Kapak görselinin kaynağı: İHA

Aslında yazacak çok konum var; yerel seçim, bazı zararlı topluluklar ve Türkiye’de havacılığın çöküşü ile ilgili. Ancak 2 gündür yoktum ve Adana’daydım. Orada gördüğüm şeyler, önce bu yazıyı yazmama neden oldu.

Önce basına yansıtılan Adana ile ilgili başlık, ardından Adana’nın gösterilmeyen fakat millet olarak gurur duyabileceğimiz yüzünü aktarmak istiyorum.

 

Adana Basına Yanlış Tanıtılıyor

İnternet kültüründen geldiğim içim, Adana’yı büyük ölçüde internet ve haberlerden biliyoruz. Tabi bu haberler de “güneşe sinirlenip silah sıktı” gibi haberler olduğu için, internette paylaşılıp “bilin bakalım neresi” olarak denilip geyik yapıldığından; Adana hakkında biraz daha farklı düşünüyoruz.

Bunların yanında Sıfır Bir dizisini seviyordum çünkü geleneksel televizyonculuğun bize sunduğu kalıpsal dizi, film, oyuncuların yanında millet, kendi gibi insanları görebiliyorsu. Televizyonlara bakın, kaçımız dizilerdeki hayatı yaşıyor? İlk bölümde akbil basan, ikinci bölümde holding sahibi oluyor.

Sıfır Bir dizisi sonradan başka yere taşındı, (yanılmıyorsam) 3. sezonundan sonra da izleyemedim. Fakat Adanalı arkadaşlarım “bölge var, her yer öyle değil” demesine rağmen Adana’ya gittiğimde şaşırdım çünkü bir kaç bölgeye gittim ama Sıfır Bir sadece bir ya da iki mahallede sanıyorum.

Kıbrıs’ta okuduğum ve Adana, Gaziantep, Mersin şehirlerinden bir çok arkadaşım zaten bazı “yanlış bilinen” şeyleri anlatıyorlardı. Şehirlere karşı da önyargım yoktur. Fakat Adana, haberler ve televizyon dizileri vs’de göründüğü yerlere hiç benzemiyor! Peki Adana nasıl bir yer?

 

Benim Gözümle Adana

Tabi ki 2 gün çok kısa. Bu yüzden kesin ahkâm kesecek değilim, bazı noktalar hatalı da olabilir. Ancak İzmir, Muğla’dan Erzurm ve Bitlis’e (bölgeyi gezdim), Samsun ve Sinop’tan Antalya’ya, Tekirdağ’a kadar bir çok “farklı bölgede” farklı şehirleri dolaşmış, Kıbrıs’ta okumuş, son bir kaç yıldır İstanbul’da yaşayan bir Eskişehir’li olarak gördüğüm ve dikkat ettiğim bazı şeyleri anlatacağım.

Tabi önce bir itiraf ile başlayayım, Adana’da deniz yokmuş. Var sanıyordum, bu da benim cahilliğim oldu. Muhtemelen Çukurova bereketli olduğu için ve eski dönemlerde tarım önemli olduğundan; ilk yerleşenler bu bölgeyi tercih etti. Toprakları verimli, süper bir ırmak geçiyor, haliyle bu topraklara yerleştiler. Eskiden kız çocuklarına deniz kenarı, erkeklere tarla verirlermiş. Tabi turizm gibi bir şey hayatımıza girmeye başladıktan sonra, damatlar yaşadı (:

 

Şehrin İnsanı

Ayrıntılara çok dikkat ederim, küçüklüğümden beri böyledir. Daha sonra beden dili ile ilgilenmeye başlayınca, çok ekmeğini yedim. Bu nedenle insanları da dikkatle takip ederim. Öte yandan 2030 hayalim için, politik anlamda halkı tanımaya çalışıyorum. Kültürleri, davanışları vs.

Adana Kebap ve şalgama illaki geleceğim fakat Adana’nın en güzel yanından, insanlarından bahsetmek gerek. İlk sırada bu var.

**

Adana’ya indikten sonra halkın saygılı olmasını mutlaka fark edeceksiniz. Çoğu şehir büyüdükten sonra özünü kaybeder. Fakat Adana’nın o “Anadolu insanı” dediğimiz yapısını koruduğunu; saygılı, dürüst ve tıpkı kısa bir süre önce Gaziantep’te gördüğüm gibi “mert” insanlar. Bu değerler o kadar önemli ki! Anadolu insanı budur. Sadece bölge olarak almayın; nice savaşlar veren, en sonunda Kurtuluş Savaşı ile kendi şehrini, kendi bölgesini ve vatanını seven insanlara Anadolu insanı denir. Bu bir anlayıştır, kültürdür. Kimi şehirlerde (İstanbul örneğin) kaybedilen kültür. Kimi şehirlerde de (Adana gibi) halen yaşatılan bir kültür.

Yerinde muhafazakarlık
Adana’da muhafazakar insanlar var. Bunun tam Türkçe karşılığı aslında politikada conservative sözcüğü yerine kullandığımız, gelenekselcidir. Dediğim gibi kısa süre kaldım, az gezebildim. Ancak gördüğüm dindar insanlar “muhafazakar” idi, yobaz değil. İlla ki istisnalar vardır, fakat benim gördüğüm bu. Anadolu dindarlığı mevcut. Eskişehir’de olmasa da, çevre illerinde ve ilçelerinde ayrıca İstanbul’da ve bazı şehirlerde gördüğüm o sonradan görme ve nefret, kin, öfke dolu bir sözde dindarlık yok! Büydüğüm mahallede komşular vardı, dindar insanlardı böyle bir dindarlık var. Yobazlığı görmedim ve çok sevindim.

Mert insanlar
Doğal, dürüst ve egosuz olmalarına bayıldım. İstanbul’da yaşayan, hele hele iş görüşmelerine giden; plazalarda yaşananlar bilir, vıcık vıcık bir ego, kompleks, iki yüzlülük vardır. Fakat Adanalılar direkt konuşur. Normalde “benim kötü yanımı anlatmayayım” peşindedir insanlar, fakat biraz konuşunca takır takır olayları olduğu gibi anlatıyorlar. Belki bunu ifade etmek biraz zor ancak kısaca böyle ifade ettim. İki yüzlü, içten pazarlıklı, ego ve kompleksli insanlardan daraldığım İstanbul’da; 2 gün bile Adana’ya gitmek ilaç gibi geldi.

Hoşgörülü bir şehir
Kutuplaşmanın olmadığı bir şehir havası sezdim. Kıbrıs’ta çok sevdiğim bir ortam vardı; parti olarak bambaşka görüşlere sahip olan, sürekli didişen insanlar bir araya gelip mangal falan yaparlardı. Türkiye’de olduğu gibi, sırf farklı partiden diye birbirlerine ve karşıdaki insanlara düşman gözüyle bakmazlardı. Adana’da böyle bir hava sezdim. Ne kadar doğrudur bilemeyeceğim fakat ilk izlenimim bu. Adana’da hemen birisiyle konuşabilirsiniz ve başka yerlerde olduğu gibi bir önyargı olmaz; direkt konuşmaya başlıyorlar. Sıcak insanlar. Eminim ki, yardımlarını istediğinizde ellerinden geleni yapacaklardır.

Kızları bakımlı
Bir süre yaşamadan anlatmak ne kadar doğru bilemem fakat; DAÜ’de okurken Adanalı arkadaşlarım oldu, kızlar bakımlı idi. Başka Adanalı arkadaşları vardı, onlar da bakımlı idi. Dedim ki herhalde DAÜ’ye gelenler ile ilgili bir durum. Fakat Adana’ya gittiğimde, güzellik ayrı konu ama kızların bakımlı olduğunu gördüm. Onca yemeğe rağmen nasıl ince kalabiliyorlar anlayabilmişte değilim.

Kebapçıda doğum günü.
Adanalı arkadaşlar, “biz doğum günlerimizi bile kebapçıda kutlarız” diyordu. Ben kebapçıların önemini vurgulamak için geyik yapıyor sandım fakat kebapçıdaki büyük masaları ve çıkarken gelen pastayı görünce doğruluğunu anladım. Ayrıca haftasonlarında kebapçılar dolu oluyormuş (ki zaten nasıl olmasın!).

OIumsuz yanları
E tabi olumsuz yanları da mevcut. Sürücüleri mesela. Genel olarak kurallara uymuyoruz ve uymadığımızın farkında olmuyoruz. İstanbul’da da sinyal kullanmazlar, Eskişehir’de dikkatsizler. Fakat Adana’da ikisi birden. Hem sinyal kullanmadıkları gibi, hem de aynı şeridi iki araba paylaşabiliyor. Şeridin yarısına geliyorsun, İstanbul’da arkadaki araba genelde yavaşlar ama adam hiç basıp geçiyor. Haliyle biraz dikkat etmekte yarar var. Herkes her şeyi yapabilir (: Bunun dışında bir şeyi henüz söyleyebilmem güç.

 

Yemekler

Yemek, içmek??? İnternette bin bir türlü yazı olduğu için kısa tutacağım. Fakat söyleyebileceğim en önemli şey; BİZ ADANA YEMİYOR, ŞALGAM İÇMİYORMUŞUZ! Burada Adana adı altında kıymalı (ve hatta bazen ekmekli) bir şeyler veriyorlar. Hatta soya falan katılıyor bazı yerlerde. Adını vermek istemediğim en bilinen marka şalgamı alıp içeyim diyorum ikinci yudumda tıkıyor, sonra içemiyorum.

Adana’da et bıçakla kesiliyor (parça et kıyma gibi yapılıyor), gittiğim yerlerdeki kebapçılar odunda pişiriyordu. Masaya oturduğunuzda bir sürü şey geliyor. Zaten onlarla doyuyorsunuz. Bu yüzden etmeye gidenler, mezeleri az getirmesini söyleyebilir ama dinlemeyecekler. Yine bol bol getirecekler (:

Humusa bayıldım. Tereyağlı mı tam bilemiyorum ama humusun üstüne kaşar koyup fırında pişiriyorlar. Geliyor ve mükemmel bir şey oluyor. Ondan mutlaka yeyin. Gelen Adana Kebap hakkında zaten bir şey söylemeyeceğim, çünkü istediğim kadar anlatayım; gidip yemeden anlayabilmeniz mümkün değil. Şu kadarını yazacağım, artık İstanbul’da her yerde kebap yiyebilir miyim bilmiyorum.

Şalgam…
Yemekler geldi, içeceği sordular. Asitli içecek istemediğimden su deyince; şalgamda ısrar ettiler. Annem durumu bildiği için, “buradaki başka, mutlaka al” dedi. Cidden başkaymış. Anlatabilmenin imkanı yok. O meşhur marka için “yahu o tuzlu su” dedile. Espiri olsa da doğru. İçimi yumuşacık, yemeklerde dilediğiniz gibi içebilirsiniz. Aroması vs hakkında bir şey anlatsam da Adana’da evde yapılan veya bilinen 2-3 marka şalgamını tarif edemem, içmeniz gerek.

Doğumgünü varmış firmada, pasta almışlar. Herkes geldi kutlamaya. Bize de ikram ettiler. Ben genelde meyveli pasta sevmem fakat arasında portakal varmış. Tabi ki bölgeden. Leziz! Kıbrıs’ta da böyle portakal ve mandalin yiyiyordum. Bölge toprağının değerini bilmek gerek.

 

Sonuç Olarak

Adana’da çok önemli iki büyük firması olan fakat etik olmayacağını düşündüğüm için ismini vermeyeceğim bir firmanın yeni kuracağı ve Türkiye’nin göğüsünü kabartmasına neden olacak çok önemli (ve biyoteknolojik) bir projesi ile ilgili oraya gittim. Daha doğrusu annem sürekli gidiyordu, bu sefer bazı konularda benim de gitmem gerekti ve gittim.

Şehrin turistik yerleri, bölgeleri vs için pek bir şey diyemeyeceğim çünkü sağa sola hep araba ile gittiğimizden fazla göremedim. Ancak insanını çok sevdim. Anlatmak güç fakat, bir yere gittiğinizde orasına karşı aidiyet hissedersiniz. Marmaris’te doğaya karşı böyle olmuştu. Yeşilliğine, doğasına bayılmıştım. Adana ve bölge şehirlerindeki diğer insanlar da böyle.

Bazen İstanbul’da sıkılıp, haberlere de darlanıp diyorsunuz ki “yahu Atatürk bunca şeyi bu insanlar için mi yaptı? Anlamakta güçlük çekiyorsunuz. Fakat Anadolu kültürünün mevcut olduğu yere gidip; hoşgörülü, saygılı, dürüst hepsinin yanında mert insanları gördüğünüz zaman gruru duyuyorsunuz. Adana insanı çok güzel ama Anadolu’nun bir çok şehrinde böyle insanlar mevcut. İşte bu insanların yaşadığı yerlere ağırlık vermemiz gerekiyor. Politik anlamda projeleri bu şekilde çıkartmak gerekiyor. Kültürümüzü, tarihimizi, dilimizi korumamız gerek. Ne İslam adı altında Araplaşacağız ne de çağdaşlık adı altında yozlaşacağız!

**

Oldum olası “hangi ülkelere gitmek istersin” gibi sorulara garip bakmıştım. Görmek istediğim bir kaç “şehir” var St. Petersburg gibi ama bir ülkeye gidip gezmek ve her yanını görmek istiyor muyum bilemiyordum. Yıllar geçtikçe ve çeşitli nedenlerle Türkiye’nin bir çok yerine gittikçe, bu karmaşık duygunun nedenini anladım.

Bugün “İsveç/Finlandiya/Fransa (vs) olsa beğenirdiniz ama burası Türkiye” diye bir çok görsel paylaşılıyor. O kadar güzel doğamız varki… Gezilecek, görülecek o kadar güzel yerler var ki… Daha ülkemizi tanımadan, ülke insanlarını ve bölgeleri tanımadan; yurt dışına gidip gezeceğim. Peki ne için? Dünyaya bakışım değişecek. E sonuçta yurt dışına da gittim. Evet Avrupa’da insana değeri gördüm, blog üzerinde defalarca analttım. Fakat bir insan özünü bilmeden, kendi ülkesini gezip tanımadan yurt dışına gitse ne olacak?

Eğer tarihini, kültürünü bilirsen, ülkeni gezersen; güzelim doğayı yok etmek isteyenlere, tarihimizi unutturmak isteyenlere direnebilirsin. Bunları fark edebilirsin. Biraz gezip dolaştığında, aslında ülkemizin ve insanlarımızın ne kadar değerli olduğunu anlayacaksın. Sahip çıkabilirsin. Sonra yurt dışına çıktığında kıyaslama yapabilir, daha farklı gözle görebilir, eksikleri nasıl kapatacağımızı düşünebilirsin.

Ülkede yaşananlar ve kutuplaşma bildiğiniz gibi ve bir çok insan yurt dışına gitme peşinde. Eğer kültürünüz ve zihniyetiniz bozulmasaydı; saygı, sevgi, hoşgörü ile yani Anadolu kültürü ile bu ülkeyi tekrar ve en iyi şekilde yapılandırabileceğimizi bilirdiniz.

Maalesef insanlarımız kin, nefret, öfke dolu. Bunun ilacı da Türkiye’yi dolaşıp, insanları tanımak ve içindeki o kızgınlığı, kendi kültürünü tanıyarak serinletmekten geçiyor.

En kısa sürede ehliyeti ve eğitimleri alacağım, sonra gezi motosikleti (Cruiser) alacağım ve ülke güzelliklerini keşfedeceğim. Tabi ki gözlemlerimi de sizlerle burada ve hatta Youtube üzerinden paylaşacağım.

Bu ülkenin kurtulmasının ve ilerlemesinin tek bir yolu var: ÖZE DÖNMEK! Dilini, tarihini, kültürünü öğrenmek.