Ortalama okuma süresi: 12 dakika

Salgının yayılmasını engellemek için, evlere kapandık. Aslında benim için pek fark olmadı. Zaten haftasonu ve tatillerde evde kalmayı tercih ediyordum. Üniversite okurken de evde kalmak en sevdiğim şey idi. Bazı insanlar vardır, sosyaldir. Ben değilim. Dolayısıyla “#evdekal” benim uzmanlık alanım gibi bir şey 🙂

Okumam gereken kitapları bitireceğim. Birazcık stok olmuştu, eritmek açısından iyi oldu. Fakat bir çoğunuz normal zamanlarda “diziye başlamak” konusunda sıkıntı çekiyordunuz, bu iyi bir fırsat.

Öncelikle, blog ve alanım olan bölümden başlayacağım. Sonra sevdiğim diğer film ve dizileri ekleyeyim.

Benim bir alışkanlığım, sevdiğim kitabı defalarca okurum (herhalde Steve Jobs’un biyografisi, Schindler’in Listesi filmi ve House of Cards dizisi bunların içinde). Bu tür filmleri vereceğim. Bu arada şaka yapmıyorum, sevdiğim kitabı 30’dan fazla okudum. Bunun dışında Schindler’in Listesi filmini de herhalde 20’nin üzerinde kez izledim. Altta yazacağım film ve dizileri de bu şekilde sevdiklerim arasından vereceğim.

Politik Dizi ve Filmler

House of Cards

Politik oyunların mutfağını göstermiş. Bakan olma sözüne rağmen Bakan yapılmayan Frank Underwood’un, politik entrikalarla Beyaz Saray’da basamakları bir bir çıkmasını gösteriyor. Kesin önerim! Mutlaka izleyin. Bu blogu severek takip edenler, bu diziyi mutlaka izlesin.

Kirli ofis oyunları, dolaplar, arkadan çevrilen işler, güç kazanma, ayak kaydırma, halkın üzerinde algı yönetimi… Bunları işliyor.

Borgen

House of Cards ve Frank Underwood ne kadar “vahşi ve güçlü” politikayı simgeliyorsa, Borgen’de tam tersine demokrasi ve koalisyonu anlatıyor. Kurtların arasında, umulmadık şekilde güç kazanan Nyborg ve yardımcısı Kasper Juul..

Müzakere, basın, diplomasi, demokrasi gibi konuları işliyor. Bu da politika alanında House of Cards sonrası önerimdir!

 

Politik Filmler

Recount (2008)

En iyi politik filmler listemin başında. Oy sayımları ve arkasındaki politik & hukuki çekişmeyi anlatıyor. Herkes beğenmeyebilir bu arada.

 

İron Leydi (2011)

Margaret Thatcher’i duydunuz mu? Politikayla ilgileniyorsanız, duyun. Çünkü sağ harekette gerçekten kırılma noktalarından birisidir. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencilerine kesin önerim olan bir diğer filmdir.

 

Bridge of Spies (2015): Müzakere… Ne kadar önemli? Suriye konusunda “arka kanallar ile” görüşme diyordum yani bekçenıl (back channel) dediğimiz şey. Peki bu nasıl yapılır? Müzakereler, politik ayak oyunları… Gerçek hikayeden uyarlanmış bu film, son zamanlardaki en favori filmlerinden birisidir. Tom Hanks’in oyunculuğu gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Conspiracy (2001)

İnsanlar bazı süreçleri kötü ve iyi anar. Ben ise neler öğrenebileceğim diye bakarım. Örneğin şu an evde kalmamız ve yaşadıklarımız, belki hayatımızda 1-2 kez görebileceğimiz bir şey. Dolayısıyla benim için bir simülasyon gibi. Liberallerin “laissez faire, laissez passer” yani bırakın yapsınlar bırakın geçsinler mantığını bu karantina sürecinde çok iyi gördüm. Avrupa Birliği sürecinde de ürünlerin, paranın, çalışanların “serbestliği” neden önemli çok net gördüm.

Sadece ekonomi değil, kültürel alanda da bunların önemini göreceğiz. Korona virüs süreci atlatıldıktan sonra sadece ekonomik buhran değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel sorunlar bizi bekliyor. Atlatmamızın tek yolu, dünyanın birlik olması.

Bunları neden anlattım? Nazi döneminde insanlar gaz odalarına kapatıldı. Peki neden? İşte bu filmde “yalaka ve vahşi ama bilinçsiz” partililer ile “adam öldürmeyi bile hukuka sığdıran” hukukçular yargılanıyor. Nazi Almanyasında insan ölümleri, hukuksal yolla yapılıyordu. Yani Naziler, bunu bile düşünüyordu. İnsanlar nasıl öldürülecek? Mermi çok pahallı ve kan çıkıyor. Gazla öldürülecekse lojistik vs ne olacak?

Filmde bir oda, bir masa ve bunlar tartışılıyor. Normalde böyle filmler sıkıcı gelir ancak hiç düşünmediğim şeyleri düşündürdü. Hani bizimkiler diyor ya “Şam’da namaz kılalım”; işte bu fikrin ardındaki lojistik nasıl çözülecek? Hukuksal durum ne olacak? Bunları düşünmeden atıp tutuyorlar. Bilgisizlik, cehalet yani! Bu durumları tartışmışlar.

Hukukçuların ve siyasete meraklı olanların mutlaka izlemesi gerek ama bence çoğu insan izlemeli. Çünkü “basit görünen” bir sürü şeyin aslında teoriye, hukuka ve sisteme uydurulması; lojistiğinin, maliyetlerinin düşünülmesi açısından bir bakış açısı sunmuş. Hayatımda izlediğim ve bakış açımı değiştiren ilginç filmlerden birisidir.

Thirteen Days (2000): Conspiracy gibidir ama çok daha iyisi! Küba Füze Krizi sırasındaki beyin fırtınasını anlatır. Askerlerin, politikacıların falan çekişmesini; fikirlerin savaşını anlatır. Çok sevdiğim filmlerden birisidir. MUTLAKA izlemeniz gerekenlerden birisi bence.

 

Bunlar dışında yine politik olarak:

Frost Nixon (2008): Bir gazeteci ve kurt bir politikacı… Gazeteci, söyleşiler sırasında politikacıyı alt edip, skandalı ortaya çıkartabilecek mi? Güzel bir film.

Hotel Rwanda (2004): Hutu ve Tutsiler arasındaki çatışma, Ruanda Soykırımının perde arkası… Uluslararası ilişkiler okuyan arkadaşlar bu filmi de mutlaka izlemeli.

İdeas of March (2011): Çıtır çerez film. Severim ancak yukarıdakiler ile kıyaslanamaz benim açımdan.

Politik Belgeseller

Kısaca geçeceğim ama çok önemliler benim için:

Putin’in Rusya’sı : 4 bölümlük bu belgesel, hayatımı değiştiren yapımlardan birisidir. Putin’i araştırırken denk gelmiştim ve bu belgeselden sonra Putin ile ilgili her materyali okuyup izlemeye karar vermiştim. Sonucunda da Putin’in bazı düşünce tarzı ve adımlarını öğrenmiştim. Dolayısıyla hayatımda (tabi ki Atatürk’ü bambaşka yere tutuyorum, benim için her zaman yol gösteren ışıktır), davranış ve düşüncelerime etki eden Emir Timur, Steve Jobs, Yılmaz Büyükerşen gibi isimlerin yanına Putin kazınmıştır. Birinci bölümü altta, 3 bölümü devamıyla izlersiniz.

**

By the People: The Election of Barack Obama (2009): Seçim sürecinin arkaplanını gösteriyor. Seçim sürecinde sürekli olarak Barack Obama ile birlikte gezen bir kamera var.

The Final Year (2017): Trump’ın tweetleri konuşulurken, Obama ve ekibi ne yapıyordu? Düşünceleri neydi? Bunları yine üstteki gibi bir kamera ile takip edilerek aktarılmış.

Obama’nın kampanyaları farklılık getirdi. Bu nedenle iki belgeseli de önemsiyorum.

 

İkinci Dünya Savaşı Belgeseli: Soviet Storm: Rus yapımı bu belgesel (İngilizce olarak Youtube’da vardı, Türkçe dublaj dahi gelmiş, bknz: youtube oynatma listesi) , sanıyorum 2. Dünya Savaşı’nın Doğu Cephesi konusundaki en iyi belgesel. Detayları, görselleri, antalım tarzıyla hoşuma gitti.

 

***

 

“Politiğimsi” Film

Yine politika ve tarih içerek film ve belgeselleri verecek olursa :

Çiçero: Türk filmi, çok hoşuma gitti. Dekorlarıyla olduğu kadar, film öncesinde de sevip araştırdığım İlyas Bazna’nın hayatını anlatması benim açımdan çok etkileyiciydi. 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde Ankara bana çok ilginç gelir. Çünkü iki tarafında diplomatları buradaydı, çeşitli görüşmeler ve arka kanallardan çeşitli pazarlıklar dönüyordu. O dönemde Ankara’da bir diplomat olmayı isterdim. Filmi mutlaka izleyin!

Idiocracy: Dünya neden aptallaşıyor? Bunun cevabını bulacaksınız. Komik ancak bir o kadar da doğru.

The Lives of the Others: Doğu Almanya’da yanlış hatırlamıyorsam 300 bin kadar istihbaratçı vardı. Zaten Doğu Almanyanın nüfusu neydi? İşte bu raporlama, gözlemleme ile ilgili çok güzel bir film. Beni çok etkilemişti.

Der Untergang (Çöküş): Hitler’in son dönemini anlatıyor. Ambiyans gerçekten etkileyici… Benim gibi sığınakları ve yer altını seven, askeri düzeni de seven biri etkilenecektir. Bunun dışında Almanların psikolojisini anlamanız için güzel bir film.

Ein Frau in Berlin (Berlin’de Bir Kadın): Savaş en çok kadın ve çocukları etkiler… Sovyetler, Berlin’e girdiğinde halk şaşırmıştı. Operayla, sanatla, kültürle yaşayan Almanlar bir anda komünistlerle karşılaştı. Kültür farkını göreceksiniz… Fakat Almanya’da, Sovyetler Birliği askerlerince tecavüze uğrayan 2 milyon kadını kimse umursamaz… Hitler kötüdür, peki SSCB? Veya stratejik olmayan yerlere tonlarca bomba yağdıran ABD? Savaşı kazananların işlediği suçlar göz ardı edilir. Çok etkileyici bir film. Atatürk’ün, “gerekli olmayan her savaş bir cinayettir” sözünün beyaz perdeye yansıması gibi. Psikolojik olarak beni çok etkilemişti.

Bitva za Sevastapol (Sivastapol İçin): Sivastapol, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin almak için ve SSCB’nin de vermemek için uğraştığı yerlerden birisiydi ve o bölgede yaşayanlar açlıkla ve ağır bombardımanla, zor şartlar altında yaşadılar. Başrolümüz kadın, keskin nişancı. Kadına SSCB’de ve dünyada bakış açısından güzel bir film olmuş. Ruslar uzun süredir düzgün film çekemiyordu. Başarmışlar. Sadece dekor, savaş sahnesi değil; sosyal tabloyu da güzel şekilde anlatmışlar.

Werk ohne Autor (Asla Gözlerini Kaçırma): Özellikle Sivastapol İçin filminden sonra bu filmi izlediğinizde; Naziler, Doğu Almanya ve Batı geçişlerini görüyorsunuz. Bir çiftin etrafındaki olaylar ve sosyolojik yapıyı güzelce aktarmışlar. Bakış açısı, yaşam, düşünceler… Çok hoşuma gitti.

Bunların dışında sevdiklerim:

  • Enemy at the Gates (Kapıdaki Düşman) – 2001 : keskin nişancılık ve İkinci Dünya Savaşı üzerine
  • The Imitation Game (2014): Enigma, Nazi teknolojisi, Alan Turing… İnanılmaz bir film. Özellikle filmden önce Numberphile kanalındaki Enigma videosunu izlerseniz (türkçe altyazı video var, tıklayın: Enigma)
  • Fury (2014): tanks sevenler zaten bilir, çok güzeldir (War Thunder ve World of Tanks oynayanlara selam)
  • Inglorious Bastards (2009) : Buradaki Hans Landa var ya… İşte kötü adam olacaksam bu adam gibi olayım, sadece bu kadarını diyorum!
  • Red Sparrow (2018): yine Soğuk Savaş ve casusluk ile ilgili bir film
  • The Death Of Stalin (2017): komedi ama değişik
  • The Man From U.N.C.L.E. (2015) : yine Soğuk Savaş ama güzel
  • Our Brand is Crysis (2015): politik danışman ile ilgili güzel bir film
  • Panilovs 28 (2016) ve T-34 (2018) gibi Rus yapımı savaş filmleri var ama bilir misiniz, bulabilir misiniz bilemiyorum.
  • İron Sky (2012) farklı idi
  • Valkyrie yine Hitler’e suikast ile ilgili güzel bir film.
  • Diplomatie diye bir film var 2014 yapımı, yine ilginç bir filmdir ama herkes sevmeyebilir; İsveçli diplomat Dietrich von Choltitz’in Paris valiliği de yapan askeri General Raoul Nordling’i ikna etmesini içeriyor.
  • Good Bye Lenin (2003): komik ama güzel bir filmdir. Komünizme sıkı sıkıya bağlı bir anne komaya giriyor, Berlin Duvarı çöküyor, komadan çıkınca çocukları, durumu çaktırmamak istiyor çünkü şok daha kötü yapabilir. Çok güzel, mutlaka izleyin.
  • Das Boot (1981): Nazi denizaltısında yaşananlar… Efsanelerden birisidir

 

Diğer Film ve Dizi Önerilerim

Schindler’s List (1993): Listemin başında Schindler’s List (Schindler’in Listesi) gelir. Kesinlikle en sevdiğim filmdir! Bu filmi anlatmayacağım. Sadece en sevdiğim film ve 30’dan fazla kez izlediğim bir film olduğunu söyleyeceğim. Belki bugün yarın yine izlerim.

Truman Show (1998): Hayatımın en etkileyici filmi hangisidir derseniz, bu. Psikolojimi yıllarca bozdumuştu. Böyle bir dünyanın içinde yaşayıp yaşamadığımızı sorgulattı. Yıllar geçti, şu an bırakın gizlice birisini izlemeyi; insanlar neredeyse tüm hayatlarını yayın yapacak konuma geldi. Sosyal medya, twitch… Yaptığımız bu fakat gönüllü olarak.

Matrix serisi: iPhone’u ilk kez elime aldığımda böyle hissetmiştim, hiçbir şey buna benzemiyordu. Matrix’te aynı şekildeydi… Hiçbir şey Matrix’e benzemiyordu… Sadece efektleri değil, ardındaki mantık inanılmazdı. Çok etkileyen filmlerden bir tanesi. Dördüncüsü geliyor diye seviniyorum.

Interstellar (2014):  Bu da “senaryosu” ile etkileyen filmlerden birisi. Hele o müzikleri yok mu… Uzay-zaman ile ilgili müthiş bir film.

Baraka ve Samsara belgeselleri: Bunları da öneririm. Anlatım yok, tamamen müzik ve danslar ile anlatım var. Fakat görerek değil, anlayarak izlerseniz; felsefeden biyolojiye kadar her alanda bir şeyler anlattığını fark edeceksiniz. En yüksek çözünürlüklü halini izlemenizi öneririm.

Top Gun (1986): Bilmiyorum bunu hâlâ izlememiş var mı? SİZ HANGİ DÜNYADA YAŞIYORSUNUZ? İzleyin. Sevindirici şey, ikincisi gelecek ama umarım rezil etmezler! PUA ile ilgilenenlere de, Tom Cruise’un baskın erkek (alfa) dersini de öğrenmelerini dilerim.

Man from Earth (2007): Bir odada, kasabaya veda eden öğrenmeni geçirmeye gelen okul öğretmenleri… Neden gittiğini sorgulayınca adam diyor ki, “ben ölümsüz biriyim”. Öğretmenler de sorguluyor. Peki adam doğru mu söylüyor? Gerçekten müthiş bir film idi. Tek mekan filmlerinden tiksiniyorum ama en sevdiğim filmlerden birisi haline geldi.

Bunlar dışında,

TÜRKÇE olarak en sevdiğim film Ağır Roman‘dır. En sevdiğim Türk filmidir. Neden bilmiyorum ama çok seviyorum, defalarca izledim. Hele kadraja Müjde Ar girince bir kaç yerde çalan o klarnet…

**

Fransız filmlerini çok seviyorum. Nasıl bir saflık yaptıysam, bir yere not almamışım filmleri. Fransız film ve dizilerini seviyorum. Neden? Çünkü aksiyon, saçma efektler, abartı şeyler yok ama sevmemin asıl nedeni; gayet insanı şeyleri incelemeleri. Hepimizin aklından geçen, yaptığımız ancak kimsenin konuşmadığı şeylerin film ile yorumlanmasına bayılıyorum.

Entre les murs (2008) – Sınıf:  Çok güzel bir Fransız filmi. Gecekondu bölümündeki öğrencilerle bir öğretmenin dialogunu anlatıyor. Böyle filmlere bayılıyorum!

Deux jours, une nuit (2014) – İki gün ve bir gece:  İşten çıkartılan bir kadın… Eğer iş arkadaşlarını ikna edebilirse, arkadaşları zam almayacak işte kalacak.

Jeux d’enfants (2003): araya aşk filmi de sıkıştıralım değil mi (:

Flipped (2010): Aşk filmi demişken bunu MUTLAKA izleyin. Çocukluktan itibaren birbirini tanıyan kız ve erkeğin bakış açısından olaylar anlatılıyor. Bir onun açısı bir diğerinin. Kadın ve erkeklerin farklı dünyasına ilişkin çok güzel bir film.

**

Fransız filmlerini anlatmam çok zor. İsimlerini unuttum belki ancak şu adresteki filmlerin %80’ini bayılarak izledim. Ayrıca Times’ın seçtiği en iyi 100 Fransız filmi adresindeki filmlere de bir ara göz atacağım.

 

Aslında çok var ama hepsini eklemem güç, bunların dışında;

  • Thank you for Smoking (2005) – Sigara içtiğiniz için teşekkürler
  • I, Robot (2004)
  • Amadeus (1984)
  • Pirates of Silicon Valley (1994) : Bill Gates ve Steve jobs ilişkisi
  • Hachi: A Dog’s Tale (2009): Film ağlatıyor, haberiniz olsun
  • Up (2008)
  • Wall-E (2008)
  • The Graduate (1967): çok ilginç bir film. Mrs. Robinson repliği ise apayrı. Liseli bir genç ve onu baştan çıkartan olgun bir kadın. Sonra işler karışıyor tabi ki. Bir anlamda erkeklerin iç dünyası gibi.. O kadar çekişme, güç gösterisi ve hikayenin dışında aslında kontrolü bırakabileceğimiz bir kadın mı arıyoruz? Yine insanı durumu anlatan bir film.
  • The Water Diviner (2014): Çanakkale’ye ilişkin çok güzel bir film… Hatta bir bölümünü şuraya bırakayım:

 

Bunlar dışında yeni çıkan Joker, Taşıyıcı, The Godfather (Baba), Geleceğe Dönüş gibi kült filmlere tabi ki bayılıyorum. Herkes bildiği için eklememeyi tercih ettim.

 

Dizi Önerileri

Mad Men

Dizi önerilerinin başında tabi ki House Of Cards falan geliyor ama politik olmayanların başında Mad Men geliyor. Herhalde ortamı, senaryosu, işleyiş tarzı olarak en sevdiğim dizidir. Kadınların durumu, o dönemdeki gereksiz mesafe falan gerçekten ilginç işlenmiş. 1960’larda reklamcılığı anlatıyor ancak meyveler bile organik geliyor ki dönemi yansıtsın. Senaryo hikaye değil, her şey gerçekçi olmalı. Olaylar belirli günlere göre işleniyor ve o gün havanın durumu ve önemli olaylar neyse, bunlar vurgulanıyor. Ayrıntılara bu kadar dikkat ediliyor.

South Park

Severek izlediğim dizidir. Büyükler için çizgi film. Fakat biraz saldırganca. Yani espiriler falan öyle kibar değil, bilginize.

100 Humans

Netflix’te yeni izledim. Amerikan yansıtacak bir deney grubu olacak şekilde 100 insan seçiliyor. Çeşitli deneyler yapılıyor. Hem bilimsel gerçeklik, deneyler hem de tuvalet alışkanlıklarından “kadınlar geç hazırlanır” mitine kadar çeşitli şeyler test edilmiş. Çok güzel. Umarım devamı bol bol gelir.

 

Kitap Önerileri

Aslına bakarsanız önerdiğim kitaplar da, dizi ve filmler gibi Emre Çetin Kimdir bölümünde mevcut. Fakat ben biraz daha yakın zaman ile ilgili şeyler paylaşayım.

Mutlaka okuyun dediğim kitap nedir? İşte şu:

Bize hep ezbere tarih anlattılar. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkıldı, takır takır Genelge, Kongre, TBMM hopp kazandıkkkk… Ne güzel değil mi? Peki öncesi?

Örneğin Samsun’a çıkmadan önceki 6 ayda politik ve askeri gelişmeler ne oldu? Atatürk buraya çıkmayı nasıl planladı? Kafasında neler vardı? Bunlar çok önemli. İşte bu kitap ile bunlar anlatılmış. Mutlaka okuyunuz! Mücadele gücünüzü kaybetmemeniz açısından da güzel bir motivasyon kaynağı olacaktır.

 

Diplomat İnönü – Alev Coşkun: Lozan süreci anlatılmış. Dili çok güzel, işleyiş çok güzel. Kesinlikle okuyunuz!

Milli Mücadelenin 100. yılı nedeniyle; 2019’dan 2023’e kadar Milli Mücadele’yi ekonomik, politik, kültürel, diplomatik, askeri vb gibi bir çok alanda anlamak için kolları sıvadım. Altta vereceğim gün gün Batı Cephesinden tutun, Lozan’daki mücadeleye kadar her şeyi öğrenmeye çalışıyorum. Kitapların bir bölümünü topladım (daha çoook var), bazıları şunlar:

Bu eserlerin bazılarını çoktan okudum. Diğerlerini de okuduktan sonra, notlarıma yazdığım yeni Milli Mücadele eserlerini alıp okuyacağım. Ne yazık ki sıfırları biraz maliyetli olacak (ki zaten oldu). İnternette sahaflardan 10 kitap alırsam 8-10 ayrı kargo parası veriyorsunuz, astarı yüzünden pahalı oluyoru. Bu nedenle kendim gitmem gerek. Bu konuda öneriniz varsa seve seve iletisim@emrecetinblog.com adresine mail atabilirsiniz.

**

Önerilerim

Siyaset ile başlayacak olursam:

  • Ahmet Taner Kışlalı – Siyaset Bilimi
  • Machiavelli – Prens
  • Frank Acuff – Uluslararası Müzakere
  • Henry Kissinger – Dünya Düzeni
  • Henry Kissinger – Kriz
  • Henry Kissinger – Diplomasi

Kitapları bazı şeylerin mutfağını anlatan çok önemli kitaplardır. Bunlar dışında Atatürk ile ilgili kitapları altta vereceğim. Hepsi çok önemli ancak benim çok sevdiklerim:

  • Falih Rıfkı Atay – Çankaya
  • Şevket S. Aydemir – Tek Adam
  • Nuri Ulusu’nun Hatırları – Atatürk’ün Yanı Başında
  • İ. Habib Servük – Atatürk ile Beraber
  • Turgut Gürer – Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer
  • Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal – Charles H. Sherrill (ABD Büyükelçisi)
  • Sınıf Arkadaşım Atatürk – Ali Fuat Cebsoy

ve şu an hatırlayamadım ama hatırlayınca ekleyeceğim kitaplar da var.

**

Bunların dışında iPad’de okuduğum ekitaplar var (artık ipucunu verdim, kitapçılarda bulamasanız bile bulursunuz!). Başka kitaplar da var, bunlar arasından önerilerim:

  • Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri
  • Enver Behnan Şapolyo – Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi
  • Andrew Mango -Atatürk
  • Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar (1 ve 2)
  • Celal Şengör – Dahi Diktatör
  • Turgut Özakman – 1881-1938 Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi
  • Lord Kinross – Atatürk Bir Milletin Doğuşu
  • Mahmut Esat Bozkurt – Atatürk İhtilali
  • Halil İnalcık – Atatürk ve Demokratik Türkiye
  • Salih Bozok – Atatürk’ün Yaveri Anlatıyor

Atatürk’ün yazdığı kitapları topladım, buradan ulaşabilirsiniz.

Millete kitap tavsiyesini ayrı ayrı bakıp sunmaktan gına geldi. Bu nedenle rafların bazılarını paylaşayım. Burada “okunmasa da olacak” olan en fazla 10-15 kitap kitap var. Bir çoğunu bu eve gelirken temizlemiştim:

Tamam da bunlardan hangileri? derseniz,

Soldan sağa Fikrimizin Rehberi, 57 yıl, Siyaset Kitabı, Steve Jobs olmak ile başlatan raflar; olmazsa olmazlarım.

**

Bunlar dışında e-kitap olarak Şamanizm ve Türk tarihi, Türk kültürü ile ilgili bir çok kitap var. Bunlar dışında Osho’dan Freud’a, Adam Smith’ten Karl Marx’a kadar bir çok değişik kitap var ama e-kitap olarak tutuyorum. Beğendiklerimi ve alıp tekrar tekrar okumak isteyeceklerimi satın alıyorum. Çünkü Kıbrıs’ta okurken bol bol kitap depolamıştım. Eskişehir’de anneannemlerin evi, İstanbul’da annemin evi ve Kıbrıs’ta kendi evimde bir sürü kitap vardı. Maalesef büyük bölümünü bağışlamak zorunda kaldım. Kitabı elde tutmayı seviyorum fakat sadece defalarca okuyabileceğim kitapları bu şekilde depoluyorum artık. Çıtır çerezleri, makaleleri, kafa dağıtacak kitapları e-kitap olarak depolamak hem doğaya hem keseye hem de alana olumlu olarak katkı sağlıyor.

 

#EVDEKAL

Film, dizi, kitap verdim. E daha ne istirsiz? Oturup evde kalın. Genç ve sağlıklı insanlar olarak atlatacağız bu süreci. Sonra gelen ekonomik, kültürel, sosyal buhranı da atlatacağız. İnsanlık neleri atlattı, bunlar vız gelir. Fakat büyüklerimize, bağışıklığı zayıf olan insanlarımıza bulaştırmayalım! Bu nedenle evde kalalım. Devlete güvenelim; sağlık çalışanları ve uzmanlar canla başla çalışıyor. Bu nedenle onların önerilerini ve kısıtlamaları dinleyelim.

Acil değilse hastahaneye gitmeyin!

Koronadan korunma yollarını anlattım. Panik yapacak bir şey yok. Sadece tedbir amaçlı evlerinizde kalın. Benim zaten normal yaşam tarzım buydu. Benim açımdan çokta sorun yok 🙂

Son Değişiklik: 12/04/2020 - 13:05
Etiketler: , , , ,
%d blogcu bunu beğendi: