Dedem Kırım Tatarı, ailesi 93 harbinde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı), sürülmüş. Romanya’ya gitmişler, oradan Bulgaristan’a. Bir çok Balkan Türk’ü gibi, anneannem ise Karamanoğlları Beyliği’nin tebaasından. Aile büyükleri, Konya’dan geldiklerini söylüyorlar. Tabii ailedeki açıklamalar dışında net bir şey elimde yok. Buna geleceğim.

Dedem 8 yaşında çobanlık yapıyor, 13 yaşında ailesinden uzaklaşıp (Semerciköy’de, Bulgarca Semerdjievo) Rusçuk’a geliyor. Burada ayakkabıcılık, berberlik gibi mesleklerde çalışıyor. Anneannem ise Rusçuklu. Ailesinin bir tarafının da durumu iyi, ailede Osmanlı’da görev alan insanlar var imiş. Tekstil meslek okuluna gidiyor. Dedemle 21-22 yaşlarında evleniyorlar. Anneannemin ailesi istemiyor, dedem kaçırıp bir Bulgar’ın evinde ufacık oda kiralıyorlar. Ev sahibi çok iyimiş. Sürekli anlatırlar.

Daha sonra Türklere karşı çeşitli baskılar başlayınca Türkiye’ye göç başlıyor. 1970’te geliyorlar, annem 3 yaşında. Buraya gelince de zorluklar yaşanıyor. Bulgaristan’da Türk olarak aşağılanırken, burada da “Bulgar” diyerek aşağılanma var. Okulda “Bulgar dölü” diyenler ararsanız o da var.

Peki neden Bulgar göçmeni, Bulgar Türk’ü değil de Bulgaristan göçmeni, Bulgaristan Türk’ü demek gerekiyor? Biraz bunları anlatayım. Önce ailemden duyduklarımı anlatacağım, sonra bazı makalelerden önemli bölümler ve 1-2 tane haber (BBC ve belgeselimsi).

Doğrusu Bulgaristan Göçmeni

Dedemin ailesinden zulme maruz kalanlar oldu (buraya gelmeyenler, Belene kampında yatanlar). Adını Türk adından Bulgar adı yapmadığı için işkence gördüler. Naim Süleymanoğlu’nun filmini izlemişsinizdir. Orada anlatılmayan çok daha kötü durumlar mevcut. Kabaca anlatmam gerekirse, Bulgarsitan’da Türk kimliğini korumak için baskı, zulüm ve işkence gören; sırf Türk oldukları için bunları yaşayan insanlara “Bulgar göçmeni, Bulgar Türk’ü” demek fazlasıyla aşağılayıcıdır. Orada Türk denilerek eziyet gören ve Türkiye’ye ayak bastıklarında toprak öğen, kimliklerini koruyan ancak Balkan kültürüyle yetiştikleri için Anadolu’da anlaşılmayan insanlara ise “Bulgar” diye hakaret edildi. İşte bu zihniyetin devamı. Maalesef kaldı ve insanlar bilmeden “Bulgar Türk’ü, Bulgar göçmeni” diyor. Bunu diyenleri uyarıyorum.

Burada çok milliyetçi, vatansever görünen insanlar var. 6 ay askerlik yapmaktan çekiniyor, korkuyor ama milliyetçi! Bunlarla, Bulgaristan’da Türk olduğu için eziyet gören ve buna rağmen adını, dinini değiştirmeyen; Türk kimliğine sıkı sıkı sarılan ve Türkiye’ye dönen insanların milliyetçiliğini de karşılaştırmanızı öneririm.

Balkan kültüründe her köken ve her inançtan insan bir aradadır (Türk, Yunan, Bulgar, Sırp; Müslüman, Yahudi, Hristiyan…) ve hoşgörülü şekilde yaşarlar idi. Tabii sonrasında Balkanlar üzerinden planı olan bazı devletler nedeniyle bölünmeler başladı. Bu hoşgörülü ve özgür, kadınların çalıştığı ve bağımsız olduğu fikri hazmedeyen bazı yobazlar, günümüzde hâlâ göçmen kızları, göçmenler ile ilgili çeşitli söylemleri ortaya çıkartıyor Bunun bir ürünü olarak Suriyeli mültecilerle karşılaştırma yanlışına kapılanlar dahi var! Bu yobaz zihniyete İlber Ortaylı güzel şekilde cevap verdiği için devamını yazmaya gerek duymuyorum.

Sadece şunu söyleyeceğim,

Arap isimleri koyuyor,
Arap gibi giyiniyor,
Arap gibi düşünüyor,
Arap gibi inanıyor,
Arap gibi yaşıyor,
Fakat “elhamdüllillah Türk’üm” dedikten sonra, göçmenlere Türk olmadıklarını anlatmaya çalışıp, üzerine “Avrupalılar bizi Araplarla karıştırıyor” diyorlar. Neden acaba?

Belene Kampı

Kamp olayı Nazilerle bilinse de, “anlatılmayan Nazi tarihi” başlıklı yazımda Amerika’daki Japon toplama kamplarından bahsetmiştim.

**

Komünizmin anlatılmayan tarihi ve karanlık yüzü” konusunda da belirttiğim bazı durumlar vardı. SSCB ile birlikte Bulgaristan gibi sosyalist devletler de hemen kampları aldılar. Önce muhaliflerin tutulduğu yerler haline geldi. Gulag’ı illa duymuşsunuzdur. 1949’da açılan Belene Kampı, yıllar boyunca muhaliflerin tutulduğu yerdi.

Ufak bir ara: solcuyum dediğinde neden solcusun dediklerim, “insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, özgürlük” gibi şeyleri anlatıyor. Gördüğünüz gibi komünizmde bunlar yok, işçi sınıfı diktatörlüğü vardır. Sen solcu değil, liberalsin. Bknz: Ekonomik sistemler ve farkları (komünizm, liberalizm, sosyalizm)

Konumuza geri dönecek olursak; Bulgaristan’da büyük oranda Türk vardır. “Bulgaristan gezisi” konumda değinmiştim, burada yaşayan ama Türkiye Cumhuriyeti kimliği olmayan insanlar var. Milliyetçi Bulgarlar, bu şekilde bir ulus devlet kurulamayacağını biliyordu. Tabii bu sorunlar, Soğuk Savaş ile bambaşka bir boyuta evrildi, çünkü Türkiye’nin Bulgaristan’a müdahale edemeyeceği ortadaydı. Ne demek bu? Atatürk’ün Bulgar Kralına verdiği derse bakalım anlayacaksınız:

19 Mayıs 1934 yılında bir darbe yapan Bulgar Ordusu, kurdurduğu geçici hükümet sayesinde Hitler Almanya’sının safında yerini almış, Bulgaristan Türkleri arasında yaygınlaşan “Turan Gençlik ve Spor Cemiyetleri Birliği’ne karşı polis takibatına geçip işkence ile öldürmeler çoğalmıştı. Ayrıca Bulgar köylerinden teşkil ettikleri çetelerle toplu katliama başlamak üzereyken, Türk istihbaratı bu haberi Atatürk’e iletir. Atatürk de, o sıralarda Trakya’da askerî tatbikat yapmakta olan 3. Ordu Komutanı Salih Omurtak Paşa’ya, biraz Bulgar sınırını ihlâl ederek Bulgarlar’a gözdağı vermesi konusunda talimat verir.

Yağmurlu bir gecede akşamdan Bulgar sınırını sapa bir yerden geçen askerimizin öncü birlikleri, sabah ortalık aydınlandığında Filibe yakınındaki Hacıilyas (Pırvomay) kasabasına varmışlardır. Önce kendi askerleri sanan Bulgarlar, hava iyice aydınlanınca, Filibe’ye doğru ilerleyen birliklerin Türk askeri olduğunu fark etmişler ve olay Bulgar kralına iletilmiş.

Telefona sarılan Kral III. Boris, Atatürk’le yaptığı görüşmede, “Ekselansları acaba Bulgaristan’a harp mi ilân ettiniz?” diye sorar telâşla.

Atatürk, “Neden böyle bir şey yapalım ki!” deyince,

Kral Boris:‘Askerleriniz Filibe önlerinde ve Sofya yönünde ilerliyorlar!” diye cevap vermiş.

Atatürk “Yolu şaşırmışlardır, Kral Hazretleri, şimdi olayı tetkik eder, Haşmetmeaplarına malûmat arz ederim” diyerek teselli etmiş ve Salih Omurtak Paşa’ya: “Maksat hâsıl olmuştur, geri dönün“, talimatı gönderilmiştir.

Bu gözdağı üzerine, Kral hemen duruma el koymuş ve kitle halinde yapılması plânlanan Türk katliamı da durdurulmuştur. O zamanki Turancı liderlerden, cemiyetin Genel Başkanı Varnalı Ömer Kâşif Bey’den, Bulgaristan’da bu olay için Bulgar köylerinden ırkçı “Rodna Zaştita” (Vatan Savunması) çetelerinin hazırlandığını ve her Türk köyünün katliamı için büyük hendekler kazıldığını dinlemiştim. Salih Omurtak Paşa olayını da bizzat bu orduda albay olarak görev yapan ve öncü birliklerde yer alan, yazar Emine Işınsu’nun babası merhum Tümgeneral Aziz Zorlutuna (eşi merhume şaire Halide Nusret Zorlutuna idi) Paşa’dan dinlemiştim.” (Sunuş bölümü syf.26-27)

Ahmet Şerif ŞEREFLİ
BULGARİSTAN’DAKİ TÜRKLER (1879-1989)
T.C. KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINI

 

Kısaca Bulgaristan’da Türklere Karşı Yapılanlar

Hasan DEMİRHAN’ın “Sözlü anlatımlarla 1984-1989 yılları arasında Bulgaristan’da Türklere uygulanan asimilasyon politikaları” makalesinden [2] bazı bölümler vereceğim size, ilgilenenler bu makaleyi komple okuyabilir:

– Bulgaristan’da 1947 yılında tarım alanları kollektifleştirilmeye başlandı ve 1949 yılında Türklerin tarlaları ellerinden alınıp, kooperatifler (TKZS) kuruldu. TKZS’lerin kurulması, Bulgaristan’da yaşayan Türkleri huzursuz etti ve Türkler göç için başvuruya başladılar. Bulgaristan Hükümeti bu yaşananlardan ve başvurulardan sonra, 10 Ağustos 1950 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’ne sert bir nota vererek 250.000 kişinin üç ay içinde Türkiye’ye göçmen olarak alınmasını istedi. Bu sert nota Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkinin gerilmesine sebep oldu. Türkiye Bulgaristan ile yaşadığı sorunlara rağmen sınırlarını açtı ve 1950 Ocak ayından 1951 Kasım ayına kadar 154.397 soydaşımızı Türkiye’ye kabul etti (Yıldırım, 2018, s. 61). Bulgar Hükümeti 30 Kasım 1951 tarihinde göçü yasakladı ve Bulgaristan’da kalan soydaşlarımızın ellerinden pasaportlarını toplayarak göç konusunun konuşulmasını bile yasakladı

– 1940’lı yılların sonuna doğru Bulgaristan’da düne kadar Türklüğün simgesi sayılan kılık kıyafet değişikliği gündemde yerini aldı. […] 1950’li yıllarda bazı şımarık komünist gençler, şalvarların altlarını makaslar ile keserek etek haline getirmeye çalıştılar.

– 1950’lerde Türk gençleri “Trudovak” denilen işçi taburlarına alınıp ağır işlerde çalıştırılıyor, okul çağındaki Türk çocukları da “Brigadir” adı verilen kısa süreli işçi taburlarında çalışmak zorunda bırakılıyordu.

-1954 yılında Bulgaristan’da TodorJivkov (tam bir Türk düşmanıdır) iktidarı başladı. Jivkov’un takip ettiği ırkçı politikanın esas hatları 21 Haziran 1958 tarihinde Polit büro oturumunda ve Ekim 1958 Merkez Komitesi’nin geniş oturumunda (Plenumunda) belirlendi. Bu toplantılarda Türklerin eğitim süreçleri tartışıldı ve Türkçe eğitim yapmakta olan Türk azınlık okullarının Bulgar okullarıyla birleştirilmesi, yani Bulgarlaştırılması kararı alındı. Karar doğrultusunda Bulgaristan Eğitim ve Kültür Bakanlığı 1958’de lise düzeyinde, 1959’da ortaokul ve ilkokul düzeyinde okulların birleştirilmesi talimatını yayınladı. Kampanya esnasında okulların birleştirilmesinin Türk azınlığı için “pek yararlı” olacağı, öğrenciler arasında dostluğun, yardımlaşmanın, karşılıklı saygının gelişmesi için uygun koşulların oluşturulacağı dile getirilmekteydi.

-Bulgaristan Komünist Partisi Politbürosu, Nisan 1962 tarihinde aldığı kararlar ile ülkesindeki Müslüman azınlıkları birbirinden ayrıştırmak için harekete geçti. Bulgaristan’da kendini Türk olarak tanımlayan Müslüman Romanların, Pomakların ve Tatarların Türkleşmeleri kesinlikle önlenmeliydi. Türklerin bu azınlıklar üzerindeki etkisini kaldırmak gerekliydi. Bu amaçla yerel yöneticilere, söz konusu toplulukların Türk-Arap isimlerini bırakarak Bulgar isimlerini almaları ve Bulgar etnik kimliğini benimsemeleri için baskıların yapılması emredildi (ad kırımı). […] Bunun dışında yerel yönetimlerden sorumlu olan halk konseylerinden Pomakların ve Romanların Türklerin yoğun olarak yaşadığı köy ve şehirlere gitmelerine izin vermemeleri istendi. […] Türk öğrencilerle diğer Müslüman öğrencilerin aynı yurtlarda barındırılmamaları ve aynı gruplar içerisinde eğitim almamaları yönünde direktifler verildi.

– 1970’li yıllarda Bulgaristan’da Türk azınlığının bir sorunu da1951 yılında Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye göçünün ani bir kararla kesilmesi üzerine ortaya çıkan parçalanmış aileler sorunuydu. Bulgar Komünist Partisi parçalanmış ailelerin Türkiye’deki akrabaları ile birleşmeleri konusunda duyarlı davranmıyordu. […] Ancak 1960’lı yılların sonunda Bulgaristan ile Türkiye arasında bir yakınlaşma ortaya çıktı ve iki ülkenin dışişleri bakanları 22 Mart 1968 tarihinde Yakın Akraba Göçü Antlaşması’nı imzaladılar. Yapılan antlaşma karşılıklı olarak iki ülke meclislerinin onayından sonra 1969 yılının Ağustos ayında yürürlüğe girdi. Bulgaristan’dan ilk göçmen kafilesi Edirne Karaağaç İstasyonu’na 8 Ekim 1969 Çarşamba günü ulaştı ve 1978 yılı sonuna kadar 130.000 soydaşımız Türkiye’ye göç etti.

– Bulgar Komünist Partisi aldığı kararları ile kağıt üzerinde Bulgaristan’daki Müslümanları Türk, Pomak, Çingene, Tatar, Alevi, Arnavut diye dilimlere ayırmıştı. Bulgar yetkililer 1972-1974 yılları arasında Müslüman gruplardan Pomakların isimlerini değiştirmek için harekete geçti. Müslüman olan ancak Türkçe konuşmayan Pomakların isimlerini daha önce de 1948-1952, 1962-1964 yılları arasında değiştirmek için çabalamış ancak çok sert bir tepki ile karşılaşınca tamamlayamamıştı. Ancak 1972-1974 yılları arasında Pomaklara çok acımasızca davranıldı ve isim değiştirmeler tamamlandı. Bulgar zulmüne tepki gösterenler sert bir şekilde cezalandırıldı. Pomak köylerindeki camiler yıkıldı, köyler ateşe verildi, karşı çıkan aileler sürgüne gönderildi, direnenler yıllarca hapislerde yattı. […] 1972-1974 yılları arasında Pomakların isimlerini değiştiren Bulgar komünist idarecileri 1981-1983 yılları arasında Türkçe konuşan Çingenelerin isimlerini değiştirdiler.Bu dönemde Çingeneler ile birlikte yüz bine yakın Türk’ünde adları zor kullanarak değiştirildi. 1984 yılına gelindiğinde Tatar, Arnavut, gibi Türk-Müslüman toplulukların adlarının değiştirilme işlemi bitmişti. 1984 yılının sonunda sıra artık Türklere geldi.

Türklerin İsimleri Değiştiriliyor – Ad Kırımı ve Asimilasyona Devam

– Bulgaristan’da 1984-1989 yılları arasında Bulgar komünist idarecileri Türk azınlığı zorla Bulgarlaştırmak amacını güden ve Yeniden Doğuş ya da Soya Dönüş Süreci olarak adlandırılan çalışmalarını başlattılar. Bulgar devlet Bulgaristan’da yaşayan Türklerin aslında Bulgar olduğunu iddia ediyorlardı. […] Bulgaristan’da 1960’lı yıllarda Türklerin Osmanlı tarafından zorla Müslüman yapılan, sonra da Türkleştirilen Bulgarların torunları oldukları, dolayısıyla yeniçeri neslinden geldikleri fikirleri yazılmaya başlandı. Bulgaristan Komünist Partisi’nin yayın organı olan Yeni Işık (Nova Svetlina) Bulgaristan Türklerinin Bulgar soyundan geldiğini anlatan birçok makaleye, yazıya yıllardır sayfalarında yer vermekteydi. Taşralara gönderilen her gazeteciye gittikleri yerlerde ki Türklerin kökenlerini araştırma görevi verilmişti. Bundan sonra gazete sütunları soyağacı eski Bulgarlara dayanan insanlar, haneler, obalar bulunduğu haberleri ile dolacaktı. 90’lık nineler, 100 yaşında ölen büyük annelerin aslen Bulgar olduklarını işittiklerini anlatan yazılar basıldı. Köylerdeki sandıklardan Bulgarlara ait eşyalar, dini simgeler bulundu. Gazetede bunların resimleri yayınlandı.

– BKP’nin etkili isimlerinden Georgi Atanasov tarafından bir parti toplantısında açıklandı. Türklerin düşük kültür ve eğitim seviyelerinin ve yaygın biçimde Türkçe konuşmalarının isim değiştirme uygulamasının önünde ciddi bir engel oluşturduğunu belirten Atanasov, bu konularla ilgili olarak ciddi önlemler alınması gerektiğinden bahsetti. Bu çerçevede, Atanasov, isim değiştirme kampanyasına karşı herhangi bir direnişin silah veya kılıçla ortadan kaldırılacağını dile getirdi.

– Bulgaristan’daki isim değiştirmelerde askerler köyleri basıyorlar, giriş çıkışları kontrol altına aldıktan sonra telefon bağlantılarını ve radyo sinyallerini keserek köyün dışarısı ile irtibatını sonlandırıyorlardı. Bulgar yetkililer herhangi bir direnişle karşılaşmamak için zaten önceden köyde avcılık yapan kişilerin av tüfeklerini dahi toplamışlardı. Yetkililer tarafından köy basıldıktan sonra Türk aileler muhtarlığa çağırılıyorlar, kendilerine Bulgarca isimlerin bulunduğu bir liste uzatılarak, buradan bir Bulgar ismi seçmeleri isteniyordu. İsim seçildikten sonra ad değiştirmenin gönüllü bir şekilde yapıldığını beyan eden bir dilekçe imzalatılıyordu. Eğer isim değişikliğine herhangi bir direnme gerçekleşmezse müdahale edilmiyor ancak ismini değiştirmek istemeyenler dövülüyor, cezaevlerine toplama kamplarına sürülüyorlardı.

– Bulgaristan’da bu süreçte ismini Bulgar isimleriyle değiştirmeyen Türkler sağlık hizmetlerinden yararlanmama, işten çıkarılma, bankalardan para çekememe, maaş alamama gibi yaptırımlar ile karşılaştılar. Türkler yeni isimlerini kapı zillerine yazmak zorundaydılar, her türlü yazışmayı Bulgarca isimler ile yapacaklardı.

Makaleyi komple okumanızı öneririm. Baskı, zulüm, işkence… Bizimkilerin köylerine de geliyor, bacaklarına vurup, işkence edip, kampa götürülüyormuş. Tabii bizim tanıdıklar da az değil. Bunca sorun varken, Türk bakıp kabul edemez. Direnebildikleri kadar direniyorlar.

İşte bazı yaşananlar:

Rıfat YAĞCI o günleri şöyle anlatıyor:

1984 yılının sonlarına doğru köylerde tarım işleri bitti. Bulgar yetkililer bunu beklediler ve Ekim ayından itibaren Türk köylerini basmaya başladılar. Köylere gelerek önce karışık aile dedikleri ailelerin isimlerini değiştirdiler. Sonra Bulgarlar baktılar ki isim değiştirmelere sadece bireysel olarak direnenler var. Toplu halde bir direniş yok. Bunun üzerine bundan cesaret aldılar ve daha büyük köyleri basmaya başladılar. Biz köyde 1984 yılının son aylarında hiç evde yatmadık. Baskın olacak diye gençler ve orta yaşlılar dışarıdaydık. Mesela dedem bile hiç yatmadı. Dört ya da beş Bulgar polisi bir jipin içine binip köye geliyorlardı. Jip köyün meydanında bir tur atıp gidiyordu. Bu anda bütün köy evde bulunup da isimleri değişmesin diye boşalıyor, insanlar dağlara kaçıyorlardı. Biz hiç evde uyumuyorduk. O dönemde eve sadece karnımız doyurmak için uğruyorduk. Gündüz işe gidiyorduk. Bulgar yöneticiler zaten gece gelip köyleri basıyorlardı. Bu baskınlar sırasında yetkililer diğer Bulgarları da seferberliğe çağırmaktaydılar. Onları özellikle Türk düşmanlığı olan bölgelerden topladılar. Bu baskınlarda resmi askerler, Milliyetçi Bulgarlar ve polisler vardı. O tarihlerde bazı aşırı milliyetçi Bulgarlarında, Türk dövmek için toplanıp emniyete gittiklerini duymuştuk.

Cemal BİRTANE 17.03.2016 (kişisel görüşme diyor)

Bulgarlar isim değiştirmeye ilk olarak bölge bölge başladılar. İlk önce dedilerki Kırcali’deki Türkler Pomaktır, zorla Türk yapılmışlardır. Onlar asıllarına dönecekler yani Bulgar olacaklar. Ne yazık ki Varna’daki ve Şumnu’daki Türkler de bunlara inandılar. Bulgarların eskiden de böyle bir politikası vardı. Kırcalilerin Türk olmadıklarını iddia ederlerdi. Ben Varna’da yaşardım ama köken olarak Kırcaliliyim. Biz isim değiştirildiğini duyuyorduk, ancak sadece Pomakların isimlerinin değiştirdiğini biliyorduk. Kırcali’deki akrabalarım bana Kırcali’nde Türklerin de isimlerini değiştirdiklerini söylediler. Bende olanları yerinde görmek istedim. Biz dokuz kardeşiz. Akrabalarım bana buraya gelme, her yeri sardılar dediler. Ben asla olacağına inanmıyordum. Yıllarca Türk ismimizle Bulgarlar ile beraber yaşıyorduk. Trene bindiğimde bunu gördüm. Eski Zağra’da tren istasyonunda treni değiştirmek istedim. Orada kendi gözlerim ile yaşananları gördüm. Bulgarların Bareta dediğimiz kırmızı özel kuvvetleri vardı. Orada Türkleri elleri kelepçeli olarak götürdüklerini gördüm. Kimilerinin yüzleri yaralıydı, kanlar vardı. 1985 yılının Ocak ayıydı. Kırcali’ye 29 km kalınca, Most diye küçük bir köy vardı. İçeride trende arama yapılıyordu. Arama sırasında trendeki herkes Türk’tü. Kimse konuşmuyordu, içlerinden biri beni fark etti. Bana sordu; Sen nereye gidiyorsun? Ben Kırcali’ye gidiyorum, Varna’da yaşıyorum dedim. Sen yanmışsın gülüm dedi. Neden derken içeriye silahlı polisler geldi ve herkesin kimliklerini çıkarmasını istediler. Ben olayları duyduğum için Varna’dan kimliğimi yanıma almamıştım. Benim kimliğimde Cemil Mehmet Türk yazıyordu, onu kaptırmak istemiyordum. Başka belgelerim vardı. Futbol antrenörlük belgem vardı, onu gösterdim. Bunlar yeterli değil dediler ve beni kelepçelediler. Onlar beni Varna’dan beri takip etmişler. Beni tutukladılar, bir jipe bindirdiler ve Kırcali Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm. Götürüldüğüm odada duvarlarda kan izleri vardı. İnsanlar yerlerde kelepçeli yatıyor, kimse konuşmuyordu. Pencereden baktım, yüzlerce kişiyi götürüyorlardı. Bazıları ağlıyordu. Türk isimlerine yakın isimler almak istiyorlardı. Mesela bir kızı hatırlıyorum o çok ağladı. Sevda ismine yakın bir Bulgar ismi istiyordu. Polisler temiz Bulgar ismi vereceğiz diyorlardı. O soğuk havada insanlar getiriliyordu. Dışarıda kar vardı ve karakolda pencereler kırıktı. Durmadan hopörlerden Bulgarca marşlar çalınıyordu. Nezarathanede Kırcali’de isimleri değiştirmeye karşı çıkanlar vardı. Çok kötü bir durumdu, ağlayanlar, feryat edenler. Yarım saat sonra beni üst kata çıkardılar. Bulgar istihbaratı benim belgelerimi aldı; Sen ne arıyorsun burada? Diye sordu. İki kişi sorguya başladılar, sonra odaya 2 sivil daha geldi. Ayaktaydım, gelenlerden biri odaya girer girmez bana bir yumruk patlattı ve ben yere serildim. Beni yerden kaldırdı ve kiminle görüşeceksin ve buraya niçin geldin? diye sordu. Ben hemen akrabalarımdan birinin ismini verdim, onu ziyarete geldim dedim. Ben olayları bilmiyorum ve neden buraya getirildim anlamıyorum dedim. Ondan sonra birkaç kez daha bana tekme tokat vurdular. Ben akrabalarımdan bir doktorun ismini vermiştim. Beni bir gün nezarethanede tuttular, sonra biletimi aldılar ve burada gördüklerini hiçbir yerde anlatmayacaksın diye tembihlediler. Bir memur bana Varna’ya emniyet müdürlüğüne gitmemi orada benimle görüşeceklerini söyledi. Ben Varna’ya döndüm, eve geldim yüzümdeki kan izlerini sildim. Varna emniyet müdürlüğüne gitmeden daha eve varır varmaz geldiler ve beni tutukladılar. Kırcali cehennem gibiydi, ama Varna’da bir şey yoktu. Polisler gelmeden akrabalarımın bazıları geldiler, benim yüzümü görünce ağlamaya başladılar. Duyduklarımız gerçekmi dediler. Evet dedim ancak fazla konuşmaya gerek yok.

Mustafa Cafer Marhem

Dünyanın en büyük hatası demek. Sen bir insanın ismini değiştir, özgürlüğünü al. O kişinin diline, dinine, tarihine karşı en büyük hakareti yap. Şimdi bir laf var buralarda, mezarlıklarda kemikleri sızlayan insanlar var deniyor. Bulgar adlarıyla gömüldüler, kaldılar. En kötü bir şey, en çirkin bir şey. Bu insanaen büyük zulüm.

Bir Kaç İzleti ve Belgesel

 

 

 

Belene Kampının eskizi:

 

Sonuç Olarak

Anlatılanlar, yapılanlar ve yaşananları okuyabilir, izleyebilir hatta tanıdık varsa dinleyebilirsiniz. Bulgaristan hükumetine karşı hiçbir şekilde başkaldırmayan, silahla direnmeyen; işinde gücünde olan insanlara karşı böyle bir girişimde bulunuluyor. İlber ORTAYLI diyor ya, Allah herkese Türkler gibi azınlık versin diye aynen öyle… İran’da, Bulgaristan’da, Almanya’da ve bir çok yerde sakince yaşıyorlar. Silahlı direniş yok, terör eylemi yok. Sonuç? Kırım, Karabağ, Kıbrıs, Bulgaristan, Uygur gibi nice bölge ve ülkede Türklere karşı zulüm, baskı ve asimilasyon, hatta soykırım girişimleri.

İşte Türkler bunca direnişi göstermişken, Türk kimliklerine sıkı sıkı sarılmışken; onlara bu zulmü yapan, insanları bu şekilde cezalandıran Bulgarlardan olduğuna imâ edecek, “Bulgar Türk’ü, Bulgar göçmeni” gibi sözlere neden ve niye karşı çıktığımızı biraz olsun anlayabilmişsinizdir umarım.

Yazı için kullandığım kaynakları veriyorum, hepsi güzel makelelerdir. İlgilenenler okuyabilir. Özellikle Vildane ÖZKAN’ın araştırmasını çok beğendim, Hacettepe Türk Araştırmaları Enstitüsünden.

 

Kaynakça:

[1] Vildane ÖZKAN (2014). Bulgaristan’da siyasi otoritenin ulusal Türk azınlığı üzerindeki politikaları: Belene Toplama Kampı Örneği (1985-86). Haceppete Üniversitesi, Türk Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, basım:20, 2014, s.117-162 https://d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net/33959013/20sayi-with-cover-page-v2.pdf?Expires=1636115316&Signature=bMlyQXU8TXr6lMVlxexsPeNSKRBQTQ0ol3WL8v3T~I0Ic7Oh5fU12lgGBYVP7z-BCR4yzBrvDdSx-4E-Rr~JJONIJs3gh~DOjyCLZcaXoDJ4mundEowmX-iWG4wBURfEOXEw2AL8DgRMHWTMjkZ6mt0e2T-hgOGm9sKVs0opwaez-b~01y5WF3urRCADwkwf4Qeb6d-JVkb3I~2jSA8Te-AlxtGg~mbo5LkJvP1rRlWOvvehDfqMBpl9APVGo6UlPvu9FJXKHzCmvCf5TMwgKdMg7XdUCMFzvAjzKGiPr3QwRJEkbdOjx8MwkOCQT93C7zZ22-40nT6fAmEKrX03ew__&Key-Pair-Id=APKAJLOHF5GGSLRBV4ZA#page=118

[2] Demirhan, H. (2019). Sözlü anlatımlarla 1984-1989 yılları arasında Bulgaristan’da Türklere
uygulanan asimilasyon politikaları. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, (16), 274-284.
DOI: 10.29000/rumelide.580578. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/805990

Zeynep ZEFER (2010). Bulgaristan Türklerinin 1984-1989 Eritme Politikalarına karşı direnci. Akademik Bakış Dergisi, Cilt 3, Sayı 6, s.27-44

Süleyman KÖKSAL (Aralık 2018). Komünizm döneminde Bulgaristan’da Türkiye algısı ve Bulgaristan Türklerine yönelik asimilasyon politikaları. http://acikerisim.ktu.edu.tr/jspui/bitstream/123456789/1789/1/542337.pdf

Son Değişiklik: 05/11/2021 - 16:02
Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih