Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Değerli dostlar, Doğu Akdeniz’de elimiz güçlü. Tamam iktidarı eleştirdik, yeri geldi muhalefeti eleştirdik. Bunların hepsini bir kenara bırakmamızın zamanıdır. Dış politika bambaşka şey. Şu an Akdeniz’de yaşananlar iç politika meselesi değildir. Burada yaşanan, denizlerdeki Sevr’in kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Lozan ise Mavi Vatan’dır. Dolayısıyla iktidarın bazı politikalarını eleştirmeyi şimdilik rafa kaldırmamız gerekiyor.

Şu an Türkiye Cumhuriyeti; ordusuyla, diplomatlarıyla, istihbaratıyla, bürokratıyla, memuruyla, yüce Türk milletiyle tam bir bütünlük içinde çalışıyor. Bunu görebiliyorum. Elbette çatlak sesler çıkacak ancak şu an bize dayatılan bu akıl ve mantık dışı antlaşmaları, uluslararası ve deniz hukukuna dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir şekilde uymayacak tezleri bize dayatmaya çalışıyor.

Bu işin 1919’dan pek de farkı yok. Yine Batının kuklası olmuş, Batı tarafından şımartılmış bir Yunanistan; yine Türkleri dar alana hapsetmeye çalışan bir batı. Fakat bu hesaplar da tıpkı Eylül 1920’de olduğu gibi denize dökülecektir.

Şu anda Türkiye’nin üzerine gelindiğine bakmayın. Demokratik indeksler ve sivil/politik haklarda ve basın özgürlüğünde Afrika kabile ülkelerinin bile altına düşen; Avrupa’ya karşı sürekli “eyyy, heyy, hüyttt, bunlar bizi kıskanıyor, dış mihrak bunlar, Nazi artığı” diyen bir ülkeye ne yapacaklar? Kollarını açıp sarılacaklar mı?

Adil olmayan, hak alınmayan, uluslararası hukuka uymayan her antlaşma; tarihin çöplüğünü boylayacaktır!
ER YA DA GEÇ BOYLAYACAKTIR!

Yapılması gerekenler ne bunlara bakmamız gerek.

Türkiye’nin Eli Neden Güçlü?

Navtex boş mu Doğu Akdeniz’deki son durum başlıklı yazıda biraz daha detaylı belirttim, burası biraz özet olsun. Öncelikle Yunanistan, sürekli olarak Avrupa Birliği’ne güvenip, Türkiye’yi vururuz diyor. Yunanistan, devlet olmayı öğrenememiş ve Avrupa tarafından şımartılmış, kukla bir devletçiktir. Bunu da milliyetçi duygular veya duygusal bir nedenden ötürü söylemiyorum. Başkalarına güvenerek, büyük devletlerin ardına sığınarak topraklarını büyütmüş bir ülkedir. Türkiye ile her savaştığında ağır darbeler almıştır. Sözlerini tutmaz, kafa tasçıdır, Türkiye Cumhuriyetinin iç işlerine karışma hadsizliğini gösterir, “gerilimi düşürelim” der ancak hemen sonra gerilimi tırmandırır. Türk pilotları, Yunan jetlerini umursamaz; kalkıp hedef kitleyip bunu “bakın Türkleri rezil ettik” diye yayınlarlar.

Yanlış anlaşılmasın, uluslararası ilişkiler mezunu olarak söylüyorum; Yunanistan, Bulgaristan gibi Balkan devletleriyle düşmanlık değil, tamt ersine uyum istiyorum. Birlikte kültürel ve ekonomik birliktelik, üretim birlikteliği, enerji antlaşmaları, turizm antlaşmaları… Anlaşamadığımız konuları bir kenara kaldırım, anlaştığımız ve çıkarlarımızın örtüştüğü bölümlerde işbirliği yaparak; daha sonra diğer sorunların çözülmesi sadece ikili ülkeler değil, bölge ve dünya için çok önemlidir. NATO için önemlidir, Avrupa Birliği için önemlidir. Fakat bunları istiyorum diye, Yunanistan’ın şımarıklığını ve devlet terbiyesinden uzak davranışlarını da hasıraltı edecek değilim.

**

Yunanistan’ın Adalar Denizinde (Ege) istediği budur. 12 mile çıkartıp, Türkiye2yi ufak bir bölüme hapsetmek.

Yunanistan bir “adalet devleti” olmamasına ve anakarası olmasına rağmen; adalarını kullanarak Türkiye’yi tıpkı Sevr antlaşmasındaki gibi, sularda da sıkıştırmak istiyor. Doğu Akdeniz’e Yunanistan’ın söz hakkı yoktur. Buna rağmen, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasalarına dahi aykırı olarak; Türk tarafının hakkı yenmiş ve GKRY, başka devletler ile antlaşma yaparak Doğu Akdeniz’de başkalarının haklarını gasp etmeye çalışmıştır. Bizi hapsetmek istedikleri harita şu:

Kıbrıs, bir ADADIR. Girit ve Rodos gibi. Meis gibi. Bu adaların, Mühasır Ekonomik Bölge (MEB) üzerinde, ANAKARA gibi antlaşma imzalama hakkı yoktur. Yunan tezi ise, oklarla da gösterdiğim züere adayaları ve GKRY’ni kullanarak Türkiye Cumhuriyetini Akdeniz’e hapsetmek istiyor ve AB, BM logolarını da utanmayan kullanıp görsel yayıyor (sağ altta).

Münhasır ekonomik bölge, ilan edilmesi gerek. Dolayısıyla Karadeniz’de yaptığımız gibi, Doğu Akdeniz’de de Mısır, İsrail ve Lübnan ile antlaşma yapmış gibi; MEB İLANINDA BULUNMAK ŞART. Tek taraflı olarak bunu biran önce yapmalıyız.

İspanya ve Fas antlaşmasına baktığımızda gerçek durum ve Yunanistan’ın akla, mantığa, adalete, uluslararası hukuka sığmayan saçma sapan tezine göre ortaya çıkan durum şudur [1]:

**

Gördüğünüz üzere; İspanya, Yunanistan gibi Avrupa tarafından şımartılıp sonu bitmeyen isteklerde bulunsaydı; Fas’ın dibinde olan adalarla yapılacak olan antlaşma yukarıdaki gibi olurdu. Dünyanın hiçbir yerinde, Yunanistan’ın saçma tezleri kabul edilmiyor.

Yunanistan Tezini Kabul Ettiremedi

İtalya ile yaptığı antlaşmada da, son dönemde Mısır ile yaptığı antlaşmada da Yunanistan’ın tezi kabul edilmeli. Acele şekilde yapılan ve Mısır’a ABD’nin ve muhtemelen AB’nin de baskısıyla yapılan bu antlaşmada ise altta görüleceği üzere Meis adası kabul görmezken; Mısır, Girit bölümünden de pay aldı. Yani Yunanistan, %5’lik isteğinden vazgeçti ve Meis adasını kabul ettiremedi.

Düzenleme:

Bu da, Tümamiral Cihat Yaycı’nın başında bulunduğu Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi hesabından yayınlanan İngiltere-Fransa arasındaki MEB antlaşmasında İngiliz adalarına tanınmayan durum:

**

Mısıra baktığımızda ise durum daha kötü. Türkiye ile yapılacak MEB antlaşması, Doğu Akdeniz’de Mısır’a daha büyük alan sağlıyordu. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle dedi [2]:

Bu konuda ben Mısır’ı anlamakta zorlanıyorum. Mısır bir taraftan istihbarat örgüt vasıtasıyla benim istihbarat örgütüme farklı şeyler söylüyor. Burada yanlış anlamalar var diyor. İstihbarat örgütümüz onların istihbarat örgütüyle görüşmeleri sürdürüyor.

Arka kanallar denilen istihbarat örgütleri ve çeşitli vasıtalar ile iletişim (Casuslar Köprüsü’nü izleyiniz) devam eder. İsrail ile de devam ettiğini düşünüyorum. Yunanistan’daki uzmanların ve muhaliflerin rahatsız olduğunu biliyorum çünkü “iddia ettiğimiz şeyi İtalya’da da Mısır’da da kabul ettiremedik” diyorlar. Üstelik mesafe konusunda geri adım attılar. Mısır ise Türkiye ile daha doğru antlaşma yapacak. Onun da haritasını vereyim:

**

Doğu Akdeniz, Yunanistan’ın karışacağı bir konu değildir. Ayrıca Kıbrıs adası da sadece kısıtlı şekilde karışabilir çünkü uluslararası hukuk ve denizler hukukunda adalara böyle yetkiler verilmiyor.

Doğu Akdeniz’de söz sahibi olan devletler; Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin, Mısır, Libya’dır.

 

Hiç Merak Etmeyin Devletimiz Bunu Çözecek

Doğu Akdeniz’de; uluslararası hukuk, denizler hukuku, Yunanistan’ın aceleden yaptığı saçma antlaşmalar ile kendi tezini çürütmesi, Mısır ve İsrail’in Türkiye ile antlaşma yaptığında daha fazla alan kazanması, Türkiye’nin bir Akdeniz ülkesi olması ve kısıtlanamayacağı gibi nedenlerle Türkiye’nin eli çok güçlüdür. Aceleyle ve baskıyla atılan adımlarda, Yunanistan ve Mısır gibi ülkeler sürekli olarak hata yapmaktadır.

Elimiz çok güçlü ancak… Diplomatlara, istihbarat örgütlerine, uzmanlara, akademisyenlere güvenmemiz gerek. Ne demek bu?

Liyakat

Mısır’ın iç işlerine karışmayacağız. Filistin meselesi yüzünden İsrail ve Türkiye çıkarlarına uygun olacak antlaşmaları imzalamaktan çekinmeyeceğiz. Bunlar yanlıştır. Öte yandan şu an, denizlerin Lozan’ı Mavi Vatan’ı savunmak için gerekirse savaşacağız. Bunu göze almamız ve önemini anlamamız gerek. Bize dayatmaya çalıştıkları şeyin Sevr’den farkı yok. Dolayısıya devlet ve kurumları var gücüyle çalışırken; muhalefetin ve kamuoyunun destek olması gerek.

Savaş Çığırtkanlığı Yapmayın

Maalesef sosyal medyada bol bol savaş çağrısı yapılıyor. Kıbrıs konusunda Türkiye Cumhuriyeti, yerden göğe kadar haklıyken bu işi sonuçlandıramadık. Çünkü diplomatik hatalar yapıyoruz. Avrupa, Amerika kamuoyu, bizim hakkımızda kötü düşünüyor. Kaldı ki” bizi kıskanıyorlar, dış mihrak bunlar, Nazi artıkları” falan derseniz; tabii ki unutmazlar. Eğer birilerini düşman olarak görmeye başlarsanız, değilken bile düşman haline getirirsiniz. Saf olmayacağız, her hamleyi düşüneceğiz ancak düşman değil dost kazanamya çalışacağız.

Yunanistan ile savaşmak istiyorlar. Aynı tipler; 82 Musul, 83 Kerkük, 84 Şam, 85 Moskova, 86 Berlin, 87 Vaşington diyen tipler. Buralarda namaz kılmak isteyenler. Yani savaşın maaliyetlerini bilmekten aciz olanlardır.

Yunanistan, Mısır ve belki Fransa ile aynı anda mücadele edebilecek durumdayız. Kazanacağımızdan şüphem yok. Fakat her şeyi sayısal olarak görüyorsunuz. Oysa olay savaşmak değil, savaşmadan kazanmaktır. Diplomasi, kansız savaştır. Diplomatlarımız görevlerini icra edecek. Bakın SİHA meselesi var. Şimdi düşmanlarımız bunları üretmeye çalışacak ya da satın almaya çalışacak. Gemiler yapıyoruz, tanklar ve savaş uçakları üzerinde çalışma var. Jet motoru çalışması Eskişehir’de AKP’den önce başlamıştı. Bütün bunlara baktığımızda olay üretimden çok, düşmanlardan önce geçip; onların da bizi yakalamak için uğraşı içine girdiği ekonomik bataklığa sürüklemektir. Yunanistan bu nedenle çöktü, yine çökebilir.

Yani NATO-SSCB yarışının amacı savaş çıkınca birbirini öldürmek mi sanıyorsunuz? Tam tersi kaynaklarını verimli kullanan kazanacak idi.

Yunanistan, Fransa, Mısır’ı savaşmadan yenebiliriz. İtalya, Malta başta olmak üzere; Almanya, İngiltere gibi devletlerle işbirliğine gidilebilir. Milli uçak konusunda ortak geliştirilecek sistemler yapılabilir. Tank, top, uçak gibi bir sürü projede ortak çalışma yapılır ve kültür&sanat gibi konularda da işbirliğine gidilir. Doğu Akdeniz’de çıkarlarımız korunur, hiç merak etmeyin.

Fakat savaşmak maliyetli ve gereksizdir. Öte yandan bir kaç gemi batabilir ve uçak düşebilir. Ancak NATO ülkeleri arasında bir savaş olmaz. NATO’dan ayrılsak bile Avrupa Birliği’nin güvenlik kalesi Türkiye’dir. Almanya, her türlü askeri techizatı vermeyi durdursa da denizcilikte bizi desteklemeye devam ediyor. Nedeni de AB’nin güvenliğinin bizden sorulması (bu bölgedeki). Kimse Türkiye ile savaşı istemez. Hiç merak etmeyin.

Savaşmadan da hepsini alt edebiliriz. Bırakın uzmanlar işlerini yapsın. Biz tek yumruk Mavi Vatan’a sahip çıkalım.

Propaganda Boyutu Güçlenmeli

Değerli dostlar, Reddit, Quora gibi yerlere hücum edin. Yabancı forumlara hücum edin. Türk tarafının tezlerini ve görsellerini atın. Çünkü Batı medyası sürekli olarak Yunan tezlerini içeren görsellerin servis ediyor. Bununla mücadele etmemiz şart.

Yunan adaları deyip duruyoruz değil mi? Ben 2018’de yazdığım konudan itibaren (Ege Adaları: Yunanistan ve Türkiye), Ege adaları demeye gayret ediyordum. Altta Cihat Yaycı’nın da dediği üzere, Türkler hiçbir zaman Yunanlılardan almadı buradaki adaları. Dolayısıyla Yunan adaları değildir. Tam tersine Yunanlar, büyük devletlere sığınarak ve masa başında bizden gasp etti. Bu nedenle Yunan Adaları tabiri yanlıştır. Yunan değil, Türkçe isimlerini de kullanmamız doğru olacaktır.

Tıpkı Osmanlı’nın vilayet haritasını resmi yerlerden yayınlamadıkları gibi (cetvelle çizilen ülkeler Suriye ve Irak), Mavi Vatan haritalarını da resmi ya da resmi olmayan kurumlar net  şekilde yayınlayıp, bunları paylaşmakta zorluk çekiyor ki herkes üzerine düşeni yapacak; gerekirse biz uğraşacağız ve bunları yayacağız.

Tümamiral Cihat Yaycı, Ege değil Adalar Denizi denmesi gerektiğini açıklıyor. Konuşmasını vereyim:

**

Bu konuşması çok önemlidir. Aynı şekilde emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in açıklamalarını da dikkatle takip ediniz.

Bu durum çok ciddi. Denizler konusunda 1919’dan farklı görmüyorum. Sevr antlaşmasından farklı görmüyorum. Eğer ülkeyi ben yönetseydim, çok net söylüyorum; diplomatik ve uluslararası hukuka dayalı olarak sonuna kadar hakkımızı savunur, savaş yerine diplomasiyle çözmeye çalışırdım ancak gerekirse savaşı da göze alırdım. Çok net söylüyorum, gerekirse savaşılır ancak savaşmadan alabileceğimize o kadar eminim ki. Sadece sabır, stratejileri doğru kurmak ve duygusal davranmamak gerek.

Söylem Değil Eylem Gerek

Biz “eyy Avrupa, eyy Trump” diyoruz, sonra bambaşka adımlar atıyoruz. Bu konuda Putin gibi davranmak gerek. Putin, “partnerlerimiz” diyerek dolaşıyor ancak gün sonunda atacağı adımları atıyor. Satranç gibi alternatif hamleler ve bunlara karşı da atılacak adımları düşünüyor. Türkiye’nin Libya ile yaptığı bu antlaşma, hayatidir. Bu şekilde ilerlemek gerekir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de bu yolda ilerlediğine en ufak şüphe duymuyorum.

Fakat S-400’leri getireceğiz, gerekirse vururuz, ne gerekiyorsa yaparız söylemleri yerine; “diplomasi ve müzakere doğru olandır, Avrupalı partnerlerimiz ile işbirliğini güçlendireceğiz” diyerek, eylem konusunda da gerekirse gemi batırmak doğru olandır.

**

Son olarak şunu söylemek istiyorum, bu haritayı ezberleyeceğiz, çocuklarımıza anlatacağız. Yunan adaları değil, Ege adaları diyeceğiz, Türkçe isimleri ile anlatacağız. Bu adaları zamanında Yunanlardan değil; Venediklerden, Cenevizlilerden, Şovelyelerden aldığımızı da bileceğiz!

Mavi Vatan, ikinci Lozan’dır. Bu nedenle herkes Mavi Vatan’a sahip çıkmalı, çocuklarına anlatmalıdır. Okullarda da çocuklarımıza gerçekleri anlatacağız. Milli bilinç yaratacağız!

 

kAYNAKLAR

[1] associationcortex. Reddit. Spain-Morocco EEZ (+Bonus Greek Version(11 Ocak 2020). https://www.reddit.com/r/Turkey/comments/en6m16/spainmorocco_eez_bonus_greek_version/

[2] Erdoğan’dan flaş açıklama: Devam edecek olurlarsa cevabını misliyle alacaklar (14 Ağustos 2020). https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberler-erdogandan-flas-aciklama-devam-edecek-olurlarsa-cevabini-misliyle-alacaklar-41587277

Son Değişiklik: 14/08/2020 - 15:29