Ortalama okuma süresi: 13 dakika

Korona gündeminden biraz uzaklaşmak için böyle kısa bir yazı yazmak istedim… Hâlâ üniversitede okuduğum siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler kitaplarına bakıyorum, notlar alıyorum. Çok yakında bu notlardan küresel siyasetin tarihi gelişimi ve Korona salgınıyla nereye gideceğini yazacağım. Ancak korona gündeminden biraz uzaklaşıp kafa dağıtmak için kısa bir yazı yazmak istedim.

Merak etmeyin, bu konu filmlerle ilgili değil, Nazilerle ilgili olacak (hatta tek adamlık ve bencil arzularla) fakat kısaca değinmem gereken bir şey var, bir film! Bu süreçte yeni filmlere bakmak istedim ancak ilgimi çeken olmadı. Ben de sevdiğim filmleri 20-30 kez izleyen, sevdiğim kitapları 20-30 kez okuyan biri olarak (evet bir iki parça kafama takılırsa 2 hafta durmadan sadece onu dinlerim), eski filmlere döndüm. Çok sevdiğim “Kapıdaki Düşman” (Enemy At the Gates), Şindler’in Listesi (Schindler’s list), Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies) gibi filmler dahil, arşivimde favori dediklerimi izledim. Tabi göz atmak. Sıkıldığım yerleri atlata atlata geçiyorum. Tek oda filmlerini sevmesem de, severek izlediğim bir film var: “Conspiracy 2001”.

İlk izlediğimde çok şaşırtmıştı beni. Bir kaç kez daha izleyince, farklı noktaları gördükçe gerçekten hayran oldum. Nazi Almanyasının önde gelenleri bir evde toplanıyor. Gerçek bir olay ama resmi kayıtlar yok. Sadece konuşmanın bir bölümü var. Hukuçular ağırlıklı. Evlilik vb ile ilgili yasaları yazanlardan parti temsilcisine, bakanlık temsilcilerinden SS ileri gelenlerine, 4 yıllık planlama birimi temsilcisine kadar farklı farklı insanlar bir araya geliyor. Konu: Yahudiler. Temizlik yapacaklar.

Farklı gelen bölüm şu; partililer, SS ve hukukçuların bakış açıları… Hukukçular ile, tamamen ilkel düşünen Nazi partisinin çakışması ve bütün bunların (politika ve hukuk) ayak bağı olduğunu düşünen SS yani askerler. Hukukçular, Yahudileri sevmeyen ancak küresel uluslararası hukuk kurallarını bilen dolayısıyla bir “temizliğin” bu kurallar çerçevesinde yapılmasını isteyenler. Partililer ise, “ideoloji” kapsamında hemen Yahudilerden kurtulmak istiyor (askerler de dahil).

Bu film ve yanılmıyorsam “Kampen om tungtvannet” olması gerek; bir filmde Yahudileri mermiyle öldürmenin maaliyeti ve gaz odasının maliyeti hesaplanıyordu. Yani evet bu vahşette bile oturup hukuka uydurmak ve ekonomik maliyetlerini hesaplamak konusunda birimler vardı. Hiç düşünmediğim şeyleri görmüştüm. Bu açıdan, yani düşünmediğim şeyleri bile düşündürdüğü için etkileyici gelmişti…

Seçkinler Sınıfı (Elitizm)

Manyaklar her zaman çıkacak. Biz de de “Şam’da namaz kılalım, Moskova’da namaz kılalım, 83 Kıbrıs, 84 Şam” diyen ve en basit siyasi teorileri bile bilmeyenler var. Cehalet yıkıcıdır, ilkeldir, vahşidir. Fakat ellerinde güç yoktur. Güç olduğunda da nasıl kullanacaklarını bilemezler ve yıkılırlar. Yıkılmasalar bile, uzun süre ülkeyi yönettiğinde, ülkeyi uçuruma sürüklerler. Türkiye’deki iktidar hakkında bir şey demeyeceğim. Sadece şunu diyorum, 15 Temmuz’a kızıp Türk Silahlı Kuvvetlerindeki askeri doktorları ve sağlık birimlerini kapatan; GATA’yı ve nice yeri bu hale getirenler, şu an korona salgınında orduya muhtaç duruma düştü. Bu bile güzel bir örnektir.

Her zaman diyorum; evet toplumu ve insanlığı geliştirenlerin sayısı %7-10’dur. Çok ilerlemiş ülkelerde taş çatlasın %12-13, en fazla %15 olsun. Türkiye’de de toplumu geliştirecek; bilim, sanat, spor ile uğraşacak, arge ile uğraşacak ve ülkeye&millete katkı sağlayacakların sayısı %10’u geçmez. Bir bölümüne aydın diyebilirsiniz, diğer bölümü mühendis şu bu olabilir fakat %10’dur. Fakat her zaman dediğim üzere; ülkelerin ve Türkiye’nin kaderini belirleyecek şey, bu aydın sınıfın, bu %10’luk sınıfın ne yaptığıdır. Ne kadar birliktelik var, birbirlerine ne kadar destek oluyorlar? Ülkede bir şeyleri ne kadar değiştirebiliyorlar?

Güçlü olmak, İlber Ortaylı’nın dediği gibi; her istediğini yaptırmak değil, istemedikleri şeyleri yaptırmamaktır. Yani büyük devlet böyle, fakat bunu ülke içinde de uygulayabilirsiniz. Örneğin bugün bir yasa çıkacak olsa, Türkiye’deki en zengin 10 ailenin hepsi karşı çıkarken çıkartabilir misiniz? Ya da taksiciler karşı çıkarken? İşte önemli olan budur.

Günümüzde bir şey yapılacaksa; fikir alınacak, ya da karşı çıktığında iptal edilecek, halkı etkileyen kitle hangileri? Bilim insanları, sanatçılar, akademisyenler mi? Zenginler mi? Tarikatler mi? Sendikalar ve işçiler mi? Yargı üyeleri mi? İşte bütün bunlara bakarak ülkenin yapısını anlamak mümkün. Yasama-yürtüme-yargı dengesinden tutun, orta sınıfın ne durumda olduğuna; sosyal devlet anlayışının olup olmadığından tutun liyakatin olmadığına kadar hepsine buradan yola çıkarak karar verebilirsiniz. Devletin önemli kurumlarının başında kimler var? Hangi gruplar devletin politikalarına yön veriyor, hangileri istediğinde engelleyebilir?

Maalesef Türkiye’deki aydın, ilerlemeci %10 tamamen kendini kaybetmiş. Tek tük, cılız ve farklı sesler çıkıyor. Burada farklılık, elbette ilerleme için gereken farklı bakış açıları değil; tamamen birbirinden bağımsız, birbirini dinlemeyen, umursamayan saçma sapan kitleler var. Konsensüs gerek. Ne demek bu? Ayrıntılar ve gidiş yollarında farklılıklar olsa da, temel ilkelerde anlaşmadır! Örneğin demokrasi, hukukun üstünlüğü vs… İşte bu %10’luk kesim, bir araya gelmeli, birlikte olmalı. Eğer ülkeyi bu %10’luk kesim yönetmezse, illa birileri bu süreçlere dahil olacak. Benim işim sanatçılık, akademisyenlik, bilim insanlığı, şirketim vs denirse; başka yapılanmalar dolduracaktır. FETÖ tipi yapılanmalar örneğin!

Cehaletten Daha Yıkıcı Güç: Vahşi Seçkinler

Bütün bunları neden anlattım? Virüs ile bakteri ayrımını bilmeyen, Bill Gates’in yaptığı araştırmaları bilmeyen; yıllardır dünyada salgın hastalıklara karşı milyonlarca lira akıtılarak araştırmalar ve bu araştırma sonuçlarıyla simülasyonlar yapıldığını bilmeyenler ve bu çalışmalardan haberdar olmayanlar şimdi “komplo teorileri” arıyor. Daha önce bahsettiğim üzere, insanlar “ya dünyayı yöneten aileler bunları saldı ya da Allah vergisi” diyordu. Başta kızsam da sonra soru sordukça fark ettim ki, bu insanlar virüsün ve bakterilerin daha önce olmadığını düşünüyormuş. Mutasyon nedir bilmiyorlar, yapıyı bilmiyorlar; onlara göre böyle şeyler yok, şimdi birden geldi. Dolayısıyla cahillik. Cahilliğe kızacağımıza, bu insanları aydınlatmamız gerek.

Bu blog 2014 yılının Kasım ayında açıldı. Ben uzman değilim, bir konuda tecrübeli de değilim. Fakat birilerinin yapmadığını yapmak, herkesin anlayacağı şekilde siyaset bilimini ve bazı şeyleri açıklamak için blogu kurdum. Yani amacım bu. Hani “Şam’da namaz kılalım” diyorlar ya, bu insanlara kızıp küfür edeceğinize; uluslararası hukuk, lojistik, diplomasi, ekonomi vb gibi alanlarda neden bu işin olmayacağını anlatmak gerek. Örneğin, yerden göğe kadar haklı olduğumuz Kıbrıs davasını bile dünyaya kabul ettiremiyorken, nasıl olacak biz Şam’ı ilhak etmemizi kabul ettireceğiz? Açıklamak gerek.

En büyük savaş, cahilliğe karşı verilen savaştı. Atatürk yerden göğe kadar haklıydı. Bir kaç insan harici, akademisyenler halkın diline inerek halka bir şeyler anlatamıyor. Bazı tartışma programlarını bir izliyorsunuz, terim terim terim… Bol bol terim kullanılarak, ego tatmin ediyor akademisyenlerimiz. Çiftçi, işçi adam ne anlasın?

Cehalet yıkıcıdır. İlkeldir. Sadece savaş, kavga, gürültü bilir. Çağın gerekliliği olan diplomasiyi, bilimi, teknolojiyi, bilimsel düşünceyi bilmez. Medeniyet, yani çağdaşlık, yani çağın gerekliliklerini yerine getirme… Bu yüzlerce yıl önce askeri güç idi, Osmanlı ve Türkler bu konuda iyidir, başardık. İki yüz yıl önce bilimsel düşünce ve gelişmelerdi, yüz yıl önce sanayi idi… Bunları başaramadık. Şimdi ise diplomasi, uluslararası hukuk, politika… Elbette uzay, biyoteknoloji vb şeyler var ancak politika açısından konuşuyorum. Eğer çağın gereklilikleri yerine 400 yıl öncesinin gereklilikleri olan şeyleri kullanırsanız olmaz. Rusya gibi, “farklı çağın gerekliliklerin aynı anda” kullanabilirsiniz. FAkat Ruslar uluslararası hukuk, diplomaside de iyi!

Cehaletten daha yıkıcı olan şey, VAHŞİ SEÇKİNLERDİR! Ne demek bu? Bakın ben Atatürk, demokrasi ve Cumhuriyet karşıtı insanlara kızamıyorum. Çünkü biz gidip anlatamamışızdır. “Anlattık anlamıyorlar, olmuyor” sözcükleri tamamen hikaye. Ben olduğunu biliyorum, bana gelen mailler ile biliyorum. Biz doğrusunu anlatamazsak, “çıkarları olan çeşitli ülkelerin desteklediği gruplar” yanlış şekilde anlatır. FETÖ dün dini böyle kullandı. Hani aydın sınıf dedim, seçkinler dedim ya… İşte iş bunlarda bitiyor. %10’luk kesim, kalan %90’a neyi ne kadar anlatıyor? Güçler ayrılığı, demokrasi, Atatürk… Bunları ne kadar aktarabildi? Nasıl aktardı? Lokantaya gittiklerinde garsonları, güvenlikçileri ezmek ve ego tatmin etmek yerine; bu insanlarla ne kadar dialog kurabildi? Önemli olan budur.

Nazi Almanyası Seçkileri

Herkes Nazi Almanyasının vahşi, ilkel olduğunu düşünür. Hatta bir çok komünist ve solcu, Nazi Almanyası dönemini şimdinin AKP seçmenlerine ve ülkücülerine benzetir. YANLIŞ! Nazi Almanyasında, tüm o katliamların, alınan tüm kararların HUKUKİ ALTYAPISI VARDIR! Almanlar çok disiplinlidir. Almanlar haricinde de bu kadar büyük kıyım ve katliamı bu kadar düzenli yapabilecek başka bir millet var mıdır bilmem.

Önce yasaları değiştirmeye başladılar. Nazi hukukçuları (ki AKP’li hukukçulara benzetiyorum), önleri alınamayacak şekilde baskın çıkarak; takır takır sistemi ve yasaları değiştirdi. Türkiye’de de AKP istediği kanunları getirdi ve geçirdi. Kimse durduramadı. Fakat AKP’liler dahi, Naziler gibi yetkin ve yetenekli değildi. Bakın, “soykırım” kavramı ve cezalandırması 1948’de konuşulmaya başlandı. 1950’de yürürlüğe girdi sanıyorum. Hiçbir Alman, hiçbir Nazi, SOYKIRIM SUÇUNDAN YARGILANMAMIŞTIR! Ne zaman ki Almanya bu suçu kabul etti, o zaman üstüne kaldı. 1948 yılından önce yapılan soykırımları, ülkeler kabul etmediği takdirde hiçbir şey olmaz. Çünkü yasalar geriye dönük işletilemez. Naziler ise “insanlığa karşı suçtan” yargılandı. İşin uluslararası hukuk bölümünü bir başka konuda ele alırım belki. Çok ilginçtir. Muhtemelen okumaz ancak bana uluslararası hukuku sevdiren hocama da sevgiler saygılar.

Bizde en koyu milliyetçilerle (evet ırkçılığa varacak kadar koyu olanlarla) konuştuğumuzda dahi, Türkçülüğü bilimsel bir teoriye oturtamıyorlar. Yani siyaset bilimi anlamında ancak milliyetçiliğe sokabiliyoruz. Fakat Almanlar böyle değildi, “üstün ırk” diye bir teori geliştirdiler ve her alanda bu üstün ırk teorisini kullandılar. Bilimsel düşünce, kahvehane muhabbetlerinden farklıdır. Üstün ırk teorisi sadece “yaşasın X ırkı” demek değildir. Ekonomiden uluslararası ilişkilere, uluslararası hukuktan teknolojiye kadar her anlamda bunu yedirmek gerek. Naziler bunları yaptı.

Lütfen buraya dikkat edin: 1980 öncesinin “milliyetçileri”, günümüz solcularından daha aydın idi. O dönemin “solcuları” da, günümüzdeki milliyetçilerden daha vatanseverdi! Örneğin günümüzde tanıdığım bir profesör, Türkiye’yi karış karış gezerek, bitkilerin yapısını çıkarttı ve yeni bulduğu bir bitkiye kendisinin ismi verildi. Bir diğeri Fazıl Say… İstanbul Senfonisini yazdı, Katibim gibi parçaları dünyaya tanıttı. Aynı zamanda Türk milletine Klasik Müzik aşkını aşılıyor. Görebileceğiniz üzere milliyetçilik ve aydın kavramı farklıdır. 1980’den önce bu şekilde zehir gibi okuyan (kendi yazarları ve düşünceleri olsa da okuyan) çocukları bitirdik. Ordu eliyle bitirdik. Düşünmeyen, sorgulamayan ve 2000’lerin AKP’sini ortaya çıkartacak seçmen kitlesine 1980 darbesini yapanlar ZEMİN SAĞLADI!

Yani esas sorun cahillerin birlikteliği ve sayısından çok; ülkedeki politikaya yön veren, gücü bulunan, milleti yönlendirecek olan kesimin kim olduğudur. Zenginler mi, tarikatler mi, bilim insanları mı, akademisyenler mi, uzmanlar mı, işçi sınıfı mı, sendikalar mı kimler? Toplumu ileriye götürecek %10 olması gerek. Fakat bu %10’un da iyi eğitilmiş olması gerekir. Sorun cahillerin çok olması değil, %10’un birleşip birleşemediği ve daha da kötüsü Nazi Almanyasında olduğu gibi yanlış fikirler üzerinde birleşmesidir. Nazi Almanyası cahillerin değil, aksine tehlikeli fikirlere sahip seçkinler sınıfının yanlış noktada bir ses olmasıdır. İster Dünya Savaş ister 1930’lar buhranı etkiledi deyin fark etmez; Naziler bir şekilde iktidara gelmiş ve konusunda uzman olan insanları kullanmıştır. Başka kimse de bu katliamı bu kadar “kılıfına uydurup” yapamazdı, başka hiçbir millet bu kadar disiplinli şekilde bu işi yapamazdı.

 

Bin Yıllık İmparatorluktan Tarihin Sonuna

Hitler, 1.000 yıl sürecek imparatorluk kuracaktı. Dünyayı Yahudilerden arındıracak, dünyayı Alman kültürünün hakimiyetini alacaktı. Onları kimse durduramazdı, üstün ırk idiler… Önce Almanca konuşan bölgeleri kendilerine kattılar. Chamberlain, Çekoslovakyanın bir bölümü Hitler’e verilince her şeyin biteceğini düşünmüş, anlaşmayı imzalamış ve başarı gibi sallamıştır.

**

Fakat önce ülke içinde çeşitli oyunlarla iktidara gelen ve burada istediği yasaları geçirerek güçlenen Hitler, tabi ki istediğini defalarca aldığı için durmayacaktı! Tamamını aldılar. Bir sürü gelişme fakat sonunda Polonya’ya girdiler ve İkinci Dünya Savaşı başladı. Sovyetler Birliği ile anlaştılar, Polonya’yı böldüler; SSCB ile dostluk ve işbirliğini geliştirip, saldırmazlık paktı imzaladılar. Fakat Hitler için yetmedi. Bir gün “savaş ilanı” dahi yapmadan, Sovyetler Birliği’ne saldırdılar. Stalin’e ilgili istihbaratlar ulaşsa da, Stalin buna ihtimal vermiyordu.

Ruslar ise önemli bir güce güvendi, “Rusyanın kışı”… Almanların dar paletli araçları vardı ve dik zırhları vardı. T34 ise eğimli zırh ve geniş palet ile mühendislik harikası idi. Almanlar çamurda ve karda batarken, Ruslar hazırdı. Benim gibi İkinci Dünya Savaşı ve ayrıca dönemin tanklarına ve silahlarına, bunların mühendisliğine düşkün olanlar T34’ü bilecektir.

Rusların daha önceden de deneyimi vardı. Önce geri çekildiler, toparlandılar, önemli kararlar alındı. İddia ediyorum ki, eğer o dönemde Rusya’da demokrasi olsaydı, muhtemelen geri çekilip yaptıkları şeyleri yapamazlardı. Nasıl korona konusunda Çin olağanüstü önlemler aldı, Avrupa’da demokrasinin getirdiği bazı nedenlerden dolayı bu önlemleri alamadı; aynı şekilde de SSCB, kaosa kapılmadı ve çok hızlı adım atarak, işe yarar önlemler aldılar ve sonra Nazilerin topraklarına girmeye başladılar.

Tabi fırsatı değerlendirmek isteyen Amerika, “Almanların yenileceği belli olunca” savaşa dahil oldu. Bakmayın Holivud’da Amerikalıların dünyayı kurtardığına, savaşın esas galibi SSCB’dir! Sovyetler Birliği her anlamda en fazla kaybı vermiştir, tarihi döndüren büyük savaşlar ve tank savaşları Sovyetler Birliği ile olmuştur. Amerika ve Normandiya hikayeleri sadece çözünmeyi hızlandırmıştır.

Hitler’in 1000 yıllık rüyası, 1945’te kabusa döndü. Sovyetler Birliği, Berlin’deydi. Sığnaktan bir kaç kilometre ileride Sovyetler Birliği askerleri vardı. Der Untergang filmi, bu süreci güzelce yansıtmış. Amerikalılar, SSCB ile yarış halindeydi. Berlin’de buluşacaklarını düşündüler ancak olmadı, yavaş kaldılar (ahh Patton reyiz ah, ne uğraşlar vermişlerdi). Hitler yenildi, intihar etti. Almanya 4’e bölündü, Berlin’de bu bölünmeden nasibini aldı. Savaş başlarken dünyaya hüküm edeceklerini zannedenler, intihar etti ya da infaz edildi.

Kaderin Cilvesi

Hayat çok ilginç, fakat tarihte öyle. Kaderin cilvesi dediğim bir şey var bu konuda:

Bu fotoğraflar nedir biliyor musunuz? Naziler Polonya’ya girdiğinde, Sovyetler Birliği ile anlaşmıştı ve sonradan Sovyetler Birliği de Polonya’ya girmişti. Polonya hem Naziler hem de Sovyetler Birliği tarafından ağır şekilde ezilmişti. Askeri anlamda bahsetmiyorum, gerçekten tarih boyunca büyük eziyetler gördüler. Nazi ve SSCB askerleri Polonya’da bir araya geldiler. Selamlamalar, sigara değişimleri, çeşitli törenler…

KADERİN CİLVESİ işte, yıllar sonra Sovyet askerleri, Nazileri bitirirken, Patton’ın askerleri ile karşılaşacaklardı.

**

Kaderin cilvesi dediğim sadece bu değil… Polonya’da karşılaşan Nazi ve Sovyet askerleri, böyle pozlar vermiş ancak sonra vahşi bir savaş vermişti. Almanya’da buluşan Amerikan ve Sovyet askerleri de kısa bir süre içerisinde Soğuk Savaş’a tutulacaktı.

Bunlar ne biliyor musunuz? V1 ve V2 füzeleri. Uzay ve telekomünikasyon başlangıcı ise Nazi bilim insanlarının geliştirdiği V1 ve V2 füzeleriyle başladı. Yanlış hatırlamıyorsam on bin kadar V1 füzesi İngiltere’yi vurmuştu. Jet olduğu ve sesten hızlı gittiği için, önce füze vuruyor, sonra ses geliyordu. İngilizler için bu, kötü anlamda, etkileyici bir durum idi.

Nazi teknolojisi ve anlatılmayan Nazi tarihi başlıklı yazımda biraz bahsetmiştim Nazi projelerinden ama;

Sigaranın kanser ile bağlantısı
Elektron mikroskobu
Blitzkreig
AEG kayıt cihazı
Jet motoru ve jet motorlu uçak
Jet olduğu için, fırlatma kolduğu
Uzaktan kumandalı araçlar
Tosbağa (Vosvos)

Ve dahası hep bu dönemde ortaya çıktı. Ferdinand Porsche’un ürettiği şanzıman sistemi (1942’de üretti), yıllar sonra 1990’larda arabalarda uygulanmaya başladı. Türkiye’de olduğu gibi dünyada ve Nazi döneminde de, askeri teknoloji, diğer teknolojilere öncülük etmiştir. Hatırlatırım, internet dahi askeri amaçlarla geliştirilmişti.

(ele geçirilen uzaktan kumandalı araçlar)

**

Bunları neden anlattım? Ellerinde milyonlarca denek ve dünyayı ele geçirmek isteyen biri tarafından askerlere yaratılan sınırsız kaynak ve Almanlar…. Hepsi birleşince bugün reklamcılıktan (Goebbels’in propagandalarına dayanıyor bazı şeyler) sağlık alanına kadar (milyonlarca deneği kullandılar!) bir sürü şey Nazi dönemine dayanmaktadır.

Uzay çalışmaları ve havacılık; jet motorları, V1 füzeleri ve V2 füzesi ile birlikte bambaşka bir yola girdi. Amerika ve Sovyetlerin yetişmeye çalıştığı ancak yetişemediği bir alan. Bakın bunu sadece Nazilere atıf etmek yanlıştır. Nazilerden kaçıp Türkiye’ye sığınan bilim insanlarının ve insanların katkılarını açıp okuyunuz. Atatürk gibi bir dehanın elinde çok önemli şekilde kullanılmış ve en yüksek verim alınmıştır. Fakat bu bir günde olmuyor, Nazilerin öncesinde de Almanya’da çok önemli gelişmeler oluyordu. Çok önemli ilerlemeler oluyordu. Naziler bunları “kendi amaçları” için kullandı. Tabi kullandıkları kadar, “işlerine yaramayacağı” için destek vermedikleri çok önemli gelişmeler de vardı. Ne oldu? Sonradan başka ülkeler, özellikle ABD ve SSCB bu gelişmeleri kullandı. Çünkü Nazilerden kaçan ve 1945’ten sonra Almanya’da alınan bilim insanları ve bilimsel projeler, ABD ve SSCB tarafından kullanıldı.

Amerika ve SSCB, karşı tarafta hangi bilim insanları ve bilginin olduğunu merak ediyordu. Havacılık ve uzay konusunda başlayan bu “rekabet”, kaderin cilvesiyle(!); Almanya’da birbirini selamlayan ABD ve SSCB askerlerini bir anda Polonya’da birbirini selamlayan Nazi ve SSCB askerlerinin atıfta bulunarak Soğuk Savaş başladı. İlk uzaya araç göndere, ilk canlı gönderen, ilk kadın ve ilk erkek kozmonot gönderen SSCB idi. Fakat Ay’a ilk ayak basan ABD oldu (komplo teorilerinizi kendinize saklayın). Sonrası malûmunuz..

Tarihin Sonu

Soğuk Savaş bittiğinde de kapitalizm (liberalizm ve liberal ekonomi) üstün geldi ve Francis Fukuyama, “Tarihin Sonu” düşüncesini ortaya attı. Bundan sonra liberal düşünce (kapitalizm = liberal ekonomi; bu işin laiklik, güçlerin ayrılığı, düşünce özgürlüğü gibi sosyal yanı varken bir de ekonomik modeller var burada da kapitalizm dediğimiz şey liberal düşüncenin ekonomik yanıdır), bundan böyle galip gelmiş ve yıkılamayacak deniliyor.

Şahsen önümüzdeki 200, taş çatlasın 300 yıl için bunun doğru olacağını düşünüyorum. Fakat nasıl ki 1970’lerden sonra neo klasik liberalizm (kısaca neo liberalizm) geldi ve klasik liberalizm ile bir çok alanda farklı şekle büründü, korona salgınından sonra da liberal düşünce değişecek. “korona salgının dünyayı değiştirmesi” hakkında yazacağım gönderide detaylıca bahsedeceğim fakat neo-liberalizm ile birlikte (özellikle OPEC krizi ve sonrası), liberal düşünce nasıl köklü şekilde değişti ve “daha insancıl” oldu, yine değişecek fakat bu sürede koronadan kaynaklı komünizm ile ilgili yeni fikirler de ortaya çıkacaktır, eminim. Bir anlamda neo-komünizm GELİŞMELİ. Çünkü neo-liberalizm işçi hakları ve tüketim konusunda biraz daha insaflı hale geldi.

Bir noktada komünizm ve liberalizm (eşitlikçilik ve özgürlükçülük desek daha doğru ve kolay olacakta neyse), birbirine yakınlaşacak. 200, 300 yıl sonra böyle bir sistemle yönetileceğimizi düşünüyorum. Yani şu anda anladığımız komünizm ve liberalizm gibi değil de; benim de desteklediğim şekilde sosyal alanda; hukukun üstünlüğü, laiklik, yasama-yürütme-yargı dengesi, düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi liberal kavramların olduğu (hayır bunlar solun değil, liberal düşüncenin eseridir, bknz: Türkiye’deki solcular aslında liberaldir) bir sistem. Fakat ekonomik anlamda da insanların bu kadar sömürülmediği, insanların işsizlik ve gelecek kaygısını bu kadar yaşamadığı, zengin-fakir ayrımının bu kadar açık olmadığı (sadece ülkelerde değil, Avrupa-Afrika dengesizliği de dahil) yeni bir sistem ortaya çıkacaktır. Şu an ifade edemeyebilirim belki “e bu var zaten” diyebilirsiniz ancak değil.

“Asya Kaplanları”, özellikle Çin bu işin öncülüğünü çekebilir. Çin’e bakıyorsun, sözde komünizm var ancak ilgisi yok, kapitalist öğeleri de barındırıyor. Yani çok farklı sistemlerden bahsedeceğiz.

Konuyu daha iyi anlamak için :

 

Sonuç Olarak

Kısaca yazmam gerekirse; cehalet değil, tam tersine okumuş insanların tehlikeli fikirlerde buluşması daha büyük sorundur. Ancak Nazi Almanyasında yapılan vahşet bile hukuka uyduruluyorsa ve üstün ırk saçmalığı dahi bilimsel açıdan ele alınıp farkı alanlara uygulanacak teoriler haline getiriliyorsa; bugün hukukun temelleri, uluslararası hukuk ve Türkiye’de Atatürkçülüğün dahi düzgünce ele alınarak çeşitli temellere oturtturulması şarttır!

Bakınız Atatürk, bu açıdan çok önemli kitaplar okumuş ve buralarda benzer düşünceleri oluşturan bölümlerin altını çizmiş, notlar almıştır. Güneş Dili Teorisi, Mu kıtası gibi bir sürü araştırmayı ve temel düşünceyi geliştirmiştir. Daha da önemlisi bunları kahvehane muhabbeti ile desteklememiş, aksine bilimsel düşünceye uygun hale getirmiştir. Önemli olan bir şey bulmak, düşünmekten çok; araştırmalarla destekleyip, “itiraz edilemeyecek” hale getirene kadar kavramları oturtup, uluslararası alanlarda açmaktır ve kabul ettirmektir.

Ülke yönetiminde de yapılması gereken budur. Bunlar için bilimsel düşünceyi çocuklara eğitimde vermek gerek, sorgulamayı ve temel bilimleri öğrenmeleri gerekiyor! Diğer türlü bu iş olmaz! Hele hele kendi kültürünü, tarihini, dilini öğrenip; bunları dünyaya kabul ettiremezsen, bu iş hiç olmaz! Biz ise daha Osmanlı Orta Doğu’yu nasıl yönetiyor bilmekten aciziz ve bunu Yahudi kökenli Amerikalı diplomat Henry Kissinger’ın ekibi yapıyor, bknz: “Orta Doğu’da sorunların kaynağı: cetvelle çizilen ülkeler Irak ve Suriye“. Hatta bu konuda kullandığım Osmanlı vilayetleri haritası da Türkçe yoktu. 3 farklı kaynaktan çevirdim, takip ettim ve yazdım. Bizim akademisyenler ve kurumlar ne yapıyor? Akademisyenler Avrupa hayranlığı ile, onların tarihini ve düşüncelerini temel alan şeyler yazarken devlet kurumları da Arap hayranlığı ve sadakat temelinde birilerine yaranma derdinde. Eğer Türkiye’de çeşitli teoriler yoksa, sen oluşturacaksın. Bu kadar zor değil.

**

Konuya geri dönecek olursak, tek adamlığın, tek sesliliğin neden kötü olduğunu da bu süreçte görebiliriz… Naziler bu şekilde vahşi yollara başvurdu ve ne mi oldu? Dresden gibi stratejik açıdan önemsiz bir sürü yer dahi, Amerika tarafından bombalandı hem de ne bombalanma, dümdüz edildi. Sovyetler Birliği, Berlin’e girdiğinde sadece Berlin’de 2 milyon kadın tecavüze uğradı. Savaş suçu sayılacak bu suçlardan kimse yargılanmadı; çünkü onlar savaşın kazananları idi. Güçlü idiler… Nazi komutanları asılıp kesilirken, öte yandan Naziler ile aynı ittifakın içine giren Japonlara bir şey olmadı, imparator ve ailesi sorun yaşamadı hatta iktidarlarına dahi sorun çıkartmadılar. Sadece atom bombası sonuçlarına katlandılar ki ABD’de atom bombası gibi savaş suçu sayılması gereken bir şey konusunda yine cezasız kaldı.

Yani Şam’a girelim, Moskova’da namaz kılalım diyorsunuz ya; işte böyle yapsanız bile, bu tür şeyleri sizden hem hukuk hem askeri anlamda katbekat daha iyi yapacak olan Nazi iktidarının sonuçları ortadadır. Katınların tecavüzü, şehirlerin dümdüz edilişi ve sonrasında yaşananlar… Almanlar ise kurallar ve disiplin sayesinde hemen ayağa kalkabildi ki, Nazilerden öncesinde de var olan “milli benlik” tekrar ayağa kaldırdı. Biz daha şimdiden kutuplaştık bölündük.

Bizim yolumuz belli olmalı oysa…. Atatürkçülük. Biz böyle ayağa kalktık, böyle şahlandık; dönemin süper güçlerini böyle dize getirdik. Türkiye’nin kurtuluşu ve güçlenmesi ancak kuruluş ayarlarına dönmesiyle mümkündür. Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürüyerek dünya gücü haline geliriz. Saldırganlıkla, millete eyyleyerek, diplomasi ve uluslarası hukukta geri kalıp; çocuklarımıza bilimsel düşünce ve sorgulamayı öğretmeden hiçbirini başaramayacağımız gibi, bu işin sonu da kötü olacaktır. Bu ülke için tek yol, Atatürkçülüktür! Komünizm, faşizm, şeriat vb gibi radikal düşüncelerden uzak durmamız gerek.

İlgilenenlere yazılar:

 

Görsel kaynağı, Youtube’daki The Great War kanalı (ilgili video: v=3Uc4_ATDjoU)

Son Değişiklik: 07/04/2020 - 17:59