Bugün Twitter’a bakarken, kafeden çıkınca yerde köpeğin yattığını ve titrediğini gören birinin şalını köpeğin üstüne örtmesini gördüm. Bir çok yerde paylaşılmış. Eve geldim, haberlere açtım bir şeyler yerken bakacağım, bu kızı çıkartmışlar. Derken haber bombardımanı başladı; 6 yaşında çocuğunu elektrik süpürgesiyle döven manyak [1], henüz öğlen duyduğum akademisyenin öğrenci tarafından katledilmesi [2], ve tabi yılbaşındaki Suriyeliler.

Bu yazımda 1- beyin göçü, 2- Suriyeliler, 3- sömürgeleşmemiz ile ilgili başlıklar bulacaksınız.

Yani hangi birinden başlayayım? 4 yılı geçti ve 387 (bununla birlikte 388) yazı var. Sildiğim 200’e yakın yazı var. Hepsini anlattım, neler olacağını söyledim:

Eğitim:

Suç ve ceza:

Sömürgeleşmemiz hakkkında:

***

Say say bitmez fakat “sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok”. 2016’da, “2017-2018 Türk ekonomik krizi” yazdığımda beni vatan hainliği ile suçlayan mailler ve mesajlar aldım. Tehditler falan filan. Sonuç? Dediklerim bir bir çıktı. 2020’de en büyük sorunlarla boğuşacağımızı ve 2025’e doğru Türkiye’de kutuplaşmanın artacağını, şiddetin ayyuka çıkacağını da söylüyorum. Umarım yanılırım fakat iyi analiz ortadadır. Millet olarak yaptığımız her şeyin cezasını çektikten sonra, 2030’da birlikte, “bir olduğumuz” bir hareketle ülkeyi ayaklandırabiliriz. Benim beklentim ve görüşüm bu.

Fakat durum çok ciddi.

 

1- Beyin Göçü

Türkler göçebe millettir. Bu sözü sanıyorum tarih hocalarımız beynimize kazıdı. Evet göçebeyiz ve hâlâ bu göçebelik devam ediyor. Zamanında Moğollar sonra başka nedenlerle kaçıp Anadolu’ya girdik. Daha bereketli, daha güzel topraklara sahip olmak istedik. Gel gelelim yeni araştırmalar aslında çok daha önce burada olduğumuzu da gösteriyor. Fakat şimdilik konumuz bu değil.

**

Peki bu son mu? Görünen o ki hayır. Akrabalarım (anne tarafından dedem), Kırım Tatarı ve yanlış hatırlamıyorsam 1700’lerin sonunda Rusların baskıları nedeniyle önce Romanya’ya sonra Bulgaristan’a göç ediyor. Bulgaristan’da ise Karaman beyliği bir kez yendikten ve sonra tekrar toparlandıktan ve Osmanlı tarafından ikinci kez yenildikten sonra tekrar ayaklanma olmasın diye tebaası Balkan bölgesine dağıtılıyor. Biz aslen Konya’dan Bulgaristan’a geçen ve anneannem tarafından Osmanlı’da paşa görevi yapan atalardanız. Dedem ile anneannem orada tanışıyor ve Bulgarın Türklere zulmü başlayınca bizimkiler geliyor. Dedemin abisi ve bir çok akraba orada kalıyor ve Belene kampında adını Bulgar ismi yapsın diye yapılan işkencelerle yüzleşiyor.

Hani şimdi çok milletçilik, Atatürkçülük taslayıp ilk fırsatta yurt dışına kaçıyorlar ya; bizimkiler orada Türk isminden vazgeçmemek için işkencelere karşı duruyor ve rejim tarafından büyük baskılar oluyor. Bizimkiler anayurda dönüyor. Tabi Bulgaristan’da Türk diye baskı görürlerken buraya gelince “Bulgar dölü”, “Bulgar göçmeni” (biz Bulgar değiliz, doğrusu Bulgaristan göçmeni) gibi saçmalıklardan tutun; orada kadınlar çalıştığı için ve anneannem tekstil ve zanaat okulu mezunu olduğu için sabah başvurup öğlen işe alındığı Sümerbank’a giriyor ve dedeme başlıyor buradaki yobazlar “kadın çalıştırılır mı” demeye. Tabi tek emekli maaşı ile yaşayamayınca, anlıyorlar değerini, “iyi yapmışsın” diyorlar  ama ne fayda…  Bulgaristan göçmenlerinin yaşadıkları zorluğu anlatsam o bir konu tutar.

 

Ben Bu Vatana Borçluyum

14 yaşında cepheye koşan gence de, 3 çocuğunu çeşitli savaşlarda kaybetmiş olsa bile askere çorap ören yaşlı kadına ve savaşan yaşlı dedeye borçluyum. Atatürk’e, silah arkadaşlarına borçluyum. Sadece onlara da değil, Fatih Sultan Mehmed’den tutun, Mete Han, Tomris Hatun gibi nice Türk kahramanına ve bunları bize tanıtan nice insana (örneğin Barış Manço, yeri uçmağ olsun) borçluyum.

Annem 3 yaşında Bulgaristan’da doğduğu için vatandaşlık alabilir aslında. Şirket kurarken gidip Bulgaristan’da veya Avrupa’da kuralım mı diye düşündük ama ilk konuşmada rafa kalktı. Çünkü bizim milliyetçiliğimiz sözde milliyetçilik değil, benim milliyetçiliğim ırk milliyetçiliği değil…

Bu yüzden eğitim durumuyla, bir dönem gidip yaşamak vs gibi konularla yurt dışına gidenleri bir kenarda tutuyorum fakat temelli gitmeyi düşünen bu ülkenin yaşanmaz yer olduğunu düşünenlere cidden öfkeliyim. Açıkça söylüyorum, 2030’da iktidara gelirsem sizin bu ülkeye gelmemeniz ve vatandaşlığınızın iptali için elimden geleni yapacağım. Kara günlerinde Türkiye’de durup savaş vermeyenler, aydınlık günlerde Türkiye’yi hak etmeyecek. Gidip Avrupa ve Amerika’da garsonluk, hasta bakıcılığı yapıp buradaki hakime eş değer maaş alabilirsiniz. Sizler cehalet ile savaşmak yerine oralara kaçmayı tercih ediyorsunuz ama fark etmediğiniz nokta şu; cehalet sizi bulacak!

**

Şimdi bakıyorum, TÜİK’in “uluslararası göç istatistik” verileri kan dondurucu! [3]

Türkiye’ye göç edenlerin sayısı: 466 bin 333
Türkiye’den göç edenlerin sayısı: 253 bin 640

ve sırasıyla:

25-29 yaş %15,5
20-24 yaş %14,4
30-34 yaş %12,3

New York Times raporu mutlaka önünüze gelmiştir. 2016-2017 yılları arasında en az 12 bin dolar milyoneri ülkeyi terk etmiştir [4].

Şimdi iktidara sorsak “FETÖ’cü, vatan haini, illüminati, İsrayıl, Amariga” falan diye zırvalayacaklar. Yok kardeşim alakası yok! Mart ayında mezun oldum ve işe giriştim, çok açık şekilde diyorum ki; ZİHNİYETİNİZİ SİKSİNLER! Girin bir iş merkezine (kendi deyimleriyle plaza); tuvalet kağıdı gibi üstlerini yalayan karaktersiz, omurgasız, egolu, kompleksli manyakları göreceksiniz. Her türlü işi herkese yaptırıp para vermek istemeyen patronları göreceksiniz.

ARGE şirketi açtığımız için çok çeşitli firmalara farklı ilaç ve ürünler geliştiriyoruz ve sağda solda gördüklerimi keşke yazabilsem. “Merdiven altı A.Ş.” kıvamında olan saçma sapan firmaları, sahiplerini ve çalışanlarını gördükçe; bu ülkede o ilk 15-20’deki holdingler, aileler ve çok bilinen yerli markalar (Arçelik, Vestel, bankalar vs vs) olmasa halimiz harap. Yani ilk 20 ekonomi arasındayız fakat cidden orta ve küçük firmalar ile değil, büyük firmalara dua edin siz.

Bütün bunlara bakınca cidden bu ülkede iş yapmak zor. Başımıza gelenleri keşke anlatabilsem. Güvenilen devlet kurumlarınca reddedilen projeler nasıl başka şirketlere kaydırılıp 2-3 değişiklik ile devlet desteği almış ve biz neden dava açamıyoruz keşke anlatabilsem. Zamanı gelecek hiç merak etmeyin.

Stratejik neden ile açıklayamayacağım bir alanda çok kullanılan ve sürekli yurt dışından elde edilen biyoteknolojik bir ürünü herkesin “imkansız” demesine rağmen 1 yılda nasıl geliştirdiğimizi fakat 1 yıldır cahil akademisyen egosu, saçma devlet kurumları yüzünden nasıl destekleri alamadığımızı fakat buna rağmen yavaş yavaş geliştiğimizi de zamanı gelince anlatacağım.

Bütün bu iğrençliklerle uğraşmak yerine Amerika ve Avrupa’ya götürseydik bu projeleri, çok büyük destekler gelecekti. Çünkü biyoteknolojik ürün insanda bulunan bir “ŞEY”den yapıldığı için (diğerlerinin aksine genetiği değiştirilmiş değil) ve her gün bir çok alanda kullanıldığı için yeni Avrupa düzenlemelerine de uyuyor. Bunlar dışında yara iyileştirme üzerinden tutun, bir çok proje ve plan var ama para engeline takıldığımız için işler yavaşlıyor.

 

Göçün Sonu Felaket

Gördüğünüz gibi bu ülkeden çekip gidenlere ve temelli gitmek isteyenlere tepkiliyim (geri dönecek olanlara sözüm yok). Fakat buna rağmen gitme nedenlerini de anlayabiliyorum. Sadece zayıflar ki herkes güçlü olacak diye bir kural yok. Ülke, tarih, millet, kültür, ayakta kalmak, savaşmak, güçlenmek gibi dertleri yok. Parasını alsın, iyi arabaya binsin, yeyip içsin, geberip gitsin ve adı duyulmasın. Böyle bir durum varsa zaten durduğunuz hata. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından vazgeçip, belirlenmiş ülkelerin vatandaşlığı için başvurun ve çekip gidin. LÜTFEN GİDİN!

Gidenlerin büyük bölümü kutuplaşma, kurallara uymayan denyolar, adaletsizlik, hırsızlık, yalancılık, iftira gibi binlerce neden yüzünden gidiyor. Ülkeyi yaşanamayacak hale getiren bu iktidar yüzünden gidiyor. Gece 2’de kız başına çıkamazsın, alkol içemezsin, onu yapamazsın, bunu yapamazsın. Böyle bir durum olmaz. Kanalı açıyorum Erdoğan yine birilerine giydiriyor. Mahalle kabadayısı! Osmanlı Ocakları, Fox TV önünde kırmızı yelekler ile “%52 evde duruyor ve diş sıkıyor” diyor.

Sizin gibi gerizekalı kitleden korkmuyoruz aslan parçası! Demokrasi ve sandık size yarıyor. Fakat olur da kural kanunlara uymazsak, ülkede kutuplaşma artarsa; devlet gücü, elinizdeki silahlar ve sayılarınız hiçbir şeye yaramaz bunu da öğrenirsiniz ve çok değil 2025 sonrasında öğrenmeniz muhtemel. Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale’de de dış hainler silahlarına ve sayılarına güvendi. Şimdi İkinci Kurtuluş Savaşı ile iç hainler temizlenir ve zihniyetiniz burada yeşermez. Kutuplaşmanın artması, Suriyelilere öfke gibi nedenlerle ömümüzdeki 8 yılda büyük sorunlar patlayacak. Bu yüzde dışınızı sıkın, kıçınızı kapayıp evde oturun derim.

 

En Verimli Çağda Yurt Dışına Gitmek

Zehir gibi gençlerin Türk doktorlar tarafından doğumu yaptırılıyor, Türkiye Cumhuriyeti devleti himayesinde büyüyor, asker ve polis koruyor, memur işini görüyor; Türk öğretmen, Türkiye Cumhuriyeti eğitim kurumlarında bir şeyler öğretiyor. Fakat 20’li yaşlarında kanı durmuyor, gidip yurt dışında başkalarına hizmet ediyor.

Bunun adı düpe düz nankörlük! Tamam Türkiye Cumhuriyeti bir Almanya, Fransa, Hollanda olamadı, potansiyeli var ama milletin zihniyeti rezil fakat bu insanları değiştirip doğruları anlatmadıkça başkaları yanlışları anlatıp kullanacak. Öte yandan şunu da unutmayın ki, Türkiye Cumhuriyeti bir Suriye, Irak’ta olmadı! Bu ülkeye çok şey borçlusunuz.

Bana diyorlar ki neden bedelli yapmadın. İmkanım vardı, para yoksa bile kredi çekilip yapılırdı. Fakat ben Mete Han’a dayanan ordu ortamını ve sistemini görmek, bu minnet borcumu bir şekilde ödemek istiyorum ve bunu anlayamıyorlar. Salak gözüyle bakıyorlar, neden bedelli yapmadın diyorlar. Bana göre isteyenin bedelli yapmasında hiçbir sorun yok, ağzımı açmam. Hatta parası olmayanların dahi istediği zaman askerliğini kısa sürede yapmasını tercih ederim. Fakat kusura bakmasınlar, benim işime kimseyi karıştırmam.

Bu konu şimdiden uzadı, daha 2 başlık var. Sonuç olarak diyebileceğim tek şey, bu göçü engelleyemeyeceğiz. Fakat göç nedenlerini ortaya çıkartanları göndermedikçe bu iş böyle uzar gider.

 

2- Suriyeliler

Malûm videoyu hepiniz görmüşsünüzdür. ÖSO bayrağındaki 3. yıldız Hatay ve bu bayrağı Taksim göbeğinde sallayıp “Suriye Suriye” diye bağırıyorlar. Şam’da namaz kılacaklardı, fakat elemanlar Taksim’de yılbaşı kutluyor. Üstelik bizim askerler Suriye’de savaşırken.

Şimdi size 2 farklı insandan duyduğum bir olayı anlatayım. Yılbaşında Taksim’e gitmek istiyor 2 farklı tanıdık. Fakat gidemiyor, polisler yolu kapatmış, çevrilmiş. Burası çok daha ilginç… Yani Suriyelilere yer var ama Türkler giremez mi? Olay ne ben bu işi çözemedim, araştırılması gerekir.

**

Suriyeliler hakkında daha fazla bir şey yazmayacağım. Ülkemde bu parazitleri istemiyorum. 5 milyon Suriyeli varsa, bunun 1,5-2 milyonu kalıcıdır. Başakşehir’de seçim gününde bir sürü Suriyelinin okulda oy kullandığını da söylemiştim. Bizzat gördüm. Haliyle durum bundan ibaret.

Fakat toplumdaki öfkeyi ve nefreti görmemek için aptal olmak gerek. Yakında bırakın Suriyeliyi, Arap görülse dövülecek noktaya gelecek. Hoş en ufak bir iç karışıklıkta bu şerefsizler burayı da terk eder ama yine 1-1,5 milyonu burada kalacak.

1990’da, Birinci Körfez Savaşı’nda, Türkiye’ye yaklaşık 1,5 milyon sığınmacı gelmiştir. Turgut Özal bunları almıştır [5].

[…] Bu süreçte yaklaşık 260.000 nüfusa sahip Şırnak ili birkaç gün içerisinde toplam nüfusa eşit sığınmacıya; 175.000 nüfusa sahip Hakkâri ili de 200.000’den fazla sığınmacıya ev sahipliği yapmıştır.

Sonuçları?

Iraklı Kürtlerin Türkiye’ye göçü PKK’nın manevra gücü açısından dönüm noktası olmuştur.
1991 Temmuz’undan itibaren Iraklı Kürtleri, İncirlik’ten koruma kararı PKK için de güçlenme
anlamına gelmektedir. Zira “Çekiç Güç”, Iraklı Kürtleri Saddam Hüseyin’in saldırılarından
koruma ve insani yardım desteğine başladıktan sonra Türkiye’de PKK’nın faaliyetleri büyük
artış göstermiştir.

Seçim sonucuna ilişkin analiz başlıklı yazımda verdikleri zararları vs görebilirsiniz.

Menderes, Özal, Erdoğan aynı kumaştan kesilmiştir. Aynı kişilere, aynı nedenlerden dolayı, aynı şekilde hizmet etmekteler. Ne demek istediğimi 2030 sonrası çok daha iyi anlayacaksınız. Fakat içeri atılan yazarların yazdığı kitaplara bir göz atın, arada Gül, Erdoğan ve Emine Erdoğan gibi nice insan hakkında ve geçmişleri hakkında neler göreceksiniz bakalım.

Haliyle Körfez Savaşında gelen peşmergeler PKK’ya yaradı. Suriyeliler ise PKK’ya gitmeyebilir fakat çete ve hatta ileride bağımsızlık ile ilgili organizasyonlar kuracaklardır. İşte bu da Erdoğan’ın Türkiye’ye hediyesi. Türk sözcüğüne düşman, milliyetçiliği ayaklar altına alan; Atatürk karşıtı bir insandan tabi ki böyle adımlar beklenebilir.

 

3- Kültürel Yozlaşma

Çocuğumun adını “put” koysam ne derdiniz?
Titrek, ücret, sahte cennet, sürmek/değmek, şarap, deve yavrusu?
Hatta housing, snake???

Osman: yılan/ejder yavrusu
Lerzan: titrek
Sanem: put
Ecrin: ücret
İrem: sahte cennet
Sude: sürmek, değmek
Bade: şarap, içki, kadeh
Bekir: deve yavrusu
Turgut: konut

Şaman inancında kadın erkek kadar değerliydi, eşitlik vardı. Bu yüzden Türklerin İslam anlayışı ile Arapların ve İranlıların arasında fark var. Hatta cemaatlerin Türk kültürünü benimseyip benimsemediğini görmek için kadına değer verip vermediğine bakınız. Böylece musluk nereden akıyor anlarsınız.

Kadın isimleri olarak; bir, iki, dört, yedi, esmer, erken doğmuş (premature) diye ad koysak? Neden mi?

Elif: Bir
Saniye: İki
Rabia: dört
Hamse: beş
Sitte: Altı
Sabe: yedi
Hadice: erken doğmuş kız

Arapça bir çok yandan güçlü çünkü Türkçe’de eylemler vs çoğunlukta. Arapça’daki bazı şeylerin tanımı mümkün değil, tıpkı Latince, Fransızca ve İngilizce olan bazı şeyler gibi. Fakat yapılageliş yerine teamül, konum yerine lokasyon diyen garip tipler anlamayacak.

Gördüğünüz gibi adımız bile yozlaşmış durumda. Biz neden Arap ismi koyuyoruz? Çocuklarımıza Türk destanı anlatmak, Türk tarihini öğretmek, Türk gibi yaşamak varken; Arap masalları anlatıyor, Arap adları koyuyor, Arapça sözcükler kullanıyor, Arap gibi giyiniyor ve Arap zihniyetine bürünüyoruz. Bunlar İslam adı altında Araplaşanlar. Bir diğer taraf ise çağdaşlık adı altında yozlaşmanın başka çeşidini gösteren “plaza” çalışanları. Meetingleri set ediyorlar, iyi bir lokasyon arıyorlar, print edip, screenshot alıyorlar. Fakat yabancı biri geldiğinde “you know I” diye saçma salak sözcükler kullanıyorlar. Yani Türkçe bilmediği gibi İngilizce de bilmiyor denyo. Fakat İngilizce sözcükler havada uçuşuyor.

İşte bir yanda Araplaşmak, diğer yanda batılılaşmak… Hangi grup birbirini nasıl anlayacak? Türkçe konuşup anlayamıyoruz daha.

Onların yerine ne koyacağız? Sağda solda araştırdığınızda (Türkçenin Diriliş Hareketi’ne bakın) görebileceğiniz Türkçe adlar:

Asena: dişi kurt
Bengü: sonsuzluk
Acun: dünya
Kültigin: yenilmez
Mete: soylu, saygıdeğer
Selen: temiz, namuslu

**

Diyeceğim o ki; ekonomiden kültüre, eğitimden adlara kadar “gönüllü olarak” sömürge haline gelmişiz. Askerle Çanakkale’yi geçemeyenler bugün firmalarıyla geçmiş. Arap yarımadasında arkamıza hançer saplayanların adlarını, masallarını, kültürlerini almışız. Yazık…

 

Poşet Olayı

Alışverişlerde poşet 25 kuruş oldu. Millet söylenmeye başladı. Siz manyaksınız! Açık açık söylüyorum. Geçen yıl Aralık ayında aldığımız ürünlerin aynılarını en az %20 daha fazlaya alıyoruz [6]. Kaldı ki burada her gün alınmayan şeyler var. Her gün alınan ürünlerde %25’leri geçtiği söyleniyor.

Geçen yıla göre neredeyse 4’te 1 daha fazla ödediğimiz ürünlere gık çıkmıyor! Onca vergiye gık çıkmıyor fakat 25 kuruşluk poşet batıyor. Kusura bakmayın da böyle manyakça düşünceye vergileri geçirirler, sonra poşet olayı patlar, indirim yapıldığında veya ücretsiz hale geldiğinde ise hepiniz vergilerin ne kadar pahalı olduğuna bakmaksızın her şeyi unutsunuz.

**

Poşetler dünyayı kirletiyor, sen öldükten sonra bile plastik ve naylon pisliklerin dünyada kalacak! 25 kuruşun nedeni sana geçirmek değil; çocuklarına, torunlarına saçma sapan ve pis bir dünya bırakacak kadar bencil yavşak olmanı biraz daha hafifletmek. Sen 25 kuruş cebinde tutacaksın diye torunlarına daha kirli hava, kesilmiş ormanlar, tamiri mümkün olmayan doğal tahribat ve diğer canlıların hayatını yok etme fikirlerini kabul edecek kadar yavşaksın.

Böyle çağdışı ve bencil bir zihniyete ne demokrasi anlatılır ne insan hakları. Ne özgürlüğü anlatabilirsin ne de eşitliği…

Buyrun plastik ve insan yüzünden hayvanların neler çektiğine biraz örnek:

 

 

 

Kaynaklar

1- Korkunç olay! 6 yaşındaki çocuğunu elektrik süpürgesiyle dövdü. Mynet. 2.01.2019, https://www.mynet.com/korkunc-olay-6-yasindaki-cocugunu-elektrik-supurgesiyle-dovdu-110104693661

2- Ceren Damar’ı öldüren katil zanlısının ifadesi ortaya çıktı!. Sözcü. 3.1.2019, https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/son-dakika-ankarada-ogretim-gorevlisi-ceren-damari-olduren-saldirganin-ilk-ifadesi-ortaya-cikti-2979044/

3- Yüzde 42,5’lik artış: 2017’de 253 bin 640 kişi Türkiye’yi terk etti. Diken. 5.9.2018, http://www.diken.com.tr/yuzde-425lik-artis-2017de-253-bin-640-kisi-turkiyeyi-terk-etti/

4- New York Times: Varlıklı ve yetenekli Türkler kitleler halinde ülkeyi terk ediyor. BBC. 3.1.2019, https://www.bbc.com/turkce/46743522

5- Gökhan Kavak. Birinci Körfez Savaşı Sonrası Irak’tan Türkiye’ye Göç ve Sonuçları. II. Türkiye Lisanüstü Çalışmaları Kongresi – Bildiriler Kitabı II. Sayfa: 435-444

Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Politika - Tarih
%d blogcu bunu beğendi: