Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Ben artık bizi kıskanan Amariga, Almanaya ya da Avrupa’nın “Çin’i olduk” dediğimdeki Çin ile ülkemizin karşılaştırılmasından bıktım.

Örneğin instagram’daki “Auto Bazaar” kanalında Amerika, Almanya, İsveç, Türkiye gibi ülkelerdeki bir yıllık öğretmen, hemşire, aşçı vb maaşları ile alınacak arabaları karşılaştırıyorlar.

Yine instagram’da  “Country Comparing” hesabında; Almanya, Amerika, Çin ve Türkiye’yi karşılaştırıyorlar ki neden Türkiye Avrupa’nın Çin’idir diye yıllardır söylüyorum, alım gücünden (asgari ücret/ürün fiyatı) göreceksiniz.

Veya yine instagram’daki “Mukayese.de” hesabını takip ederseniz aynı ürünlerin (bebek mamasından arabaya, abur cuburdan telefona kadar her şey var) Almanya ve Türkiye fiyatlarını karşılaştırıyorlar.

Bunları gördükçe insanın ruhu daralıyor. Sonra gençlerin 3’te 2’sinin neden bu ülkeyi terk etmek istediğini de anlıyorsunuz. Vatanseverlik yapıp, iş imkânı olur diye ülkede ilaç arge firması açıyorsunuz fakat bin bir çeşit vergi, sorun… Bürokrasisi ayrı değil, Türk Lirası ayrı dert. Bu yüzden “Türkiye’den gitmeyi düşünüp kararsız kalanlar” diye yazı yazmıştım ve GİDİN demiştim.

Bizim Hayatımız Yandı Siz Kurtulun!

1989 doğumluyum. 2002’de AKP iktidara geldi. Hepsinin açıklamasını “döviz mi yükseliyor TL mi düşüyor? 133 para birimi karşısında kayıp” başlığında yazmıştım ancak kısaca:

  • 2002’de ÖTV geldi, para geldi
  • AKP iktidara geldikten sonra özelleştirme geldi, para yağdı
  • Marmaray AKP’nin değildir” konusunda yazdığım gibi projeler AKP’nin döneminde tamamlandı
  • İnternet geldi, iPhone 2007’de geldi ve interneti mobil cihazlara getirdi; dolayısıyla bürokratik işlemlere yaradı

Bunlar ve daha fazlası hem AKP gibi 2000’lerde iktidara gelenlere teknolojik, dolayısıyla bürokratik anlamda yaradı hem de ÖTV ve özelleştirmeler ile AKP’ye sıcak para olarak yaradı. AKP gelince, “İslam ülkelerine model olması için” güzel bir örnek idi, Avrupa Birliği’de destekledi ve bir çok etkinliği Türkiye’ye verdi.

2008’de üniversite girdim. Mezun oldum. İlaç arge firması açtık, şimdilik buradayım. Dedemin 2001 model Opel Astra’sını kullanıyorum. Nokta.

Yaşıtlarım yurt dışında geziyor, eğleniyor, tatile ve her şeye para bulduğu gibi 3-5 bin Euro veya 3-5 bin dolara arabalara biniyor, geziyor, yiyor, içiyor, hayatına bakıyor… Ben mi? Sanıyorum kendinizden beni biliyorsunuzdur.

Türk İşi Mortgage Krizi

Her şeyin bir dengesi vardır. Doğal bilimler olan biyoloji, kimya, fizik gibi sosyal bilimler olan ekonomi ve siyaset gibi BİLİM ALANLARI DA tıpkı doğal bilimlerde olduğu gibi denklemler üzerine oturtulmuştur. Dolayısıyla bir yerden bir şeyi değiştirdiğinizde, bir çok sonucu olur. Demoracy 3 oyunu oynayanlar kısmen buradan bilecektir. Oyun da olsa, gerçek hayatta buna benzer.

Eğitim sistemi kötüye gidiyorken; teknoloji, sağlık, ekonomi, üretim, mühendislik vb alanlar iyiye gidemez. SİHA’lar falan da bu durumu değiştirmez, ben size söyleyeyim.

2. el araç sitelerine şöyle bir bakıyorum, 20 yıllık ve 300-350 binde olan arabalar 60-70 bin lirada. Yahu delirdiniz mi siz? Kafayı mı yediniz?

Faizlerin düşmesiyle ev konusundaki fikirleri “faizler düştü: ekonomik fırsatçılar ve ev işi” başlıklı yazımda belirtmiştim.

Sıfır Araç Kuyruğu

Bu neymiş biliyor musunuz? Sıfır araç almak isteyenlerin sabah 8.30’da bayi önünde kuyruk oluşturmasıymış [1] (evet aynen iPhone kuyrduğu gibi). Firma Honda. Haber doğrudur diye düşünüyorum. Hemen Honda’nın fiyat listesine bakalım.

Model – Başlangıç fiyatı – en yüksek donanım

  • Civic sedan – 220 bin₺ – 301 bin ₺
  • Civic hatchback – 290 bin ₺ – 321 bin ₺
  • Honda HR-V – 339 bin ₺ – 353 bin ₺
  • Honda CHR – 404 bin ₺ – 740 bin ₺
  • Civic type R – 643 bin ₺

Bir şeyi çok merak ediyorum, bu ülkede cidden arabaya 300 bin verebilecek insanlar var. Ne iş yapıyorsunuz siz? Lütfen bana da yazın. Mail adresim iletisim@emrecetinblog.com

İlaç arge firması kurduk ve 150 kişlilik arge ekibi oaln ilaç firmalarının 1 yılda 17 proje ürettiği dönemlerde biz 3 kişiyle (ben hariç) yılda 12 proje üretiyoruz. Propolis, zerdeçal gibi ürünlerden ağrı kesici ve covid-19 gibi ilaçlar dahil bir çok dermokozmatik ürünler dahil proje geliştirdik ve biz 5 yıldır çok ağır şekilde borçlar ödedik ve 2-3 yıl daha ödeyeceğiz gibi görünüyor. TÜBİTAK, KOSGEB’den çıkan projeler ise delirtecek cinsten. Bakanlığın BİRİLERİNE 100-150 milyon destek verdiğini duyarken 200-300 bin için kendimizi yırtıyoruz ve 2 projemiz reddedilip, kuruldaki birisi tarafından başka şirkete verildi. Reddedilenlerin sayısı da cabası ki annem 30 yıla yakın akademisyenlik tecrübesi ve 16-17 yıllık ilaç sanayinde tecrübesi olan (ki yöneticilik dahil) birisi.

Yani nasıl olur, benim anladığım bir iş değil. Siz kalkıp Mercedes, BMW, Volvo gibi araçlara 600-700 bin ve hatta 1,5-2 milyon lira verebiliyorsanız, ihtiyacınız varsa bana ulaşın, gelip görüşeceğim ve kabul ederseniz sizinle çalışacağım. Fakat tek koşulum: dürüst çalışmak. Yani vergi kaçırma, hile, hurda, yalan dolan olmasın.

Sadece işi öğrenmek için değil, görmekte zorlandığım bu sistemi de öğrenmek için. Yani nasıl oluyor da para kazananlar uçup giderken kazanamayanlar kazanamıyor; bu işin neden ortası yok, “diğer tarafa” geçip görmek istiyorum. Aklım almıyor.

İşler Tepetaklak Olacaktır

Açıkçası şu an 10 milyonum olsa ev, araba alır mıydım bilemiyorum. İşime ve aylık gelirime odaklanmak daha mantıklı gibi.

yazılarında bahsettiğim üzere “dışarıyla ilgisiz” krizin geleceğini söylemiştim. 2020’de de ağır şekilde vuracağını söyledim ki şanslarına covid-19 patladı. Şu an ekonomik durum çok ağır. Muhtemelen 2 yıla kadar bunun sonuçlarını göreceğiz.

2008’de yaşanan Mortgage krizi, bankalarla ilgili bir durum idi. Güvenceler üzerinden. Fakat neden “Türk işi mortgage krizi” diyorum onu anlatayım.

Ekonomi ve siyasette de, denklem tek taraflı bozulamaz. 500 bin liralık ev sahibi olmak için kredi çekildiğinde maliyeti yaklaşık 800 bin liralara denk geliyor sanırım.

Çok değil, yıl başında Başakşehir’de 300 bin liraya satılan evler hem covid-19 hem de faizler nedeniyle 450-500 bin liralara kadar çıktı. Sadece talep olduğu için. Aynı şekilde kredi çektiğimizi de düşünürsek işin özü; 300 bin liralık evi 800 bin liraya alıyoruz. Ev sahibi, emlakçı, banka ve tabii ki devlet kazanıyor. Kim kaybediyor?

Aynı şekilde araç fiyatları arttı da arttı… 2018’e kıyasla neredeyse iki katına çıkan otomobiller var. Bugün açıklandı, enflasyon %11 imiş. Hadi yaa!

Şirket için yaptığımız mutfak, gider, araba için benzin ve ev için ypaılan her şeyi yazıyorum. Tam 1 yıl öncesiyle %11 olduğunu mu iddia ediyorsunuz gerçekten? Enflasyon ile faiz aynı miktarda değilse, 133 para birimi karşısında değer kayber paramız. Bu kadar basit.

Mortgage Krizi Nedir?

İşin özü teknik detaylara girmeyeceğim. Bununla ilgili çok daha güzel açıklamalar Youtube’da var ancak sevdiklerimden bir tanesini vereyim, Türkçe altyazı mevcut:

https://www.youtube.com/watch?v=OUUl4FLKyXY

 

**

Bu iş neden mortgage krizine dönecek? Bu krizi analiz ederseniz şunu göreceksiniz; ekonomi zaten inişli çıkışlıdır. Her insan, her nesil; büyük krizler gördü, görüyor ve görecektir. İnişli çıkışlı fakat çok geniş açıdan baktığımızda uzun süreli bir çıkış mevcut. Bununla ilgili de Türkçe altyazılı çok güzel bir video bırakacağım:

**

Her şey iyi gidiyorken her şey iyidir. Yani şu anda bakacaksak; altın yükseliyor, döviz yükseliyor, faizler düşük, araba ve ev fiyatları yükseliyor… Neden? Çünkü davranışlar kontrol ediliyor ve millet yokluktan çıkmış gibi araçlara, evlere, altına saldırdı. Tamamen sürü psikolojisi. Peki nereye kadar devam edecek?

Mercedes’in E sınıfı tanıtıldı. “E Preisliste” bölümünden görebileceğiniz gibi 1.250€ asgari ücret (net) olan ülkede 52 bin €’ya lüks sınıf alabiliyorsunuz.  Türkiye’de mi? Bizde 848 bin liradan başlıyor.

1.250 -> 52 bin oranına bakarsak 41,6 ediyor. Türkiye’deki asgari ücrete bakarsak; 2300*41,6 = 95.600₺ ediyor. Hadi %18 KDV eklersek ÖTV’ye de “insani vergiler” (Avrupa ülkelerinde olduğu gibi) eklenirse; normal şartlarda E sınıfı aracın bizde 150 bin civarı olması gerek. Biz bu fiyata Fiesta, Clio alamıyoruz bile!

Döngü Olumsuza Geçecektir

Bakın Türkiye’deki yargının durumu, liyakatsizlik, vergiler vb gibi hiçbir şeye girmeyeceğim… 2004-2005’te böyle bir şey olsaydı, bu kadar yapay yükselme; faizlerle oynama ve enflasyon-faiz dengesinin tutturulamaması gibi bir durum olsaydı, emin olun aynı şey olurdu.

Döngü, sıcak parayla milletin altın ve döviz aldığı; bankalara zorunlu kredi verme oranı konulup, millete krediyle ev-araba aldırma döngüsünden, er ya da geç herkesin satacağı döngüye geçecektir. Zaten bu doğal olarak düzenlenmezse, devlet eliyle “ayar çekilmeye” çalışılırsa, burada daha büyük sorun olur.

En iyi hükûmet, az hükmedendir. Yani sistemi kuran, doğal dengeyi buldurandır. Dolayısıyla ekstra müdahale, olumsuz sonuç yaratacaktır.

Şu anda bayilere yeni araç gelmiyor, millet ikinci ele yüklendi. Buna rağmen herkes araba alma peşinde. normalde piyasa kendini dengeler, millet almaktan vazgeçer, ucuzlardı. Şidmi altın, döviz, covid-19 gibi nedenler yüzünden millet normalin dışında davranıyor, aldıkça alıyor, satıyor, kâr yaptığını düşünüyor.

Er ya da geç, yeni araç gelecek.
Er ya da geç, altın fiyatları düşmeye başlayacak (tahminim 2021’in Şubat-Mart ayında, aşı ile birlikte düşer),
Er ya da geç ev ile araba fiyatları azalacaktır.

Millet işini kaybediyor, işsizlik artıyor. İlk kez işsizler, çalışanları geçti [2]. Hem de Türkiye tarihinde ilk defa! Millet elindekileri satmaya başlayacak. Büyük hevesle aldıkları ev ve arabalar, işlerini kaybetmeye başladıklarında veya kötüye gitmeye başladıklarında; elden çıkacaktır. Elden çıkma ile birlikte bankalar borçlar için ev ve arabalara el koyacak ve satışlar başlayacaktır. Satışlar başladığında mortgage krizinde olduğu gibi alan olmayacak ve evler ile araçların fiyatları inanılmaz düşecektir.

Kişisel olarak bu durumun 2-3 yıl içerisinde olacağını düşünüyorum. Çünkü 2015’ten bu yana yazdığım gibi, ekonomide doğru düzgün adımlar atılmadı. Hep müdahale var. Doğal sürecinde oturmuyor. Sürekli müdahale. Yargı ve Merkez Bankası bağımsız ve tarafsız değil. İstatistikler gerçeği yansıtmıyor.

Sonuç Olarak

2015 ve 2016’da yazdığım yazılarda amacım felaket tellalığı değildi. Tam tersine, ben bu iktidara oy vermesem, desteklemesem ve politikalarını eleştirsem bile; aynı ülkede, aynı gemide, aynı ekonomik sistemdeyiz. Benim cebimden 10 giderken sizin cebinize 10 girmeyecek. Ya birlikte yoksullaşacağız, ya birlikte zenginleşeceğiz.

2015, 2016, 2017 ve 2018’de bu yazılar yüz binlerce kişiye ulaştığında bana ağır linçler, hakaretler ile saldıranlar oldu. Peki sonra ne oldu? Maalesef dediğim şekidle sıkıntılar yaşadık. Şu anda ev ve arabalardan başlayan ve Türkiye’deki sorunları anlattığım bu durum da felaket haberciliği değil, tam tersine önlem alınması için çağrıdır.

Çok basit bir kural var, “arz-talep dengesi”. Bu sadece mal ve hizmet değil, çalışanda da geçerlidir. Ne demek bu? Bir ülkede çalışana ne kadar çok talep varsa, maaşları o kadar yükselir. Eğer iş ilanı verdiğinde, kapında binlerce insan olursa; asgari ücretin altında ve sigortasız da çalıştıran çıkar. Fakat kimse gelmezse, asgari ücretin de üstünde para vermek zorunda kalırsın.

Dolayısıyla serbest girişimler; özellikle küçük esnaf, atölyeler ve girişimciler bu konuda desteklenir ve şirketin genel durumuna göre belirli çalışan oranı tutturulursa, vergiden düşüldüğü takdirde işsizlik azalacaktır. İşsizliğin azalması demek, paranın dönmesi, harcamanın olması, devletin daha az insana bakması gerek.

Ayrıca 12 milyon çalışan var ve 4,8 milyonu devlet memuru. Yani kaba tabirle Türkiye’nin tüm üretim yükü 8-10 milyon insanın üzerinde. Devlet memurluğunda kırpılma yapılmalı. “Türkiye’de liberalizm neden yanlış biliniyor?” konusunda da detaylıca anlattım bu işi.

**

Türkiye’yi çok ağır günler bekliyor. Bu durmdan çıkışın yolu belli. Ne yazık ki iktidarın gittiği yönün tam tersi yöndür. Fakat bağımsız ve tarafsız yargı dedikçe, 2024’te hilafeti getirmek ve ülkeyi İranlaştırmak için uygulayacakları adımların önündeki en büyük engel olan Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmeye çalışıyorlar. Bu gidişte yaparlar da… Hilafeti de getirirler…

Fakat tam en güçlü hissettikleri, “bu iş tamam, başardık” dedikleri noktada her şey tepetaklak gelir. Bakın dindar nesil yapmak isterlerken gençlerin %30’u dinsizleşti. Her 3 gençten 2’si yurt dışına kaçmak istiyor. Haklılar da! Başardıklarını sandıkları her adım, aslında kendi sonlarını hazırlayacak.

Böyle devam edin, muhalefetin başaramadığını kendiniz başaracaksınız…

 

Kaynaklar:

[1] Emre Yılmaz. Sıfır Araçlar İçin Bayiler Önünde Kuyruk Oluştu (1 Ekim 2020). http://www.otoraf.com/sifir-araclar-icin-bayiler-onunde-kuyruk-olustu.html

[2] Erdoğan SÜZER. İşsizler ordusu çalışanları geçti (12 Temmuz 2020). https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/issizler-ordusu-calisanlari-gecti-5925962/

Son Değişiklik: 05/10/2020 - 18:11
Kategori: Ekonomi - Genel - Politika