Öncelikle tekrar edeyim, 2020 Ağustos’da yazdığım üzere “döviz çıkmıyor, TL’nin değeri düşüyor”. İlgili yazıyı yazarken, 133 para birimi karşısında değer kaybettiğimizi yazmıştım (ilgilenenler için yazı: Döviz mi yükseliyor TL mi düşüyor? 133 para birimine karşı kayıp). Fakat 2021 Kasım ayına baktığımda, “paramıza karşı değer kaybeden para birimleri” bölümündeki paralardan:

  • Gana Cedisi,
  • İran Riyali,
  • Kazakistan Tengesi,
  • Burmese Kyati,
  • Ukrayna Grivnisi,
  • Zambiya Kvaçası,
  • Malavian Kvaçası,
  • Özbek Somu,
  • Venezuela Bolivarı,
  • Angola Kvanzası,
  • Arjantina Pezosu

Son 1 yılda ve özellikle Ağustos’dan sonra bzie karşı kesin bir başarıya ulaşmış. Böylece 133+11 dersek: 144 para birimine karşı bir kayıp var.

Bakın son 10 yılda kesin olarak değer kaybettiğimiz (azalan grafik) 133 para birimi var ve başarı sağladığımız ya da berabere kaldığımız para birimlerine karşı da son 1 yılda değer kaybetmişiz. Ağustos’dan sonra yaşannaları saymıyorum bile!

Peki neden, nasıl, ne zamana kadar, niye?

Unuttuğumuz Bir Kavram: Devalüasyon

Şimdi “eski Türkiye’ye” götürelim sizleri ve dönemin Başbakanı Erdoğan’ın gazete küpürlerini okuduğu videoyu vereyim.

 

Bu da konuşmanın metni:

Devalüasyon piyasaya karabulut gibi çöktü, fiyat artışları önlenemiyor. Dün sabun, zeytinyağı, kösele ve deri fiyatlarına zam geldi. Bitmedi. Akaryakıt zammı yürürlüğe girdi, şeker satışları dün durduruldu. Bitmedi. 5 litre benzin 500 lira. Akaryakıt darlığı yüzünden cinayet işlenmeye başlandı, Kırıkhan’da da bir iki benzin kuyruğunda öldü, 6 kişi yaralandı.

**

“Eski Türkiye” dedikleri, AKP’nin öncesi Türkiye’de gerçekten saçmalıklar vardı. Biraz daha “liberal gözle” bakmaya başlarsanız (fakat iktidardaki liberal olduğunu iddia eden liboşlardan değil, gerçekten teoriyi bilen insanlardan), AKP’nin yol ve devletteki düzenlemeleri dikkat çekiyor. Tabii Marmaray gibi konularda da şnas kucaklarına düştü (bknz: Marmaray AKP’nin işi değildir!). Üzerine teknolojik çağa giriş ve internet ile birlikte dünyanın her yerinde eski tip kayıtların yerini bilgisayarlar aldı, haliyle bir rahatlama geldi. Fakat dünyanın gidişatı, özelleştirmeler vb durumlarda rahatlamak değil; bu rahatlamayı yatırıma döndürmek önemlidir, buraya geleceğim.

32. Gün Arşivi youtube kanalındaki “Türkiye’nin Ekonomik Krizleri | 2.Bölüm” belgeseline baktığımızda çok önemli bir kaç bilgi göreceksiniz. Mehmet Ali Birand ve 32. Gün ekibinin müthiş haberi olduğu için direkt veriyorum.

Sucunu:

Adalet Partisi 1965-1969 seçimlerinde tek başına iktidara geldi ve Süleyman DEMİREL’in Başbakan oldu. Enflasyon %6.4, işçi ücretleri 775 lira civarındaydı ve ekmek 1 lira 13 kuruş idi.
[…]
1960’ların hızlı büyüme rakamları, 1970 yılında ekonomiyi durgunluğa soktu. Enflasyon %18’lere dayandı. Daha da vahimi, dış kaynak bulunmasında yaşanan sıkıntılar karşısında hükumet Türk lirasının değerini %66,6 düşürme kararı aldı. 1 Dolar artık 15 Lira civarındaydı.

Dönemin Maliye Bakanı İsmet SEZGİN (soyisimlerini, olması gerektiği gibi BÜYÜK yazmışlar, tebrikler):

İlk defa 50 yılda vergi yasası çıkartan tek hükumet, o hükumet oldu. Vergi yasaları çıktı, istihrar tedbirleri alındı, dolar 15 liraya çıktı, ihracat artmaya başladı, istikrar tedbirleri kendini göstermeye başladı.

Sunucu

Liranın değerinin düşmesi ihracatı ateşlemiş, üretim yeniden artmaya başlamıştı. Ancak tarihin tecrübesi, devalüasyon yapan bütün hükumetlerin gittiğini gösteriyordu. Demirel Hükumetini iktidardan indiren ne ekonomi ne de seçim sandığı oldu. 12 Mart muhtırası, aslında Demirel’den çok, sola karşı bir çare arayışıydı. 12 Mart askeri rejimi, Demirelin istifası üzerine, bir teknotraklar hükumeti kurulmasına karar verdi. Bu hükumetin Başbakanı Nihat ERİM, ekonominin kurtarıcısıysa bir Dünya Bankası çalışanı Atilla KARAOSMANOĞLU olacaktı.

 

Devalüasyon Neden Yapılır?

Davalüasyon, TDK’da “değer düşürümü” olarak bilinir. 2015’te, Azerbaycan Manat’ı devalüasyona uğramıştı.

Azerbaycan Merkez Bankasının (AMB) kararıyla ülkede dalgalı kur sistemine geçildi ve Azerbaycan manatı, avro karşısında yüzde 47,88, dolar karşısında yüzde 47,63 değer kaybetti.

AMB’den yapılan açıklamada, dünya ekonomisinde yaşanan kriz ve petrol fiyatlarında yaşanan düşüş nedeniyle, döviz piyasasının ve manatın kurunun yeni petrol fiyatlarına uygunlaştırılmasının zorunlu hale geldiği belirtildi. [1]

Uluslararası Para Fonu, 1944’te Amerika’da Bretton Woods kasabasında yapılan antlaşma ile kurulmuştur, bildiğiniz isim ile IMF.

IMF’nin istikrar programları mevcut ve bu programların temel amaçlarını ise Prof. Dr. İlker PARASIZ şöyle açıklıyor:

  • ulusal paranın devalüasyonu,
  • kamu harcamalarının azaltılması,
  • kamu gelirlerinin arttırılması,
  • sıkı para politikası,
  • faiz oranlarının
  • yükseltilmesi,
  • ücretlerin kontrol edilmesi,
  • ekonominin liberalleştirilmesi

gibi uygulamalar içeren IMF programlarının öncelikli amacı; ödemeler dengesi sorunlarının çözülmesidir. IMF programları temelde ödemeler dengesini sağlamaya yönelik ortodoks içerikli programlar olarak nitelendirilmektedir. Enflasyon oranının azaltılması ve istikrarı yani anti-enflasyonist uygulamalar ise ikincil amaç olarak tanımlanmaktadır [2].

Biraz Daha Sadeleştirirsek?

1 Dolar = 1 TL olsun. 1 bardak ise 1 TL. Fabrika ise ayda 100 bin bardak üretebiliyor. Fakat 80 bin kapasite ile çalışıyor genelde. Bu örnek olsun.

Bir yabancı 80 bin doları verip, 1 ay sonunda 80 bin bardağı alıyor. Ülke ekonomi konusuna açılmak istiyor, daha fazla ürün satmak ve yeni pazarlara girmek istiyor. Ekonomik sıkıntılar da baş gösteriyor. Ne yapacak?

1 Dolar = 3 TL yapılıyor. Fabrikanın üretim miktarı aynı. Yabancının parası da aynı. Fakat daha fazla bardak alabiliyor. 80 bin dolar ile 80 bin bardak değil, artık 240 bin bardak alabiliyor. Dolayısıyla bu fabrika dışında fabrika ile anlaşabilir ya da güvence ve yatırım ile bu fabrika yeni tesis açabilir.

Yeni fabrika için yeni kredi gerek. Yeni yer. Yeni makineler. Hepsi bitince yeni işçiler. Dolayısıyla makineci kazanıyor. bankalar kazanıyor, istihdam sağlanıyor. Para akışına dikkat! Herkes kazanıyor.

düzenleme: Cem Kıran’ın videosuna dikakt. Özellikle 2.12’ye dikkat edin, Ruslar seviniyor. Neden? Merkezi bir yerde olmayan tur ofisindeki kadın demiş ki “Türkiye’ye satışlarımız yüzde 150 arttı”. Turizm, bacasız sanayi. Haliyle direkt olarak görebilirsiniz. Ve demiş ki, “Ruslar gidip alışverişini yapacak”. Dolayısıyla doların düşmesi bir anlamda Türkiye’ye turist ve dolar çekecek.

Kovid döneminde şunu gördük; elinize geçen para aynı, başkalarında olan para aynı. Fakat bir sorun yaşadık. Neden? Çünkü para dolaşıma girmezse; kafeler, lokantalar, giyim, üretim vs gibi dolaşımda olmaz ve cebimizde olursa, işler karışıyor değil mi? Para için akiflik gerek, dolaşımda olması gerek, evlerde ve hatta bankalarda bile olması bu açıdan tehlikelidir.

Olay çok kaba haliyle böyle. Fakat bu işin DİĞER TARAFI mevcut.

Uzun Soluklu Olmaması Gerek

Böyle bir devalüasyon, uzun soluklu olmamalı ve en fazla 4-5 yıl gibi bir süreç planlanmış olmalıdır. Eğer daha uzun soluklu olursa, alım gücü düşecektir. Çünkü bu işin diğer tarafında “hammaddelerin ve makinelerin döviz ile alınması” gibi bir konu var.

Sadece Para Politikası Yetmez

Devalüasyon bu işin küçük bir bölümüdür. Tek başına yetersizdir. Maddi bölümü karışık ve daha detaylı bilgiyi, bilgili ve alanında uzman kişilerin anlatması daha uygun olacaktır. Ben kısaca anlatmak ve açıklamak istedim.

Ne gibi ek tedbirler gerekir?

  1. Hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı
  2. Kişisel hak ve özgürlükler
  3. Yasama-yürütme-yargı dengesi
  4. Devletteki harcamaların aza indirilmesi
  5. Terfide liyakat

gibi belirli başlı maddeler var. Bunlar anlatılıyor ancak anlaşılmıyor. Bakın Türkiye’de 5 milyon devlet memuru var. BEŞ MİLYON!

Devletin kamburları: karaktersiz çalışanlar ve sistemsizlik konusunda, devletin altını oyan ve iş yapmayan ancak atılmayan çalışanları, bankamatik memurlarını anlattım

Türkiye’de bürokrasi: metre metre yazılım satmak konusunda, Türkiye’deki hukuksal ve bürokrasi anlayışının çağdışı olduğunu vurguladım. Yine de bürokratların hakkını yemeyelim, sanayiyi bilmeyen akademisyenlere soruyorlar. Saçma sapan bir şey ortaya çıkabiliyor ve düzgünce, ispatlayarak anlattığımız zaman gereken değişiklikler yapılıyor. O zaman bürokrasiden çok, akademisyenlerde de sorun olduğunu anlıyorsunuz.

2015’te ekonomik kriz yaklaşıyor dedim ve en ağır döneminin 2020’de olacağını söyledim, 2016’da oturup “2017-2018 Türk ekonomik krizi” yazısı yazdım. Paylaşım yüksek olunca tehditler, trol saldırıları da geldi. O dönemde kovid yoktu.

**

Günümüzde üzülerek söylüyorum ki RÜŞVETSİZ İŞ ÇÖZMEK ÇOK ZOR! Ya tanıdığına rica minnet yaptırıyorsun ya da rüşvet veriyorsun. Rüşvete, saçmalıklara karşı olduğumuz için 6 yıldır ilaç ar-ge firmamız var ve bin bir zorluk yaşadık. TÜBİTAK’ta çalınan 2 projemiz (gerisi varsa bilmiyoruz), bize 300-500 bin gelecek diye TÜBİTAK hocalarının egolu hallerine katlanmak zorunda olurken, bakanlıktan büyük firmalara çıkan yüz milyonlarca hibe… Tabi o hibelerin nereye nasıl harcandığına da bakmak gerekir.

Yolsuzluktan kırılan bir yapı var. Özel sektörlerde satın almalardan tutun, devlet ile özel şirket arasında giren “danışman firmalara” kadar ilginç yapıda devam etmekte. Bunlar varken yatırımcı gelir mi?

Yolsuzluk var adalet yok, hukuksuzca şirketlere çökme var özgürlük yok. Bırakın yabancı firmaların gelip yatırım yapmasını, Türkler bile yatırımcılarını yurt dışına yapıyor. Haksız da değiller!

 

Şimdiden Sonra Ne Olacak

Herkes bunu soruyor…

2016’dan bu yana düşük faiz ile devalüasyon yapılıyor. Evet yabancı ülkeler evet başka sorunlar var ancak eğitim, bilim, sanat, teknoloji gibi alanlardaki gerileme ve yolsuzlukta dış mihrakların işi mi? 2016 desek, covid olmasa 2022’ye kadar iyi kötü idare edecektik. Fakat bırakın önlem almayı ve sistemi, daha büyük devalüasyona gidildi.

Ben aşırı kötümser değilim aslında. Fakat diğer sistemsel reformlar yapılmalıdır. Bunlar yapılmazsa BOŞ OLACAKTIR. Evet ihracat artacak, Türkiye ise Avrupa’nın Çin’i olacaktır. Fakat bu alım gücüne olumsuz yansıyacaktır.

Anladığım kadarıyla “ne olacaksa olsun görelim” gibi bir anlayışa başvuruldu. İlk başta gelen tepki aşırıdır, döviz birazcık artıp sonra düşüşe geçecektir. Ancak 12’nin altına düşeceğini sanmıyorum. 1 yıl kadar bu süreci deneyimleyip görecekler gibi.

Tabii şunu da anlamak ve değerlendirmek gerekiyor; Erdoğan, Afrika politikası ile yeni pazarlar arayışına girdi ve hem ekonomik ama daha önemlisi stratejik anlamda doğru bir adım atıldığını düşünüyorum.

 

Liberal Adımlar ŞART!

Bakın Amerika’ya gitmeden, Amerika’da şirket açabilecek konuma geliyorsunuz artık. Dünya buraya ilerliyor. İnternet üzerinden sanal ofis, internet üzerinden muhasebeci; işlemlerinizi yürütüyor. Peki dünya buraya giderken Türkiye nereye gidiyor?

Geçen bir şirketi yakına taşıdık. Tadilat devam ediyor, elektrik gerekecek ancak vergi dairesinin yoklamasına ihtiyaç varmış. Kimsenin olmadığı, elektrik ve suyun olmadığı yerde memuru bekliyoruz. Neden? Yoklama yapılacak. Sonra elektriği falan açacağız, çalışma olacak, üretime başlayacağız da, istihdam edeceğiz vs…

İNTERNETTEN ŞİRKET AÇILAN ÜLKELER VE BURADAYIZ DİYE YOKLAMAYA GELEN VERGİ DAİRESİ! Yahu ben üretime başlayayım, gel, buyur gel. Bakanlıkta gelsin, incelesinler, ürünleri gösterelim… Yani bunun daha sancısız yolu yok mu?

**

5 milyon devlet memuru dedim. Türkiye’de liberalizm neden yanlış biliniyor? başlıklı konumda detaylıca anlattım. Devletin her işe girmemesi gerek. 1- kanun, tüzük, kural vs çıkartmalı, 2- denetlemeli. DENETİM! Devletin en büyük görevi bu. Adalet, güvenlik vb gibi temel görevlerin yanında en büyüğü DENETİMDİR!

Peki denetim varsa, bazı ilaç firmalarının “jenerik” ilaç başvurularında orijinal ilacı getirip, toz edip, kendi zımbalarıyla basıp, bakanlığa yollamaları ve başvuruyu böyle yapmalarına ne diyeceğiz? DENETİMSİZLİK!

İstanbul’da sinyal vermeyip kaç yıl cezasız takılabilirsiniz? Yıllardır sinyal vermeyip, ceza yemeyenler var. Polisin gözü önünde makas atan ve hatta telefonla konuşurken polis aracının üzerine gelen ve polisin korna basıp başka bir şey yapmadığı kaç tane olay gördüm. Nerede denetim?

Konuya geri dönecek olursak, 5 milyon devlet memuru… Havayolları, kara yolları, PTT… Bir sürü alanda olan devlet, vergiye muhtaçtır. Çünkü para gerek. Vergi varsa, alım gücü düşer. 5 milyon devlet memuruna, emeklisine, Suriyelisine falan para gerekir. Bunlar için vergi gerekir. Siz 10 bin yeni memur diye sevinirsiniz, oysa cebinizden para çıkar. Devlet bize yardım etsin dersiniz, devlet eder ama cebinizden para çıkar.

Devlet üniversitelerinde 8-10 ayda becerip halledemedikleri işi, 4 haftda biz yapıyoruz. Araştırma, geliştirme, üretim… İşte devlet bu kafadadır. Bir şeyin en verimsiz ve pahalı yapılması, devletin işidir.

Komünizm gibi herkes devlet memuru olacak yakında. Oysa özel sektörün gelişmesi gerek. Milletin (hatta dünyadaki insanların çoğunun) nefret ettiği zenginler; yatırımlarıyla, risk almalarıyla, istihdam yaratmalarıyla katkı sağlar. “Efendim işçiyi sömürüyorlar”. Ne diyoruz? ADALET. Yasanı çıkartacaksın, denetleyeceksin; kimse seni fazla ve ağır şekilde çalıştıramayacak. Haa çok kolaysa buyur sen aç işletme? Ama param yok diyor. Para olsa herkes yapar, parasızken bilgi, tecrübe, çevre kullanarak bir şeyler üretmek, satmak, istihdam yaratmak, katma değer sağlamak önemli. Çalan, çırpan, yalan söyleyen ve böyle zengin olan iğrenç kişilere sözüm yok. Orada da devlet denetleyecek, göz açtırmayacak.

5 milyon devlet memuru olacağına; bakkal,manav, berber birer tane daha çalışan alabilse, fabrikalar 10’ar tane daha işçi alabilse, bu şekilde teşvikler ve düzenlemeler yapılsa, vergiler azalsa, işte o zaman işsizlik azalmaya başlayacak.

ASGARİ ÜCRET?

Masada çözülmez, bunun için Cem TOKER’in asgari ücret videosunu bırakıyorum, mutlaka izleyiniz:

 

Sonuç Olarak

Adaletin olmadığı, yolsuzluğun arşa çıktığı, liyakatin olmadığı; devletin 20’inci Yüzyıldan kalma bir alışkanlıkla her şeyi yüklenmeye çalıştığı ve her şeyin devletten beklendiği, devletin ise temel görevleri olan DENETİMİ bile yapamadığı bir sistemde ne yatırımcı gelir ne de alım gücü yükselir.

Ne yazık ki böyle devam edecek. 2014’ten bu yana yazıyorum. Eskiden beri diyorum, 2025’e kadar çok daha ağır sonuçlarla yüzleşeceğiz. Yine söylüyorum, seçimlerde AKP’nin ve/veya Erdoğan’ın gideceğini düşünmüyorum. 700 küsür milyar dolar devlet geliri, yandaş firmaların da bir bu kadar sermayesi var. İstediği gibi sistem kurma gücü var. Devlet gücü var… Sizce Erdoğan kaybedeceği seçime girer mi?

Daha kötüsünü söyleyeyim ki? İktidarın alternatifi anamuhalefet. Beni daha çok korkutuyor. Neredeyse 1071’de Anadolu’ya geldiği için helalleşecek kaar garipleşen bir Ana Muhalefet. Üstelik para politikaları yine “devletin her şeyi yapması” üzerine. Yahu şu devleti gereksiz bir sürü yerden çıkartın ve devlet memurlarına biraz daha göz atın.

Şu ülkenin en büyük 10 holdingi devleti yönetse; çalışanların en az yarısını işten çıkartır, maaşlarını yarı yarıya düşürür, devleti küçültür ancak yine de devlet 2-3 kat daha yüksek verimle çalışır.

Köylüyü, tarımı, işçiyi güçlendireceğiz diye 100 kişilik devlet fabrikasına 30 müdür, 500 çalışan alacak gibi geliyor CHP. Örneğin belediyelere bakıyorum, ekmek üretip satıyorlar. Çok güzel, halk ekmekler süper. Yoksul insanlara da yardım. Fakat bu maliyeti böyle yapacağına, yoksul insanlara kart verip alış veriş yaptırmak daha kolay olmaz mı? Yani belediye fırın işine girip, ucuza satınca fırıncılar ne yapacak?

THY olduğu için kaç firma battı (KKTC havayolları dahil) haberiniz var mı? Aynı şeyi muhalefet partisi de, iktidar partisi de yapıyor. Ben, çözümün bu düşünce olduğuna inanmıyorum.

İktidarın gittiği yol ise yarım yamalak. Diğer reformlar yapılmadan, devletin içindeki bir takım ahlaksızlıklardan arınmadan da hiçbir yere gidilemeyecek.

**

Dolayısıyla ne olacak?

2025’e kadar kötüleşeceğiz, 2026-2027 gibi halk bazı şeyleri anlarsa, 2030’da köklü değişim gelecek. Bknz:

 

 

Kaynaklar:

[1] Azerbaycan Merkez Bankasının (AMB) kararıyla ülkede dalgalı kur sistemine geçildi ve Azerbaycan manatı, avro karşısında yüzde 47,88, dolar karşısında yüzde 47,63 değer kaybetti. , 21 Aralık 2015. Bakü. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/azerbaycanda-devaluasyon-oldu/494082

[2] İlker PARASIZ. Para Politikası (4.B). 1996. Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa

[3] 2020 yılı Kamu personel sayıları açıklandı (13 Mayıs 2020). https://www.memurlar.net/haber/905038/2020-yili-kamu-personel-sayilari-aciklandi.html

Son Değişiklik: 30/11/2021 - 12:27