Bugün haberlerde birisinin sözlerini izledim. İçime oturdu. Kocaman adam, ağlayarak anlatıyor. Videosunu da vereceğim fakat şöyle diyor:

Namerdim yalan söylüyorsam, fabrikaya iş bakmaya gittim. Orada kapının önündeki ekmeyi aldım geldim. Adamdan rica ettim, dedim ki ben bunu bizim tavuklarımız var onlara götüreceğim. Yalna söyledim, getirdim. Eşim hiç üşenmeden …. (ağlarken iç çektiği için duraklıyor)… yaptı, beraber oturduk yedik ya.
– İsmail EROĞLU

**

Çok uzun bir yazı olmayacak ancak bir şeyler söylemesem de olmaz.

Vatanımız Aileme Kucak Açtı

Her fırsatta ailemi anlatıyorum. Dedemin ailesi Kırım’da, Rus sürgünüyle Romanya’ya gelmiş, oradan Bulgaristan’a. Bulgaristan’da 13 yaşına kadar çobanlık yapan dedem, 13 yaşında Rusçuk’a gidiyor, ailesini bırakıp. Ayakkabıcılık, berberlik gibi meslekler öğreniyor. 20’li yaşların başında anneannemi kaçırıp, Bulgar ailenin bir odasını kiralayıp burada kalıyorlar, evleniyorlar. Yatak küçük, yanına sandalye çekip birleştiriyorlar. Anneannem hamile, burada kalıyorlar.

Daha sonraları Türk zulmü yavaş yavaş başlıyor. Amacalara falan baskı var köyde. Türk adını değiştirecekler! Belene kampına falan alınıyor, dizlerinin arkasına vuruyorlar. Eziyet görüyorlar. Neyse sonuç olarak Türkiye’ye göç başlıyor. Geliyorlar. Burada Sümerbank’ta işe giriyor anneannem (teknik lise mezunu). Dedem bir kaç yer sonrasında kapıdaki kooperatifine bakıyor. Böyle ev alıyorla, yoklukla. Öğle arası fabrikada verilen yemekleri çocuklarına getiriyorlar. Dayım ve annem. Dayım konservatuvar okudu, annem ise akademisyen oldu, Türkiye’de ilk hücre kültürü çalışmalarını başlattı, 4 laboratuvar kurdu, ilaç firmalarında yöneticilik yaptı ve şimdi kendi ilaç arge firmasını açtı, 6 yıldır oturtmaya ve istihdam sağlamaya çalışıyoruz.

Böyle bir aileden geldim.

Kıbrıs’ta siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünü bitirdim. Haliyle Kıbrıs sorunu ve tarihi ile çok önemli kişilerle tanıştım. Ne yazık ki şu an adını unuttuğum, ancak yoldan geçerken laf atıp konuştuğumuz, evine çağırıp baklava ısmarlayan ve eski Gazimağusa Emniyet Müdürü olduğunu ve Kıbrıs olaylarında da önemli işler yaptığını söyleyen saygıdeğer birisi vardı. Yine başka tanıklardan, Kıbrıs’ta yapılan zulmü dinleme fırsatı buldum.

Türkler bir çok yerde acı çekti, eziyet gördü.

 

Bu İnsanları Nasıl Bırakıp Gideceğiz/Gideceksiniz?

Hepiniz gibi ben de yeri geliyor iktidara kızıyorum, yeri geliyor muhalefete kızıyorum, yeri geliyor millete kızıyorum, cehalete kızıyorum. Çok şükür maddi durumumuz ortalamadan iyi. 6 bin yabancı öğrencinin olduğu okulda İngilizce eğitim gördüm. Bir çoğunuz gibi ara ara ben de yurt dışına gitmeyi düşündüm. Bazen bunalıyorsunuz. En basit can güvenliğiniz yok. Fakat Anadolu insanıyla konuşmanız gerek.

Trafikteki saçmalıklara kızıyoruz, sırada önümüze geçenlere kızıyoruz, haberlere kızıyoruz. Doğru, milletimizin ciddi bir bencillik ve eğitim sorunu var. Fakat insanlarla konuşmaya başladığınızda ne kadar iyi kalpli ve mert olduklarını görüyorsunuz. Bedelli vermeyi redderek, askerliğimi yaptım. Hepi topu 6 ay zaten. Orada genç arkadaşları görüyorsunuz. Torbacısından kaçakçısına, üniversite mezununa kadar herkes orada. Ne var? Sistem var. Disiplin var, ceza var. Her şey tıkır tıkır ilerliyor. Normal hayatta ise denetim yok ki devletin bana göre bir numaralı görevi denetlemektir.

Sinyal vermeden şerit değiştirerek İstanbul’da ömür boyu ceza yemeyebilirsiniz. Fakat Avurpa ve Amerika’da o hafta ceza yemeniz büyük ihtimal. Polisin önünden makas atanlar oluyor ve polisler bir şey yapmıyor. Böyle denetimsizlikler, bunu görenlerin de kural ihlali yapmasına neden oluyor. Trafikte 100 aracın yanından geçerseniz ve 100’ü de kurallara uyar ancak 2 manyak makas atar, o 2 manyağa öfkelenip herkesi öyle görürsünüz.

Hayatta böyle. Bir günde iyi şeyler, kötü şeylerden daha çok başımıza geliyor. Minik iyilikler. Fakat biz kötülere odaklanıyoruz. Bu hem haber ve medyanın hem de insanların yapısı gereği oluşuyor, kötü şeyler dikkatimi çekiyor.

 

Kaçacak Mıyız?

Sırada önümüze girenlere kızıyoruz, bugün başıma geldi; süpermarkette kasaya ilerliyorum, kadının biri beni görünce hızlandı ve tam dibimde arabayı geriye atıp, kendi öne atlayıp önüme geçti. Bunu kâr olarak görüyorlar. Bir şey demedim, bana komik geliyor artık, basit insanların basit hesapları. Derken çalışan dedi ki sizi böyle alalım efendim. Geçtim, yeni kasadan işlemi geçirdik ve kadından önce çıktım. Kadın hâlâ sıradaydı. Hayatın böyle bir yapısı var, ister karma deyin ister ilahi adalet ama böyle bir yapısı var.

Bu insanlara bencil, başkalarını düşünmüyor diye kızarken biz her şeyi bırakıp kaçacak mıyız? Neden? Daha iyi araba, daha iyi ev, daha güvenli yaşam? Çocuğum olsa ben de böyle düşünürüm belki, şimdiden böyle düşünüyorum. Fakat bu yaşıma kadar Türk devletinin imkânlarıyla okudum. Üniversite yarı özeldi tamam, fakat Türk sağlık personeli, Türk güvenlik görevlileri, Türk milletiyle birlikte büyüdüm. Evet Almanya, Japonya, Amerika değiliz ancak çok şükür Irak, Suriye, Libya’da değiliz.

Tam eğitimimi bitirdim, askerliğimi yaptım, çalışmaya başladım; her şeyi bırakıp yurt dışına mı kaçacağız? En verimli dönemimde, tam devlet yatırımı yapmış, çocuları okutmuş, her yıl 200-400 bin arasında insan yurt dışına mı kaçacak? DW Türkçenin biraz propaganda vari haberi vardı. “Doktorlar neden Almanya’ya göç ediyor?“. Evet sağlık sektörü iyi ama sağlık çalışanına kötü davranıyoruz.

  • 36 saat nöbet (diyorlar ki uyuyorlar, deli misiniz, tabii uyurlar 36 saat çalışılır mı kardeşim?)
  • OECD içinde sağlık giderleri arasında GSYİH içinden ayrılan payda sağlık bütçesine en az payı ayıran ülkeyiz 1.
  • 1000 kişi başına düşen doktor ve hemşire sayısında da Türkiye, sırasıyla 1.9 doktor ve 2.1 hemşire ile son sırada yer alıyor 2.
  • Hekim sayısı yetersiz: Türkiye’de yüz bin kişiye düşen hekim (uzman, pratisyen ve asistan hekim) sayısı 179 iken, OECD ortalaması 339 3.
  • Hekim sayısı, OECD ortalamasının yarısı kadar 4.
  • Buna göre Türkiye’de bir hemşire başına düşen hasta sayısı 431 iken bu oran OECD ülkelerinde ortalama 102 5.

Daha fazla yazarım da gerek yok, konu dağılmasın. Görüldüğü gibi sağlık çalışanlarına şiddet var, saçma bir nöbet var, performans açısından hasta başına 2-3 dakika ayırmaları gibi bir baskı var… Doktor hastaya biraz daha uzun bakarsa, dışarıdakiler “bekliyoruz” diyor. İçeri girince 2-3 dakika bakıldığında da “ilgilenmediler” deniyor. Böyle olmaz, olmamalı.

Dolayısıyla hekimler yurt dışına gidiyor. Sadece hekim değil; avukat, mühendis, mimar vs gibi insanlar burada mühendislik yapacağıma, orada garson olurum diyor ki evet aslında haklılar; daha güvenli hayatları, daha iyi yaşam imkânları olacak. Araba, gezi, yeme/içme konusunda daha rahat olacaklar.

 

Ne Farkımız Kaldı?

Yurt içinde bencillere kızıp, daha iyi bir yaşam için yurt dışına kaçınca ne farkımız kalıyor? Bizden daha kötü durumda olan, yardım ederek ve birlikte hareket ederek daha iyi imkânlar sağlayacağımız insanlara yardım etmeyip, kendimizi düşünüyorsak ne farkımız kaldı?

Yıllardır cehaletin nedeninin devlet vs’den çok, aydınların halka ulaşamamaları olarak gördüm. Anlattık ama anlamıyorlar dedikten sonra gidip, bilmem kaç seçim kaybetmiş ve belediyelerine bu seçime kadar örnek hale getirememiş muhalefete oy veriyorlardı. Böyle olmaz.

Gidenlere kızmıyorum, gidenleri suçlamıyorum. Aksine hak veriyorum. Fakat karanlığa küfür etmek yerine bir mum diksek?

 

2030’a Doğru

2025’e kadar çevremi oluşturup, işi oturtup, maddi ve çevre anlamında güçlenmem gerek. Bu süreçte eğer imkân bulabilirsem ekiplerin içinde yer alıp hem siyaseti öğrenmek hem de biraz “pişmek” istiyorum. 2025’ten sonra yavaş yavaş ilerleyip, esas 2027 sonrası güzel bir hareketle değişim başlatabiliriz.

Neden 2030 olduğunu da “2030 stratejim imkansızı iste ve başar” ve “2030’un amacı: Türkiye’yi bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirmek” gibi konularda belirttim. Hatta 2030’a ilişkin bazı fikirlerimi yazdım:

gibi…

Ben gençlere inanıyorum. Gençler güzel gelecek. Evet kızıyoruz; dil, tarih, kültür konusunda çok eksikler fakat bu eksikliklerinin nedenleri onlardan çok aileleri, eğitim sistemi ve okullardır. Zaman içerisinde de bunlar anlatılarak, fark etmeleri sağlanacaktır. Hepimizin karakteri 30’lu yaşlardan sonra oturmaya başlıyor, gençlere biraz zaman verin.

Zaten 2030’dan sonra düzelecek dememin nedeni bu. Gençlere ihtiyacımız var.

Ben gitmek yerine kalmayı,
Söylenmek yerine çözüm önermeyi,
Sinirlenip kızmak yerine anlayışlı olmayı,
Başkalarını damgalayıp ayrışmak yerine birleşmeyi uygun buluyorum.

Çok zor. Evet ben de kapılıyorum, ben de sinirleniyorum. Fakat değişimin ve ilerlemenin gereği budur. Farkındalık, hatalarını görme, düzeltme. Başaracağız.

Kocaman insanları yemek bulamadığı, çocuğuna bir şeyler alamadığı için ağlar vaziyette görmek bana dokunuyor. İntihar haberleri bana dokunuyor. Kanıma çok dokunuyor.  Evet oy veriyorlar, bir anlamda bu oyların karşılığını alıyorlar. Ancak bu kadar acımasız olamıyorum.

Başaracağız. Ne yazık ki milletimiz bu süreçte acıyla pişecek, yıllardır anlattığımız ama anlamadıkları ne varsa yaşayacaklar. En sonunda da başaracağız.

Bırakıp, İngilizlerle birlikte çalışıp, İngiliz generali olacakken; canını ortaya koyup Samsun’a çıkan Atatürk’e, o’na inan silah arkadaşlarına ve zaten yıllarca süren savaşta çocukları dahil her şeyini kaybetmiş ancak yokluğunu paylaşıp bir olarak ülkeyi kurmuş yüce Türk milletine minnet borcum var. Özbeöz Türk olarak, asimile olmaktan kurtarıp bize kapılarını açan bu vatana ve millete minnet borcum var.

Ben bir yere gitmiyorum. Gidecek olanlar, bu ülkeyi bu hale düşürenlerdir! İslam adı altında bizi Araplaştıranlar Arap ülkelerine, Batı özentiliği ile yozlaşıp dilini, tarihini, kültürünü unutanlar Avrupa ve Amerika’ya gidebilir. Ben, özbeöz Türk yurdunda kalacağım. Minnet borcumu ödeyeceğim.

 

Kaynaklar

1. Sağlık için harcanan bütçede Türkiye OECD ülkeleri arasında kaçıncı sırada? | Grafik , 19 Kasım 2020. Euronews. https://tr.euronews.com/2020/11/19/sagl-k-icin-harcanan-butcede-turkiye-oecd-ulkeleri-aras-nda-son-s-rada

2. OECD ülkeleri arasında doktor ve hemşire sayısında sonuncuyuz, 9 Kasım 2019. Cumhuriyet. https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-oecd-ulkeleri-arasinda-doktor-ve-hemsire-sayisinda-sonuncuyuz-11-681-84103.html

3. Türkiye’de sağlıkta insan kaynağı raporu: Sağlık çalışanı sayısı yetersiz, 12 Mart 2019. https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiyede-saglikta-insan-kaynagi-raporu-saglik-calisani-sayisi-yetersiz-11-681-80819.html

4. Türkiye’de nüfus başına düşen sağlıkçı sayısı OECD ortalamasının yarısı kadar
, 23 Şubat 2021. https://www.evrensel.net/haber/426576/turkiyede-nufus-basina-dusen-saglikci-sayisi-oecd-ortalamasinin-yarisi-kadar

5. Türkiye’de hasta başına kaç hemşire düşüyor, dünyada durum ne?, 12 Mayıs 2021. https://tr.euronews.com/2021/05/12/turkiye-de-hasta-basina-kac-hemsire-dusuyor-dunyada-durum-ne-oecd-saglik-hastane-pandemi

 

Son Değişiklik: 06/12/2021 - 12:53
Kategori: Genel - Hayat - Politika
Etiketler: , ,