Ortalama okuma süresi: 11 dakika

Amerika… Polislerin sert tutumunu izleyen bir çok kişi, “bizde de böyle olmalı” diyordu. Amerika’da ve Avrupa’da “trafik kuralları çiğnendiği an” polis müdahale ediyor. Bizde ise polisin gözü önünde ışıkta geçenler, sinyalsiz şerit değiştirenler… Polis müdahale etmiyor. Belki kurallara karşı ceza konusunda böyle sert olunmalı fakat acımasızlık?

Aklımda “halkın polisi, Türk polisi” denince bir kare beliriyor. Haberlerde, belki de küçükken gördüm bilemiyorum ancak bir polis, eve baskına gitmiş. Babasını arıyorlar sanıyorum, çocuk korkmuş ağlıyor. Yetkili memur hemen çocuğu sakinleştirdi ve ev halkına haklarını sıraladı. Benim aklımda kalan ve olması gereken Türk polisi budur!

46 yaşındaki George Floyd, elleri kelepçelenerek yere yatırıldı ve polis memuru, dizini boynuna bastırdı. George Floyd, “nefes alamıyorum” demesine rağmen dizini çekmedi ve boğularak öldü. Sonrasında protestolar başladı. Peki George Floyd kimdir? Amerika’da ırkçılık ve “bırakın yapsınlar”…

George Floyd Kimdir?

Bu tür şeyler sadece Türkiye’de değil, Amerika’da da ve dünyada da oluyor… Hoş Türkiye, git gide küçük Amerika oldu ancak bir büyükelçinin dediği gibi, “Türkiye küçük Amerika olacak derken, Amerika büyük Türkiye oldu”. Her yerde bir “kahraman” gibi anılan George Floyd kimdir ve neden tutuklandı?

1960 Florida (ABD) doğumlu George Floyd, 1982’de Amerikan futbolu oynamaya başladı. 1999’da Doğu Kentaki Üniversitesinde (Eastern Kentucky University) okudu [1]. 2007 yılında yaptığı silahlı soygundan (evi soymuş) dolayı 2009’da tutuklandı ve 5 yıl hapis cezasına çarptırılmış. 2014’te, Floyd’un çocukluk arkadaşı Harris, “2014’ten sonra temiz başlangıç yapmaya çalıştı, değişimi nedeniyle de mutluydu” diyor.

Mineyapolis’te (Minneapolis), Salvation Silah Mağazasında kamyoncu olarak çalışmaya başlamış. Daha sonra Conga Latin Bistro’da güvenlik görevlisi olmuş. Mekanın sahibi Jovanni Tunstrom, Floyd için “her zaman neşeliydi, iyi bir karakteir vardı ancak mileti güldürecek kadar kötü dans ederdi” diyor. Latin müziklerinde, ona nasıl dans edeceğini öğretmeye çalıştım ancak benim için fazla uzundu, öğretemedim diyor. Kendisine “bossman” (boss: patron) dediğini, Tunstrom’un da “bana bossman deme, senin arkadaşınım” dediğini Şikago Tirübün (Chicago Tribune) aktarmış [2].

Yazının devamında lokanta dan birileriyle konuşmuşlar “yaşamak ve ilerlemek için gereken neyse yapardı” gibi sözler söylenmiş. Annesiyle yaşayan 6 yaşında kızı varmış.

Taç virüsü (corona virus) nedeniyle işini kaybetmiş. The Sun gazetesinde ise, Conga müşterisi Jessi Zendejas’ın, “Floyd’un düzenini seviyordum; selam vermeden geçersen kızardı, herkesi görmeyi ve herkesin eğlendiğini izlemeyi seviyordu” dediğini aktarmış. “Kibar dev”, “doğal atlet”, “koca Floyd” gibi lakapları varmış [3].

 

Neden Tutuklanmıştı?

25 Mayıs günü, çağrıya üzerine olay yerine polis gitti. Market çalışanı (teenage yani ergen diyor haberde), Floyd’un 20 liralık sahte banknot verdiğini iddia etti. Mineyapolis’teki Kup Fuuds’tan (Cup Foods) sigara almış. Olay sırasında mağazada bulunmayan mağaza sahibi Mike Abumayyaleh, Floyd’un düzenli müşteri olduğunu ve hiçbir zaman sorun çıkartmadığını söylemiş [3].

Başka bir haberde [4], 10 dolardan bahsediliyor. Tutuklandıktan sonra polise karşı fiziki direnç gösterdiği açıllanmış.

Tutuklanmanın ardından, haberlere konu olan olaylar başladı.

Kahraman Mı Suçlu Mu?

Amerika gibi bir yerde gerçekten bazı algılar farklıdır. Bakış açıları farklıdır. Türkiye’de, Amerika’da, Avrupa’da yapılan çeşitli sosyal deneyler var ve “defter alamıyorum, kardeşime yemek alamıyorum” falan gibi istemler Türkiye’de yanıtsız kalmıyorken o çağdaş gördüğünüz Avrupa’da sövmedikleri kalıyor ve Amerika’da yüzüne bile bakmıyorlar. Bu kadar yabani, içe dönükler.

Amerika ile ilgili, “Amerikan halkı cahildir, aptaldır. Devşirme sistemiyle büyüdüler, kendi eğitim sisteminden düzgün insanlar yetişemez. Kendi ülkeleri ve tarihlerini bile doğru düzgün bilmiyorlar” dediğim için yazım, akademik bir teze konu olmuştu. Maalesef küçük Amerika olarak Türkiye’de de böyle bir cahillik, eğitimsizlik içerisine sürükleniyoruz. Buraya geleceğim.

Silahlı soygun var, sahtecilik iddiası var ancak mekanın sahibi “tanırdım, öyle biri değil” diyor. Tabii facebook mesajları, bu tür açıklamalar falan “olaylardan sonra”. Dolayısıyla kör ölünce badem gözlü mü oldu yoksa market çalışanı da ırkçıydı ve bu adamı suçladı mı bilemiyoruz. Amerika’da takım elbise giydiği için, “apartmanı soyacağım” diyenlere kapı açılıyor. Abartıyor muyum? Youtube’da bununla ilgili videolar vardı. Hatta adamın biri kapıdan çıkarken “benim evimi soyma” demişti. Türkiye’de de durum bu; karakter, zeka, kültür, bilgi… hiçbiri önemli değil, önemli olan nasıl göründüğün. Bindiğin araba, giydiğin giysi, işgal ettiğin makam…

Floyd’un herkesin anlattığı gibi “dev melek” olup olmadığını bilmiyorum ancak silahlı soyguna karışmış bir insandan bahsediyoruz ve taç virüs salgını nedeniyle işsiz kalmış bir insandan bahsediyoruz. Dolayısıyla zor zamanlar yaşaması muhtemel birisi. Daha önce hapishane geçmişi olduğu için, zaten iş bulma konusunda da o kadar şanslı olamaz.

Amerika’da Irkçılık

“Nefes alamıyorum” sözü, Amerikalıların yüzlerce yıllık ırkçılığına bir tepki oldu.. George Floyd, Amerika’daki bu ırkçılığa karşı bir sembol haline geldi. Amerika’daki ırkçılığın ne boyutlarda olduğunu anlamanız için bir kaç görsel:

**

Renkli ve beyazlar olarak sürekli bir ayrım var idi. Kölelik kaldırılsa bile, Amerika’da bu zihniyet devam etti. 2009 belgeseli var, Halkın Seçimi Barak Obama (By the People: The Election of Barack Obama, 2009) ve her uluslararası ilişkiler mezununa ve politika ile ilgilenen insana öneriyorum. Burada Amerikalılarla konuşurken, özellikle bazı bölgelerdekilerin “siyah, başkan olamaz” gibi çok sert ve ırkçı söylemleri var. Fakat oldu.

Amerika’da çok ilginç bir ırkçılık var; devlet nezdinde bir ırkçılık yok. Yani siyahi şerifler, valiler, bakanlar, kurum yöneticileri hatta siyahi başkan dahi olabilir. Yani devlet seviyesinde bir ayrımcılık ve ırkçılık yok. Türkiye’den Amerika’ya giden bir şerif yardımcısı vardı sanıyorum. Fakat halk içinde bir ırkçılık mevcut.

Türkiye’de ise bırakın etnik kökeni, farklı mezhepten diye bir çok kademeye alınmayan insanların olduğunu biliyorum. Kaç vali, bakan, kurum yöneticisi falan alevi, Ermeni mesela? Kürt kökenli vatandaşlardan bahsetmeyin, onlara karşı bu anlamda bir ayrımcılık yok. Bir çok Kürt kökenli bakan, vali, belediye başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı oldu. Fakat Türkiye’de bir Ermeni, bir Musevi bakan olabilir mi? Başbakan olabilir mi? Ben imkânsız gibi görüyorum.

Hatta şöyle diyeyim, iş nedeniyle görüştüğümüz ve sevdiğimiz birisi var, Ermeni kökenli birisi. Çok da sevdiğimiz birisi. Anneme, kızının vaftiz törenini çekine çekine söylemiş. Yani böyle bir tören var ama çağırsam gelirmisiniz diye biraz çekinerek söylemiş. Annem de tabii ki demiş. Yani çok kültürlü bir ülkeyiz ancak bu farklılıklar sürekli ayrıştırılıyor. Oysa bir arada kullanılmalı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRK’tür! Ayrımcılık değil, birleştirmedir. Böyledir, böyle olmalıdır. Musevi, Ermeni, Rum ya da Alevi, ateist, Hristiyan falan olması önemli değil. Kökeni zaten saymıyorum. Doğarken seçemediğimiz şeyler için gurur duymak ya da ayrıştırmak doğru değildir fakat seçimler nedeniyle de kimse ayrımcılığa uğramamalı.

Trump’ın Olayları Ateşlemesi

Obama döneminde polisin ırkçı saldırıları yok muydu? Vardı. Irkçılık yok muydu? Vardı. Hatta bunun için sert eleştirildiği bir kaç dönemi biliyorum. Fakat kimse ayaklanmadı? Trump ırkçıdır. Net söylemem gerek. Yeri geliyor, Trump’u aptal gibi gören kitleye karşı Trump’ın bazı davranışları ve başarılarını savunuyorum ancak Trump ırkçı, cinsiyetçi ve kabadayıdır. Bu kadar. Tersini söylemek imkânsız gibi. Olayları bu davranışları mı tetikledi? Tam olarak değil.

Taç virüsü nedeniyle Amerika çok ağır darbe aldı ve hâlâ almakta. Çin’deki olaylar başladığında, “Çin’in aldığı önlemleri demokratik ülkeler alamaz” demiştim. Çünkü özgürlük kavramı, millet tarafından benimsendiğinde bazı şeyler yapılması çok zordur. Öncelikle yasal olarak uygulanması zor olan bölümler var ancak bunu da uygulasanız, insanları eve sokmak konusunda ağır sorunlar yaşarsınız. Öyle de oldu, demokratik ülkeler bir bir salgından etkilendi. Amerika’da da bu iş çok ağır hale geldi.

İnsanların eve kapanması zaten özgürlük, geniş ev, büyük araba, alan, gezme, dolaşma, harcama yapmayı seven Amerikalıları kısıtlamışken, Trump’ın salgın konusunda başarılı olamaması, gerilimi tırmandıran sözleri işleri daha da kötü noktaya getirdi. Derken George Floyd… Zaten halk evde gerilmişti ve George Floyd olayı, bardağı taşıran son damla idi. Yılların birikimi, yılların tepkisi birleşti birleşti ve olaylar başladı. Trump, zengin ve beyaz adamı temsil ediyor. Barack Obama değil belki ancak Trump; zengin, beyaz, ırkçı adam. Salgın, George Floyd, ekonomik olaylar… Hepsi birleşti ve sonuç ortada.

Bırakın Yapsınlar Bırakın Geçsinler: Yağmacılık Talan Saldırganlık

Bu alana yakın olanlar Adam Smith ve “bırakın yapsınlar bırakın geçsinler” (laissez faire laissez passer) kavramını biliyorlardır. Liberal görüş ve liberalizmin ekonomik kanadı olan kapitalizm dahil ne temsil ediyor? Detaylı halini “ekonomik sistemler ve farkları” yazımda bahsetmiştim. Kısaca:

Bir Fransız bakan, 17. yüzyılda Fransız iş insanlarının “merkantilizm” ile ilglili düşünceleri sorulduğunda, “bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” dediği rivayet edilir. Buradan yola çıkarak toplumun temel yapıtaşı, bireydir ve bireyin de hak ve özgürlüklerini kazandıran anlayış gelişmiştir. Adam Smith “Ulusların Zenginliği” eserinde merkantilizm karşısında “serbest ticaret” anlayışını anlatır.

Bugün solculukla bağdaştırılan basın özgürlüğü, yasama-yürütme-yargı dengesi, denge ve denetim (üç erkin), kişisel hak ve özgürlükler gibi bir çok kavram ise bu özgürlüklerin de korunduğu liberal teoriden gelir. Bu nedenle “Türkiye’de solcular aslında liberaldir” diye yazı yazmıştım.

Vergiler, kısıtlamlar, ülkelerin uluslararası ilişkilerde zayıf kalması gibi bir sürü şey piyasayı etkileyecektir. 1970’lerde klasik liberal görüş, yanıldığını anladı ve neo-liberalizm ortaya çıktı. Böylece işçilere daha fazla hak verildi. Çünkü kısıtlı grubun, toplumun geri kalanını sömürmesi, toplumun yoksullaşması; tüketimi de etkiliyor, daha kaba tabirle “çark dönmüyor”. Haliyle ekonomi sekteye uğruyordu. Bununla birlikte vardiya sistemi gibi çeşitli yenilikler(!) getirildi.

Kişisel hak ve özgürlükler, sosyal alan, devlet anlayışı konusunda tam olarak liberal fikri desteklesem de; ekonomik alanda saf liberalizm, insanlara çok büyük acılar çektirir. Bu nedenle büyük kısıtlamalar olması taraftarıyım. Örneğin yaşadığım Başakşehir’de, şehir hastahanesi açıldı ve zaten 2.000-2.500 lira olan kiralar birden arttı. 10,15 ve hatta 40’lara yakın evi olan insanlar biliyorum. Muhafazakar görünen bu para açı insanlar, bin lira hatta 500 lira daha fazla kazanabilmek için şimdi kiracıları çıkartıyor. Evlerini emlakçılara vermişler, onlar yönetiyor. Faizlerin düşürülmesi, şehir hastahanesinin açılması ile birlikte hem kira fiyatları uçtu hem de Ocak-Şubat’ta 350-400 bine giden evler birden 500 binlere dayandı. Emlakçılar, yeni kiracılardan payını alacak, ev sahipleri daha fazla para alacak; demir, çimento gibi temel hammaddelerden mobilya, elektroniğe kadar bir çok sektörü kapsayan inşaat sektörü canlanacak dolayısıyla firmalar satış yapacak ve ekonomi dönecek… Kim kaybedecek? Burada yaşayanlar. 3 bin kira, 500 lira aidat. Geliyor sana 3.500₺. Araban varsa 1000-1500 lira yakıt ve masraf ekle eder mi 5 bin lira? Giysi, mutfak, kişisel harcama, eğlence falan ne olacak? 8-10 bin kazanacaksın ki buralarda yaşa. Olacak iş değil! Mesela bunlara karşıyım. Lüks evi olandan vergi alacağınıza, 5 evden fazla evi olandan vergi alın. 20-30 evi olaması nedir ya? Milletin bir evi yok, başkalarının dolu evi var. Böyle bir sistem olmaz.

Bırakın Yapsınlar Yozlaştı

Konumuza geri dönecek olursak, bırakın yapsınlar anlayışı Amerika’da bambaşka boyutlara geldi. Yolunu bul da nasıl olursa olsun anlayışına geldi. Türkiye’de de eksik kalır yolu yok. 5 yıldır ilaç arge firmamızı oturtmaya çalışıyoruz. OSB’ye taşındık ve burda 300 lira verdiğimiz elektriğe üniversitenin geliştirme bölgesinde 2500 lira veriyorduk. Burada 1000 civarı verdiğimiz işletme giderlerine orada 3 bin veriyorduk. Burada 3.500 verilen kiraya orada 10 bin veriyorduk.

Çeşitli tipler geliyor, anlıyorsun zaten kimdir nedir; ürünleri üretin, biz satalım diyor. Biz geliştireceğiz, üreteceğiz, 10’a satıyorsak, bunlar alıp 35’e satacak. Onların sattıkları da 60-70’e satacak. Çünkü bir sürü kurum ve kuruluşlarla bağlantıları var ve buralardan, hibçir şey üretemeden bağlantılarını kullanıp al-sat yaparak para kazanıyorlar. Esas yükü çekenler para kazanamıyor. Diyorlar ki devletten size destek de alırız. Nasıl olacak? Alırız ancak bilmem nerede %6 kesilir. Bu yine iyi, bir kaç kişiyle konuştuk; devlet desteğini çıkartırız ancak kesinti olur diyorlar. %25’ten %40’a kadar söyleniyor. Ne demek bu? 4 milyon destek verilecekse bunun %25-40’ı kesilecek. Kime kesilecek? İşte önemli olan bu.

Yolsuzluk, rüşvet, haraç-vari uygulamalar her yerde. Herkes cebini dolduruyor. Bu yüzden bu ülkede deli gibi vergi geliri varken hiçbir şey yolunda gitmiyor. Bu da benim sinirlerimi bozuyor. Herkes en lüks araçları, milletin vergisi ile kullanıyor. Audi, Mercedes hatta ülkeye gelmeyen araçlar… Yahu valinin, şunun bunun Toyota Colorra Hibrit’e binmesi çok mu gurur kırıcı? Devleti, milleti düşünmesi ve giderleri kısması çok mu gurur kırıcı? Makam odanda da sauna olmayıversin çok mu kötü?

İşte Amerika’da durum bundan daha beter çünkü işler daha büyük yürüyor. Silah tüccarları, çıkar grupları (lobiler şunlar bunlar) çok daha fena halde. Herkes kolay yoldan parayı kazanma derdinde. Türkiye’de buraya sürükleniyor. Isparta’da gül hasadı oluyor, yağ çıkıyor, Fransa’ya gönderiliyor. Bizimkiler ihracat yaptık diye seviniyor. Fransız firma bunları işleyip, parfüm yapıp, aroma yapıp; sertifikalayıp bize tekrar geri satıyor hem de 2.800 katı fiyatına! Markalaşma, yüksek katma değeri, bilgi birikim… Her konuda aynı. Amerika ise daha beter.

Amerika’da ikinci el savaş uçağı, tank, tüfek her şey alabiliyorsunuz. İşte size bırakın alsınlar, bırakın satsınlar…

Sonuç nereye gitti? İşte bu şekilde bir zihniyet olursa, açlık olursa, böyle bir kaos olursa; yani düzen, disiplin olmazsa sonuç olarak iş yağmaya gider. Marketler yağmalanır. Aç gözlü insanlar ortaya çıkar.

 

Bilinen Amerika’nın Çöküşü ve Yeni Bir Düzen

Bilinen Amerika bitti. Trump, Amerika’nın bu anlamda son Başkanı. Bu, ABD’nin Irak gibi olacağı anlamına gelmiyor ancak eyaletler daha bağımsız olacak. Gelirdeki farklılıklar mevcut. Tıpkı İstanbul’da yaşarken, başka şehirlerdeki kayıp kaçak bedelinin benden alınması gibi bir şey. Urfa’daki elektrik kaçakçılığı neden bana fatura ediliyor? Gerçi bu sistem değişti sanırım ancak eyaletler bunun gibi düşünüyor. Çok fazla geliri olan yerler, diğer eyaletlerle paylaşıyor. Neden? Bunun sorgulaması bir süredir vardı.

Trump ise Arap Baharı, Occupy, Gezi Parkı gibi süreçlerden ders almamış gibi duruyor. Göstericilerin üzerine sert şekilde müdahale etti. Amerika’daki özgürlük nedeniyle bazı görevliler “çeneni kapat” diyebiliyor fakat Trump bu işi çok sert yola götürecek gibi. Benim korkum şu; çatışma çıkabilir ki bu konuda bir iki haber gelmeye başladı. Milletin elinde silahlar var. M16 gibi silahları rahatlıkla alabiliyorlardı. Irkçı ve Trump yanlısı birileri kalkıp, göstericilere tepki gösterip, eline silah alarak sokağa çıksa ne olacak? Sonra göstericiler silahlansa? Çatışmalar başlasa? Bu iş Amerika Birleşik Devletleri’nin fiziki bölünmesine kadar gider ancak bu kadar kötü olabileceğini düşünmüyorum.

Bu protestolar uzun süre devam edebilir, ABD güç kaybedecektir. Zaten salgın ve sonrasında Çin’in yükselmesi ortada. Artık güçler, el değiştiriyor. Bu tür gösteriler dialog ve müdahale ile birlikte bastırılır. Sadece dialog ve sadece müdahale olmaz. “Psikolojik savaş ve algı yönetimi: Gezi Parkı süreci” konumda, Türkiye’deki olayların bastırılmasını anlatmıştım. Muhalefet, Gezi Parkı hareketini başsız bırakınca anarşistler ortaya çıktı. Gerçek anlamda anarşistler. Başsız güç, en fazla kendine zarar verir. Ne oldu? AKM’ye asılanlar, sağa sola zarar verenler… Bunların hepsi, Gezi Parkı’na destek verenlerce bile tepkiyle karşılandı. Sonra AKM’deki psilik temizlendi ve milli irade mitingleri ile birlikte psikolojik olarak çözdüler, ardından müdahaleler geldi.

Trump ise bu işi tamamen askeri şekilde çözmeye çalışıyor. Bu şekilde devam ederse, önce polisler ve valiler Trump’a karşı gelecek. Trump ise kabadayı olarak işleri sertleştirecek ve ya iç çatışmaya kadar giden süreçler yaşanacak (ki düşük ihtimal) ya da devletin içinde emir-komuta zinciri bozulacak ve Trump’ın emirleri uygulanmayacak. Bu olursa, devletin gücü zayıflayacaktır. Salgın, protestolar ve seçim sonrası ABD’deki güç döngüsü tam tersine işleyecektir.

ABD’deki protestolar Fransa’ya yayıldı, İngiltere’ye de yayılıyor. Lübnan, Mısır gibi ülkelerde hâlâ sorunlar var. Dolayısıyla bu iş farklı noktaya gidebilir. Fakat dünyada güç el değiştirecek. Kesin olarak söyleyebiliriz. Neo-(neo-liberalizm) ortaya çıkabilir. Önümzüdeki 3-4 yıl ev, kira vs gibi şeylerin fiyatları çıksa da birden çakılacağı dönem gelecektir. Bulgaristan’ın AB’ye girişi öncesindeki balon gibi.

Ekleme:

Yazmayı unutmuşum, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Robert O’Brien, yaşanan olayların ardında Zimbabve ile İran’ın olduğu ve “gördüğü” bazı tweetler neticesinde Çin’in olduğu ve tabii ki Rusya’nın olduğunu söylemiş [4]. Yani ABD’nin dış mihrakları da Zimbabve, İran, Rusya, Çin imiş. Sonra Trump eline İncil alıp, ekranların karşısına geçti. Ne kadar tanıdık değil mi? Temel siyaset bilimi teorilerini bilmeden gazete manşetleriyle gündemi değerlendiren komplo teorisyenlerine neden kızdığımı anlamışsınızdır belki…

Sonuç Olarak

Trump, bildiğimiz Amerika’nın son Başkanı olacak. Trump, bu şekilde sert davranmaya devam ederse, kendisine bile saldırı gelebilir. Irak gibi bölünme olmasa da, konfederasyon konusunda daha bağımsız yapılar ortaya çıkabilir. Amerika’daki sağlık ve eğitim sistemi böyle olduğu sürece, Amerika belini doğrultamayacaktır. Milletini koruyamayan bir Amerika… Rusya’da aynı şekilde. İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda falan salgında gitti. Kim slagın sürecini iyi götürdü? Çin, Japonya, Almanya, Türkiye… Dolayısıyla gelecek dönemde Türkiye doğru adımlar atarsa güçlenecektir. Nasıl doğru adımlar? Stratejik 5 alanda yerli ve milli hareketler, üreticilere destek; adaletin tesisi, liyakat, yolsuzlukla mücadele gibi çeşitli adımlar. O beş önemli alan hangileri?

  1. Savunma (bu en iyisi)
  2. Sağlık (covid testlerindeki laboratuvarların Almanya ile ilişkisine bakın en basitinden, bağımsızlık yok)
  3. Enerji
  4. İletişim
  5. Gıda (tarım/hayvancılık)

Bu beş alanda tam bağımsızlık, üretim olmazsa; adalet, liyakat, yolsuzlukla mücadele olmazsa, gençlerin %60’ı ülkeden kaçmak ister, millet buradan yatırımları çeker. 2 projemiz reddedilip, başkasına el altından verildi ve panelde hakem olarak annem çağrıldı. Bir kaç yer ve ürün adı hariç kaynaklardan cihazlara kadar her şey tamamen bizim proje. Bunun gibi neler dönüyor! Ne firmalar 150 milyon alıyor ki toplasan 10 milyonluk yatırım ancak var. Neler neler… Bütün bunları görünce, milliyetçilik yapıp Türkiye’de 5 yıldır düzen kurmaya çalışmak yerine Bulgaristan’da bu işi yapmayı öneririm. Biz ülkemiz, vatanımız dedik ancak başımıza gelmeyen iş kalmadı. Bizim kadar milliyetçi olmayanlara da Bulgaristan diyorum. Gidin kardeşim. Bu ülkede adaletsizlik, liyakatsizlik, yolsuzluk var. Eğitim rezalet! Tanıdığın, eşin, dostun olmazsa doğrulamazsın.

Yoksa Türkiye’deki kaynaklar doğru kullanılsa, doğru işler yapılsa; 2030’a kadar Türkiye çok önemli konumda olur. Fakat tepe taklak gidiyoruz. Amerika’da işler değişiyor, dünyada güç el değiştiriyor; Türkiye bu süreçten yararlanabilir. Fakat lüks araçlara binen, payını alarak cebini dolduran, hakedene değil tanıdığı olana destek veren bir anlayışla; bağımsız ve tarafsız yargı, işi hakedenin alması, temel hak ve özgürlükler olmadan bırakın yeni sistemin başını çeken ülkelerden biri olmayı, gönüllü sömürge olmaya doğru ilerleriz.

Nefes alamıyorum… Ülkemizin halini gördükçe ben de nefes alamıyorum.

 

 

Kaynaklar

[1] George Floyd. Amerikan Futbolu Veritabanı (American Football Databse). https://americanfootballdatabase.fandom.com/wiki/George_Floyd

[2] Todd RICHMOND. Who was George Floyd? Unemployed due to coronavirus, he’d moved to Minneapolis for a fresh start (28 Mayıs 2020). https://www.chicagotribune.com/nation-world/ct-nw-george-floyd-biography-20200528-y3l67rrmfnb3dh4x3i5iipneq4-story.html

[3] Debbie WHITE & Niamh CAVANAGH. ‘I CAN’T BREATHE’ Who was George Floyd and why was he arrested by Minneapolis police? (3 Haziran 2020). https://www.thesun.co.uk/news/11717522/who-george-floyd-why-arrested-minneapolis/

[4] Rishika DUGYALA. Foreign foes taking advantage of divide over race, national security adviser says (31 Mayıs 2020). https://www.politico.com/news/2020/05/31/obrien-foreign-foes-racial-unrest-292147

Görsel kaynakları

George Floyd’un ölümüne sebep olan polis için flaş karar (3 Haziran 2020). http://www.gazetevatan.com/george-floyd-un-olumune-sebep-olan-polis-icin-flas-karar-1322302-dunya/

George Floyd’un sesi duvarlardan da yankılanıyor. https://aydinlik.com.tr/haber/george-floyd-un-sesi-duvarlardan-da-yankilaniyor-209453

Son Değişiklik: 04/06/2020 - 14:29