Ortalama okuma süresi: 10 dakika

İşi gücü bırakıp, insanlara Dolar ve Euro’nun yani dövzin artmadığını; aksine Türk ekonomisi ve TL’nin değer kaybettiğini nasıl anlatabilirim diye oturup düşündüm. Gerçekten nasıl açıklanabilir?

2015’te “ekonomik kriz geliyor” dediğimde, “2002’den 2015’e Türkiye’nin ekonomisi” dediğimde ve 2016’daki “2017-2018 Türk ekonomik krizi” yazılarımı yazdığımda (ki henüz öğrenciydim); neden kriz gelebileceğini, krizin nedenlerini ve çözümlerini kendimce anlatmaya çalışmıştım. Trol saldırıları, manşetlerden hayatını devam ettirenlerin “vatan haini” gibi ithamlarına maruz kaldım ki bu çok ağırdır. (biraz ağır kaçan bölümü şöyle yumuşatayım); önüne gelene, sırf düşüncelerini ve söylediklerini beğenmediğin için “vatan haini” demek, çok büyük bir itham. Türkiye’de böyle kullanılsa da, aslında hukuki açıdan çok büyük yaptırımları olması gerekir. Hoş politikacılar böyle konuştuğu için, millet daha da coşuyor. Hainlik, hırsızlık gibi çeşitli ithamları kullanırken bir kaç kez düşünmekte fayda var.

Bu kadar ağır bir ithamı önüne gelene söyleyen; eğitime, diplomaya, okuyana (uluslararası ilişkiler mezunuyum) değer vermeyen, siyasetin ve ekonominin de bir bilim olduğunu anlamayan, en temel ekonomik ve siyasi kavramları bilmeyen birisine bunları nasıl anlatırdınız? Kaldı ki 527 gönderi yazmışım ancak yazdığım hiçbir şeye bakmadan sırf yazdıklarımı beğenmediği için beni vatan haini, homofobik, ırkçı, kadın düşmanı gibi bir sürü ağır ihtamlarla yargılayan (ki sadece ben değil herkesi) bu ilginç kitleye; soluyla, sağıyla, okumuşuyla cahiliyle yobazlık yapan bu insanlara bazı şeyleri nasıl anlatabiliriz?

Düşünüp taşındım ve 2016’da yazdığım yazının benzerini yazmaya karar verim: “ekonomide geçici süreç mi yaşıyoruz yoksa değer TL değer mi kaybediyor?

Karşılaştırma Nasıl Yapıldı?

Üçe ayırdım; kesin değer kazanan, kesin değer kaybeden ve karışık olanlar. Ne demek bu?

5 yıl olsa, tlkur’dan bakacaktım ancak dovizgrafik.com gibi bir kaç Türk ve xe.com gibi yabancı sitelerden 10 yıllık olarak baktım (Tlkur’da 5 yıllığa basıp URL’de 5 yerine 10yil yaptığınzıda yine veriyor). Burada amacım şu, en net durumu görmek çünkü benim iddiam, 2013’ten sonra TL’nin ve Türk ekonomisinin tepe taklak gittiği. Daha öncesine de bakılır fakat 2007’ye kadar sonda sayacağım nedenlerden ötürü iyi gittiğini düşünüyordum. Esas etki 2013’ten sonra.

Kesin değer kazanan grafik şöyle oluyor, dolar-tl grafiğine bakalım:

Arjantin Pezosuna bakarsak, TL karşısında kesin değer kaybettiğini görüyoruz. Yani 1 Arjantin Pezosu, TL karşısında değer kaybetmiş. Nasıl anlıyoruz? Hemen grafiğine bakalım:

Son olarak “ne kesin olarak değer kazanmış ne de kesin olarak değer kaybetmiş” olanlar var. Örneğin İran Riyali. Dolayısıyla bunlar dalgalıysa, eklemiyorum. Grafiği de şöyle:

**

Gördüğünüz üzere kesin kazanan, kesin kaybeden ve belirsizler var. Şimdi başlayalım.

 

TL’nin Kesin Olarak Değer Kaybettiği Para Birimleri

Ard arda yazmak yerine uzasa bile alt alta yazacağım ve bağlantı adresini de veriyorum. Tekrar ediyorum son 10 yılda TL’ye karşı kesin olarak değer kazanan para birimleri:

Kesin Kayıp

A Haber buraya!

 

Berabere/Belirsiz

 

Jersey Doları, Hollanda vb gibi bazı değişik ve bağlı para birimleri var. Gözden kaçırmadıysam bunları eklemedim. Hata yapmış olabilirim 2 saatimi biraz geçti yazı. Bu nedenle hata varsa: iletisim@emrecetinblog.com adresine mail atınız.

 

Bu Ne Demek?

Çok fazla eğip bükmeye gerek yok, 2001 model Opel Astra ile Bulgaristan’a iki kez gittik. Bizim arabayı Türkiye’de satıp, Bulgaristan’a götürüp, Leva aldığımızda sıfır BMW X3 alıyorduk. İki gidişim arasında TL’nin değeri 2 kat düşmüş idi.

Ekonomik verilerin tek taraflı incelenmesine karşıyım normalde. Fakat özellikle son 5 yıla, son 3 yıla baktığımızda; Türk lirasının 130’dan fazla para birimine karşı kesin kayıp yaşadığını göreceksiniz. Yani değeri KESİN OLARAK düşmüş.

Dolayısıyla şunu net şekilde söyleyebiliriz: Dolar ve Euro artmıyor, Türk Lirasının değeri düşüyor.

 

2010’lara Kadar Ekonomi Nasıl İyi Geldi?

2002 öncesi eleştirdiğim şeylerin başında özellikle: 1- başörtülü kızların üniversiteye alınmaması (bir de kendisine solcuyum diyen tipler buna karşı çıkmış), 2- yolların yapılmaması var. Fakat gelin biraz daha ilerleyelim.

(bknz: sürdürülebilir ekonomi, vergiler ve Türkiye’de yaşamanın ekonomik ağırlığı, 2019)

AKP iktidara geldiğinde tam olarak dört ayak üzerine düştü. İnternetin ve bilgisayarın geliştiği yıllar idi. 2007’de iPhone çıktı ve tüm cep telefonu anlayışını değiştirdi ve interneti bilgisayarlardan alarak sadece cep telefonuna değil, elektronik cihazlara getirmiş oldu. Dolayısıyla her şey değişti. Uygulama, müzik… Her şey! Bugün instagram’an 25 bine bir reklam gönderisi yayınlanıyorsa; instagram uygulaması iOs’a çok şey borçlu.

Fakat 1999 depremi, Türkiye’nin üretim merkezi olan Marmara’yı vurdu. Dolayısıyla zaten kriz devralan Ecevit, üzerine depremin ekonomik ağırlığını çekmek zorunda kaldı ve kendi deyimiyle:

“1999 hükümeti ile birlikte acı reçeteyi uygulamaya soktur. Tam krize karşı önlem paketinin sonuçlarını alacaktık ki, Devlet Bahçeli biranda erken seçim istedi”. (Ecevit’in Anıları (Mehmet Çetingüleç)

Kalınlaştırdığım bölüme dikkat! Dolayısıyla 2002’de iktidara gelen AKP ve Erdoğan, bu acı reçetenin (ya da ekonomik anlamda kemer sıkma politikalarının) sonuçlarını da kendi döneminde gördü ve AKP iktidarına yaradı.

Bitti mi? Bitmez. Özal ile KDV hayatımıza girdi ve AB uyum yasaları çerçevesinde 4760 sayılı kanun 6 Haziran 2002’de kabul edilmiş ve 12 Haziran 2002’de resmi gazetede yayımlandı, ÖTV hayatımıza tam anlamıyla girdi. Yani acı reçetenin sonuçları, ÖTV ile devlet kasasına resmen para akması, Avrupa’nın AKP’yi desteklemesi ve Türkiye’ye destek olması (bir çok organizasyonu Türkiye’ye verdiler, daha Refah Partisi’nde ve parti başkanı bile değilken yabancı televizyonlarına çıkarttılar) ve bütün bunlar Türkiye’yi “uçurmaya” başladı.

Yetmedi! Devlet kurumlarını babasının malı gibi sattılar (tam olarak böyle bir tabir kullanmışlardı sanıyorum). Özelleştirmeye karşı değilim, ancak saçma sapan ve SSCB dağılınca ucuza maden, işletme kapatıp Oligark yaratan ve rekabeti önleyen özelleştirmelere karşıyım. Neyse bu da başka konu.

Kısacası: acı reçetenin sonuçları, ÖTV, Avrupa’nın ve Amerika’nın AKP’yi desteklemesi, özelleştirmelerden gelen para AKP’nin elini güçlendirdi. AKP’nin eli güçlendikçe doğru yatırımlar yapmak yani girişimci, üretici ve yatırmcıyı cezbedek; demokratik temelleri güçlendirecek adımları atmak yerine parayı binalara, yandaşlara gömmeye başladılar ve 2007’den sonra işler bozulmaya başladı ancak 2010’lara kadar siyasi ve 2013’lere kadar ekonomik anlamda hiçbir şey hissedilmedi. Fakat sonrası başladı…

Hiççç dış mihrak falan demesinler, 2002’den önce daha Refah Partisi’nde iken harıl harıl ABD ve Avrupa liderleriyle nasıl görüşmüşler, televizyonlara nasıl çıkmışlar hepsi internette var. Avrupa devletleri ve Amerika, AKP’yi 2002’den sonra da destekledi.

Amaç ılımlı İslam idi. Henüz 2004’te Amerika’da bazı istihbarat kurumlarıyla da bağlantısı olan şirketlerin “2020’de hilafeti getirelim” diye yazdığı raporları “anlaşılan Ayasofya ibadete değil ihanete açıldı” konusunda bağlantı adresleriyle vermiştim. Bu yüzden kimse dış mihrak şu bu demesin.

**

2015 yılında yazdığım “tüp geçit (Marmaray) AKP’nin işi değildir” başlığında ise, AKP’den çok daha önce bir çok adımı tamamlanmış projenin nasıl AKP döneminde açıldığı ve AKP’nin geçmiş hükumetlerin emeğini yoksayarak böyle projeleri her şeyiyle kendi yapmış gibi üstlendiğini belgeleriyle anlatmıştım.

Bütün bunlara baktığımızda, AKP çok başarılı bir ekonomik model çizmiş olabilir ancak her ilişki, iyi başlar. Önemli olan sonunun nasıl biteceğidir. Yani ekonomik anlamda 2010’a kadar iyi gitmesi, iyi politikalar yaratmasının değil; hem teknoloji çağı, hem AKP’den önce yapılanların son adıma gelmiş olması, hem de ÖTV ve özelleştirme ile sıcak paranın olması açısından AKP’nin dört ayak üstüne düşmesiyle sonuçlandı. Sadece AKP değil, 2000’lerden sonra iktidara gelip 2010’lara kadar iktidarda duran herkes aynı durumda.

Demokrasi ve Anayasa konusunda da bir şeyler söylemek isterim. Öncelikle demokrasi “sandık” değildir. Bknz: “demokrasi sandıkta başlamaz, sandıkta biter“. Tabii buradaki başlıkla bir “vurgu” yapmak istedim ancak sandık en sondur. Kişisel hak ve özgürlükler, yasma-yürütme-yargı dengesi, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi nice kavram uygulanmadan sadece sandıkla bu iş olmaz. Bu iş neye benzer biliyor musunuz? Naziler de sandıkla gelmişti. Önce Anayasa’yı değiştirdiler. Anayasa’da kişisel hak ve özgürlükler gibi nice demokratik kavram çiğnendi ancak Anayasa’da bütün bunlar vardı. Naziler titizdi, tüm katliamlar ve vahşet, yasalar çıktıktan sonra yasalara uygun olarak yapılıyordu. Dolayısıyla demokratik olmayan bir ülkede “Anayasa’da bir şeyin olmazı” ve sizin buna uymamanız sonucunda “terörist” ilan edilmeniz demokratik bir durumu vurgulamaz. Seçimler olabilir fakat temel demokratik haklar verilmeli ve Anayasa’daki yazılanlar, “EVRENSEL HUKUK KURALLARINA UYGUN OLMALI”.

Bütün bunları neden anlattım? Sandıkla, barışçıl şekilde gelen iktidarlar; zamanı geldiğinde sandıkla, barışçıl şekilde gitmeli. İlişkiler gibi ekonomide ve demokraside de “başlangıçlar iyidir” fakat önemli olan sonun nasıl olduğudur.

 

TÜRK LİRASININ DEĞERİ NEDEN DÜŞER?

Şimdi gelelim ekonomik bölümüne. Yazıyı muhtemelen 3-3,5 saatte tamamlayacağım ancak kısaca anlatayım. Tabii ki burada da çeşitli nedenler var. Tek bir veriyle, tek bir değişkenle anlatılamaz ancak bir kaç taneisni kısaca açıklayayım.

Üretim Düşüyor

Bu konuda en iyi örneği de Prof. Dr. Osman ALTUĞ’un “yumurta” ile açıklamasıdır. Videoyu buraya bırakayım:

**

İzlemek istemeyenler için kısaca:

Bir ülke 100 yumurta üretiyor ve 100 yumurtaya karşı 100 lira basıyor. Bir yumurtanın fiyatı bir lira. Yumurtayı arttırmak için tavuklara yani üretcilere, ve de horozlara yani yatırımcılara iyi bakman lazım. Eğer 200 yumurta üretilirse, yumurta fiyatı 50 kuruş olur. Fakat üretici ve yatırımcılara yani tavuk ve horozlara bakmazsan ve 50 yumurtaya düşerse; bir yumurtanın fiyatı 2 lira olur. Paranın değerini belirleyen neymiş? Ülkenin üretim gücü. Paranın değerini, o ülkenin üretim gücü belirler. Paranın değerini ne Cumhurbaşkanı belirleyebilir, ne meclis belirleyebilir ne Merkez Bankası belirleye bilir ne de Merkez Bankası belirleyebilir (devamını izlersiniz).

**

5 yıl önce bir ilaç arge firması kurduk. Kelimenin tam anlamıyla sıfır lirayla (öyle birileri gibi 500-600 bin kenarda varken sıfır lira demiyoruz, bildiğiniz kuluçka merkezinde bir masa 2 koltuk ile sıfır lirayla kuruldu ve devlet desteklerine güvendik). Kurulduğumuzun ertesi yılı kalkışma oldu. Hoop 1,5 yıl TÜBİTAK projeleri çıkmadı. Annemin 25 yıllık akademisyenlik tecrübesi var ve 16 yıldır ilaç sanayinde yöneticilik yaptı, laboratuvarlar kurdu ve 17 kadar proje yazdı, onaylandı. OHAL döneminde yazılan projelerden 1,5 yıl hiç ses seda yok ne onay ne red. 1,5 yıl sonra reddedildi. Hoop 2 projeyenin aynı proformalar, aynı referanslar ile sadece ilaç ismi ve 2 kritik yerde değişimi yapılmış ve PANELİNE (hakem olarak) annem çağırılmış. Projeye bakınca annem şok oluyor. Devamını anlatmayacağım.

1,5 yıl projeler çıkmayınca tabii borca girmeye başladık. İş için cihaz gerekiyordu. 20 Ağustos’da 5. yılı dolduruyoruz ancak ilk 3 yıl zehir gibiydi, ilk 5 yılda inanılmaz zor geçti. Derken uğraşarak belimizi düzelttik, Mart ayında teknoparkta, OSB’ye göre 3 kat para harcadığımızı görerek OSB’ye taşındık. Taşınma bitti, bir sürü telaşe (yer taşıyınca bile develte bir ton para ödüyorsunuz) ve tam yerleştik, korona salgını başladı..

Biz 150-200 bin için ter dökerken, saçma sapan projelere Bakanlık eliyle 100-150 milyonu kolayca verildiğini gördük. Tabii “melek yatırımcılara” biraz bakınca aslında o kadar melek olmadığını gördük ve hiç bu tür işlere bulaşmadık. Fakat Türkiye’de vatanseverlik yapıp, istihdam için şirket açtık. 5 yıl geçmedi pişman oldum. Bulgaristan’da açsak çoktan ufak bir üretim tesisi olurdu.

Vergi Vergi Vergi – Üretici Girşimci ve Yatırımcıya Hayat Zehir!

Paranızla maaş alan ve yetki verdiğiniz insanların sizi korumaması  konusunda biraz anlattım. Devlette 5 milyona yakın memur var ve tabii para gerekiyor. Vergilerimizden kesiliyor. Vergi vergi veri… Üzerine kanunsuzluk, saçma sapan şeyler.

2 gün önce muhasebeci aradı, dedi ki 2. aya ait plastik ambalaj almışsınız. Ufacık, içine stabilite çalışmaları için ve numune (bozulacak mı bozulmayacak mı vs) koymak için aldığımız ufak plastiklerden ne kadar kullandığımızı devlet hazretlerine bildirmemişiz! Eğer kontrolde çıkarsa 22 bin lira ceza yermişiz. Hemen bildirdik, 4 kuruş kesildi. Muhasebeci bizi uyardı, kısaca “tamamen ceza ödetmek üzerine bir sisteme geçiliyor”.

Şirket dediğim 170 metrekare ama cihazlar ve yapılan arge önemli. Taşındık, yine bir sürü para ödedik. Şimdi önemli bir proje yapacağız, üretime başlayacağız. Fakat daha bırakın üretimi, başvuruyu; barkodu, küresel adresi, şusu busu 10 binden fazla para ödedik ve noter peşinde koşması, imza sirküleri aslı astarı da cabası.

Korona salgınında ürün çıkartmaya çalışanlar varsa sorun. Devlet başta çatır çatır parasını alıyor. Sadece biz değil, çalıştığımız üreticiler ve Türkiye’de üretim yapmak isteyen herkes sıkıntı çekiyor. Büyük şirketleri bilmem ancak girişimciler, arge yapan, yenilik peşinde koşan herkes BOĞUŞUYOR. Çok net söylüyorum, devlet diyor ki “yapma”. Açık açık bunu söylemesine gerek yok, önümüzde koyduğu saçmalıklarla bunu görüyorsunuz. Bırakın yapsınlar yerine niye yapıyorsunuz, bir lira size iki lira bize zihniyetine geçmiş.

Daha açık konuşurum da, neyse bu saçmalık yüzünden yine bir dava ile uğraşmak istemiyorum. Zamanı gelince açıklayacağım. Fakat diyeceğim şu: bırakın yurtdışından girişimci, üretici, yatırımcı çekmek; olanları da yurt dışına kaçırıyorlar.

Bizler gideriz, yandaşlar ve 5 milyon devlet memurlarıyla kişi başına düşen milli geliri arttırmaya çalışırlar artık.

Demokratik Kavramların Çiğnenmesi

Başkanlık desen değil, yarı başkanlık hiç değil, parlamenter sistem zaten değil… Yeni ucube sisteme karşı uyardık. Başkanlık olacaksa olsun ancak başkanlıktaki gibi güçlerin ayrılığı, yasama-yürütme-yargı dengesi önemli. Yeni sistemde meclisin kabineyi denetlemesi kaldırıldı örneğin. Oysa demorkasinin olmazsa olması, meclisin yani yasamanın, yürütmeyi denetlemesidir. Meclisin temel görevlerinden biri denetimdir!

Bakıyorsunuz, Türkiye hibrit rejim olarak anılıyor, özgür olmayan ülke olarak anılıyor.

**

Bazı yabancı medya kuruluşlarının, bazı şirketlerin temsilcileri; tekrar ediyorum TÜRKİYE TEMSİLCİLERİ, TÜRKİYE’DE DEĞİL… Neden? Çünkü çatkapı evi basılabilir, gözaltına alınabilir. Kendileri söylüyorlar bunu.

Demokratik ülkelerde gerek şirketler, gerek bireyler gerek devlet görevlileri ve devlet kurumları hatalar yapabilir. Ancak bu hatalar yargıya götürülür ve yargı savaşı verilir. Bağımsız ve tarafsız yargı vardır. Emir almaz, politik davalarla uğraşmaz. Bu yargı sonucuna da herkes saygılıdır. Türkiye’de böyle bir durum yok.

Yatırımcı gelecek, örneğin bir araç üreticisi gelecek; en az 10-15 yılını buraya bağlayacak belki 50 yılını… Bir sürü masraf edecek, istihdam sağlacak sonra çıkıp birileri “eyy bilmem neresi” diyecek ve işler bozulacak. Belki müdürü tutuklanacak, belki o şirketin kurulduğu ülke Türkiye’ye yaptırım uygulayacak. Hadi hepsini geçtim, bin bir çeşit vergi ve bürokratik saçmalık… Yandaş birileri para kazanacak diye saçma sapan uygulamalar…

 

Sonuç Olarak

Hiçbir ekonomik ve siyasi temel kavram bilmeden, yandaş basının manşetlerine bakarak siyasi kararlar veren ve sadece saçmalan insanların çoğunlukta olduğu (ki AKP harici yok mu bunlar? Sürüyle var milletin %80’inin siyasetin temel kavramlarını bildiğini ve rasyonal kararlar verebildiğini düşünmüyorum) bir ülkede hiçbir şey doğru düzgün gitmez.

Efe Aydal, Türkiye’de evrim tartışmak diye video yapmış ancak Türkiye’de ekonomi ve siyaset tartışmak da aynen böyle:

 

**

“Dünyayı 5 ayile yönetiyor” diyor. Bazen 5 bazen  bazen 10, neye göre değişiyor bilmiyorum. Ailelerin ismini söyle diyorum sayamıyor, Rakıfellır, Roştild falan deyip duruyorlar. Yahu bu adamların gizli planlarına sen nereden ulaştın be kardeşim? Virüsü bunlar salmış piyasaya… Niye böyle düşünüyorsun diyorum; adam normalde etrafımızda milyonlarca bakteri ve virüs olduğunun farkında değil. Birden geldi zannediyor.

Almanya, Amerika’nın bizi kıskandığını falan sanıyor. Tamamen A haber, Akit vb gibi gazetelerin ve televizyonların MANŞETLERİNİ okuyarak siyaset tartışmaya çalışıyor.

**

Kimse kusura bakmasın da; girişim yapacağız desek bin bir çeşit saçma sapan zorluk, üreteceğiz desek devletin vergisi. Yatırım yapacak olsalar, yarınımız belli değil neye yatırım yapacaklar? Hadi hepsini hallettik, işe alacağız; kopya ve ezberle üniversite bitirmiş, nasıl oturup kalkacağını bilmiyor, mailin konu bölümüne tüm maili yazıyor bir de özgeçmişe “Microsoft Office çok iyi” falan yazmış… Çalışanı ayrı dert, devleti ayrı dert, yöneticisi ayrı dert, yatırımcısı ayrı dert…

**

Ne diyeyim? Sonumuz hayır olsun…

 

Son Değişiklik: 08/08/2020 - 11:11
Kategori: Ekonomi - Genel - Politika
Etiketler: , , , , , , ,