Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Normalde yazı yazmayacaktım, hatta alan adının (emrecetinblog.com) süresi doluyor ve uzatıp uzatmama konusunda kararsızım ancak eski yazılara gelenler çok ve etki gücü yüksek, muhtemelen seyrek yazarak devam edeceğim.

Gündem yoğun olunca, yarın sabah erkenden yola çıkacak olmama rağmen (yazıya başladığımda saat 00.40) bir şeyler yazmak istedim.

Gündem yoğun. ABD, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) için silah ambargosunu kaldırdı ancak açıklamada şöyle diyor [1]: “US decision to remove blocks for one year on the sale of ‘non-lethal defence articles’ slammed by Turkey.”

Türk haberlerinde böyle bir şey yok (bikini kız koyup, sahte başlıkla tıktan para kazanmaya çalışan iğrenç basın olduğu için çoğunda olmaması normal) ancak bir yıl ve “non-lethal” yani öldürücü olmayan bölümü önemli. Fakat konu silah almak, satmak, ambargo vb şeyler olduğunda olay aslında bir mesaja dönüşüyor.

Bunun dışında Fransa’nın tutumu; uçak gemisi göndermesi, açıklamaları ve Yunanistan, Mısır, BEA, S. Arabistan gibi devletlerin tutumları, İsrail’in durumu derken Doğu Akdeniz epeyce karışık.

Doğu Akdeniz ve Orta Doğu Neden Karışık?

Orta Doğu neden üçe bölünüyor? başlıklı yazımda biraz bahsetmiştim. Fakat esas olay, Suriye ve Irak’ın mevcut durumuna neden olan Skyes-Picot antlaşmasıdır. Orta Doğu’da sorunların kaynağı: cetvelle çizilen ülkeler konusunda daha fazla yazı var ancak;

Fransız diplomat (ve hukukçu) Picot ile İngiliz politikacı (Sykes), Osmanlı’nın aksine Suriye ve Irak’ı din, mezhep, köken, yaşam ve politik görüşlere bakmaksızın “burası senin şurası bizim” diye bildiğiniz anlamda cetvelle çizdiler. Sadece Osmalı karşıtlığı ve kendi çıkarlarını düşündüler. Aslında Rusya’da vardı ancak devrim nedeniyle sonra çekildi.

Daha sonra Fransızlar, Suriye’yi sömürgeleştirdi. Çoğu sömürge gibi Suriye’de, İkinci Dünya Savaşı ile bağımsızlığını kazandı ANCAK sıkıntılarla boğuştuktan sonra darbeyle tanıştı. Sosyalist ve laik yapıda olan Baas partisi (ki aynı zamanda Arap milliyetçiler, ben Orta Doğu derslerini görürken de Mısır’ı ve bunları anlayamamıştım hâlâ anlayamıyorum ama neyse) iktidara geldi. Açıkçası batını işine yaradı çünkü radikal değillerdi ve laiklik gibi batıya yaranacak şeyler de içeriyordu. Tabi Türkiye ve Yunanistan NATO’ya girerken, SSCB ise “sosyalist” Suriye ile ilişkileri güçlendiriyordu.

**

Kısaca toplamak gerekirse; Osmanlı’yı parçalamaya çalışan Fransızlar, İngilizler, Ruslar ve Batı’ya kafa tutan SSCB, Suriye, 1989 sonrasında da Akdeniz’de ve Orta Doğu’da deniz ve hava üsleri olan Rusya derken İtalya’nın Libya’sı ve Türk düşmanı Mısır, Yunanistan, Rumların ortaklığı falan derken işler epeyce karışık ve kimin eli kimin cebinde belli değil.

Gelelim Rusya’ya

Rusya sayesinde Esad ayakta kaldı. 2013 yılında bilgisayar mühendisliğini 3. yılımda terk edip uluslararası ilişkiler bölümüne geçtiğimde, Putin’i 3-4 yıldır sıkı şekilde takip ediyordum. Zaten 2014’ün sonunda açtığım bloga 2015’te “Putin’in günlük düzeni ve karakteri” konusunu açmamdan belli (daha fazla konu için: Putin etiketine bakın).

Bölüme başladığımda müfredata direkt Arap Baharı, Gezi Parkı gibi konuları eklemişlerdi. Durum bu kadar karışıken ve Suriye’deki olaylar ciddi iken o dönemde bölüm başkanı mıydı hatırlamıyorum ancak öncesinde bölüm başkanı olan ve şimdi de bölüm başkanı olan Ahmet hocanın bir etkinliği oldu. Biz de katıldık. Tabii canlı yayın olduğunu bilmiyordum. Yıllar sonra buldum ve benimle ilgili olan bölüm şu:

Programın tamamını izlemek isteyeler buradan [2] izleyebilir. Tabii ufak düzeltme yapayım, “savaşın eşiğinden aldı” dediğim, Esad’ı devrilmenin eşiğinden aldı anlamında. Kaba tabiriyle kıçını kurtardı. Öte yandan dudaklarımı sıkmışım daha fazla bir şey söylemek istemedim, fazla tanımadığım ve milletin içinde olduğu için ancak o gün de aynısını düşünüyordum bugün de aynısını düşünüyorum; KKTC konusunda Rusya ile çalışmalar yapılabilir. En azından Rusya’nın KKTC’ye karşı tutumunu değiştirebilirsek elimiz güçlenebilir. Daha farklı fikirlerim de var ancak şu an kendime saklayayım.

Tabii Ahmet Hoca “demokratik olmaması” nedeniyle Rusya ile ilgili olumlu bir şeyler söylemekten kaçınmış ve “şahsen Rusya’yı örnek almaktan kaçınırdım” demiş. Fakat 2000’lerin başına kadar iç çatışmalar, problemlerle dolu olan bir ülkeyi getirdiği nokta muazzam. Kaldı ki liberal biri olsam da ABD’nin gittikçe zayıflayacağını ve AB içerisinde 2,5 kutup oluşacağını (yıkılacağını sanmam, AB çökse de başka bir birlik kurarlar) düşünen birisi olarak BRICS ülkelerinin güçleneceğini düşünüyorum. Kaldı ki Çin’in salgın ile mücadelesi ortada ve ABD, Çin’in donanması ve hava araçlarındaki gelişiminin önüne geçebilecek mi şüpheliyim.

Rusya İlişkilerimiz ve Doğu Akdeniz

Sınıfımızda eski SSCB ülkelerinden gelen bir çok arkadaş vardı. Bazı konularda “bize böyle anlatılmadı, şöyle biliyoruz” diyorlardı. Bu yüzden Rusça öğrenmek istedim ve şimdilik çok yavaş gelişmeyle Rusça öğreniyorum ancak Rus kaynakları ve düşünce kuruluşlarını mümkün olduğu kadar takip ediyorum (kaldı ki bakanlık ve remsi kurumlar bile bu raporları yayınlıyor, onlara bakmak da yeterli).

Sadece Batı medyası değil, biraz daha farklı kaynaklara baktığınızda, aslında Batı medyasının da o kadar melek olmadığını görüyorsunuz. Evet bir Türk ve Rus medyası gibi sert propagandalar yok belki ancak doğru bilgileri farklı şekilde kullanarak propaganda yapıyorlar.

Bush, Obama falan yüzümüze gülerken arkamızdan PKK’ya destek verdi. 1919’da ABD’nin Samsun limanını bombalamasından Johnson mektubuna, Kıbrıs Türklerine karşı yapılan soykırıma göz yumması, Türk çiftçinin ekimine karışması ve Kıbrıs Barış Operasyonu nedeniyle ambargo uygulaması, Adalar (Ege) Denizinde Yunanistan’ın tarafında durması gibi nedenlerle ABD’yi asla Türkiye’nin dostu ve müttefiki görmüyorum.

Türkiye’nin de ABD’ye, AB’ye veya herhangi bir ülkeye, birliğe göbekten bağlanmasını doğru bulmuyorum. Bu açıdan sıkıntılı ve sancılı günler yaşasak bile kendi ayaklarımızın üzerinde duracağız. Güçlü bir ülke olmak için bunu yapmak ve bölgede, dünya güçleri arasında denge kurmak zorundayız.

İlginç Gelişmeler

Putin zeki adamdır, kontrolünü kaybetmez, hesaplıdır ve planlıdır. Dikkat ederseniz Doğu Akdeniz’de Rusya pek fazla bir şey söylemedi. Fakat bugün Türkiye, 2 navtex ilan etti ve başlık “Rusya atış eğitimleri” [3].

Libya’da Sirte ve Cufra’dan Hafter güçlerinin çekileceği ve petrolün adil şekilde paylaştırılacağı konusunda bir anlaşmaya varıldığı söyleniyor. Türkiye ise KKTC’de ve Libya’da muhtemelen deniz üsleri açacak ve Libya’da hava  yine muhtemel hava üssü açılacak. Önemli gelişmelerdir, umarım 2-3 uçak gemisine de en kısa sürede kavuşuruz.

Erdoğan, Suriye konusunda Rusya’ya giderken Hafter Mısır’a ve bir kaç ülkeye güvenerek ateşkes antlaşması yapacağı “masadan kalktı”. Daha sonra Türkiye, bu kararın neden yanlış olduğunu gösterdi. İster beğenin ister beğenmeyin. “Suriye’de ne işimiz var” konusunda, ne işimiz olduğunu anlattım ancak çok kısaca şöyle:

2012 – Ocak: 9.500 – Aralık: 144.755
2013 – 560.129
2014 – 1.622.839
2015 – 2.503.549
2016 – 2.814.631 (Fırat Kalkanı Harekatı: 24 ağustos 2016)
2017 – 3.424.237
2018 – 3.618.624 (Zeytin Dalı Harekatı : 20 Ocak 2018)
2019 – 3.576.365 (Barış Pınarı Harekatı : 9 Ekim 2019)

Çok net şekilde gördüğünüz üzere, harekatlardan sonra mülteci akını durmuş. Eğer harekatlar olmasa ve Türk ordusu orada aktif görev yapmasa 1-1,5 milyon müteci daha gelirdi. Çok daha önce yapılmalı, Suriye’nin içerisine girip burada güvenli bölgeler oluşturup mültecileri kendi topraklarında tutmamız gerekiyordu. Dolayısıyla ne işimiz var saçmalığını geçelim.

**

Putin’in ise Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında şöyle demişti [4]:

(Erdoğan’a hitaben) Sayın Cumhurbaşkanı, büyük ölçüde sizin duruşunuz sayesinde, Suriye’deki durumu iyiye doğru değiştirmek mümkün oldu. Bu süre içinde terörist oluşumlara büyük darbe indirildi ve çözüm süreci ciddi biçimde ilerledi
(…)
Sizin ve tüm meslektaşlarınızın duruşunu, müzakere sürecindeki tüm partnerlerimizin duruşunu takdir ediyoruz
(…)
İkili ilişkilerimizin tam kapsamlı gelişimi, ilgimizi çeken bazı sorunların çözümü için son zamanlarda birçok şey yapıldı

Gerçekten de böyle.

Putin’i ABD ve AB ile ilişkilerinde de takip ettim ve ediyorum. Farklı fikirler ve öneriler gelmesine rağmen, ABD her defasında sınırları zorluyor (füze kalkanı vs gibi konularda). Putin sürekli olarak “partnerlerimiz” diyor. Çok nadir sert sözler çıktı ve onlar da yerinde. Duygusal davranmıyor. Sözleri her ne kadar böyle olsa da adımları sertleşebiliyor. Şu anda Karadeniz’de ve farklı noktalarda Rus jetleri ile NATO jetleri arasında (ki özellikle ABD jetleri arasında) didişme var. Tabii Batı medyası bazı haberleri verirken, bazılarını farklı şekilde veriyor. Örneğin Rus bakanın uçağına F-16’lar yaklaştığında Rus jetleri önleme yapmak için geliyor ve bunu bile “Rus uçakları F-16’ları önledi” olarak veriyorlar. Yani durduk yere NATO uçaklarına hamle yapmış gibi.

Putin’in Farklı Planları Var

Putin ise NATO’yu zayıflatmak, Avrupa Birliği içerisindeki kutuplaşmayı hızlandırmak için elinden geleni sakin sakin yapıyor. Hesaplıyor, nabız yokluyor, gerekirse taktik değiştiriyor. Söylemlerinde duygusal ve sert değil (eyyy Amariga gibi). Fakat adımları sert.

NATO’nun 2. büyük ordusuna sahip Türkiye’yi AB ve NATO’dan uzaklaştırmak için tüm imkânları kullanacaktır. Suriye ve Libya’da anlaştıysak, Doğu Akdeniz ve kim bilir Karadeniz’de(!) enerji kaynaklar için ortak adımlar atılabilir. Sonuçta Karadenizdeki gazı da Türkiye Cumhuriyeti devleti çıkartmayacak sanıyorum? Oldu olacak mahallemize internet kafe açsın devlet? Özel sektör olmadan bu iş olmaz. Dolayısıyla Rusya ile çeşitli adımlar atılabileceğini düşünüyorum.

S-400’ler, nükleer santral, Türk akımı derken Rusya’nın yatırımları var ve uçağı vurmamız bile büyük sonuçlara neden olmadı. Güney Kıbrıs ile ambargo kalkmasına karşılık ABD2de hangi yetkiliydi şu an hatırlayamadım ancak “Rusya’nın etkinliği nedeniyle ambargonun kalkması gerekiyordu” gibi mantık dışı açıklama yapmıştı. Nasıl ki Yunanistan, “Rumları AB’ye almazsanız başka ülkelerin girişine izin vermem” diyerek 1960 Anayasası’na uymamasına rağmen Kıbrıs’ı AB’ye soktu, şimdi de Rumların çeşitli sözleri ve tehditleri var anlaşılan. Fakat Rusya burada dışlanmış hissedecek. Kaldı ki Ruslar ile Rumlar, farklı ekonomik bağlantılara sahip idi…

Bütün bunlar, er ya da geç Doğu Akdeniz’de bir Türk-Rus işbirliğine götürebilir mi? Örneğin KKTC’de açılacak limana kim bilir belki Rus gemileri (sivil) gelebilir. Hatta KKTC’ye ait sahalarda Rus şirketleriyle arama yapılabilir mi yapılabilir… Belli olmaz.

Madalyonun Diğer Yüzü

Yukarıda “olumlu” bir hava çizsem de; Rus Dışişlerinden “Kıbrıs ilhakı” ve Rumların, adanın sahibiymiş gibi çeşitli açıklamaları olmuş ve Türklerin sondayı için “kaygı” mesajları yayınlamışlardı. Tabii bu bölgelerde Türkiye’nin gaz bulması, Rusya’dan gelen gazın azalması ve hatta Türkiye’nin Avrupa’ya gaz satacağı dolayısıyla Rus alternatifi olabileceği anlamına da geliyor.

Ruslar ise, Rumlar ile ekonomik ilişki içerisinde ki farklı durumlar da var. Dolayısıyla Rumların karşısında durmak isterler mi o da soru işareti… Fakat ben yaşananlardan sonra Rusların, Türkiye ve KKTC’ye yakınlaşmak dışında bir ihtimalleri kaldığını düşünmüyorum.

Sonuç Olarak  – İsrail ve Lübnan

Devlette duygusallık bir kenarda olmalı. Şirket CEO’sunu beğenmediğin için işine yarayacak hammaddeyi almamak gibi bir şey yapılmamalı. Eğer İsrail ve Türkiye’nin çıkarına ise deniz yetki antlaşması yapılır. İsrail ve Lübnan ile bağ kurmak şart.

Macron Irak, İsrail, Mısır, Lübnan, Yunanistan, GKRY ile yakın ilişki içerisinde. Libya’da da Hafter’i destekliyor. Aslında Fransa’nın burada ne işi var? Modern çağda sömürge kafası. Fakat Mısır’dan daha fazla Akdeniz’e açılan sahili olan Türkiye’yi, hapsetme fikrine destek verip daha sonra Türkiye buna karşı çıkınca da “Ruslar ve Türkler imparatorculuk oynuyor” gibi çeşitli ilginç sözlerle gelebiliyor.

Yaşadığımız durumun İstiklâl Mücadelesi’ndeki tablodan farkı yok:

Biz tek siz hepiniz…

Türkiye’nin mücadelesi haklıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin karşısında olanlar er ya da geç kaybetmeye muhtaçtır.

Filistin bile Türkiye’ye bunları yapanlarla işbirliği içerisinde. Bu yüzden bazı şeyleri bir kez daha düşünmek gerek. İsrail, Lübnan, Rusya ile birlikte Doğu Akdeniz’de farklı bir forum kurulabilir, farklı bir yapıya gidilebilir.

**

Boru nedeniyle F-35’ten vazgeçtik, ABD ve AB’den koptuk, Suriye’de ne işimiz var, Libya’da ne işimiz var diyen bir sürü insan var. Aynı insanlar eminim 1974’te, “Kıbrıs’ta ne işimiz var” diyecektir. Türkiye’nin ve Türklerin yerden göğe kadar haklı olduğu konularda dahi sorunlar yaşıyoruz. Sağlam politikalar üretmeli, kontr-espiyonaj ve karşı propaganda ile mücadele etmeli; diplomat, uluslararası hukukçu ve liyakat esasına dayalı uzman kadrolar oluşturarak bütün kirli ve haksız hesapları boşa çıkartmamız gerekir. Türkiye, bunu yapabilecek güçtedir.

Kaynaklar:

[1] US partially lifts decades-old arms embargo on Cyprus (2 Eylül 2020). https://www.aljazeera.com/news/2020/09/partially-lifts-decades-arms-embargo-cyprus-200902080001348.html

[2] Ahmet Sözen. Youtube, 5 Kasım 2013, https://www.youtube.com/watch?v=o2p6q5EKa_Y

[3] Türkiye, Doğu Akdeniz’de ‘Rusya’nın atış eğitimleri için’ iki ayrı Navtex yayınladı (02 Eylül 2020). https://tr.sputniknews.com/dogu_akdeniz/202009021042770054-turkiye-dogu-akdenizde-rusyanin-atis-egitimleri-icin-iki-ayri-navtex-yayinladi/

[4] Putin’den Erdoğan’a övgü dolu sözler(8 Temmuz 2017). https://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/erdogan-putin-ile-bir-araya-geldi-1924702/

Son Değişiklik: 03/09/2020 - 01:47