithal et ve tarım ürünleri; yerli üreticiyi bitirir. Yüksek fiyatlar, yüksek yakıt, vergiler… Sonunda ne olur?

Türkiye’de, madenlerde çalışan insanların neler dediğini hatırlıyor musunuz? “Toprağın üzerinde para kazanamadığımız için altına indik” diyerek çiftçiliği bıraktıklarını söylemelerini? Ya da “eskiden köyümüzde bilmem kaç hane vardı ancak hepsi büyükşehirlere gitti” diyerek, büyükşehirlere giden köylülerin çocuklarının işçi olmasını?

İngiltere’de de aynı oldu. Şehirlere göç başladı. Şehirlere gidenler, buralarda banliyöler oluşturdu. Fabrikalarda çalışmaya başladı.

Türkiye’de de başımıza gelen şey aynısıdır.

Karl Marks’ın Teorileri ve İngiltere’deki Durum

Karl Marks, 1811’de doğdu ve 1883’te öldü. Almanya’da doğdu, İngiltere’de öldü. İşçi sınıfı ve komünizm ile ilgili teoriler de İngiltere’deki bu süreçte ortaya çıkmıştır.

Merkantilizm, liberalizm, muhafazakarlık gibi komünizm fikirleri de ya İngiltere’de çıkan ya da İngiltere’de şekillenen siyasal teorilerden oluyor.

Şehirlerdeki banliyölere gidip, ağır şartlarda çalışan ve hakları olmayan işçi sınıfının ayaklanacağını söyleyen, haklarının neler olması gerektiğini söyleyen Karl Marks, o dönemdeki işçi konuşullarının kötü olması konusunda da  haklıydı. Kaldı ki günümüzde bile sorun var.

Hepsini hatırlamıyorum ancak 1930’larda Reform Yasası (Reform Act), Yoksulluk Yasası (Poor Law Admendment Act) ve Londra İşçi Birliği’nin çeşitli bildirileri gibi nice olay; işçi haklarında da şekillenmeye gitti. Zaten neo-liberalizm ile birlikte durumun vehameti liberaller tarafından da görülmüş ve köklü değişime gitmişti.

Eğer hakları verilmezse, sosyalist devrim başlayabilir. Üstelik üretim, tüketim olmadan hiç. Dolayısıyla yoksulluk, hem devrim ihtimali hem de tüketimin olmaması nedeniyle üretime de zarar veriyor. Dolayısıyla liberal demokrasiye ve kapitalizme…

Engels’in 1944’te yazdığı İngiltere’de İşçi Sınıfı Sorunları eserine bakmanızı öneriyorum. Şahsen sosyalist düşünceye inanmıyorum ve saçma olduğunu düşünüyorum. Fakat bu, sosyalizmdeki her şeyin ve her fikrin tamamen kötü olduğu anlamına gelmiyor (her fikirde olduğu gibi).

Türkiye’deki Araba Sorunu ve Çözümü

Et fiyatları yüksek diyerek yurt dışından et getiriliyor bu ülkeye. Et fiyatlarını keyiften yükseltmiyorlar. Deli gibi vergi ödeniyor. Yem pahalı, mazot pahalı. Mazota gelen zam, ulaşımı etkiliyor. Bunları göz ardı edip, şak diye yurt dışından et getirip satıyorlar. Hoş o, daha pahalıya patlıyor bazen de neyse…

Madem öyle, yurt dışından araba getirmenin önünü açacaksın. Sıfır değil, şart koyacaksın.

**

Şaka gibi yaa… Gerçekten şaka gibi.

Fırsatçılarımız

En büyük fırsatçı devlet. Sıfır araçlardan ve benzinden alabildiği kadar vergi alıyor. Aracın girişi 150 bine geliyor, satışı ise ÖTV+ÖTV’nin de KDV’si+diğer vergilerle 500-600 bin ediyor.

Sadece devlet değil, Almanya’da 2 bine kadar bir sürü clio buluyorsunuz. Burada ise 40-50 bin diyorlar. Arttıkça artıyor. Faiz artıyor, ikinci el fiyatlar artıyor. Faiz düşüyor, ikinci el fiyatlar artıyor. ÖTV artıyor, ikinci el fiyatlar artıyor.

Güneş açıyor, fiyat artıyor. Rüzgar esiyor, ikinci el fiyatlar artıyor. Bakıyor, millet 40 bin yazmış, benimki 45 bin eder diyor ve 2 binde pazarlık payı diyerek 47 bine kakalıyor. Bunu gören diğerleri de arttırdıkça artıyor. Yeter yahu, İstanbul gibi bir yerde araba lüks değil, ihtiyaç.

Üstelik araba alıyorsun yok MTV’si, benzine deli gibi vergi, parçalarına vergi…

Bu İşin Çözümü İthalat

Almanya’da yaşayan veya yaşamış arkadaşlarla görüşüyorum, bir lüks araç bir de kötü araç alıyorlar diyor (kötü dediği de ikinci el Golf). Günlük olarak kötü aracı kullanıyorlar. Vursalar da, bir şey olsa da sorun değil. Keyif için lüks araç çıkıyor ve lüks araç garajda falan diyor.

Üstelik orada yaşayanlar, ücretsiz araç aldıklarından bahsetti (öğrenci arkadaşlarım). Nasıl yani dedim, şöyleymiş; bizim burada 50 bine satılan 2000 model Clio, Astra vb gibi araçların bir çoğu dökülüyor. Adamlar kulalnmıyor. Zaten 300-500 euroya satılıyormuş. Fakat diyorlar ki biraz daha eskilerine bakım gerekiyor, yoksa muayeneden geçmiyor. Bunlar da presletiyormuş ancak 200-300 euro tutuyor. Uğraşmak istemediklerinden, talep olana sırf kurtulmak için veriyorlarmış.

**

Çözüm ayağımıza geldi. Eski araçlardaki bu saçmalığı böyle çözebiliriz. Zaten gümrük birliğindeyiz. En az 10 yıllık olması, en fazla 20 yıllık olması koşulu ve lüks olmaya (fiyat aralığı verilebilir) gibi bir çok koşul eklenerek; Almanya’dan getirilecek araçlardan sadece %18 KDV alınır.

2 bin Euro’luk Clio, 18.500 TL ediyor. %18 vergisiyle neredeyse 22 bin lira ediyor. İlla ÖTV ve diğer vergiler alınacaksa abartmayın, fakat piyasada 50 bin ise bu araçlar; en fazla 30 bine gelecek şekilde ayarlamak gerek.

Ben 50-60 bine 200 bin kilometrelik araçları alacağıma; Almanya’da 100-150 bin kilometrede olan (ki İstanbul trafği değil, otoyollarda binilmiş ve temiz bakılmış) aracı bulup, 2-3 bin liraya getireyim. Vergisini vereyim, ardından Türkiye’de bineyim.

Ondan sonra ben bu fırsatçıları görürüm. Hadi bakalım şişirin de göreyim.

Kalıcı Çözüm Gerek

Bu ÖTV vergileri falan abartı. Vergiler, alım gücünü düşürür. Türkiye’de toplam 12 milyon çalışan var ve 4,8 milyonu devlet memuru. 2003’te 1,8 milyon idi ve 2013’te 3 küsür milyon idi. Arttıkça artıyor. Devlet küçülmeli. Devlet küçülecek, vergiler düşürülecek. İşyeri açanlara ve küçük esnafa, belirli çalışan sayısından sonra vergi indirimleri gelecek. Daha fazla insan iş bulduğunda, evine ekmek götürecek ve ekonomik dolaşım sağlanacak.

Araba fiyatları buralarda olmamalı. İnsanlar arabalara binebilmeli.

ASgari ücretin ayarlanması falan hikaye. Bugün İstanbul ve birkaç büyükşehir harici asgari ücret alabilen yok. Nedeni de çok basit, talep olursa fiyat artar. Eğer her yerde işletmeler açılırsa, işsizlik düşer. İşsizlik düşerse, işçi bulmak için yüksek ücretler verilir. Eğer işsizlik yüksek olursa, birilerini asgari ücretten daha az ve sigortasız çalıştırmaya da razı edersin.

**

İşin özü mevcut hükumet ne yapıyorsa, neredeyse tam tersini yapmak kesin çözüm. Ülke olarak alım gücü diplere gömülüyor. Yanlış hareket. İnsanların cebinden ellerinizi çekin. Belirli zümreye verdiğiniz destekleri kesin. Ayıp.

Gençlere sesleniyorum: imkân bulursanız kaçın gidin, bizim hayatımızı mahfettiler. İnsan gibi yaşama hakkımızı elimizden aldılar. İmkânınız varsa gidin. Bugün Avrupa’da asgari ücret almak, Türkiye’de doktor ve hakim maaşı almakla aynı. Daha iyi yaşam koşullarınız olacak. Daha iyi arabalara binecek, tatil yapabileceksiniz. Daha kaliteli yiyecekler yiyebileceksiniz. İnsan gibi yaşayabileceksiniz. Yok tweet attım dava açıldı, yok 30 yıl çalışıp bir araç aldım dertleri yok. Gidin arkadaşlar, gidin! İnsan gibi yaşayacağınız yere gidin. Eğitimsizseniz, insan gibi yaşarsınız. Eğitimliyseniz, Türkiye’de değer görmüyor ancak orada değer gösterirler. Gidin.

Son Değişiklik: 11/10/2020 - 16:58