Bugün 10 Kasım!

Atatürk’ün ölümüne üzülme vakti değil! Uyanma vakti. Sizlere soruyorum, “açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime and içerim” diye yemin etmedik mi?

Sandılar ki, Andımız’ı kaldırdıklarında yürümeyeceğiz.
Sanıyorlar ki; Atatürk’ün heykellerini kaldırsalar, Atatürk isimlerini stadlardan, sokaklardan, binalardan silseler; Atatürk’ün izinden gitmeyeceğiz.

Ne oldu? Yıllardır boş bir Atatürkçülük vardı bu ülkede. Nutuk’u okumamış insanlar Atatürkçü idi. Şimdi bir bakıyorsun 13-15 yaşında çocuk Nutuk okuyor, Atatürk kitaplarını okuyor, Atatürk’ü anlamaya çalışıyor.

Yıllardır Atatürk’ü sömüren bazı kesimler başörtüsüne karşı çıktı, türbanlıların okula gitmesini eleştirdi. Bu insanlara irticacı dedi, laiklik karşıtı dedi. Hiç Anıtkabir’e gittiniz mi? Atatürk’e bağlılığını gösteren nice türbanlı var gördünüz mü?

Yıllarca başı açıklara, Atatürkçülere dinsiz dedi DİNİ SÖMÜRENLER, Anıtkabir’de Atatürk’e dua edenleri gördünüz mü?

Söylenecek çok şey var ama şu kadarını söyleyeceğim; yıllardır Atatürk’ün izini silmeye çalıştıkça, Atatürk’e yüklendikçe, bu halk Atasına sahip çıktı. Solcusuyla, sağcısıyla, sahip çıktı. Oyunlarınız bozuldu değil mi? Türkiye’yi bölmek için Atatürk’e ve Atatürkçülüğe saldırıp bu değerleri yok etmeniz gerektiğini biliyordunuz. Bunları bilenler; Filistin’de, Irak’ta, Kıbrıs’ta, Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de ve dünyanın bir çok yerinde oynadıkları oyunları Türkiye’de de oynamaya çalıştılar. Ne oldu? Bu topraklarda, oyunları tutmadı. Tutmayacak!

 

İngiliz Oyunları

İngiliz propagandaları ünlüdür. Lawrence ve hocası ve hatta annesi gibi olan Gertrude Bell’in yaptıklarını okumanızı tavsiye ederim. Bakıyorsunuz Osmanlıyı bölmek için bin bir çeşit numara yapan İngilizler, Çanakkale’de topladıkları Müslüman askerlere diyor ki, “bakın Osmanlı padişahı Almanlar tarafından esir edildi. Oradaki askerler Osmanlı kılığına girmiş Alman askerlerdir, bunlarla savaşın. Biz Osmanlı imparatorunu da kurtaracağız”.

Propagandaya bakar mısınız? Bunun aynısını FETÖ’de göreceksiniz. Bunun gibi çeşitli cemaatler ve örgütlerde göreceksiniz. Üstelik bunların Atatürk’ü karalamak için kullandığı bir çok söylem, Armstrong’un Atatürk hakkında yazdığı biyografi diyemeyeceğim, asker olduğu için duyduğu nefret ve İngiliz propagandasının eseri olan bir saçmalıklar bütünü kitaptan; Bozkurt kitabından çıkmıştır.

Atatürk hakkında arkadaşlarının, tarihçilerin, yaverlerinin yazdığı kitaplara bakarsanız (ki dünyaca ünlü tarihçilerin kitapları dahil), bu İngiliz askerinin nasıl salladığını göreceksiniz. Fakat önemli değil. Bugün bir çok cemaat, buradaki söylemleri kullanmaktadır. Atatürk hakkındaki her türlü karalamanın kaynağı olarak görülebilir bu kitap. Dolayısıyla günümüzdeki zararlı cemaat ve toplulukların İngiliz devlet kurumları ve istihbarat teşkilatları tarafından doğrudan veya dolaylı şekilde kullanıldığı açıktır.

İslam adı altında para kazanmak, oy toplamak, İslam ve Müslümanlığı bozma amacını güden bazı toplulukların, bilinçli ya da bilinçsizce kullanılması da oldukça normaldir.

Gerek Hatay’ın Fransız sömürge dönemi gerek Kıbrıs’ın İngiliz sömürgesi olduğu dönemi yaşayanların anlattıklarından göreceksiniz ki; sömürgeci güçler, her yerde aynı teknikleri kullanmaktadır.

ekleme (12.112019): BBC Youtube kanalında, Atatürk ile ilgili geçen İngiliz istihbarat bilgileri yayımlanmış. Zaten yukarıda söylediğim ve uzun yıllar bir çok araştırmacının anlattığı şeyleri de destekliyor. Bazı satır başları:

9 Ekim 1919 – İngiltere’nin Bağdat Siyasi Komitesinden Londra’daki Dışişleri Bakanlığına:
“Elimizdeki bilgiler, onun tehlikeli biri olduğunu ve hareketinin silahlı bir ayaklanmaya dönüşme olasılığının düşük olmadığını gösteriyor […] Zıtları desteklenmeli ve rakibi olan hareketlerin bir araya gelmesi teşvik edilmelidir“. (hâlâ Atatürk karşıtı hareketler destekleniyor ve birleştirilmeye çalışılıyor)

*

Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan (Tarih Vakfı Başkanı):
“İngiltere’de kabaca 3 farklı bakış vardı. […] Üçüncü görüş, Hindistan’daki Müslümanların tepkisinden çektiği için (Hindistan işleri Bakanı Edwin) Montagu, biran önce bir anlaşma yapılmasını ve bu anlaşma yapılırken muhakkak İstanbul’un Türkiye’de bırakılması ve hilafete de dokunulmaması gerektiğini savunan bir bakışa sahip.”

*

İngiliz istihbarat belgeleri:
“Barış anlaşmasının koşullarını uygulamanın kolay olduğu dönem, Yunan ordusunun İzmir’e çıktığı 15 Mayıs’a kadar devam etti. Sonuçta uyuşuk bir şekilde sağa sola giden karıncaların yuvası dağıtılmış gibi oldu.
[…]
Mustafa Kemal, Mayıs ayında müfettiş olarak Samsun’a gönderildi. İzmir’de uykuda yakalanan Türkler canlandı. Mustafa Kemal gelir gelmez bu bölgeyi hareketlendirmek için faaliyete geçti.”

**

Milli Mücadele Dönemi

İngiliz istihbarat belgeler:
“İstanbul’da doğan ve Erzurum’da yuvalanan milliyetçi hareket, yunan bölgesi dışında Anadolu’nun tamamını kontrol edecek kadar genişledi ve Trakya’nın önemli bir bölümünde de varlık gösteriyor. Kürtler, Araplar ve Tatarlar arasında da sempati topladı.
[…]
Şu ana kadar her şey yolunda ancak Türkiye’ye sıkıntı yaratacak bir barış anlaşması teklif edildiğinde madalyonun diğer yüzü ortaya çıkacak. Milliyetçiler örgütleniyor, moral topluyor, eleman devşiriyor, para topluyor ve Türkiye’nin bölünmesini ya da yabancı devletlerin kontrolü altına girmesini engellemek için uyuşuk toplulukları canlandırmaya çalışıyor ve şu ana kadar da bunda başarı sağladılar.”

Yunan ve Ermeni liderler, Amerikalı Misyonelerin de desteğiyle katliam olacağı öngörüsüyle koro halinde bağırışıyorlar. Mustafa Kemal’de aynı öngörüyü fark etmiş ve bunu engellemek için adımlar atmış gibi görünüyor. Samsun’daki Kontrol Memuru, Mustafa Kemal’in teminatlar verdiğini ancak Hristiyanların gereksiz yere kaygılı olduklarını bildirdi.
[…]
Milliyetçiler, Hristiyanları koruyor ve dışarıdan gelen yardımlara ve müdahalelere karşı çıkıyor. İngilizlere karşı güçlü ve giderek daha da güçlenen ancak diğer itilaf devletlerine karşı daha az boyutlarda olan bir kırgınlık hissediliyor. Milliyetçiler, yerel halka çok fazla temas edebilmiş değil. Sürekli olarak Hristiyanların korunmasına dair yapılan açıklamalar tamamen siyasi nitelik taşıyormuş gibi görünüyor. Türklerin bu konudaki eğilimleri ve içgüdüleri katliam yapılması yönünde. Milliyetçiler savaşmayı tercih ederse Hristiyanların da katledilmeleri muhtemel.”

Aslında söylenecek çoook şey var. Örneğin git gide üzerimize geldikleri ve mevcut iktidarın da Atatürk düşmanlığı nedeniyle nasıl bir tepki vereceğini kestiremediğim; 1919 ve sonrasında iddia edilen Yunan ve Ermeni sözümona soykırımları. Bunlar tabi ki Türkiye’yi zayıflatmak için yapılıyor.

Bir diğer propaganda oyunu ise; Yunanlıların her yerde ısrarla, “Kurtuluş Savaşı döneminde dedem de vardı, iki tarafta kötü şeyler yaptı” şeklindeki beyanları. Yani Yunanlılar kötüyüz diyor ama ekliyor… İşte o ama ile, bizi de karalayacaklar. Biz, vatan savunmak ve milletimize işkenceler yapan, tecavüz eden, katleden Yunanları ki İngiltere başta olmak üzere sömürgeci güçlerin desteklediği Yunanistan’ı vatanımızdan temizlemek dışında bir şey yapmadık. Haliyle bu tür propaganda oyunlarına gelmemek gerek. Her zaman dediğim gibi, Türkiye’de sağlam bir kontr-espiyonaj ve karşı proapganda birimi kurulmalı. Maalesef propaganda konusunda yetersiziz ki Suriye operasyonu sonrasında da ne kadar yetersiz olduğumuzu görmüş olmamız gerekiyor.

 

 

 

Atatürk’ü Anlayabildik Mi?

Geçen bir şey okudum, sanıyorum CHP’li biriydi; diyor ki “siz Atatürk kadınısınız, etek giyeceksiniz, rakı içeceksiniz. İnadına mini etek inadına dekolte giyeceksiniz”.

İşte Atatürk’ü tanımazsanız, arkadaşlarının ve yaverlerinin yazdığı kitapları okumazsanız böyle saçmalarsınız. Atatürk kadında makyaj ve dekolteye karşı idi. Arkadaşları ve yaverleri tarafından 3-4 kitapta bunu okudum. Benim de bugünlerde desteklediğim şekilde Türk kadının ve milletinin İslam adı altında Araplaşması veya çağdaş/batılı adı altında seks objesine dönmesi, yozlaşmasına karşıydı!

Türk kadını tarih boyunca at bindi, ok attı, cesur oldu, boylarda erkeklerle omuz omuza devlet işlerini yürüttü. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında büyük katkılar sağladı. Tomris Hatun’dan Nene Hatun’a, Kara Fatma’ya kadar nice mert kadınlarımız var.

Dolayısıyla Atatürk; kadınların kültür, bilgi, zeka, yetenek, cesaret ile parlamasını isterdi. Boya ile, dekolte ile değil!

Sen Atatürk’ü bilmez, kitaplarını okumaz, Atatürk’ün fikirlerine anlamazsan; Atatürkçü kadınlar dekolte giysin, etek giysin, rakı içsin diye dolanırsın! Atatürkçü kadınlar gezsin, öğrensin, cesur olsun, okusun, araştırsın, spor yapsın, sanatla uğraşsın, politikaya girsin, toplum içine girsin gibi telkinlerin olmaz.

 

İmza?

Okurken evimde tek bir Atatürk portresi vardı. Yakama koyduğum 2 tane Atatürk rozeti. Bir de hediye alınan Atatürk imzalı bardak. Hepsi bu. Ne Atatürk imzalı, portreli, resimli bardak alırım ne atkı ne başka bir şey.

Atatürk ile ilgili çok fazla bulabileceğiniz şey, kitaplığımdaki ve iPad’deki sayısı 30-40 civarında olan Atatürk kitaplarıdır. Hepsi bu!

Atatürk imzasını dövme yapanlara, Atatürk imzalı ürün alanlara sözüm yok elbet. Fakat burada kalmayın. Kendinizi bunlarla kandırmayın. Atatürk’ün ne düşündüğünü, nasıl biri olduğunu öğrenin. Atatürk’e uygun bir biçimde yaşayın!

 

Nasıl Atatürkçü Olunur? Atatürk’ü Nasıl Anlarsınız?

Atatürk’ü anlamanın en kolay yolu; her konuda olduğu gibi, Atatürk ile ilgili kitapları okumaktır. Milli Mücadele’nin 100. yılına özel, bir çok kitap okumaya başladım. 2023’e kadar Milli Mücadeleyi ekonomik, askeri, kültürel, hukuksa, diplomatik vb her alanda anlamayı hedefliyorum. 4 yılda 100-150 civarı ilgili kitap okumayı planladım.

Daha önce ve şimdi okuduğum bazı güzel eserleri sizlere vereceğim.

Öncesinde şunu demek istiyorum: Atatürk’e benzeyen adamı görüp duygulanmak, Atatürk’ün isimleri silinince umutsuzluğa kapılmak yakışık almaz!

Atatürk henüz okurken, gazete falan bastırıp okulda dağıtır. Ülkenin kötü hallerini eleştirir. Padişah hapse attırır. Defalarca bu tür şeylerle uğraşır. Oradan oraya sürülür. Gittiği yerde henüz bavulunu açamadan başka yerlere sürülür. Hastalıklarla boğuşur. Dünyanın süper güçleri ve onların desteklediği gerici ve bölücü gruplarla çatışır. Asla pes etmez. Milli Mücadele döneminde, kültür ve sanat ile ilgili kararlar alır. Eğitim ile ilgili adımlar atar. Yani çok yönlü düşünür çünkü Milli Mücadeleyi kazanacağından emindir.

Şimdi bakıyorsun Atatürkçüyüm diyenlere; öldük, bittik, mahvolduk. Nasıl yahu? Bu ne umutsuzluk?

 

Atatürk ile ilgili Dizi Önerisi:
-Kurtuluş ve Cumhuriyet dizilerini mutlaka izleyiniz. Turgut Özakman’ın yönettiği mükemmel bir dizidir. Dizi de değil aslında belgesel tadında.

 

Atatürk ile İlgili Kitap Önerileri

İlk önerim şu, Nutuk’u alıp okuyunuz. Sonra alttaki kitapları okuyunuz. Sonra tekrar Nutuk’u okuyunuz. Nutuk için ise önerim; Ordinaryüs Profesör Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun sadeleştirdiği Nutuk‘tur.

  • Atatürk – İlber Ortaylı
  • Atatürk’ün Yanı Başında: Nuri Ulusu’nun Hatıraları – Derleyen: Mustafa Kemal Ulusu
  • Sınıf Arkadaşım Atatürk – Ali Fuat Cebesoy
  • Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal – Charles H Sherrill
  • Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler – Afet İnan
  • 57 Yıl – Derleyen: Ahmet Özgür Türen
  • Dahi Diktatör – Celal Şengör
  • Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor – Salih Bozok
  • Çankaya – Falih Rıfkı Atay
  • Atatürk İhtilali Mahmut Esat Bozkurt (çok önemli bir insan, kendisini de araştırınız)
  • Tek Adam – Şevket Süreyya Aydemir
  • (Turgut Özakman’ın tüm kitapları önerimdir)
  • Atatürk – Andrew Mango
  • Atatürk – Lord Kinross
  • Mustafa Kemal – Yılmaz Özdil (bu kitap ile ilgili düşünce ve eleştirilerim için bu konuyu okuyunuz)
  • Fikrimizin Rehberi – Erol Mütercimler
  • Savaşta ve Barışta Atatürk – Hikmet Özdemir

Okuduğum, sevdiğim ve hatırladığım bu kitaplar var. Bazı kitaplar tekrar edebiliyor fakat ben farklı bakış açıları ile okudukça yeni şeyler öğrendim. Kesin okumanız gerekenleri koyu yazdım. MUTLAKA OKUYUNUZ! Bunlar dışında Türk Tarih kurumunun falan dergileri var, Atatürk döneminde yayımlanmış makaleler falan, bunları da araştırabilirsiniz.

 

Atatürkçü Olmak İçin

Herkes Atatürkçü şöyledir, Müslüman böyledir diye ahkâm kesiyor. Ben böyle bir ahkâm kesmeyeceğim. Sadece şunu söylemek istiyorum: eğer Atatürkçü biriyim diyorsanız, önce Türk tarihi, Türk kültürü ve Türk dilini öğrenip, sahip çıkmakla başlayabilirsiniz.

Türkçe yazamayan, Türk tarihini bilmeyen, Türk kültürüne sahip çıkmayan insandan Atatürkçü olmaz. İslam adı altında Araplaşmak, çağdaşlık adı altında yozlaşmakla olmaz! Türkçesi varken Arapça ve İngilizce sözcükler kullanmakla olmaz!

6 ilkeyi bilmeyenden, Atatürkçü olmaz! Örneğin milliyetçilik ilkesini ırk bazında bakandan Atatürkçü olmaz! Atatürk’ün milliyetçiliğinin, Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türk’tür mantığıyla ve önce Türkiye’deki ürünler, tarım vb şeylere destek çıkmak, tarihini iyi bilmek, dilini iyi konuşmak olduğunu anlayacaksınız! Boş beleş milliyetçilik, laiklik yapmayınız!

 

Türk Tarihi Dili ve Kültürü Aşağı Değildir!

Bugün Türkçe yerine İngilizce, Arapça kullanmak; bir ortama girildiğinde hemen İngilizce konuşmaya çabalamak gibi şeylerin yapıldığını görüyorum. Türk olmak, Türklük bir anlamda aşağı gibi, utanılacak bir şey gibi davranılıyor. Lokma sözcüğünden gelen lokanta bayağı, cahil cüheyla yeri ama aynı anlamlı Fransızca sözcük olan restorant daha sosyatik gibi algılıyorsunuz! Bu tarz şeylere gerek yok!

Atatürk, yabancı devlet adamları ilk kez geldiğinde Türkçe konuşurdu. İkinci görüşmesinde de çok iyi Fransızcası ile konuştuğunu Amerika Büyükelçisi ve diğer devlet adamları bildirmiştir. Türklüğü, Türkçesi, Türk tarihi ve Türk kültürü ile gurur duyardı.

Şuraya dikkat, Atatürk Türklüğü önplana çıkartmadan önce; Türk demek Osmanlıda ve Avrupa’da kaba saba demekti. Atatürkten önce Osmanlıda “biz Türk’üz” gibi bir bilinç yoktu! Bunu önplana çıkarttı, millet olduğumuzu hatırlattı. Haliyle Türklük ve Türkçe ile gurur duyardı.

Şimdi siz niye tam tersi istikâmette gidiyorsunuz?

Buyrun Sinan Meydan’ın yazısından bir bölüm :

Çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu içinde Türkler zamanla ötekileştirilip merkezden çevreye itildiler. Osmanlı’da “Türklük” yüzyıllarca “kaba saba, anlayışsız” anlamlarında kullanıldı. Osmanlı’da Türklerle birlikte Türkçe de ihmal edildi. Türkçe, yüz yıllarca Arapça ve Farsça’nın baskısı altında ezildi, yok olma noktasına geldi.

Osmanlı’da unutulmaya terk edilen Türklük, 18. Yüzyıl’dan itibaren Batı’da Türk tarihi hakkında yapılan araştırmalar ve yazılan eserlerle yeniden hatırlanmaya başlandı. Özellikle Leon Cahun’un 1896’da yayımlanan “Asya Tarihine Giriş, Türkler ve Moğollar” adlı eseri Türklüğün yeniden hatırlanmasında çok etkili oldu. (Bu eseri Atatürk de okuyup çok etkilenmişti).

19. Yüzyıl’dan itibaren Ali Suavi, Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi Osmanlı aydınları yazılarında Türklerden ve bir Türk tarihinden söz etmeye başladılar.

Türkçülük, 20. Yüzyıl’ın başlarında Osmanlı’yı kurtarmaya yönelik akımlardan biri olarak ortaya çıktı. (Diğerleri İslamcılık ve Batıcılık.)

Atatürk’ün “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabı için el yazısıyla yazdığı “millet” tanımı “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”

Türkçülüğün ortaya çıkmasında, Batı’da Türkler hakkında yapılan araştırmalar yanında Fransız Devrimi’yle ortaya çıkan milliyetçilik akımı da çok etkili oldu. Tüm dünyada imparatorluklar dağılıyor, krallıklar yıkılıyor, ulus devletler kuruluyordu. 19. Yüzyıl’da Osmanlı da milliyetçilik isyanlarıyla çözülmeye başlamıştı: Sırplar, Yunanlar, Bulgarlar derken en sonunda “milleti sadıka” denilen Ermeniler ve “milleti hâkime” denilen Araplar bile Osmanlı’ya karşı ayıklanmışlardı. Ulus devletler çağında Osmanlı’yı bir arada tutmak kolay değildi:

1876’da I. Meşrutiyet’in ilanıyla “Osmanlıcılık” ortak paydasında Osmanlı’daki tüm unsurların bir arada tutulabileceği düşünülmüş, ancak bu mümkün olmamıştı. II. Abdülhamit’in “halifeliği” kullanarak Müslüman dayanışmasıyla devleti ayakta tutma stratejisi İslamcılık da iflas etmişti.

Sırplar, Yunanlar, Bulgarlar Osmanlı’dan kopup kendi milli devletlerini kurarken bazı Osmanlı aydınları Türklerin de kendi yolunu çizmelerinin zamanının geldiğini düşünerek Türkçülüğe kafa yormaya başlamışlardı.

Türkçülüğün gelişiminde, 1908’de Abdülhamit’in istibdadının yıkılıp hürriyetin ilan edilmesi etkili oldu. Böylece Abdülhamit’in, zaman zaman “Arapçılık” halini alan “İslamcılık” politikası sona erdi. İslamcılığın tahtına Türkçülük oturmak üzereydi.

Nitekim 1909’da Türk Derneği, 1911’de Türk Yurdu Cemiyeti kuruldu, bu cemiyet Türk Yurdu Dergisi’ni çıkarmaya başladı. 1912’te Türk Ocakları kuruldu.

1912-1913’te Balkan Savaşları sonunda Türklerin Balkanlar’dan atılması, bu sırada Türklere yönelik ırkçı saldırılar şeklinde kendini gösteren “Türk düşmanlığı”, Osmanlı’da Türkçülüğe yönelimi artırdı.

Türkçülüğün gelişiminde I. Dünya Savaşı’nın da etkisi oldu: Şöyle ki, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Arap topraklarını kaybetmesi ve savaş sonrasında elimizde kalan topraklarda; Trakya’da ve Anadolu’da yoğun bir Türk nüfusun birikmiş olması Türkçülüğü gerçekçi bir çözüm haline getirdi.

Milli Mücadele sonrasındaki Mübadele ile Anadolu’daki Rumların Yunanistan’a gitmeleri, oradaki Türklerin de Türkiye’ye gelmeleriyle Anadolu’daki Türk nüfus oranı daha da arttı.

Dolayısıyla Atatürk’ün 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk Ulus Devleti şeklinde kurmuş olması hem dünyadaki hem Türkiye’deki tarihi ve sosyolojik gerçeklere son derece uygundu.

Yazının tamamı: https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/turkluge-fransiz-kalanlara-turkluk-dersi-2732214/

**

Atatürk’ü gerçekten anlayabilmeniz ve izinden gidebilmeniz dileğiyle…

2030’da, 1938’de kaldığımız yerden devam edeceğiz. Çünkü “açtığı yolda, gösterdiği hedefe, durmadan yüreyeceğimize” and içtik! Yani ya yolunda yürüyeceğiz ya da uğurunda öleceğiz.

 

Kaynak:

Meydan, Sinan. Türklüğe Fransız kalanlara Türklük Dersi (12 Kasım 2018). Sözcü. Erişim tarihi: 10.11.2019, https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/turkluge-fransiz-kalanlara-turkluk-dersi-2732214/

%d blogcu bunu beğendi: