Değişiklik Nedir? Değişim İyi Bir Şey Mi?

Değişim iyi bir şey mi? Kıbrıs’ta okurken, Türkiye’ye her geldiğimde bir şeylerin değiştiğini görürdüm. Binalar yükseliyor, kaldırımlar değişiyor, yeni yerler açılıyor. İyi bir şey olarak değerlendirirdim. Sonra KKTC’ye döndüğümde, hiçbir şey değişmemiş olurdu (son yıllarda Mağusa çok değişti gerçi). Bulgaristan’a yıllar sonra gittiğimde her şey aynıydı?

Değişmek her zaman iyi değildir. Her toplumda ilericiler ve muhafazakarlar vardır. Muhafazakar burada dindar anlamında değil, kültürün ve yapının “muhafaza edilmesi” anlamında. Eğer muhafazakârlık yüksek ise, değişim olmaz. Matbaa gelir, kitap basılmaz; Avrupa bilim ve teknolojiye önem verir, bizde esamesi okunmaz! Haliyle muhafazakârlık ağır bastığı için değişim olmaz, değişim olmazsa gelişme olmaz!

Öte yandan günümüz Türkiye’sine baktığımızda çok hızlı bir değişim söz konusu. Bir şeyler açılıyor ama hemen kapanıyor. Yeni moda geliyor, hemen geçiyor. Nesiller hızla değişiyor… Haliyle Türkiye’de toplum ve kültür; “Amerika ve Arap kültürü” karması bir şey oldu. Tabelalar İngilizce, dilimizde ve kültürümüzde Arap kültürü ve Amerikan-vari şeyler mevcut. Türkiye git gide küçük Amerika olmakta.

**

Bütün bunlara baktığımızda şunu diyebiliriz; değişimin de muhafazakârlığın da aşırısı kötüdür (her şeyin aşırısı kötüdür). Fakat değişim olmak ZORUNDA! İlerlemek ve gelişmek için, değişim ŞART!

Fakat değişim, bizim Milli Eğitim gibi olmamalı! Her yıl yeni bir şey denenmez! Oturup uzmanlarla uzun yıllarca tartışılmalı. Plan, program, bütçe olmalı. Kültürel bölümde de kendi tarihini, kültürünü, dilini öğretmen gerek; bilmen gerek.

Değişim; eğer iyi planlanır ve tüm bilgi ve tecrübe birleşip, olumlu tarafa giderse, gelişmeye giderse iyi bir şeydir.

 

Değişime Kucak Açmak

Değişimi koklayan adam gibiyim… Fakat bilinçli değil. Bir değişim olacaksa, öncesinde bir takım şeyler yaşanıyor. Yine böyle bir dönemdeyim. Hissediyorum.

5 ayda 15 Kilo Verdim

not: bunlar sağlık önerisi değil, yaptığım ve yaşadığım şeylerdir, lütfen sağlık konusunda bir doktora danışın! (ülkede güvenecek kaç doktor kaldı bilmem ama…).

Boyum 189. Yaklaşık 5 ay kadar önce 98 kiloya ulaştım. Ayakkabı bağlarken zorluk çekiyordum. Okulu bitirip Türkiye’ye geldiğimde, gluten yemeye de başlamıştım. Rahatsız olsam da 1 yıl boyunca yedim. Yılların acısını çıkarttım. En son gece 2’de hazır üçgen sandiviçleri atıştırıp uyuyordum. Haliyle kilo arttı. 98’e dayandı ki rekor idi. Dedim bu böyle olmaz.

Şunları yaptım:

  1. İki öğün arası 4-5 saat geçmeli
  2. İki öğün arasında hiçbir şey yemek yok (fındık, bir parça çikolata vs gibi her şeyden uzak durdum)
  3. Saat 19’dan sonra bir şey yemek yok.
  4. Sabah erken kalkarsam kahvaltı, kalkmazsam öğle yemeği ile devam ettim (ama sabah Türk kahvesi içtim)
  5. Abur cubur zaten yassah hemşerim!
  6. Haftanın 3 günü yüzdüm (siz 3-4 gün boyunca en az 40 dakika yürüyüş vs yapabilirsiniz)

5 ay geçti, 83’e düştüm. Etrafta “yeaaa ben kilo veremiyoruğm” diyenler vardı. Anneannem bunlardan birisi. İstanbul’a geldi, benim gibi yaşadı. Bir ayda 4 kilo verdi.

Türk milletinin sorunu, ağzı boş durmaması, gece bir şeyler yemesi, sürekli tatlı yemesi! Bunlar çok sıkıntılı! Bu nedenle Avrupa’nın en obez toplumuyuz ve dünyanın da 6. obez toplumuyuz! Tatlıdan uzak durun, yemek aralarına 4,5-5 saat koyun ve gece 19’dan sonra bir şey yemeyin!

 

Beden Yetmez! Ruh ve Zihin Sağlığı Şart

Biz sağlığı sadece beden sağlığı olarak algılıyoruz. Midem ağrıyor, sırtım tutuldu vs. Fakat bedenen sağlıklı olsanız bile hem ülkedeki yemek düşkünlüğü hem milletin pimi çekilmiş bomba gibi olmasının nedeni; ruh ve zihin sağlığımızın düzgün olmaması.

Ben dahil, Türkiye’de 10 kişiden 8’inde ruh ve zihin sağlığı ile ilgili sorun olduğunu düşünüyorum. Bu illa delirmek, anlamında değil. İletişim kuramıyoruz, mutlu değiliz… Bir yerlerde bir sıkıntı var. Başta yetiştirilme tarzı ancak fazlası da var.

Hastahaneler ise sadece beden sağlığı ile ilgileniyor. Hatta özelleştikçe, para kazanma ile ilgilenmeye başladı.

**

Okulda okurken yine 95’leri bulunca; glutenin yanına vegan beslenmeyi eklemiştim. Sabah 6.30 gibi kalkıp; 30 dk yürüyüş yapıyordum. Duşa girip, kahvaltı yapıp derse. Her gün yoga ve meditasyon yapıyordum. Hayatımda en mutlu olduğum, sabah kalkmak ve uyanmakta sıkıntı çekmediğim; insanlarla aramda bariyerlerin yıkıldığını gördüğüm dönemdi. Şimdi İstanbul’da markete gitsem, birilerine deliriyorum. Ya trafikteki ayılara ya asansöre binince selam vermeyen görgüsüzlere ya da bugün marketin çıkış kapısını girmek için zorlayan, eliyle açmaya çalışan mankafalara…

O dönemde ise herkesle muhabbet ediyordum, gülüyordum, şakalaşıyordum. Hatta bu nedenle bir Starbucks’tan bedava kahve aldım. Kendi aralarında şakalaşıyorlardı, bana geç baktılar. Kusura bakmayın dedi çocuk, dedim yok; gülüp eğlenmezseniz sıkıntı, herkesin ihtiyacı var. Sonra ben de muhabbetlerine yönelik espiri yaptım, gülüp eğlendik. Tam ne kadar derken, bu da bizden olsun dedi. Yok dedim olmaz, önemli değil dedi.

Karşınızdaki insanlara saygı ve hoşgörü gösterirseniz, gülümserseniz; eğitimi, makamı, parası, gücü vs fark etmeksizin konuşursanız, değerli olduklarını hissedecekler. Bizde ise tam tersine herkes “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” kafasında… Hiçbir bok değilsiniz. Bugün varsanız, yarın yoksunuz. Arkada hiçbir şey bırakmayacaksınız. İnsanları kırıyor, doğayı mahvediyor, çalıyor, çırpıyor; karşınızdaki insanları ezmeye çalışıyorsunuz. Hepsi bu.

 

Değişim ama Nasıl?

Şimdi gelelim konunun özüne…

 

Yapabildiğin kadar hata yap fakat bunlardan ders çıkart.

Tüm her şey birbirine eklenmeli… Bilgiler, tecrübeler, tanıdıklar, gördüklerimiz, işittiklerimiz…

Başarının sırrı, hiç hata yapmamakta değil! Başarının sırrı, yapabildiğin kadar hata yapıp, bunlardan ders çıkartmakta. Bir kurumda, argede, ülkede veya kişisel hayatınızda eğer hiç hata yoksa; orada arge yoktur, deneme yoktur, yanılma yoktur… Dolayısıyla ders alma da olamaz.

 

Okuduğun, izlediğin, ders aldığın, tecrübe ettiğin her şeyi BİRBİRİNE BAĞLA.

İkinci kural da çok önemli. Okçuluktan yüzmeye, bateriden kaligrafiye, programlamadan dansa, politikadan uçuş simülasyonuna… Aklınıza gelebilecek abuk subuk bir sürü şeyi denedim. Yıllarca kendime yanlış yaptım, keşke bir alanda uzmanlaşsaydım dedim.

Fakat şimdi dönüp bakınca, bu benim yapıma uygun değilmiş. 11 yaşımda programlamaya başladım, dolayısıyla zihnim belirli bir yönde disipline girdi. Mühendislik okudum, 3. yılımda uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçtim. Mühendislikten gelmenin faydalarını gördüm. Mühendislikte dinlemedim, sıkıldığım derslerden bazı bölümleri, oturup öğrenmeye başladım, okumaya başladım.

Kaligrafi, minimalizm, programlama, mühendislik vs gibi nice şeyin sayesinde ve Steve Jobs, Elon Musk, Michael Schumacher, Magnus Carlsen gibi sevip, hayatlarını incelediğim insanlar sayesinde; bir konuya farklı şekilde bakabiliyorum. Medistasyon, verimlilik, programlama ve mühendislik, akademik bakış açısı gibi nice şeylerin sonucunda hepsini birbirine bağladım. Evet “uluslararası hukuk” konusunda uzmanlaşmak isterdim. Fakat bugün toplantılara girdiğimde; beden dili ve psikoloji ile zamanında ilgilendiğim ve ayrıca sezgilerimi güçlendirip güvendiğim için daha karşımdakiyle el sıkışırken, o işin olup olmayacağını anlayabiliyorum.

Bir yerde öğrendiğimi, bambaşka yerde kullanabiliyorum. Aslında bütün bunlara bakınca, hayattaki işleyişin çeşitli kanunlar ve kurallar ile yönetildiğini; fizikten siyasete, programlamadan ilişkilere bu mekanizmanın aynı olduğunu gördüm. Tüm bilgileri bağlamak, yep yeni ve daha karşılaşmadığınız bir durumda, kötü karardan uzak durmayı sağlayacaktır.

 

Neler Yapacağım?

Bir çok şey denediğim için yapmam gerekenleri biliyorum.

Yapılacak şeylerin başında sosyal medyaya veda ettim. Yaklaşık 10 yıldır doğru düzgün televizyon izlemiyorum. Ancak kahvaltılarda haberler ya da ailece bir kaç film… Fakat sosyal medya ile aram çok iyi idi. Facebook’u aile ve akrabalar basınca kapadım. Fakat Kıbrıs’ta bir sürü arkadaş vardı (40 kişilik sınıfın 35’i yabancı oluyordu), haliyle onların izini kaybettim. Yine açtım, fazla ilgilenmiyorum. Instagram’ı ise şekilci buluyorum. İnsanlar hayatlarından normal kesitler koymak yerine, daha BİR ŞEY görünmek için uğraşıyorlar… Daha güzel, daha zengin, daha fazla gezen… Yani fotoğrafçıda profil resmi çektiren insanlar var… Bu nedenle instagram’ı sevmiyordum. Twitter olmadan yapamam diyordum fakat son bir kaç aydır abuk subuk tipler para basıp botlarla TT oluyor. Bıktım. Saçma bir gündem. Haliyle bugün onu da kapattım. Sosyal medya ve televizyona elveda…

Peki neler yapacağım?

  • Sabah erken kalkacağım. Zaten 7 civarı kalkıyordum, belki 6-6.30’a çekebilirim.
  • Sabah meditasyon. Bunun yararını çok gördüm, çünkü zihnim yaramaz çocuk gibi sürekli meşgul. Rahatlayamıyorum. Meditasyon ile biraz disipline sokmuştum.
  • Spor… Aslında haftanın 3 günü yüzüyordum, kalan 3 gün ağırlık ama bakalım (bir gün temizlik var). Fakat iyi bir düzen oturtmam gerek. Vücudum şekle girsin, kondisyonum artsın. Bu sırada yoga düşünüyorum. Esneklik sağlıyor (dansı ve yogayı bırakınca kazık gibi oldu bedenim). Belki sporu düşürürüm.
  • Kitap kitap kitap… Milli Mücadelenin 100. yılı için 2023’e kadar, Milli Mücadele’yi ve Atatürk’ü her alanda (diplomatik, ekonomik, askeri, stratejik vs) anlamak istedim. Bunun için okuyabildiğim kadar kitabı okumayı hedefledim. Atatürk ile ilgili bir çok kitap okudum. Biraz daha var. Atatürk’ten sonra harita ve krokilerle Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele döneminde istihbarattan diplomasiye her konuda kitap okuyacağım. Fakat bunların yanında kafamı rahatlatmak için kitaplar da okuyacağım (diğerlerinden not aldığımdan ağır gidiyor, çıtır çerez kitaplar). Ortalama kalınlıkta, ayda 5 kitabı bitirmeyi planlıyorum. Aslında zor değil. Günde 80-100 sayfa okusam mis ki televizyon ve sosyal medya olmadan çok kolay!
  • Sosyalleşmek için yeni insanlarla tanışmak gerek. Bunun için bazı formüllerim olacak ama geçmişten bu yana çok kısıtlı çevre tuttum. Sadece güvendiğim, her konuda bir şeyler öğrenebileceğim insanlar oldu etrafımda. Kafa dengi. Bunun için bir şey yazmıyorum.

Kurduğumuz ilaç arge şirketi devam ettiği ve ben “burası oturunca (anneme yardım ediyorum), kendi yoluma bakarım (ki glutensiz ürünler ve politika oluyor)” dememe rağmen; “burasının oturması” sanıyorum, düşündüğümden biraz daha fazla olacak. Haliyle bir şey yapıyorken, tam yapmak gerek… O halde mevzuatlar vs gibi dökümanlara gömülmen gerekecek. Projeler, düzenlemeler vs…

 

Verimlilik

Burada işin özü Steve Jobs’un hayatını incelerken öğrendiğim minimalizm (bknz: minimalizm nedir nasıl minimalist olunur) ve Elon Musk’tan öğrendiğim düşünmenin temel ilkesi (bknz: bilimsel düşünce ve Elon Musk düşüncesi temel ilke, first principle) ve daha da önemlisi Elon Musk’tan öğrendiğim VERİMLİLİK konuları…

En büyük etkileri, en sade şeyler yapar (dikkat: minimalizm – sadelik ve basitlik arasındaki fark).

Biliyorum, değişim etrafımda dolaşıyor. Fakat hazır olmalıyım, değişime kucak açmalıyım. Bunun temelinde de öğrenmek, kendini geliştirmek, kendine bakmak (sağlıklı olmak), yeni fırsatları taramak var. Eğer beyin fırtınası yapabileceğiniz (oturup konuşurken yeni şeyler öğrenip, konuşurken yeni fikirler aklınıza gelecek) bir çevreniz yoksa, böyle bir çevre için uğraşın. İlk söyleyeceğim bu!

Verimlilik için, zamanınızı en doğru şekilde kullanın. Hiç anlamadan yaşlanacağız. Bu nedenle her dakika değerli ve bu dakikaları geleceğe yatırım yapmak için kullanmalıyız, kendimizi geliştirmek için!

Gezerken, gezmiş olmak için gezmeyeceğiz. Eğleneceğiz! Hem de ne biçim… Fakat öğreneceğiz; dil öğreneceğiz, yeni bilgiler öğreneceğiz, yeni şeyler öğreneceğiz. İnsanlar tanıyacağız, kendimizi geliştireceğiz. Değişimi kucaklayacağız.

Fakat şunun da altını çizeyim; önce kendi coğrafyamızı, tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi öğreneceğiz!

KENDİNİ BİL!

Kategori: Genel - Hayat
%d blogcu bunu beğendi: