Ortalama okuma süresi: 15 dakika

Türkiye’deki en sorunlu konulardan birisi. Sivil, politik ve hukuki anlamda bırakın “negatif-pozitif özgürlük”, genel anlamda özgürlük nedir bilmediğimiz için; internet ile birlikte herkese ve her şeye anında ulaşma imkânını da bularak, elde ettiğimiz özgürlük ve imkânları bir anda içimizde bulunan nefret, kin, öfke ile kusmak için kullandık.

Eskiden çok daha duygusal tepkiler verirdim, sakinleşip okuduktan sonra bunları siliyordum. Git gide (belki yaşımla da ilgili) sakinleşmeye başladım. Bir eleştiri, fikir varsa nasıl çürütürüm ya da direkt bana karşı ise nasıl doğruları gösterip ikna edebilrim diye düşünüyorum. Bazıları var, zır cahil. Amacı zaten kinini ve nefretini kusmak. Bu insanlara laf anlatamazsınız. 6 yıldır blog açık ve 6 yıldır küfür kıyamet, tehditler… Bunları umursamıyorsunuz. Zaten kendileri de sönüyor. Fakat hakaret değil, “eleştiri” çok önemlidir. Gelişmek için önemlidir, nasıl algılandığınız için önemlidir.

Özgürlük Nedir? Negatif ve Pozitif Özgürlük Nedir?

Sözcük anlamını Türk Dil Kurumu üzerinden verip açıklayacağım ancak özgürlük ve bağımsızlık birbirine çok karıştırılıyor. Bu nedenle ikisini de açıklamam gerektiğini düşünüyorum.

Özgürlük

Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî

Bağımsız -lık

Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, özgür, hür

Politik görüş olarak liberal ve hatta AKP iktidarından sonra sivil ve politik konularda liberteryan diyebileceğim seviyeye kadar gittim. Tarih içerisindeki gelişimini açıklarsam konu uzayacak. Fakat “Türkiye’deki solcular aslında liberaldir : siyasal düşünceler ve farkları” başlıklı konumu okuyabilirsiniz.

Çok kabaca söylemem gerekirse; her şeyin padişahın olduğu dönemlerde insanlar tepki göstermeye başladı. 1299 Magna Carta sözleşmesi ile birlikte kralın hakları kısıtlanmaya başlamış ve hapse atmak için sebep, yargılama vb gibi maddeler vardır. Bununla birlikte kral, artık bağımsız ve en üst değildir. Burada güç değişimini görmeye başlıyoruz. Türkçelerini hatırlayıp yazamayacağım, çevirsem de abes kaçacağı için kusura bakmayın ancak kısaca;

1628 Petition of Right ile birlikte bireylerin kişisel hak ve özgürlükleri konusunda adımlar atılmış, 1689’da Bill of Rights ile birlikte parlemento güçlendirilmiş, 1689 Claim of Right Act ile birlikte konuşma ve düşünce özgürlükleri güçlenmiştir. Bunlar İngiltere’de olanlar.

Fransız Devrimi ile birlikte başka hareketler de başlamıştır. Örneğin 1789’da İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi (La Déclaration des droits de l’Homme et du citoyen).

Liberalizm (Özgürlükçülük)

Merak edenler araştırabilir, buradaki dönüşüm benim ilgimi çekiyor. Yani her şey kralın ve kral tanrının gölgesiyken, bir anda dini liderler önplana çıkıyor. Dikkat edin 1453’te çağ kapanıp açılıyor ve 1500’lerin başında Kanuni Sultan Süleyman’ın Batı seferleri arttıkça artıyor ve genişliyoruz. Avrupalılar din altında birleşiyor. Buralardan bağlayarak okumak gerek.

Daha sonra dini liderler ile kralın çekişmeleri oluyor. İngiltere’de kral yetkilerini devretmeye başlıyor ve buraya dikkat, gönüllü bir devrediş var. Bireysel hak ve özgürlükler artıyor, yöneticiler sorgulanabilir ve yargılanabilir oluyor. Keyfi hapse atma gibi şeyler kısıtlanıyor. Osmanlı’ya bu çok geç gelse de, meclis bir açılıyor bir kapanıyor. Cumhuriyet ile birlikte kararı meclis alsa ve egemenlik halka verilse dahi, halen tam demokrasiye geçebilmiş değiliz. Çünkü Fransa ve İngiltere’de, özgürlük ve demokrasiyi halk istemiş ve destek vermiştir. Yıllarca savaşan Anadolu insanı yoksulluk ve yokluktan kafasını kaldıramamış, zaten zor olan okuma yazmayı öğrenememiştir. Kitapları okuyamamıştır. Bu nedenle aydın sınıf olan ve okuma yazma, yabancı dil bilen askerler arasında Cumhuriyet fikirleri oluşmuş ve Atatürk ile silah arkadaşları Cumhuriyeti Türkiye’ye getirmiştir. Atatürk, demokrasi ve özgürlükleri halka anlatmanın gerekliliğini biliyordu. Ancak sonra gelenler ya kasten ya da beceriksizlik nedeniyle halka demokratik haklarını ve özgürlük kavramlarını anlatamadı.

Konuya geri dönecek olursak; 17. Yüzyılda Tomas Hobbes ve John Locke ve 18. Yüzyıl’da Adam Smith’in fikirleri önplana çıkmaya başladı. Hatta düşününce buraları kısa başlıklar halinde vermek daha doğru olacak sanıyorum, yoksa özgürlükleri ve politik doğruculuğun sorunlarını anlamakta zorlanacağız.

Alfa yayınlarından Siyaset Kitabı var elimin altında ondan bazı kalıpları yazacağım. Siyaset bilimi ansiklopedisi gibi bir anlamda.

Tomas Hobbes (1588-1679)

Aydınlanma dönemi ile birlikte “yaratıldık, din” vb görüşler yerine akla ve mantığa dayalı düşünceler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bilimin de devreye girmesiyle; felsefe, sorgulama, yeni fikirler daha hızlı ortaya çıkmıştır. Tomas Hobbes, insanın doğal durumunun bir mücadele halinde olduğunu ve bu nedenle toplum sözleşmesi ile birlilkte güvenlik ve yasal düzen karşılığında güçlerini bir yöneticiye verdiğini söyler.

John Locke (1632-1704)

John Locke’a göre, yasa yoksa özgürlük de yoktur. Aslında liberal olarak ilginç gelecek ancak biraz Hitler dönemine de benzetiyorum. Çünkü “ölüm cezası bile yasalarla belirlenmeli” diyor. Nazilerde de her şeyin YASAL(!) olması için bir uğraş vardı. İnfazlar, toplama kampları vb gibi her türlü adım, yasalar çıkartıldıktan sonra atılıyordu. Conspiracy (2001) filmini mutlaka izleyin, bununla ilgili partlilerin, avukatların ve askerlerin çatışmasını güzel yansıtmışlar.

John Locke’a göre; insanlar doğal haklara sahip, rasyonel ve bağımsız varlıklardır. Yasaların hedefi ise özgürlüğü korumak ve genişletmek olmalıdır.

Adam Smith (1723-1790)

İktisatçı olan Adam Smith, Ulusların Zenginliği eseri ile birlikte yeni bir düşünce geliştirmiş ve ekonomik anlamda serbest ticaret, arz-talep dengesini belirten “görünmez el” gibi bir çok teoriyi de hayatımıza sokmuştur.  Fakat siyasi olmasından son çok “ekonomik” anlamda açıklamalar vardır.

Günümüze Doğru

Ulusların Zenginliği karşısında Das Kapital görüyoruz. Marks ve Engels’in eleştirilerini görüyoruz. Tabii “Tarihin Sonu” ile birlikte liberal düşüncenin önce imparatorluklara, sonra dine, sonra sosyalizme karşı sınandığı ve hepsinden ve her şeyden sağ çıktığı; dolayısıyla bundan sonra yenilmez olduğu düşüncesi vardır. Fukuyama böyle belirtmiş ve katılıyorum. Fakat bu liberalizmin değişmeyeceği anlamına gelmiyor. 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizi, İsrail-Mısır olayları vb gibi nice sorunlardan sonra; bir çok klasik liberalin karşı çıkıp eleştirdiği ve liberalizm ile alakası yok dedikleri bir “neo-liberalizm” ortaya çıktı.

Burada vardiya, fordizm (bir bant ve bir kişinin aynı işi yapması, bknz: The Founder filmi) gibi çeşitli fikirler ortaya atıldı. Klasik liberalizmde işçi sınıfının fazla hakları yoktu, haliyle yoksullaştılar. Eğer şirketler ürettiklerini satamazsa, ekonomi gelişemez. Dolayısıyla işçilerin hakları konusunda esnemeler yapıldı. Yani işçi sınıfı ne kadar zenginleşirse, üretilen ürünler o kadar satılır ve ekonomi o kadar gelişir. Mantık bu.

Petrol krizi, 2008 Mortgage krizi, Korona salgını gibi bir sürü sorunla yüzleşiyor liberalizm ve bir şekilde hepsini atlatacak. Fakat liberal düşüncede değişimler olacaktır. Örneğin korona salgınında ABD, yanlış hatırlamıyorsam 2 trilyon dolar gibi bir yardım paketi hazırladı.

Neden Sosyalizm Yerine Liberalizm?

Bu kadar değil. Toplum Sözleşmesi (Jean Jacque Rousseau) ve Imanuel Kant, Benjamin Franklin ve hatta Nelson Mandela, Gandhi gibi özgürlük alanında anılması gereken insanlar var, solun özgürlük anlayışına da bakmak gerek ancak dediğim gibi konu uzayacak.

Bugün basın özgürlüğü, yasama-yürütme-yargı dengesi, denge ve denetim (bu kurumların birbirini denetlemesi), konuşma özgürlüğü gibi bir sürü kavram, Türkiye’de bilindiği üzere SOLUN DEĞİL, liberal düşüncenin eseridir. Dolayısıyla kişisel hak ve özgürlükleri savunan birisi olarak liberal düşünceyi savunuyorum.

Sosyalist ile konuştuğunuzda daha farklı bir özgürlük, demorkasi tanımı yapacaklar. Fakat kabaca neden sosyalist düşünceyi uygun görmediğimi anlatayım. Öncelikle bir çoğunuzun aksine ben sosyalizm, kapitalizm (liberal ekonomi) vb gibi çeşitli siyasi teori ve düşüncelere “gördüğünüz yerde ezin” gibi sert şekilde yaklaşmıyorum. Hepsi konuşulabilir, tartışılabilir.

Sosyalizmdeki en temel sorun rekabetin olmamasıdır. Ben ekonomik alandaki “sınırları çizilmiş rekabetin” önemli olduğunu düşünüyorum. Rekabet varsa, özgürlük varsa Elon Musk gibi insanlar Mars hayali kurabilir. KKTC’de okuduğum için ve Bulgaristan göçmeni olup Bulgaristan’ı ziyaret ettiğim için; Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Bulgaristan vb gibi bir çok ülkeden gelen arkadaşların düşüncelerin, yaşam tarzlarını 9 yıl boyunca öğrenme fırsatım oldu. Konuştuk, tartıştık. Kazakistan gezisi ve Bulgaristan gezisi konularında da buradaki güzellikleri, sosyalist düşüncenin mimarisinden zihniyetine kadar beğendiğim yerleri vurguladım. Fakat sosyalizm, temelinde işçi sınıfı diktatörlüğüdür. Özgürlükleri kısıtlar ve en az Naziler kadar sert düşünceleri vardır. Komünizmin anlatılmayan tarihi ve karanlık yüzü başlıklı konumda detaylıca anlattım.

Demokrasiye, Cumhuriyete, kişisel hak ve özgürlüklere inanan birisi olarak Karl Marks’ın “zayıf sınıf ve ırklar” üzerine dergilerde yazdığı ve katliamı destekleyen düşüncelerini destekleyemem. Nasyonal sosyalizm (NAZİ), ekonomik model olarak sosyalist modeldedir ve Hitler, gençliğinde Karl Marks’ı okumuş, etkilenmiş ve buradaki “zayıf ırklar ve sınıfların temizlenmesi” düşüncesini Yahudi karşıtlığına çevirmiştir.

Kısaca Negatif-Pozitif Özgürlük

Negatif özgürlük: kişisel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmemesidir. Örneğin İran’da giyim özgürlüğnüz yok, başörtüsü takmak zorundasınız.

Pozitif özgürlük: burada da imkân var mı bu soruluyor. Ne demek bu? Örneğin benim şu anda Cumhurbaşkanı olma imkânım var mı? Var.

Liberteryan ise kişisel hak ve özgürlüklerle ilgili. Dediğim gibi ekonomik anlamda saf kapitalizme inanmıyorum. Devlet bize karışmasın, dokunmasın, vergi almasın gibi bir söylemim yok. Sosyal demokrasiyi (Ecevit gibi) daha uygun buluyorum. Fakat bunların da sınırı olması gerek. Öte yandan sivil ve politik haklarda devlet müdahelesinin olabilecek en az şekilde olmasını istiyorum. Çok karmaşık ve uzun (güvenlik-özgürlük dengesi vs gibi karmakarışık).

Çok daha net örnek vermem gerekirse; emniyet kemerini bakkala giderken bile takarım. Fakat emniyet kemeri takmadığında ceza yazılması fikrini saçma buluyorum. Çünkü emniyet kemeri benimle ilgili bir şey. Sarhoş araba kullanmak, sinyal vermeden şerit değiştirip başkasını tehlikeye atmak gibi bir şey değil. Emniyet kemeri takmazsam, başkasına zarar vermem. Dolayısıyla bu yasağı saçma buluyorum. Devletin beni ve bireyleri düşünme fikrini de saçma buluyorum. Evet aynı mantıklı sigara ve alkole karşı aşırı vergilendirmeyi de yanlış buluyorum. Bireylerin kendi kişisel kararları. Fakat bir noktada acımasız olacaksın. Diyeceksin ki, bak kardeşim sigara içiyorsun, eğer bu nedenle kanser falan olursan, devletin her şeyi karşılamasını unut. Emniyet kemeri takmazsan ve bu yüzden başına bir şey gelirse, zararı kendin karşılarsın.

Tabii 20’li yaşlarda çocukların “devlet bana yardım etsin” demesi, öteki tarafta Albay Sanders’in yanlış hatırlamıyorsam 82 yaşında çölde dükkan dükkan dolaşıp yine yanlış hatırlamıyorsam 1007. dükkanda anlaşarak KFC’yi kurması olaylarına bakacak olursak; bu fikrin Türkiye’de tutması için epeyce yol almamız gerek.

 

Politik Doğruculuk ve Sorunları

Özgürlük kavramını genel olarak anlatabildim umarım. Giyim, inanç, düşünce, konuşma özgürlüklerimiz önemli. Bunlar ise devletin içerisindeki yasama-yürütme-yargı dengesi, güçlerin ayrılığı ve denge denetim gibi çeşitli sistemlerle korunmaktadır. Devletin, “sigara sizin için kötü içmeyin, bok için” demesi görünürde sağlığımızı düşünmek için olsa bile; sigarayla mücadelede negatif özgürlüğe dokunmadan, sigara karşıtı kampanyalar ile yapılması taraftarıyım. Fakat Türkiye’de demokrasi, özgürlükler, kişisel haklar HÂLÂ ANLAŞILABİLMİŞ DEĞİL! Bu nedenle işimiz çok zor biliyorum.

Bir başkasına hakaret ettiğimizde, onun hakkına giriyoruz. Burada dini bir haktan bahsetmiyorum, insanların şeref ve onurları vardır. Bu da görünmez bir sınırdır. Burada, insanların haklarına müdahale var. Eleştiri olabilir, ancak hakaret veya bir başkasının düşüncesini küçümseme, düşüncesine, giyinişine, siyasi düşüncesine karışma söz konusu olamaz.

Bugün bir haber gördüm, yaşlı amcanın teki kıza “o eteği niye giyiyorsun, çok kısa” gibisinden karışmış. Veya bir kadına taciz, çok ağır şekilde cezalandırılmalı çünkü bir insanın sokakta dolaşma ve özgürlük hakkına müdahale ediyorsun. Anayasa tarafından verilmiş haktır.

Bütün bunlar ve daha fazlası nedeniyle, HAKARET BİR ÖZGÜRLÜK DEĞİLDİR! Küfür etme özgürlüğü, adam öldürme özgürlüğü, tecavüz etme özgürlüğü gibi şeyler yoktur. Bunu cebimize koyalım.

Politik doğruculuk nedir?

Çok solcu, süper insan hakları savunucularına bakarsak, “farklılıklara karşı incitmeyen söz” gibi bir şey diyecekler. Çok yakın bir süre öncesinde, kadın düşmanı da ilan edildim sosyal medyada. Bir baktım yine feministler hatta “feminazi” denilen ve işi erkek düşmanlığına kadar götürebilecek kişiler tarafından yapılmış. Yine isimler yok, fotoğraflar yok. Evet Twitter belki devlet lehine olan hesapları kapattı ancak çeşitli amaçlar güden ve terör örgütleriyle dahi bağlantısı olan bir takım hesaplar hâlâ propaganda yapıyor.

Liberal olmamı geçtim, güçlü ve kendi başına bir sürü şey başarmış kadın tarafından yetiştirildim. Dolayısıyla kadınların okutulması, güçlü olması, cesur olması fikrini sonuna kadar destekliyorum. Türk tarihinde de böyleydi, olması gereken de budur.

Bunun yanında feminizm adı altında Türk tarihi ve Türk kültürüne savaş açmaya çalışanlar var. Bunlara da karşı duruyorum. Nedeni şu; 1- kültür ve tarih ile savaşa girmek gereksiz, 2- eleştirdikleri konuda bilgileri yok, 3- mücadelelerinin temeli başarı kazanabilecekleri bir temel değil. Ne demek bu? Gelinliğe takılan kurdele Şaman adetlerinden gelir. Kırmızı kurdele; yeni iş, yeni doğum, nikah, nişan (yüzükler falan) ve doğumdan sonra kırmızı tülbent ya da Türk kültürünün yoğunca olduğu alevilikte falan çok önemlidir. Kötü ruhları, kötü şansı kovar, iyi şans getirir. Fakat Türkiye’deki iğrenç zihniyet git gide bunu “bekaret” ile eşleştirmiştir.

Kişisel olarak kırmızı kurdele takmamak isteyebilirsin. Fakat takan kadınları linç edip, “geri kalmış, köhne zihniyet” diyecek kadar ileri giden dolayısıyla bu insanların özgürlüklerine ve düşüncelerine de müdahale eden bir nazi zihniyeti ile karşı karşıya kalıyoruz. İki tarafı da anlayabiliyorum ve diyorum ki bakın kız-kadın, gelinlikteki kırmızı kurdele gibi şeylerle mücadele etmeyin. Bugün kırmızı kurdeleyi engellersiniz ama başka bir şey çıkar. Buradaki sorun zihniyettir, dolayısıyla zihniyet ile mücadele edin diyorum ancak laf anlayabilecek seviyede olmadıkları gibi; tarih, kültür, en temel siyasi kavramlardan da yoksunlar. Tam anlamıyla solcu yobazlar.

Bir benzerini bakanın tweetinin altında yaşadım. Pitbull’ları yasaklayın, öldürün, toplatın diyorlar. Dedim ki sorun pitbull’da değil, sorun yetiştiricilerinde. Pitbull tehlikeli diyorlar hâlâ. Köpeklere Fısıldayan Adam Cesar Milan ve çevremdeki bir kaç örnekte, Pitbull’un oldukça sakin olduğunu gördüm. Öte yandan Golden’ların çocuk ısırma haberlerini de verdim. Burada sorun şu, “pitbullar güçlü köpek” ve “kurdele bekaret” gibi bir zihniyet çıkıyor ve devamında gidip pitbull alıp dövüş köpeği gibi eğitiyor. Pitbull’u yasaklarsan, bu sefer gider Kangal alır, başka bir şey alır. Çünkü olay köpekte değil. Dolayısıyla köpekleri bu anlamda yetiştiren psikopat düşünceyle ve psikopatlarla mücadele edilmesi gerek. Bunu nasıl yapacaksın? Vatandaşlık okulları projem var, suçlunun erkenden tespiti projem var; buralarda psikopatları erkenden tespit edip, tedavi edeceksin.

Politik Doğruculuk Adı Altında Baskı Kuruluyor

Trump’ın “polis kurşunuyla ölümlerde beyazlar, siyahlardan çok” haberi var. Yorumlara bir baktım nasıl saydırmışlar. Başkanlık seçimlerinde şöyle demiştim; Clinton, güzel konuşan yalancı ve Trump ise çirkin konuşan doğrucudur. Doğruları duymayı sevmiyoruz ancak durum şu:

**

Dünyanın genelinde, bilimsel düşünce ve sorgulamaktan aciz insanların sayısı daha fazla. Dolayısıyla anlamakta güçlük çekiyorlar. Evet, polisin ateşiyle ölen sayısı beyaz olarak daha fazla. Bu, Amerika’da ırkçılığın olmaması ya da polisin siyahilere karşı daha vahşi olmaması anlamına mı geliyor? Hayır. Fakat yukarıdaki söylem doğru. Altta neler neler yazılmış.

Öyle bir hale getiriyorlar ki; LGBTİ’liler, siyahiler, feministler her konuda doğru, söyledikleri her şeyde haklılar. Hiçbir şekilde bu insanları ve düşüncelerini eleştiremeyiz. Eleştirirsek kadın düşmanı, ırkçı, homofobik, iğrenç pislikler oluveriyoruz. Hemen böyle yaftalanıyoruz.

Kusura bakmayın ancak politik bir söylemde bulunduğunuz zaman, eleştirileceksiniz! Hakarete karşıyım ancak politik anlamda eleştirileceksiniz. Ünlü olursanız eleştirileceksiniz. Benim gibi blog yazarıysanız, Twitter’da herkese açık paylaşımlar yapıyorsanız, altına gereken eleştirilere katlanacaksınız. Bırakın eleştiriyi, nice hakarete katlanmak zorunda kalıyorum. Normalde bunların hepsine tazminat davası açmam gerek fakat sallamıyorum.

Çeşitli kurum ve kuruluşlar hemen modelleme yapıyor; feminist, kadın hakları, LGBTİ, siyahi, azınlıklar… Bunlar ve düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları şeylerin hiçbiri eleştirilemiyor. Dahası twitter’da bir şey yazdığında hemen trol hesaplarla üstüne çullanıyorlar. Bir kaçına cevap veriyorsun, dinlemiyor bile; ırkçı, faşist, kadın düşmanı, homofobik olmuşsun bile. Kafalarında böyle bir şey var. Biraz zorluyorsun, sonra altında başka işlerin olduğunu anlıyorsun.

Nelerle Uğraştığıma Ufak Bir Örnek

Blogu ve beni tanıyanlar cemaatle ve dini gruplarla, STK’larla ya da herhangi bir toplulukla en ufak ilgim olmadığı gibi; yurtdışı bağlantılı bu gruplara karşı bir sürü yazılar yazdığımı da bilir. Devlette liyakat, adalet ve kişisel hak ve özgürlükleri desteklediğimi bilir.

Türk tarihi ve Türk kültürünü anlatmaya; İslam adı altında Araplaşan, batı özentiliği ile yozlaşan gençlere ve milletimize Türk kültürünü ve tarihini, Türkçeyi tekrar aşılamaya çalıştığımı da bilir.

Bayrağı yanlış asıyoruz, yukarı bakmalı diye bir konu açtım. Defalarca belirttim ve geçmişten örnek resimleri verdim; dedim ki “hilal aşağıya doğru bakıyor ve bu ölüm ile işgal dönemlerinde olurmuş, yukarı bakmalı”. Yatay asılmasın, dikey asılsın diye bir şey demedim. Şehitlerin mezar taşlarından, Atatürk’e, Türk tuğlarına kadar örnek verdim.

Bütün bunları okumayıp, bloga göz atmayıp sadece başlıktan beni yargılayan Atatürk ve sol yobazı (ben CHP’li laik teyze diyorum bunlara, baksan Nutuk’u okumamıştır ama Atatürkçüdür, ezber bozan bir şey söylediğinde CHP bayraklarıyla kıçına vurur) bana aynen şöyle yazmış, normalde isimleri buhularım ancak genç siyasetçi ve doğu illeri belediye başkanı ablamızı hiç buhulamayacağım; bana böyle saçma yaftalar yapıştırmışsın, seni dava etmediğime dua et:

**

6 yıldır blog yazıyorum ve 1,5 milyon insan gelmiş. İktidarından muhalefetine, savcısından asker ve polisine bir sürü takipçim var. Yanlış bir şey yazıp söylesem 40 kez içeri girerdim. İktidarı da muhalefeti de sert şekilde eleştirmeme rağmen 6 yıldır yazıyorum. Çünkü hakaret etmiyorum, çünkü eleştirilerimi nedenleriyle anlatıp çözümlerini de söylüyorum. Yani boş yere eleştirmiyorum. Senin facebook’ta 15 Temmuz konusunda yazdığın bu sözler gibi hakaretlere girmiyorum!

Evet Cumhurbaşkanının 15 Temmuz’u Malazgirt, Çanakkale Muharebeleri, İstiklâl Mücadelesi ile bir tutmasını sert şekilde eleştirdim. Evet 1980’den itibaren FETÖ’yü her iktidarın beslediğini, siyasilerin oy için yanaştığını ve Erdoğan’ın “ne istediniz de vermedik” dediğini söyledim. Fakat aynı zamanda Erdoğan’ın doğruyu anlayıp FETÖ ile mücadelede bazı dönemlerde yanlız kaldığını da söyledim.

15 Temmuz konusunda siyasi olarak söyleyecek ve hatta amiyane tabirle “çemkirecek” çok şeyim var. Özellikle 1980 darbesini yapanlara ve sonra gelen neredeyse her iktidara söyleyecek çok şeyim var. Fakat kusura bakmayın da Halis Özdemir gibi nice yiğit ve silahlara karşı elinde hiçbir şey olmadan bedenini siper eden insanları da gözardı edemem!

Evet burada ölen insanların bir bölümü belki benimle aynı düşünmüyor, aynı şekilde inanmıyor, giyinmiyor. Fakat biz bir milletiz ve farklılıkların uyumu bizi ileriye götürür. FETÖ’nün istediği ve FETÖ’, PKK gibi nice terör örgütünü destekleyen yabancıların istediği gibi halkı kutuplaştıracak ve bölecek şeyler söyleyeceksin, sonra Türk tarihinden örneklerle bayrağın dikey asımında işgal ve mabed harici yukarı bakması gerektiğini örnekler vererek söyleyince beni eleştirmek yerine terör örgütü bağlantısı araştırılsın diyeceksin öyle mi?

Tamamen kin, nefret, öfke, önyargılarla dolu olan bir Atatürk yobazı.

Bunun Gibi Niceleriyle Uğraşıyorum

Hakkımda bir çok şikayette bulunuldu. İncelendi bir şey çıkmadı. Sonra YUKARIDAN EMİRLERLE Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı kınadığım için adıma dava açıldı. Savcılık, polise gönderiyor; polisler inceleyip “suç unsuru bulamayınca” savcılık tekrar gönderiyor ve “ifadesi alınsın” diyor. Bu işin içinde böyle politik durumlar var. Bundan da beraatimi aldım.

Blog üzerinden hiçbir şey kazanmadığım gibi cebimden para harcıyorum, bir yazı için 2-3 saatimi harcıyorum (400’den fazla yazı var, siz hesaplayın) ve 2015 ile 2016’da ekonomik krizi geliyor diye nedenlerini anlatınca da vatan haini ilan edildim ancak haklılığım çok geçmeden ortaya çıktı. Sürekli olarak bin bir küfür kıyamet… Neden? Çünkü söylediğim şeylere rasyonel yani akıl ve mantık içerisinde cevap verip eleştirmiyorlar. Duygusal davranarak sanki annelerine küfür etmişim gibi davranıyorlar.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler mezunu olarak benim derdim AKP gitsin, o gelsin, bu gelsin değil. Benim derdim kim gelirse gelsin; temel hak ve özgürlüklerin oturtulması, adaletin tesisi, liyakatin olması, denge ve denetim mekanizmalarının kurulması, güçler ayrılığının oturtulması. Çünkü ancak böyle ilerleriz, ekonomimiz gelişir, yatırım alırız; özgürlük ve refaha sahip oluruz.

Özünde hepimizin istediği şey; bizim ve sevdiklerimizin sokaklarda rahat dolaşması, refah içerisinde yaşamamız ve yaşam tarzımızla ilgili kısıtlamaların gelmemesi (mini etek, türban vs). Aslında herkes aynı şeyi istiyor. Fakat herkes, “kendi gibi inanmayan, düşünmeyen, giyinmeyen, yaşamayan” insanlara karşı saldırıyor.

Politik Doğrucuların Baskısı

Bayan demeyelim, neden? Baydan geliyormuş muş… Kız demeyelim, bekaret ile ilgiliymişimiş… Türkçe bilmedikleri gibi ülkelerini gezip Anadolu insanını da tanımıyorlar. Anadoluda kaç çocuk dediğinde, “3 oğlan 2 kız” derler. Oğlan, erkeğin küçüğüne ve kız da kadının küçüğüne söylenir. Kim bunu bekaret anlamında kullanyorsa, bu zihniyetle savaşalım. Fakat kız demeyelim demek kadar saçma bir fikir görmedim. Bunu eleştirince de “geri kafalı, kadın düşmanı” yaftasını yapıştırıyorlar.

Hazır el değmişken:

Canlıların cinsiyetini belirtmek için: erkek-dişi
İnsanların cinsiyetini belirtmek için: adam-kadın ancak adam, Adem’den geliyor, Türkçesini erkek olarak kullanıyorum.
Çocuğun cinsiyetini belirtmek için: oğlan-kız
İsimden sonra getirilen ek: X Bey, Y Hanım
Soyisim önüne getirilen ve İngilizce’deki Mr. Mrs. gibi olan sözcük; Bay Çetin, Bayan Çetin

Türkçe ve kültür budur. Yok efendim kız demeyelim, yok bayan demeyelim. Neden? Kız bekaret ile ilgiliymiş, bayan ise bay’dan geliyormuş.

Arkadaş, koskocaman gökkuşağını alıp LGBTİ sembolü yaptınız? Millet artık gökkuşağı sembolü görünce LGBTİ aklına geliyor. Bundan 50-100 yıl sonra yeni bir akım çıkacak ve diyecek ki, “gökkuşağı LGBTİ’nin tapulu malı değildir”, sonra ne olacak?

Bu işler bu kadar saçma bir alanda devam ediyor.

Olayların Ardını Görmek

Sorun LGBTİ arkadaşınızın olup olmaması, bu insanları sevip sevmemeniz değildir. Bu kişisel olayları kendinize saklayın. Benim derdim politik ve toplumsal olaylardır. Örneğin travesti dediğimiz bir insanın normal bir işte çalışamaması, çalıştığında ise patronunun vs sarkıntılık etmesi; bütün travestilerin seks işçisi gibi görünmesi beni sinir ediyor. Kişisel hak ve özgürlüklere kasıt vardır!

Yani LGBTİ üyelerini sürekli olarak cinsellikle anmak hiç hoş değil. Bu insanların bu tür sorunları var. Evlilik konuşuluyor. Yahu evlilikten çok öte temel sorunlar var. Bu insanlar çalışamıyor, çalışamadığı için sürekli olarak seks işçisi olmaya zorlanıyor.

Kişisel olarak kimin kimlerden hoşlandığı, cinsiyetini değiştirip değiştirmedi ilgilendirmiyor. Kendi kararı. Aranızdan bazılarının bu insanları sevip sevmemesi de beni ilgilendirmiyor. Sizin kararınız. Fakat sevmediğiniz için bu insanların özgürlüklerini dokunmanız veya sevdiğiniz için ipin ucunu kaçırıp başkalarının eleştirilerine bile “homofobik” diye cevaplamanız doğru değil.

Örneğin hak ve özgürlükleri desteklesem de toplum içerisinde artık “yiyişme” diye kaba tabirle ayak üstü cinsel ilişkiye geçmelerine ramak kalmış insanları görmek istemiyorum. Bunların eşcinsel olması veya olmaması önemli olmadığı gibi, Netflix’te sürekli gözümüze eşcinsellik veya cinsellik sokulması beni rahatsız ediyor. Diyeceksin ki “izleme olsun bitsin”. O zaman bu ülkede LGBTİ, azınlıklar, farklı mezhep ve dinsizliğe karşı baskı olduğunu söyleyenlere de “bu ülkede yaşama olsun bitsin” mi diyeceğiz? Bu mudur yani?

**

Bunların dışında şimdi zenci, siyahi, afro-Türk olayları başladı. George Floyd olayından sonra sosyal medyaya bakıyorum, zenci sözcüğünün kökeni köleymiş diyorlar. Tamam onu söylemedik. Siyahi diyorum, “derisine göre yargılama” diyorlar. Afro-Türk diyorum, hem Afrikalı olduğunu vurguluyormuşum hem de Türk deyip ırkçılığa giriyormuş.

E ama ebenizin ….

Böyle gerizekalılarla, aşırı hassas kişilerle doldu her yer. Konuşmayalım, eleştirmeyelim, bir şey demeyelim… Ne diyeceğiz? Türkiye’de yaşayan ve zenci olan insanlara nasıl hitap edeceğiz?

Birincisi Türklük, Anayasal bir söylemdir ve Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı olan herkese Türk denir. Bitti. Bu insanlar Türktür. Türk diyerek Orta Asya’dan geldiğini değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu ima ediyoruz. Kökeni için Afrika kökenli, Kürt kökenli, Çerkez kökenli falan demek de bir ayrımcılık değildir. Belirli grubu temsil eder. Yani Amerika’ya gidip, Türkler için “Türk kökenli vatandaşlar” deyince; “Türk demeyin, ırkçılık” mı diyeceksiniz?

Bazen kafanızın gerçekten karışık olduğunu düşünüyorum.

 

Yapılanlar Baskıdır Özgürlüğe Vurulan Bir Darbedir

Tekrar tekrar diyorum; bir hakaret, aşağılama, öfke ve kin dolu, nefret dolu söylem varsa bunlar kabul edilemez.

Ancak LGBTİ, Afrika kökenli, azınlık vb gibi vatandaşların sorunları varsa, istekleri varsa bunlar tartışılır. Politik söylemde bulunuyorlarsa, tartışılır. 3-4 yıl önceydi sanırım; Ramazan ayında, cami önünde “onur yürüyüşü” sırasında çırılçıplak soyunup, cami önünde dans ediyorlarsa, TARTIŞILIR! Bunları tartışmanın nedeni doğrusunu bulmaktır. Tartışmaktan, eleştiri almaktan korkmayın.

Evet bu ülkede kişisel hak ve özgürlükler bilinmediği için eleştiri de bilinmiyor. Toplumun inandığı değerler, milli ve manevi değerler konusunda daha hassas olacağımız gibi; belirli grupların yaşam tarzları ve istekleri konusunda da daha hassas olacağız. Yani bırakın hakareti, eleştirilerin dozunu dahi ayarlamamız gerekiyor.

Kadınların eşit işe eşit ücret alamaması, şirketlerde yükselememesini oturup konuşacağız, bunları nasıl düzeltiriz diye tartışacağız. Politikacılarla, şirket yöneticileriyle görüşeceğiz. Fakat şiddeti sadece “kadına şiddet” olarak algılamayacağız ve benim gibiler bunu söylediğinde “kadın düşmanı” yaftasını yapıştırmayacaksınız. Bakın böyle olunca neler oluyor:

**

Şiddet sadece kadına, hayvana, çocuğa yoktur. Böyle yaparsanız yanlış bir temelde mücadele verilir. Ne gibi? Şiddetin uygulandığı kişi ve canlı (hayvan, ağaç vb) önemli değildir çünkü bunlar sorun teşkil etmez. Bilmem kaç yıldır orada duran ağacın dalını kıran yaratığa o ağaç ne yaptı? Buradaki sıkıntı, şiddeti uygulayan kişinin psikopat oluşudur.

Yukarıda göreceğiniz üzere, “kadına şiddet” diye diye ve bunları televizyonda gösterip, filmlerde işleyerek sadece özendirmekle kalmadık; şiddetin sadece kadına karşı olduğu algısını da yarattık. Oysa kadının erkeğe uyguladığı şiddet de bir şiddettir. Şiddetin kadını, erkeği, hayvanı, ağacı falan olmaz! Şiddete karşı savaş açmamız gerek. Buradaki en büyük yanlış budur.

Şiddet uygulama potansiyeli gösteren manyaklar bir günde kalkıp kadın öldürmüyor. Öncesinde kırmızı ışıkta geçiyordur, kuralları çiğniyordur, tehdit ediyorlar… Siz cezalandırmak için kadını öldürmesini beklerseniz, sonrasında idam etseniz dahi çok geç olur. Önemli olan psikopatların tespit ve tedavisi; şiddet, kural tanımamazlık vb gibi toplumu zehirleyen adımları atan kişilerin rehabilitasyonudur.

Bir diğer video (KÜFÜRLÜ!)

**

Uygulama üzerinden “kadınların pipisi olsaydı” sorusunu yanıtlamışlar. İzledikçe kanım dondu. Çünkü kadına karşı taciz, tecavüz, şiddeti azaltmaya çalışırken; kızlarımızın daha anlayışlı ve hassas olacağını sanıyordum. Oysa sadece öyle görünüyorlarmış. Ellerinde olsa, erkek olsalar; taciz, tecavüz, zorbalık… Her şeyi yapacaklar, buradan anladığım bu!

Sonuç Olarak

Politik doğruculuk ve bu alanlarda twitter’dan birilerine çemkiren, sokaklarda gösteri düzenleyenler hiçbir şey elde edemeyeceği gibi (tamamen siyasi anlamda söylüyorum); eleştiri, hukuki ve politik konularda beğenmedikleri bir şey söylendiğinde de karşıdakini yaftalayarak hem bu hareketlere zarar veriyorlar hem de kişisel hak ve özgürlüklerimizin dolaylı yoldan zarar görmesine neden oluyorlar. Yani ben kadın haklarını sonuna kadar destekliyorken, gelinlikteki kırmızı kurdele olayında bana söylenenler yüzünden bunları söyleyen çemkircan ve çemkirsulardan nefret ettim. Bilgisizler, karşıdakini dinlemiyorlar, en temel teorilerden uzak oldukları için uygulanmayacak şeyler söylüyorlar.

Efe Aydal’ın konuşmasını koyacağım, o güzeldi. Hatırladığım kadarıyla; “silahsızlanma fikri güzel ancak bazıları toplanıp, bu konuyu bir general vs ile konuşuyor, bir şey elde edilemez” diyor. Tam olarak durum bu!

Yani kadın hakları, LGBTİ, hayvan hakları vb gibi bir çok konuda yapılanlar tamamen kağıt üzerinde. Siyasi getirisi olmayacağı gibi toplumu da kendilerinden uzaklaştıracakları işler yapıyorlar. Bunları söylüyorsun, daha doğru temelde şu şekilde savunmalısın diyorsun; hemen faşist, kadın düşmanı, homofobik yaftasını yapıştırıyorlar. Ne alaka diyorsun, doğru düzgün cevap bile yok. Ben bunlardan tiksindim.

Kimse kusura bakmasın da sizin politik doğrcululuğunuz yüzünden ben hakaret, kin, nefret, öfke içermeyen politik görüşlerimi ve kişisel düşüncelerimi söylemeyecek değilim. Sizin bu nazi-vari feministliğiniz, nazi-vari LGBTİ savunuculuğunuz ve hatta Türk kültürüne ve Türklüğe düşman, “faşizme karşıyız” derken etnik milliyetçilik yapan tavrınıza karşı da ses çıkartmadan oturacak değilim!

Kimse kimseye hakaret etmeyecek. Eden olursa, yasal olarak hesabı sorulmalı. Fakat birileri siyasi ve toplumsal bazı şeyler söylediğinde bu fikirler eleştirilebilir, karşıt fikirler ortaya atılabilir. Kişisel hak ve özgürlükler, demokratik kavramlar, Anayasa ve hukuki değerlere uyduğu sürece bu fikirleri BEĞENMEDİĞİNİZ İÇİN çemkirme hakkınız yok. Milleti de olmadıkları gibi faşist, ırkçı, homofobik, kadın düşmanı diye de yargılayamazsınız.

Öte Yandan Zorunluluk Meselesi

Düşündüğümüzde, insanlar herhangi bir konuda zorunda mı? Yani LGBTİ, AKP, CHP, Atatürk, İslam, etekliyi, türbanlıyı sevmek zorunda mı? Değil kardeşim. Afrikalıyı da sevmek zorunda değil, Arapları, Avrupalıları veya birilerini sevmek zorunda değil.

Burada önemli olan; hakaret, ayrımcılık vb gibi Anayasa ve hukuki sınırlara, kişisel hak ve özgürlüklerine saldırmamalarıdır! Eğer hakaret yoksa, kişisel hak ve özgürlüklerine saldırmıyoralrsa, ayrımcılık yapmıyorlarsa, ırkçı söylemlerde bulunmuyorlarsa, BEN SEVİYORUM diyebilirler. Kimse de bunu eleştiremez, insanları yaftalayamaz.

Birileri bu ipin ucunu kaçırıp hakaret eder, ırkçılık yapar mı? Yapar. Hele hele Türkiye’de hayli hayli yapılacaktır. Bunlarla nasıl mücadele ederiz diye oturup konuşacağız. Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri henüz ilkokulda anlatmaya başlayacağız. Herkes öğrenecek, kavrayacak.

Fakat hukuka, temel hak ve özgürlüklere uygun olan şeyleri SIRF BEĞENMEDİĞİNİZ için, eleştirmenin de ötesine geçerek kin, nefret, öfkeyle birlikte, yarım yamalak okuyup veya okumadan birilerini terör örgütüne üye olmak, kadın düşmanlığı, ırkçılık, homofobiklik ile yargılamaya başlarsanız, orada duracaksınız.

Efe Aydal’ın söylemleri:

 

Son Değişiklik: 15/07/2020 - 18:36
Kategori: Genel - Hayat