Ortalama okuma süresi: 7 dakika

2025’e kadar bu ülke, İran-vari bir rejime sürüklenecek.

Hazırlanın, günü geldiğinde karşı devrim ile bu ahlaksız sistemi başlarına yıkacağız. Kendilerini en güçlü hissettikleri anda; Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti’ni, kuruluş ayarlarına döndüreceğiz.

Diyeceksiniz ki, nasıl? Atatürk Samsun’a çıktığında 18 kişi daha vardı. Erzurum ve Sivas Kongreleri, Amasya Tamimi ve Ankara’da Birinci Meclis’te bile Atatürk’ün yapmak istediklerine inanacak insanların sayısı çok az idi. Başardı. Teşkilatlı, planlı, dikkatli ve milleti birleştirici olarak devam etti.

Biz de başaracağız! Açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürüyeceğiz.

Değişen Bir Şey Yok!

Bugün yurtdışı destekli STK’lar, zararlı cemaatler, localar, kulüpler var… Türklük ve Atatürk düşmanları var. O kadar ki, LGBT bireylerinin dahi gruplaşmasında vatana zararlı grupların nasıl desteklendiğini öğrenince şaşırmıştım (kısa bilgi için bknz: LGBT grupların birbirine girmesi, Youtube podcasti – Efe Aydal).

Değişen bir şey yok. Yine zararlı gruplar var, bilerek veya bilmeyerek yine İngiliz propagandalarını kullanan; yani yalan ve iftiraları tekrarlayanlar var. Bunların en başında ile fesli deli geliyordu ki bugünün rezil adamı bu deliye ziyarete gitti:

**

Osmanlının son dönemlerinde her şey özelleştirilmişti. Yine özelleştirildi.
Osmanlı, Türklüğünü kaybetmişti; şimdi İslam adı altında Araplaşma ve batı özentiliği ile yozlaşma var, yine kaybettik.
Osmanlının son dönemlerinde borçlanma vardı, yine var; bu sefer düşük faizli IMF’de değil, küresel tefecilere!
Osmanlının son dönemlerinde topraklar satılmıştı, yine satılıyor; Karadeniz, Kanal İstanbul satılıyor ve hatta vatandaşlık satılıyor!

 

Atatürk’ün Kurtardığı İstanbul’da Ahlaksızlık!

Diyanet İşleri Başkanı Ayasofya’ya kılıçla çıktı. Neymiş? Fetih işiymiş… Gören de zanneder ki Yunanistan’dan İstanbul’u temizlediler, kurtardılar. Şöyle diyor beyefendi hazretleri (yok o beyefendi değil, bizim bu delinina dostu):

Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı cami olması için vakfetti. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar! Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar

Akıllarınc Atatürk’e laf atacaklar…

Bugün Anıtkabir’de, Lozan’ın yıldönümü için 81 il temsilciliğinden insanlar çelek bırakacaktı. İşe bakın, DEZENFEKSİYON varmış!

Hemen tarihe bakalım:

**

Torunuyuz dediğiniz ancak bir hanedan olan Osmanlı’nın Sevr ile bizlere bıraktığı emanet buydu! Osmanlı bize bunu bıraktı. Kuvayi Milliye bunu reddetti, Atatürk ve silah arkadaşları reddetti ve savaştı. İmkânsızlıklarla kazandı, dönemin süpergüçlerine de diz çöktürdü!

İstanbul’un fatihi, Sultan Mehmet ise; bunu garanti altına alan, KURTARICISI ise MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’tür. Atatürk’ün, silah arkadaşlarının ve bu insanlara inanan yüce Türk milletinin sayesinde bugün İstanbul’a vizesiz gidiyorsun, Ayasofya bir katedral değil ve bunlara bakıp “bir zamanlar bizimmiş” demiyorsan; ATATÜRK’ÜN SAYESİNDEDİR!

Ayasofya’da Emevileri sayıyorsun, ATatürk’ü anmıyorsun. Üstelik Lozan yıldönümünde. Kansızlar! Ahlaksızlar!

Atatürk ve Ayasofya

Her fırsatta Atatürk’e, Cumhuriyete, CHP ve tek parti dönemine laf atan; tarihi delilerden öğrenen, tarih yoksunu, Türklük ve Atatürk düşmanı ahlaksızların bilmediği bir kaç şey var:

**

Cumhuriyet devrimlerinden sonra, çağdaş bir ülke haline gelen ve memleketin her köşesi milletin olan bu ülkede tapular çıkartılırken, 1936’da, Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Ayasofyayı Kebir Cami Şerifi olarak; Fatih Sultan Mehmet’in emanet ettiği Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı üzerine tapulatmıştır!

Neden müze yapıldığını da siz cahiller anlamadınız. Israrla anlamıyorsunuz. Önümüzdeki 5-10 yıllık süreçte, dünyadaki İslami eserler ile birlikte Türk ve Müslümanlara bakış açısına ve önümüzdeki sürece yaşayacağımız ambargolar, kısıtlamalara bakarak neler çekeceğimizi görecek ve neden müze olması gerektiğini anlayacaksınız.

Bunun dışında Ayasofya’da zaten imam vardı, zaten namaz kılınıyordu!

Gelelim esas meseleye…

Ayasofya, Erdoğan ve Danıştay

Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan isteseydi, Ayasofya’yı şak diye camiye çevirirdi. Hemen ilgili habere bakalım [1]:

Cumhurbaşkanlığı’nı temsilen duruşmaya katılan Hukuk Müşaviri Zeynep Gökçe Zengin’in Ayasofya’nın müze olarak kalması yönünde görüş bildirdiği belirlendi.

[..]

Cumhurbaşkanlığı’nı temsilen duruşmaya katılan Hukuk Müşaviri Zeynep Gökçe Zengin, davanın reddini istemiş.

**

*

Hiç evirip çevirmeye gerek yok, hukuki durum ortada, daha önceki karara göre; siyasi irade ile Ayasofya ibadete açılabilirdi. Peki neden böyle olmadı da DANIŞTAY’a bırakıldı?

1934 Bakanlar Kurulu Kararı burada yargı tarafından bozuluyor (ki yargı apayrı konu, şimdi laiklik tartışmaları başlayacak, geleceğim ona da); ne hikmetse tam da Lozan’ın yıldönümünde cami ibadete açılıyor ve ne Atatürk, ne İsmet İnönü ne de Lozan’a değinilmiyor!

Atatürk olmasa, o camide, yetimin hakkıyla alınan o lüks ötesi araçlarınızla gelip; kılıçla gövde gösteri yapamayacaktınız!

Siz O Kılıcı Yunan Kaptırdığınız Adalarda Kullanın!

Atatürk’ün aldığı, Lozan ve diğer antlaşmalarla perçinlediği İstanbul ve Ayasofya’da o kılıcı sallamak, ele geçirdiğiniz hukuku kullanarak Ayasofya’yı camiye çevirmek kolay!

Kaptırdığınız Eşek adasında, Lozan’a aykırı Yunan karakolunu alıp, orada sallayın! 18 yılda Yunan’a kaptırdığınız ada, adacık, kaya ve kayacıklara çıkıp sallayın! Lozan’a karşı olmasına rağmen silahlandırdıkları adaları alıp, orada fetih kılıçları sallayın!

Atatürk’ün kurtardığı İstanbul’da, cami diye tapulattığı Ayasofya’da; Atatürk’ü lanetlemek kolay.

 

Suları Isındı Ancak 2025’e Kadar Kötüleşecek

Şimdi çıkıp “Atatürk’ü lanetlemedik, bunu diyen alçaktır” gibi saçmalıklarla kıvıracaklar. Sadece Ayasofya ve İstanbul’un değil; Trakya, Ege, Akdeniz, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu kurtarıcısı Atatürk’ü anmamak, hele hele Lozan’ın yıldönümünde anmamak ve Anıtkabir’i kapatmak nasıl bir kansızlıktır?

Şöyle bir bakıyorum; bu ülkede artık yaşam mucize oldu, kadınlarımız sokaklarda yürümeye korkuyor. Çocuklarımız sokaklarda tacize uğruyor. Hayvanlarımız vahşice öldürülüyor. Doğamız zehirleniyor, ormanlar yok ediliyor. Topraklarımız ve değerlerimiz yabancılara satılıyor….

Nereye kadar gidecek?

5 yıl, taş çatlasın 10 yıl… Zaten bu yüzden 2030’a doğru birleştirici hareket ve yeni prati ile iktidar olacağım demedim mi? Hiçbir devrim kadınsız olmaz, olsa da kalıcı ve insani olmaz. Türkiye’de de en büyük devrimi kadınlar ve gençler yapacaktır.

Kadınlarımız taciz, tecavüz, laf atma, cinayetler yüzünden rahatça yürüyemiyor. Ha kadını eve zincirlemişsin ha 12’de sokakta ne işin vardı, neden etek giydin diyerek taciz ve tecavüzü haklı çıkartıp; kadının sokağa çıkarken iki kez düşünmesini, özgürce elbise seçip sokakta dolaşabilmesini engellemişsin ne fark eder? İkisi de kişisel hak ve özgürlüklere müdahaledir.

Özgürlüğün, demokratik hakların, kişisel hakların olmadığı bir ülkede; muhafazakar iktidar döneminde her türlü cinsellik, alkol, özgürlük yasaklanırken ahlaksızlıkların ve cinsel sapkınlıkların 18 yılda binlerce kat artması tesadüf mü?

Dindar nesil yetiştireceğiz diye adım başı cami yaptınız, her yere imam hatip açtınız; gelin görün ki, gençler sizin gerçek yüzünüzü ve ahlaksız zihniyetinizi görerek bırakın dindar olmayı, ateistliğe kaydı. Baskı, ahlaksızlık, yolsuzluk, özgürlüklerin kısıtlanması ters tepti… Suçları arttırdı. Yanlışlarından dönmedikleri gibi, “Kuran emirleri uygulansa suçlar biter” diyorlar ki; o zaman her şey patlayacak….

Laiklik, Demokratik Değerler ve Cumhuriyete Saldıracaklar

Batıyla aramız git gide kötüleşecek, ekonomi kötüleşecek, bir noktadan sonra Katar parası da kurtarmayacak. Katar’a götürdükleri ve sonra getirdikleri uçak dolusu paralar, Kaddafi’nin ailesinin paraları… Hİçbir şey sizi kurtarmayacak. Ekonomi daha da kötüleşecek.

Üstelik bir kez Ayasofya ile başladılar ya; git gide laikliğe, cumhuriyete, Atatürkçülüğe saldıracaklar. Ya alenen ya da ellerinin altındaki cemaatlerle… Kişisel hak ve özgürlükler kısıtlanacak, sosyal medyaya yasak gelecek, onlardan olmayanlara bin bir çeşit sorun çıkartılacak. Ya susacaksın ya da onlardan olacaksın… Yoksa başın dertten kurtulmayacak, devlet desteği alamayacaksın.

Önümüzdeki süreçte laiklik tekrar yoklanacak. Başaracaklar da… İran-vari sistemi getirecekler. 2025’e doğru bir çok şey tamamlanacak.

Ya Muhalefet?

Hangi muhalefet? Erdoğan’ı meclise sokan Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli gibi muhalefet mi? Yoksa 5 milyon mühürsüz pusulalı rejim değiştiren 16 Nisan 2017 katakulli referandumundan 1 hafta sonra 23 Nisan 2017’de çekilen şu fotoğraftaki muhalefet mi:

**

Yoksa bugün Ayasofya’ya gitmeye can atan ve orada Atatürk’ün lanetlendiği sırada tepki göstermeyen İyi Parti’nin muhalefeti mi? Yoksa Sinan Aygün gibi, “Ayasofya’yı cami yapan kim olursa olsun eli öpülür” diyen [2] muhalifler mi?

Muhalefet dahil, bir çok noktada stratejik bölümlere kimlerin geleceği belli. Playstation oynarken milletvekili yapılıp, CHP tarihinde eşi benzeri görülmediği şekilde zaten atanmış milletvekilleri ile (önseçim yapılmadı) seçilecek olan Grup Başkanvekili için seçim de yapılmadı ve bu kişi getirildi.

Bunlar gibi nice örnek var! Bu işler danışıklı dövüş. Muhalefetin içindeki köşe başlarını tutmuş olanlar var. Bazılarının ismi belli bazılarının değil… Sorun Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal falan da değil; bu köşe başlarını tutan dinazor kafalı tipler, bütün partiyi yönetmekte.

CHP, İyi Parti, MHP… Ee kime oy vereceğiz? Yeni kurulan Deva-Gelecek partilerine mi? Onlar bunlardan farklı mı? HDP’ye girmiyorum bile…

Gül’ü, Cumhurbaşkanı adayı yapmaya bir adım uzakta olan ittifak hakkında da yazacağım…

 

Peki Ne Olacak? Neden 2030?

Günün en karanlık ve soğuk zamanı, güneş doğmadan hemen önce olur. AKP, önümüzdeki süreçte işleri daha da sıkıntılı hale getirecek. AKP’nin erken gideceğini düşünmüyorum ancak AKP gidince, kimin geleceği belirlenmiştir merak etmeyin, dolayısıyla bunlardan daha iyi olacağını düşünmüyorum fakat ben AKP’nin 2025’e kadar rahat iktidarda olduğunu söyleyebilirim.

AKP önümüzdeki süreçte, hukuki ve siyasi pürüzler çıkmadan ilerleyecektir. Hele hele bu seçmen olduğu sürece, her türlü yalan, dolan, iftira ortaya atılır ve yollarına bakarlar. Bu sırada günden güne ekonomi kötüleşir, daha fazla şey satarlar. Günden güne sistem kaosa girer, “tek adam rejimi” daha da sertleşir. Laikliğe saldırıp başarılı olurlar, Atatürk’e saldırıp başarılı olurlar…

Fakat bu böyle gitmez. Kendilerini en güçlü, en güvende hissettikleri bir dönemde; bütün her şey başlarına yıkılır. Kadınların sokakta rahat dolaşamdığı, kendini güvende hissedemediği; adaletin olmadığı, liyakatin olmadığı, yolsuzluk ve ahlaksızlığın tavan yaptığı bir sistem kalıcı değildir! Ne kadar sertleşirse sertleşsin, en fazla Naziler kadar sertleşir. O da bu ülke topraklarında olmaz. Er ya da geç iktidar değişir, sorumlular yargılanır. Eğer AKP iktidarı idamı getirirse, karşı devrim sonrası Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ayarlarına döner ve en son bu pisliklerde rol oynayanlar idam edildikten sonra idam yasası kaldırılır. Bu yüzden idamı getirmemeleri, kendi yararlarına…

Fakat 2025’e kadar bir çıkış yolu görmüyorum. Aksine 2025’e kadar her şey çok daha kötüleşecek.

Biz Ne Yapacağız?

En büyük sorun muhalefette. Türkiye’nin ve diğer partilerin kurucu partisi CHP’dir. CHP içerisinde demokrasi yoksa, Atatürkçülük yoksa; Türkiye Cumhuriyeti’nde de Atatürkçülük ve demokrasi olamaz. Dolayısıyla önce CHP’yi temizlemek gerekecek. Nasıl? Girerek… Bu satırları okuyanların çoğu, muhtemelen CHP’ye oy verse bile, CHP içerisinde görev almıyor. Görev alsa bile, önemli noktalara çıkmakta zorlanır. Çıksa bile dışlanır. Önseçimle milletvekili bile olsa, önseçimin yapılmadığı bir seçimde, atama usulü ile liste dışı kalır.

Fakat yılmak yok. Sayılara takılmak yok, umutsuzluğa kapılmak yok. bizler teşkilatlanacağız, bir araya geleceğiz; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak kalması gerektiğini düşünenler ve kadınların ve çocukların günün her saatinde, Türkiye’nin her yerinde, istediği giysi ile istediği gibi yürüyebileceği; adaletin en yüksek seviyede olduğu (sadece hukuk dağılımı değil, gelir vb konularda da), liyakatin olduğu, refah düzeyinin artacağı, diğer ülkelere örnek bir Türkiye Cumhuriyeti kurana kadar durmayacağız. Bu amaçla, birleşeceğiz. Din, mezhep, siyasi görüş, giyniş, köken vb hiçbir şeye takılmak yok! BİRLEŞECEĞİZ!

2030’a doğru bununla ilgili bir hareket başlatacağım ve siyasi parti kuracağım. Fakat o döneme kadar hem tecrübe kazanmam, hem ekonomik olarak güçlenmem gerek. Peki neden 2030? 2030’da ne olacak? hepsini yazmıştım, şu konularda bulabilirsiniz:

Umutsuzluğa Kapılmak Yok!

Atatürk’ün hayatını iyi anlayabilsek yetecek… Hürriyet uğuruna ölmeye karar verenlerin kudreti‘inden:

Her 15 Mayıs’ın 19 Mayıs’ı ve 9 Eylül’ü,
Her Mondros’un Mudanya’sı,
Her Sevr’in Lozan’ı vardır

Bandırma Vapuru Kadrosu

  1. 9. Ordu Müfettişi Tümgeneral Mustafa Kemal
  2. Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirik)
  3. 2. Başkan Yarbay Mehmet Arif
  4. 1. Şube Müdürü Binbaşı Hüsrev
  5. Topçu Komutanı Binbaşı Kemal
  6. Sağlık Başkanı Albay Dr. İbrahim Tali
  7. Sağlık Başkan Yardımcısı Binbaşı Dr. Refik Saydam
  8. Başyaver Yüzbaşı Cevat Abbas
  9. Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket
  10. Karargâh subayı Yüzbaşı Mümtaz
  11. Karargâh subayı Yüzbaşı İsmail Hakkı
  12. Karargâh subayı Yüzbaşı Mustafa Vasfi
  13. İaşe subayı Üsteğmen Abdullah
  14. Yaver Teğmen Muzaffer
  15. Kurmay Başkanı yaver Üsteğmen Hayati
  16. Şifre kâtibi Faik
  17. Şifre memuru Memduh
  18. 3. Kolordu Komutanlığı’na atanan Albay Refet Bele
  19. Emir subayı Üsteğmen Arif Hikmet

 

Kaynaklar

[1] Saygı ÖZTÜRK. Cumhurbaşkanlığı müze kalmasını istemiş (13 Temmuz 2020 ). https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/cumhurbaskanligi-muze-kalmasini-istemis-5927244/

[2] CHP’li eski milletvekili Sinan Aygün 8 yıl önce verdiği sözü tutmak istiyor: Erdoğan’ın elini öpmek için davet bekliyorum. https://www.haberler.com/sinan-aygun-ayasofya-icin-bu-el-opulur-13445130-haberi/

Son Değişiklik: 25/07/2020 - 00:26