Bugün internette dolaşıyordum ve MİT’in (em ay ti) yani Massachusetts Institute of Technology’nin bir bölümü olan MİT Sloan yani Sloan işletme okuluna ait bir websitesi gördüm. Daha doğrusu “yönetim canlandırma oyunları” (management simulation games) başlıklı bir yazısı vardı ve yazı sonunda alttaki konularla ilgili yöneticilik canlandırma oyunlarına bağlantı veriyordu:

  • CleanStart: temiz enerji başlangıç şirketini yönetiyorsunuz, girişimcisiniz.
  • Eclipsing the Competition: Güneş fotovoltaik sanayisinde üst düzey yöneticisiniz.
  • Fishbanks: Çoklu oyunculu bir canlandırmada, gelirinizi arttırıp, diğer oyunculara karşı yarışıyorsunuz.
  • Platform Wars: Sony, Nintendo, Microsoft gibi şirketlere “oyun donanım platform üreticisi” olarak iş yapıyorsunuz.
  • Salt Seller: Adından anlaşılacağı üzere, tuz üreticisiniz. Karınızı arttırmaya çalışıyorsunuz.
  • World Climate: yine grup oyunu, uluslararası iklim konusunda müzakere ediyorsunuz.
  • World Energy: Yine iklim değişikliği konusunda çeşitli politikalar ve stratejiler geliştirdiğiniz bir grup oyunu.

Oyunların güzel bölümü, diğer oyuncularla müzakere ediyorsunuz, aranızda ticaret falan yapabiliyorsunuz.

Daha detaylı incelemek istiyorsanız sayfalarına gidiniz. Örneğin World Climate ile ilgili içeriği buradan okuyabilirsiniz (İngilizce) ve öğrenciler için bilgilendirici videoyu buradan izleyebilirsiniz.

“Play as individual” yani bireysel olarak oyna diyerek, bir takma ad kullanıp girebiliyorsunuz fakat İngilizce. Nasıl bir şey derseniz, altta eski sürümün videosu var:

**

 

Ben biraz daha araştırdım ve Virtonomics diye bir site buldum ve üye oldum. Moblab vs var fakat bazıları okul maili isteyebiliyor. Virtonomics ile ilgili video ise şurada:

 

**

 

Mantığı Nedir?

Hepsine baktığımda (fazla detayına inmedim, ileriki günlerde oynarsam detaylıca eklerim) fakat belirli bütçeniz var, kaynaklarınız var ve bunlardan para kazanmaya, döndürmeye çalışıyorsunuz. Veya belirli bütçeniz var (kimi yerde 50 milyon dolar, kimi yerlerde 1 milyon dolar) ve buna göre iş kurmaya çalışıyorsunuz. Ofis, makineler, çalışanlar, maaşlar, giderler, anlaşmalar, müzakereler….

1 yıldır kendi kurduğumuz şirkette çalıştığım için (3,5 yıllık şirket), az çok benzediğini gördüm ve oldukça yararlı buldum. GameDevTycoon diye bir oyun vardı örneğin, çok sevmiştim onu. Oynadığım oyunlar (War Thunder, World of Tanks haricinde); Tropico 5 ve Hearts of Iron 4 idi. Bayılıyordum bu oyunlara.

Mafya oyunu vardı Omerta. Yukarıdaki canlandırmalar biraz o oyun gibi web tabanlı fakat yer yer GameDevTycoon’da olduğu gibi görselleştirilmiş. Tabi gönül ister ki Tropico gibi, ya da (en azından) Hearts of Iron 4 gibi bir görsellik olsun ama, buna da şükür.

**

Mantığına gelecek olursam; sınırlı sayıdaki kaynağı, krizleri, parayı çevirmeyi, düzeni kurmayı öğretiyor. Çoklu oyunculu olan ve müzakere edilmesi gereken oyunlar var. Tabi şöyle üstünkörü baktım fakat düşündüğüm şekildeyse oldukça yararlı olacak.

Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümünde (Doğu Akdeniz Üniversitesi), canlandırmalar yapardık. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler kurumlarının canlandırmaları. BMGK, Avrupa Birliği parlamentosu, komisyon şu bu vs. Onlar bana çok yararlı olmuştu. Hazırlanırdık, herkes takım elbise vs ile gelir, eski bir görüşmeyi seçerdik; oradaki konuları, tarafları, oylamaları inceler, konuşma yapar, oylama yapardık. Resmi şekilde konuşmak mecburi idi (İngilizce).

Fakat bu canlandırmalardan önce, hazırlığa başladığımda her ne kadar “beginner” yani başlangıç seviyesinde başlasam da, bir şey fark ettim; gramer bilmiyorum ama diğerlerine göre bol bol sözcük biliyorum. Çünkü 11 yaşımdan itibaren programlama öğrenmeye başlamış ve bazı oyunlarla bunu çözmüştüm. Programlamayı geçtim, oyunlar bile etkiliyor ve üniversitede İngilizce eğitim gören kız arkadaşlarım, erkeklerin bu konuda şanslı olduklarını kabul ediyorlar.

 

Yönetim Oyunlarını Ben de Öneriyordum

Bilgisayar mühendisliğini bırakıp uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçtiğimde, arkadaşlara Democracy 3, Tropico ve Hearts of Iron’ı bolca önermiştim. Tabi Victoria 2, Crusader Kings, Europa Universalis gibi oyunlar olsa da temelinde Tropico ve HoI4’ü bolca oynadım. Yönetim oyunları olduğu için politik anlamda bir çok terimi buralardan öğrenmiştim.  Democracy 3 biraz daha farklı fakat politik dengeleri de gösteriyor. Oyun oynanması Türkçe olarak var, hepsine bakabilirsiniz.

Mesela merakla beklediğim Plutocracy oyunu var, burada da yine yönetim temelli bir yapı var. Çıkmasını bekliyorum:

 

Fakat politika ile ilgili önereceğim oyunlar sırasıyla Democracy 3, Tropico 5 (biraz eğlenceli) ya da Democracy 3 tarzında derseniz Government Simulator oyunlarıdır.

**

Hocalara ve arkadaşlara ısrarla bu tarz oyunların yararlı olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Ne yazık ki 2009’da yine DAÜ’de bilgisayar mühendisliğine başladığımda bölümdeki öğretmenlere “hocam C dilinin sözdizimi (syntax) çok karışık geliyor, öğrenciler önce sözdizimini sonra progralmayı öğrenmeye çalışıyor; onun yerine Python ile başlasak?” diye sorduğumda; gerek yok cevabından, “önce ben öğreneceğim ki öğrencilere öğreteyim, uzun iş” cevabına kadar saçma sapan şeylerle karşılaşıp pes ettim. Sanıyorum 2011’de Amerika’daki bir çok üniversite Python ile programlamaya giriş dersine başladı ve yanılmıyorsam 2013’te Türkiye’de 1-2 üniversite böyle başlattı. Yine aklın yolu birdir…

Hocalar hocalar hocalar…

Maalesef mühendislik bölümü ve bir çok bölümde hocalar, kendi okudukları dönemde ellerinde tuttukları veya hocalarından elde ettikleri notları öğrencilere anlatıyor. Bilgisayar dünyası sürekli değişen ve gelişen bir dünya fakat bize C diliyle, taa 1970’lerin ders müfredatıyla programlama öğretmeye çalışıyorlardı. Bizim arkadaşlar da zorluk çekiyordu haliyle.

Uluslararası ilişkilere geçtiğimde Gezi Parkı olayları olmuş ve sonraki dönem hemen müfredata Arap Baharı, Gezi Parkı gibi konuları eklemişler; nedenlerini, arkaplanı ve sonuçlarını derste TARTIŞARAK görüyorduk. Yani bilgisayar mühendisliğini de uluslararası ilişkileri de (son sınıfa kadar siyaset bilimi ile aynı dersler görülüyor), DAÜ’de okudum. Fakat DAÜ’deki işletme fakültesi (siyaset bilimi bölümü buraya bağlı, İngiliz sistemi), Fen Edebiyat bölümleri ile bilgisayar mühendisliği arasında dağlar kadar fark vardı.

Buna rağmen uluslararası ilişkiler bölümünde, özellikle bilgisayar mühendisliğinden gelen biri olarak; bilgisayarı hocalara ve arkadaşlara anlatmaya çalışmakta zorlanıyordum. Gerçekten farklı bir dünya, öğrenciler bile bilgisayar ve bilgisayarın geleceğe etkisini yeterince kavrayamıyor. Öte yandan bir hocam vardı, 5-6 dil biliyor ve Python programlama dili öğreniyordu. Kendini her alanda geliştiriyordu. Fakat neden Python öğrenmiş? Bir sürü veri var, analiz etmeye çalışıyor. Çok büyük saygı duyuyorum o hocama. Gerçi bölümdeki neredeyse bütün hocalarıma çok büyük saygım vardı ki ben eğitimden, üniversiteden nefret eden biriyim, buna rağmen hocalarımı seviyordum. Kendilerini geliştirmişler, alanlarında uzman kişilerdi.

Örneğin Türkiye’de siyaset bilimi bölümlerinde bir tartışma çıktığında hocalar hemen susturuyormuş. Bizde hocanın görüşü ve ders önemli değil; bir tartışma çıktığı zaman, hocalar hemen tartışma yöneticisi konumuna geçiyor (moderator) ve sadece tartışmanın yönünü belirlemek, düzeni sağlamak için müdahale ediyordu. Bu sayede neler öğrendim sizlere anlatmamın imkanı yok. Fakat kimse de birbirine kızmaz, küsmez, kavga etmez idi. Özgürlüğün, tartışmanın olmadığı yerde bilim yapılmaz!

 

Bizde Canlandırmalarla Ders İşlemek Çok Mu Zor?

Üniversitelerin eğitim anlamında biraz daha özgür olması, bağımsız olması gerektiğini düşünüyorum. Biraz daha birlikte hareket etmeliler. Örneğin tüm Türkiye’deki “bilgisayar mühendisliği” bölümleri bir araya gelip, bir şeyler planlıyor mu? Veya siyaset bilimi bölümleri? Aralarında bir yarışma olabilir, yeni eğitim teknikleri ile ilgili çalışmalar olabilir?

Örneğin siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümleri bir araya gelse ve canlandırma oyunları geliştirmek için karar alsa, bakanlık veya tüm üniversiteler bunu fonlasa, bir Türk oyun firması bunu yazsa ve Türkiye’deki bütün uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencileri yukarıdaki “iklim değişikliği” oyunları gibi müzakere ve strateji geliştirebileceği veya işletme bölümü ise yenilenebilir enerji, girişimcilik vs gibi canlandırma oyunlarını birlikte oynayabileceği bir platformda kendilerini bulsa?

Tabi ki normal bir oyun olmayacak, akademisyenler ve oyun firmaları bir araya gelerek; çocukların eğitilebileceği, gerçek hayata benzer şeylerin olacağı bir platform kursa?

Olsa olsa olsa….
Biliyorum hepsi şimdilik hayal. Belki çoğunuza uygulanamaz geliyor, ütopik geliyor.
Python ile programlamaya giriş fikrim de o zaman için “hocalara dahi” ütopik geldi. Belki böyle eğitim veren üniversite vardı ama ben bilmiyordum; Python dilini sevdiğim (hatta bayıldığım) ve sözdimini herkesin rahatlıkla öğrenebileceğini düşündüğüm için önermiştim. Saçma geldi hocalara. Türkiye’deki şirket ve kurumlarda olan şey oldu; bir fikri dinlemeden, değerlendirmeden saçma buldular. Öğrencinin saçma fikirlerinden biri diye savuşturdular. Peki sonuç? 2009’da çalışma başlatsalardı 2011-2012’de ve belki 2010’da bu geçişi yapabilirlerdi. Fakat herkesin gerisinde kaldılar. Size daha önce anlatmıştım, Türkiye’deki ilaç sanayindeki sorunlar içerisinde başında da bu vardı; bir fikri yönetici duyar fakat çağı geçmiş dinazor ARGE’den anlamaz, bilgisi yoktur, ofis politikası ve ayak oyunları ile köşeyi tutmuştur. Fikri anlayamaz bile, haliyle reddeder. Çünkü kopyacı zihniyette olduğu için Avrupa’ya bakar, dünyaya bakar ve benzer bir şey yoktur. Fakat bilimsel makaleleri takip eden, kongrelere giden, uluslararası alanı takip eden bir çalışan; bunu bildiği için önerir. 3-4 yıl içinde öneri çıkınca, dinazor yöneticinin aklına gelir fikir ve kendi fikriymiş gibi sunar. ARGE, denemeler, üretim derken 8-10 yıl kaybolur. Türk ilaç sektörü, dünyanın gerisinde kalır. İyi çalışanlar yükselemez, hak ettiğini alamaz. Sonra annem gibi cesur olabilenler, her şeyden bıkıp kendi ilaç firmasını kurmaya çalışır, kendi yoluna gider.

Bugün etrafınızda olan her şey; fikirler, politik teoriler, sistemler, devletler, elektrikli arabalar, Mars’a giden araçlar… Kısacası aklınıza gelebilecek her fikir, her ürün, her şey; BİR ZAMANLAR HAYAL İDİ! Ne yazık ki birileri inanmadı, güldü geçti, hatta insanların önemli bölümü bu fikirleri durdurmaya çalıştı. Deli dediler, hayalin gerçekleşebileceğini görmediler. Sonra birileri hayalleri gerçeğe dönüştürdü.

İnsan uçabilir mi? Bu soruyu 1800’lü yıllara kadar sorsam “hayır saçmalama, kanadımız mı var” diyerek reddedeceklerdi. Ford’un dediği gibi, müşterilerine ne istediklerini sorsa, “daha hızlı at” diyeceklerdi. Çünkü kalıpsal düşünüyorlar, toplum tarafından öğretilen şeylerin dışına çıkamıyorlar. Bu yüzden toplum, üretken insanlar için tehlikelidir, üreten insanlara ayak bağı oluyor. Eğer ülke gelişmiş değilse. Fakat düşünce yapısını biraz değiştirdiğinizde, biraz hayalperest olduğunuzda, azimli olduğunuzda başarıyorsunuz. Evet insan uçamaz. Fakat uçmak için alet geliştiremez anlamına gelmiyor! Haliyle bugün insanlar uçuyor! Hatta uzaya gidiyor!

Dünün hayalleri, bugünün gerçekleri.
Bugünün hayalleri ise, yarını şekillendirecek.
Hayal kurun, toplumun ve çevrenizdekilerin sizi engellemesine, ayak bağı olmasına izin vermeyin.
Hayaliniz için çalışın, başarısızlıklardan ders alın ve azimli şekilde devam edin.

“Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin” sözünü unutmayın.

İşte yukarıdakiler ve dahası (bknz: yönetke okulu, vatandaşlık okulları vs) yıllardır kafamda kurduğum projelerdir. Hayallerimdir. Günü gelecek, hepsinin gerçekleştiğini göreceksiniz. Birlikte başaracağız. Çocukların severek, isteyerek gittiği okulları birlikte kuracağız. Üniversitelerden mezun olanlar; farklı fikirleri dinlemeyi, tartışmayı bilecek, özgürlüğün değerini anlayacak. Müzakere etmeyi öğreneceğiz. Teknolojiyi kullanarak, işlerimizi geliştireceğiz.

Hayallerimize ulaşacağız. Ben inanıyorum. Siz de kendinize inanın.