Ortalama okuma süresi: 15 dakika

Andıç: ekonomik gelişmeleri anlatarak bağlayacağım. “Ev İşindeki Karmaşa” başlığına inerek faizler ve güncel durumu okuyabilirsiniz.

**

AKP iktidarı, konut işini ekonomi lokomotifi gibi görüyordu. Özelleştirip, vergi toplayıp; inşaat alanına yatırdılar. Bir sürü inşaat zengini çıktı. Koca koca binalar, projeler… Gövde gösterisi için, güçlenen bu inşaat firmaları tabii ki devletten de payını aldı ve sözümona “yap-işlet-devret” modeli ortaya çıktı.

Alınan ihale sonunda, ihale ile devlet bankasına giderek “bakın ihaleyi aldım” diye kredi çekiyorsunuz. Devlet bankası krediyi veriyor. DEVLET BANKASI, yani milletin vergileri ve millet. Sonra MİLLET İÇİN köprü yapılıyor. Devlet Bankasının verdiği parayla köprü, otoyol, tesis yapılıyor. Sonra buradan geçerken para ödüyoruz. Devlet burada geçiş garantisi koyuyor ki zaten o garantiyi yakalaması çok zor. Yani güzel de para kazanıyorsun. Yapım için paray devlet bankası veriyor, geçiş garantisini devlet veriyor. Sen sadece yapıyorsun. İktidarda “yap-işlet-devret” diyor. İşin özünde, devlet bizzat yapsa belki yarısına ve hatta 3’te 1’ine yapacak.

Maalesef inşaat işi benim midemi bulandıracak seviyelere geldi. Sadece devlette değil, normalde de böyle. İnşaat işinde olan çok tanıdık var, daireleri %100 kâr ile satma imkânınız vardı. Sonra bu tıkandı. Kentsel dönüşüm başladı. Aslında herkes için iyi görünüyor. Fakat bu da tıkanmaya başladı. En son Nisan ayında, bir önceki yıla göre satışlar %55 oranında düştü [1].

Olacağı Buydu

2002’de iktidara gelip, 1999-2002 arasındaki kriz dönemini eleştirdiler. Fakat o dönemde DSP, MHP, ANAP koalisyonu ve Başbakan Bülent Ecevit’in attığı çok önemli adımlar vardı ki, zaten hükumeti kriz içerisinde almışlardı. “Sürdürülebilir ekonomi, ağır vergiler ve Türkiye’de yaşamanın ekonomik ağırlığı” konusunda bahsetmiştim;

Bu koalisyon iktidara geldiğinde, zaten ağır bir ekonomik tablo vardı. Bu da yetmedi, enkazı 2004-2005 yılında dahi kalkmayan ve Türkiye’nin üretim bölgesini vuran 1999 depremi de cabasıydı. Yılmaz Hoca (Büyükerşen), 1999’da Eskişehir Belediye Başkanı olunca, iş makinelerini gönderdiğini ve 2001’e kadar devletin kullandığını söylemişti. Bakın üretim tesisleri, şirketler, banka merkezleri, konularında uzmanlaşmış çalışanlar, teknik insanlar, işine yıllarını vermiş ve deneyim kazanmış emekçiler… GİTTİ! Bu insanlar, şirketler ve üretim merkezleri (fabrikalar) Marmara civarında idi, şimdi olduğu gibi. İstanbul depremi ile birlikte bunları kaybettik. Üretim merkezinin kalbine bıçak saplandı.

Ecevit’in Anıları (Mehmet Çetingüleç) kitapta Bülent Ecevit diyor ki;

“1999 hükümeti ile birlikte acı reçeteyi uygulamaya soktur. Tam krize karşı önlem paketinin sonuçlarını alacaktık ki, Devlet Bahçeli biranda erken seçim istedi”.

Dediğine dikkat, “acı reçeteyi uygulamaya soktuk, paketin sonuçlarını alacakken Devlet Bahçeli erken seçim istedi”. Aslında ekonomi bölümünde defalarca anlattım (2002-2015 Tükiye’nin ekonomisi, 2017-2018 Türk ekonomik krizi vb). Fakat biraz daha açmam gerek.

AKP’nin Üzerine Konduğu Güzellikler

1999 Koalisyonunun acı reçetesinde neler vardı, dileyenler araştırarak görecektir fakat sistem açısından bir kaç örnek vereyim ki sadece 1999 değil, “devlette devamlılık esastır” mantığı ve teknolojik gelişmeler AKP’ye nasıl katkı sağlamış görelim;

4760 sayılı kanun 6 Haziran 2002’de kabul edilmiş ve 12 Haziran 2002’de resmi gazetede yayımlanarak, ÖTV hayatımıza girmiştir. Kasım’da AKP iktidara gelmiş ve önlem paketlerinin üzerine ÖTV’de AKP’ye muazzam bir kaynak sağlamıştır.

Özal’ın getirdiği KDV üzerine, 2002’de getirilen ÖTV; milleti yoksullaştırırken, devlete muazzam bir gelir akışı sağladı. Ekonomik krize karşı “acı reçete” üzerine, Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde getirilen ÖTV; hem ekonomiyi toplamaya yarayacak hem de gelir akışını düzenleyecekti. AKP iktidarına inanılmaz bir fayda sağladı ve para resmen AKTI!

AKP iktidarı, ilk dönemlerinde liberalleşme adımları adı altında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 80 yıllık birikimlerini, Atatürk’ün “her fabrika bir kaledir” sözüne rağmen ÇATIR ÇATIR ÖZELLEŞTİRDİ. Yani ÖTV’nin yanında, özelleştirmeden gelen paralardan bahsediyoruz. Yabancılara satarak gelen paralar… Bir işyeriniz olsun, aylık 10 bin kârınız olsun. Siz bu işyerini satıyorsunuz. 5 milyon liraya. 10 bin lira neresi, 5 milyon neresi? Öyle değil mi? Değil. Anlatacağım.

Sadece bunlar da değil, örneğin Marmaray… Koşulsuz AKP’yi destekleyenlerin yanında AKP’yi destekleyenler ve hatta desteklemeyenler bile Marmaray’ı AKP’nin yaptığını sanıyor. Peki öyle mi? bknz: Tüp geçit (Marmaray) AKP’nin işi değildir. Kısaca anlatayım. Bakınız kendi sitesinde ne diyor [2]:

1997’de Özal döneminde yapılan proje yine gündeme alınmıştır. 2000 yılında müşavirlik ihalesi yapılmış, müşavirlik ihalesi yapıldıktan sonra şartnameler, sözleşme, taslakları, fizibiliteler, ana projeleri ve ihale dosyası hazırlanmıştır.

Kendi sitesinden kaldırmışlar ancak finansman bölümü şöyle idi:

TK-P 15 nolu İkraz Anlaşması, Hazine Müsteşarlığı ile Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) arasında 17.09.1999 tarihinde imzalanarak 15.02.2000 tarih ve 23965 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır.

Bunu da Ray Haber sitesinden [3] bulabilirsiniz. Eskiden Marmaray’ın sitesinde vardı, archive.org’daki haline buradan [4]  ulaşabilirsiniz. Resmi gazete kararını da vereyim [5].

**

Sadece bunlarla da sınırlı değil tabii ki…

Teknolojik Gelişmeler de AKP’ye Yaradı

ÖTV ile muazzam bir para akışı, özelleştirmeler ile inanılmaz bir para kaynağı ve Marmaray gibi önceki hükumetler tarafından çalışmaları yapılmış nice proje AKP’yi şahlandırmış gibi gösterdi. Yetti mi? Yetmedi. AKP gibi 2000’lerin başında iktidara gelmiş nice şanslı hükumet var. Bir daha bu kadar şanslı dönem olur mu bilemiyorum. Neden? TEKNOLOJİ!

ADSL, Türkiye’ye 2003 yılında geldi [6]. iPhone 2007 yılında çıktı ve sadece telefonların konseptini değil, “internete bağlanabilir cihazlar” algısını değiştirdi. Steve Jobs’un sunumunu çok iyi hatırlıyorum, en çok üstünde durduğu şey “web browser” bölümü olmasına karşılık, izleyiciler en az buna heyecanlanmış ancak dünyayı değiştiren şey de telefonların interneti böyle kullanmış olması idi (uygulamalar, müzik, yenilikçi fikirler, ağlar.. her alan değişti).

“AKP dönemidne iPhone geldi” diyen insanları (evet çoğul olarak insanları) gördüm ve ciddilerdi. ADSL’i de yine tamamen AKP’ye bağlıyorlardı. Eskiden hastahanelerde diye başlıyorlar, interneti söylüyorlar. Evet hepsi AKP döneminde oldu ancak AKP olmasaydı da zaten gelen iktidar döneminde bilgisayar ve internet KULLANILACAKTI. Çağın gerekliliği buydu ancak bu da AKP’ye yaradı.

AKP Bu Dalgayı Güzel Kullanamadı

Bir dalga geldi, AKP’nin elinde ise “acı reçeteden”, ÖTV’den, özelleştirmelerden gelen hem sıcak para hem nakit akışı vardı hem de teknoloji ile birlikte yepyeni bir algı vardı. Buradaki para teknolojik geliştirmeler, stratejik altyapılar, eğitim gibi alanlara yüklüce yatırılması gerekirdi. Ne yapıldı? İnşaata yatırıldı. Sonunda inşaatta durma noktasına geldi.

Burada AKP’ye tamamen yüklenmek yerine anlamaya çalışıyorum; Türkiye’nin çehresini değiştirmek istemiş olabilirler. 1999 depreminden sonra düzgün inşaat işine girmek istemiş olabilirler. Türkiye modernleşecekti. Gerçekten de Eskişehir’den Düzce’ye giderken tek şeritli yolları (Bilecik vs dolaylarında) hatırlıyorum. YAHU REZİLLİK! Türkiye’nin en yoğun yollarının bunca yıldır tek şerit olması hem kaza hem hız (mal taşıma) hem de itibar açısından bir rezillikti. Evet yol yaptılar. İyi de oldu.

İnşaat işi de stratejik. İnşaat işinde bir sürü şey var. Öncelikle mahalleye yapılan düzgün bir proje, mahalledeki evlerin fiyatını yükseltiyor ve algısını değiştiriyor. Bunu Eskişehir’de daha önce çamur olan, ahırlar olan ve hayvan bakılan bölgeyi tek tek alıp daha sonra “Vişne Evleri” adındaki projeyi yapan Kar İnşaattan gördüm ki bana göre en etkili projelerden birisiydi ve mahalleyi nasıl etkilediğini gördüm. Daha sonra “bahçeli ev” diye buraya gelip, kentsel dönüşüp yapıp sonra bina tarlasına çeviren beyinsizleri de gördüm.

*

İlk görseldeki yarım adada büyüdüm. Osmangazi mahallesi ve Sümer mahallesi taraflarını eskiden beri çok iyi bilirim. Tek katlı ve iki katlı, bahçesinde ağaçlar olan güzelim evleri “kentsel dönüşüm” adı altında alıp üçüncü görseldeki gibi bahçesiz, ağaçsız, saçma sapan yerlere çevirdiler.

Kentsel dönüşümü de AKP beceremedi. Bunu bile yapabildiğini düşünmüyorum. Kaldı ki Kazakistan gezisi ve Bulgaristan gezisi konularımda bahsetmiştim. Sırbistan falan dahil, eski SSCB ve sosyalist ülkelerdeki şehir planlamasına bayılıyorum. Gerçekten çok iyi. Bulgaristan konusunda 150 binlik nüfusa sahip Rusçuk’ta ara yolların iki şerit, anayolların üç şerit olduğunu yazmıştım. Kazakistan’da da böyleydi. Bu mantıkla 15 milyonluk İstanbul’u düşünmeniz gerekir.

Kocaman sokaklar, caddeler, kaldırımlar. Koruluk denilebilecek büyük parklar ve yaşlı ağaçlar, büyük meydanlar ve sosyal tesisin (futbol sahası, tiyatro, seminer salonu, opera vs) dibinde büyük meydan ve hemen karşısında büyük parklar… Hepsi bir şeyleri ifade ediyor ve anlatıyor. Şehir planlaması konusunda sosyalizmden alacağımız çok şey var. Ekonomik model olarak beğenmesem de en iyi taraflarından birisi budur.

Sadece bu video değil, bu kanalda şehir planlaması, binalar vs ile ilgili çok ilginç videolar var.

**

Neden İnşaat Sektörü?

İnşaat sektörüyle çok övünüyoruz ancak 3. katta evimize yağmur yağıyor. Çatılar problemli. Dün AVM’deydim ve deli gibi yağmur yağıyordu, AVM’yi su bastı. Yollar yapıyorlar, muhteşem zekalı insanlar tam lastiğin geçeceği yere; mazgal, telefon hattı, kanalizasyon kapakları falan koyuyorlar. 10 metrede bir tak tuk bir şeylerin üzerinden geçiyorsunuz. Övündüğümüz inşaat işi de bu kadar! Kabası süper, ancak ayrıntılarda çuvallıyoruz.

İnşaat sektörünü düşünün… Kum, demir, çimento, tuğla, yalıtım, cam ve devamında; kablolar, aydınlatma, mobilya, beyaz eşya, tezgah ve yeni eve taşınınca da eski şeyler olmaz, insanların aldığı mobilyalar, yeni halılara vs kadar bir çok sektör inşaat ile bağlantılı. Yani inşaat sektörü, lokomatif olarak görülüyor.

İlaç arge firması açtık ve parasız açtık. Annemin hayaliydi, düzgün ve bağımsız şekilde arge yapmak istiyordu. Çalıştığı ilaç firmalarındaki köşe başlarını tutan dinazor (eski kafalı) yöneticiler, astlarının fikirlerini kendilerininmiş gibi satanlar, argeden değil ürge’den yani ürün geliştirmeden anlayan tipler nedeniyle bıktı ve sıfır lira ile kendi firmamızı kurduk. Kurduğumuz yıl kalkışma, OHAL, ekonomik kriz, derken taç virüsü (covid 19) ve salgın… Kurar kurmaz borca girdik, büyük anlamda ödedik ancak devam ediyor. Peki param olsa böyle bir işe girer miydim?

Aslında bu, “Türkiye’deki yatırımcı sorunu” konusunda da bir fikir veriyor. Sürekli devlet yardımı var, çünkü bizde yatırımcılar 200 bin verip şirketin %60-%70’ini almak istiyor. Şirketi kuran alınteri döküyor, emek veriyor, yıllarca büyütüyor, bir gün bir geliyor başkasına satılmış pay. Habersiz, çünkü şirket kuran kişi anlaşmaya dikkat etmemiş bile, kendisine sormadan satılmış. Bunun gibi nice örnekleri gördüm. Amerika’da ise yatırımcılar %5-10’unu alıyor, büyük miktarda para veriyor, çevresini kullanıyor ve hatta muhaesebeci, yönetici vb konularda eksiklik varsa kendi adamlarını gönderip büyütüyor ve sonra şirket büyüyünce kendi payını satıyor. Buradan kazanıyor. B

Bugün Türkiye’de bir üretim tesisini düşünün, 10 milyona kurulacak. Ki öyle aşırı büyük olmaz. İstanbul dışında olursa en ufak sorunda (özellikle ilaç firması vb olaylarda), birinin gelmesi, bakım yapması, parça getirmesi falan 1 hafta sürebiliyor. İstanbul’da ise kirası, yeri, şusu busu dert. Biz üniversite bünyesinde başladık; kiraya 3,7 kat, işletme bedeline 4 kat, elektriğe 8-9 kat, suya ise yaklaşık 6 kat daha fazla para vermişiz. OSB’ye geçince anladık. diyeceksiniz ki orada iş başka, ama değil, bizim üniversite de OSB’deydi. Teknoparklar “üniversite-iş dünyası” işbirliği fikriyle (ki destek veriyorum bu fikre) hayata geçmesine rağmen iş bambaşka noktaya gitti. Bir hesapladık, vergisi şusu busu hiç kurtarmıyor. Buradan da yüklü miktarda soruna bulaştık anlayacağınız.

Çalışanı, vergisi, osu busu… Gerçekten sorun. ARGE yapıyoruz, üstelik süperjenerik ürünler, yani 39 jenerik ürün varken 40. jenerik değil; piyasada olmayan farklı kombinasyonlar, farklı ürünler yapıyoruz. Hammadde alırken vergi, maaş verirken vergi, satışta vergi, anlaşmada vergi, adres değiştirirken para, benzersiz bilmem ne kodu alırken para, e-imzada para, onda da para bunda para… 10 milyonu böyle bir işe yatırmak mantıklı değil. Neye yatıracaksın?

İnşaat firmasına yatırabilirsin. Kentsel dönüşüm, o bu derken iyi bir kâr ile satabilirsin ancak eskide kaldı bu iş. Maalesef eskide kaldı. Avrupa Birliği’nden daha fazla inşaat şirketi, müteahhit falan var Türkiye’de. Şu anda bir emlakçıyla anlaşırdım; bir kaç ev, iş yeri falan filan alırdım. İstanbul’da da almazdım onu söyleyeyim. Eskişehir gibi potansiyeli olan (şimdi o da bitti gerçi de) yerlerden alırdım. 1 milyonluk bedeli arsaya, 10-15 yıllık yatırım için ayırırdım. İl meclislerinde şehirlerin nerelere doğru genişleyeceğine ilişkin kararlar görüşülüyor, takip edeceksiniz ve oralardan alacaksınız. 5-6 yıl sonra daha fazla değerlenecek. 3 milyon kadarıyla ev, geri kalanıyla iş yeri alırdım. Emlakçı ya da benzeri birine buralardan para ve nakit akışı sağlanırdı.

İşte en büyük sorun burada. Eğer bundan garanti ve güzel şekilde kazanacaksanız, neden yatırım yapacaksınız? Devlet bunu çözmeli. Türkiye’de emlak işinin artmasının nedeni de bu. KATMA DEĞER yok ancak deli gibi para kazandırıyor. Eğer katma değer ve ARGE para kazanamayacaksa, bu iş olmaz. Öte yandan biyoteknoloji merkezleri açan, arge yaptığını iddia eden, yaptığı şeyin başına “yerli, milli, bor” falan koyup milyonlarca desteği aldıktan sonra hiçbir iş yapmayan ve sadece kağıt üzerine yapıp 3-4 yıl sonra “biz beceremedik” diyen ya da sözümona bir şeyler yapmış gibi göstererek yüzlerce milyonluk hibe alanları da biliyoruz ki bu hibelerin bir bölümü daha BAŞTAN PAY EDİLİYOR. Bilmem anlatabildim mi?

Sürdürülebilir ekonomi konumda daha fazlasını yazmıştım; işin özü para inşaata, yola, köprüye değil tam tersine sürdürülebilir yerlere gömülmeliydi. Atatürk’ün yaptıkları bu anlamda doğrudur. Hepsine değil, sadece Atatürk Orman Çiftliği’ne bakılsa ve ekonomik modellemesi incelense büyük ölçüde yarar sağlayacak oysa…

 

Ev İşindeki Karmaşa

Ev işi bu kadar patlayınca, düşünce (ki 2-3 yıl öncesinde göre çok daha vahim durumda), tabii ki AKP faizleri düşürdü. Düşürdü de ne oldu? İyi mi oldu? Başakşehir’de ve yeni devlet hastahanesine yakın oturuyorum. Ben size burada olanları anlatayım; normalde kiralar 2 bin – 2.500 lira civarıydı ve emlakçılarla konuştuğumdan biliyorum geçen yıl 300 bin lira civarına 1+1 hatta 2+1’ler satılıyordu. Ayn evler ne durumda? Şu anda 450 bin lira istiyorlar. Kiralar ise 3.500-4.000 lira seviyesine yükselmiş. O kadar ki, insanlara “oğlum gelecek, evi satacağım” vb şeyler altında evden çıkmaları söyleniyor. Ardından başka kiracı buluyorlar. Burada 40 tane evi olan insanlar tanıyorum. KIRK TANE EV! Milletin bir evi yokken, birilerinin 40 evi olması benim sinirlerimi zıplatıyor. Böyle sistem kabul edilemez! Ömrü boyu çalışıp bir tane 5 milyonluk ev alan insandan vergi alacağına, otur da 40 tane evi olan insan ve şirketlerden vergi kes!

Emlakçı yeni kiracı bulunca kazanacak, ev sahibi ise 2300’den 2500’e çıkartmak yerine 3.500’den yeni müşterisini bulacak! Mis gibi… Deposito falan da cabası.

Kaybeden kim? İstanbul’da yaşayanlar olacak. Bugün taşınma masrafı zaten 6-7 binden başlıyor. Deposito şu bu derken 15 binden fazla tutması muhtemel. Yahu zaten herkes devlet ve şirketler gibi kıt kanaat yaşıyor, öyle bankada 20-30 binle yaşayan ve her ay bin lira atan bir halktan bahsetmiyoruz.

Deprem oldu, kira ve ev fiyatlarını yükselt. Hastahane açıldı, kira ve ev fiyatlarını yükselt. Yağmur yağdı, güneş battı yükselt. Faizler düştü, ev ve kira fiyatlarını yükselt… Tamam da nereye kadar? Bu kadar mı para açısınız, bu kadar mı açgözülüsünüz be!

Şu videoyu izlemenizi öneririm.

**

Anlayacağınız o ki bu faizleri düşürme işinden ev sahipleri kazanacak, inşaat firmaları kazanacak yeni inşaatlar geldiği için demir, çelik, mobilya, beyaz eşya vb sektörlerde hareketlilik olacak, emlakçılar kazanacak BANKALAR kazanacak en başta… Kim mi kaybedecek? Zaten tonla ağır vergi daha maaşını alamadan kesilmeye başlanan halk kaybedecek. Yoksullar daha da yoksullaşacak. Ve ilk seçimde yine koşa koşa AKP’ye oy verecekler. AKP gelmese ne olacak, mevcut muhalefet bu ekonomik krizi atlatabilecek bilgiye sahip insanları barındırıyor mu? Hangisi, bir yılda kaç defa “vay be” dedirttiren ekonomik fikir ve politik öneri ortaya atıyor?

Evi olmayan insanlar, 10-15 yılını bankaya bağlayacak. 300-400 bin çekecek, 250-300 bin faiz üzerine konulacak. 600 bin civarında para ödenecek. Bu insan “aman işimden olmayayım” diye kafasını bile kaldıramayacak, boyun eğecek. Bütün hayatını bir ev, bir araba için harcayacak ve ölecek. Öteki taraftan “içeriden bilgi” alanlar, eş-dost ve çevre ile (tarikat, kapalı gruplar, localar bilmem neler) ile zenginliklerine zenginlik katacaklar… Devlet ve özel fark etmez, satın alımcılarda rüşvet, yolsuzluk hatta sadece onlar değil, kurumun tepelerinden itibaren başlayacak. Buna göre yasalar çıkacak, bakanlıktan çıkan teşvikler daha en başında pay edilecek… Böyle dönüyor Türkiye’de çark. Biz bu işe bulaşmayalım, namusumuzla, dürüstlüğümüzle, şerefimizle kazanalım derseniz de; neden milliyetçilik yaptık, istihdam sağlayalım, ülkeye katkı sağlayalım diye Türkiye’de açtık diye kendinize soruyorsunuz ve Bulgaristan’da açsak şimdiye kadar üretim tesisini bile kurmuştuk diye her gün daha fazla sorguluyorsunuz.

Sonuç Olarak

AKP’nin geldiği dönem acı reçetenin sonuçları, ÖTV ve özelleştirmeler ile inanılmaz bir potansiyel vardı ellerinde. Olabilecek en yanlış yerlere, en yanlış şekilde yatırım yaptılar. Bu nakit akış bolluğu ve yabancılara satılan değerlerden gelen parayı kendileri oluşturmadılar ya; yıllar geçip sistem çökünce işler karıştı. Ağır vergiler, fonlar, buradaki para ile basını susturma ve satın alma, başka politik düşünceleri devlet içinde barındırmama gibi bir sürü saçmalık yaptılar. Oysa çokseslilik ve çok kültürlü olmak bir AYRICALIKTIR. Adaletin olmadığı, yasama-yürütme-yargı dengesinin olmadığı, insan hakları, basın özgürlüğü gibi TEMEL DEMOKRATİK KAVRAMLARIN çiğnendiği bir ülkeye de kimse yatırım yapmaz.

Deniz dalgasını yakalayamadıkları gibi, dalga geri çekilince sahilde tepetaklak kaldılar. Ne yapacaklarını bilemedikleri için sertliğe başvurdular. Ülke içinde resmen House of Cards’daki Frank Underwood gibi kaos çıkartma peşindeler. Hayvan hakları, kadın hakları, çocuklar, doğa… Her konusda problem var. Eğitim kusurlu, yargı zaten rezalet, üretim konusunda da sadece Avrupa’nın Çin’i olma yolunda adımlar var.

Belki bunu anlamayacaksınzı o yüzden örnek vereyim:

İlaçların kökeni bitkilerdir. Fakat ben bu bitkiyi koparttım alıp evde ilaç yapayım olmaz. Bunlar çeşitli işlemlerden geçirilir ve standardize edilir. Her dozda ve her partide şu kadar X şu kadar Y vardır. Bilirsin ve üretimde buna göre formülasyon yaparsın. Hammaddeler kozmetik, gıda ve ilaç kalitedir. En iyisi ilaç kalitedir. İşte bu standardize etme ve ilaç kalite haline getirme hem teknoloji hem bilgi ve birikim gerekiyor. Peki bu olmazsa ne olur?

Damla sakızı… Türkiye’de var mı? Var. Yunanistan’da var mı? Var. Türkiye’de damla sakızını işleyip gıda olarak 1 kilogramını 200-300 liraya satıyoruz. girip bakabilirsiniz, damla sakızı 1 kilogram 300 lira civarında. Bunu alıp, biraz işleyip çeşitli kimyasal şeylerde kullanırsak  1 kilosu yaklaşık 1.500₺’ye geliyor. Kısaca özetleyelim:

Direkt damla sakızının 1 kilogramı : 200-300 ₺ civarı
Türkiye’de basit anlamda işlenmişi: 1.500 ₺ civarı

Peki bilgi ve teknoloji ile bu damla sakızı alınıp, midedeki çeşitli sorunlar için (ki bununla ilgili projemiz var, hoş egoist ve kompleksli TÜBİTAK hocası nedeniyle reddedildi, kendi de benzer iş yapıyormuş ama bir şekidle çıkartacağız), ilaç kalite işlenmiş ve standardize edilmiş halini almak Türkiye’de mümkün değil.

Aynı ağaç, aynı ürün ancak Yunanistan’dan alıyoruz belki de Yunanistan’daki firma da Türkiye’den alıyor. Peki bunu işleyince kilogramı ne kadar yapıyor? Tekrar hatırlayalım:

Türkiye’de:
Direkt damla sakızının 1 kilogramı : 200-300 ₺ civarı
Türkiye’de basit anlamda işlenmişi: 1.500 ₺ civarı

Yunanistan’da ilaç kalite haline getirilmişi:
1 kilogramı yaklaşık 2.800 EURO yani Türk lirasıyla 22 bin lira falan

Aynı şekilde Isparta gülünün yağını çıkartıp, yabancı firmalara satıp, “yahu ne güzel ihracat yaptık bee milyonlar kazandık” diyoruz. Bunları alıp, parfüm için esans yapıyor ya da ilaç kalite esans haline getiriyorlar. yaklaşık 6.700 kat fiyatına bize geri satıyorlar.

Çünkü standardize etme, ilaç kalite haline çevirme hem cihaz bakımından hem de GMP (iyi üretim uygulamları sertifikası) gibi bir sürü gereklilik istiyor. Bunların alınması hem pahalı hem de bunu almak için gerekenleri bilen insanların sayısı az. Annem daha önce GMP’li tesisler kurdu fakat bilen insanın da parası olmuyor. böyle bir döngüye giriyoruz. Türkiye’de böyle bir tesis yok. Bir sürü bitki var, potansiyel var ancak bunları paraya dönüştürecek, katma değer haline getirebilecek tesis zaten yok (olan da da GMP yok zaten tesis de üniversitenin), ya da bilgi birikim yok.

Önemli olan domates, ayakkabı boyası, çekyat satmak değildir! Sen bir buzdolabı satıyorsun yine de bir tane iPhone kadar para kazanamıyorsun. Yaptığın iş hammallık. Türk beyaz eşyası dünyaya ihraç ediliyor diye istediğin kadar kıvran, işin özü hammallığı ve eski teknolojiyi sana yaptırıyorlar. Durumun özeti budur.

Gülün yağını çkartacaksın, standardize edeceksin, işleyeceksin, ilaç kalite ürünler haline getireceksin. Bugün ilaç firmaları hammaddeleri Çin’den, Hindistan’dan, Almanya’dan falan alıyor. Öyle eyyy Almanya falan diyorsun ya, COVİD 19 MERKEZİ LABORATUVARIN bile Almanya’ya bağlı bilmiyorsun.

Hiç bilmeyenlere nasıl anlatayım bu olayı? Şöyle… Türkiye’nin ekmek yapıp dünyaya sattığını düşünün. VAr ya öyle bir ekmek yapıyoruz, ekmek ihracatımız şu şekil, o bayan bu şekil giyinir (yok bu başka replikti :P) diyorsunuz ancak işin özü şu; unu yurt dışından getiriyorsunuz. Ununu Türkiye’de üretmeye kalksanız, unu üretecek makineleri yurt dışından getiriyorsunuz. Ununu burada üretseniz bile buğday yurtdışından geliyor. İşte Türk ilaç sanayinde olan budur! Sadece ilaç da değil, genel olarak ekonomik durumumuz bu.

Küreselleşen dünyada tabii ki her şeyi biz üretemeyiz. Fakat hammaddeleri üreteceksin. Gülü, damla sakızını bin bir çeşit Anadolu çiçeğini ve bitkisini çok basit işlemlerle yurt dışına satıp, bu adamların işleyip, binlerce kat daha fazla paraya bize satmasına izin vermeyeceksin!

AKP bu alanlara yatırım yapamadığı gibi bu alanlarda bilen ne kadar hoca varsa artık üniversitelerdeki rezillikten bıkıp en iyi ihtimalle KKTC’ye gitti. Gençler de gidiyor. Düşünen, bilen, uzman insanlar burada kalıp kendileri bir şey yapmaya çalışsa, bizim gibi TÜBİTAK’a verilen projeler reddediliyor, başkalarına el altından veriliyor ve işin garibi hakem olarak da annem çağrılıyor. Projeyi açıp bakıyorsun ilaç ismi bambaşka. Oturup araştırıp bulduğun kaynaklar, başka üretimler de kullanmak için özellikle seçtiğin cihazlar bu projede aynen var. Oysa onların ilacı için bu modelin kullanılmasına gerek yok. Hatta işlem sürecini kopyalayıp spektrofotometri kullanmışlar ancak ilaçlarını bu yöntemle görmek mümkün bile değil. Düpe düz birileri bizi reddedip, kendi adamlarına verip bunları onayladı. Mahkemeye gitsen daha büyük sorunlar yaşıyorsun.

Türkiye’de iş yapmak böyle, ev böyle, ekonomi böyle. Bilin. Bunlarla mücadele ediyorsun. Üniversitesi kazanıyor, bankası zaten kazanıyor, devlet zaten hem biz alırken hem satarken hem de istihdam yaparken kazanıyor da iş yeri sahibi, ev sahipleri herkes kazanıyor. Biz ise yıllardır borç ödüyoruz. Bizim gibi de nice insan var. En azından biz borç ödeyebiliyoruz. Borçları ödeyemeyen, sıkıntı çeken insanları gördüm. Fakat elimizde biraz para olsa, çok daha büyük projeler ve çok daha iyi işler yaparak yurt dışına bağımlığı azaltacak tesis ve projeleri gerçekleştirecekken birileri bunu engelliyor. Kompleksli ve egolu hocalar, projeleri çalan açgözlü şerefsizler, ahlaksızlar… Biz 1-2 milyon bulabilmek için yırtınırken, uğraşırken; bir haber geliyor birilerinden, bilmem kimin gerçekten rezil bilmem ne projesi 160 milyon lira bakanlık desteği almış. Sinirleniyorsun. Türkiye’deki yolsuzluğun, rüşvetin, bir grup insanın hiçbir şey yapmadan zenginleşmesine deliriyorsun.

Bakın gelen yiyor, giden yiyor. AKP’si, CHP’si fark etmiyor, belediyelerde dahi neler biliyorum neler gördüm. Artık bir noktada diyorsunuz ki, yahu bu adamlar yiyor ancak düzgün projeler üretseler keşke. Türkiye’ye yararlı olan şeyler yapsalar.

**

Bulgaristan’da Türklere yapılan zulümden kaçtık, Türkiye’ye yerleştik. Orada Türk idik, buraya geldik millet Bulgar dedi. Yaşam tarzımızı beğenmediler. Balkanlarda her kökene, her dine, her mezhebe saygı vardır. Burada 1970’lerden ve özellikle 1980’lerden sonra inanılmaz bir yobazlaşmaya gitti ülke. Darbe yapanların çok büyük suçu var! Fakat anavatanımızdaydık. Kökenlerimiz Karamanoğlu Beyliğinden. Babamın da annemin de. Sadece dedem Kırım Tatarı. Yüzlerce yıl sonra vatanımıza döndük. Dedik ki bu ülke kolay kurulmadı, herkesin Türklerle ve bu ülke ile derdi var. Evet geldik, burada özbeöz Türkleri kabullenemedi Anadolu’da yaşayanlar fakat ben bu vatan için ölenlere borçluyum. Minnet borcum var. Ödeyeceğim. Bu ülkede bilimi, teknolojiyi, argeyi ilerleteceğim; istihdam sağlayacağım. Hatta kişisel olarak çeşitli projelerim var, özel işletme yapıları ki çalışanların mutlu olacağı Asya tipi yapılanmalar. Fakat bu kadar milliyetçi ve vatansever duygularla burada iş yeri açıyorsunuz ve ne cemaate ne AKP’ye ne de localara, kulüplere vb topluluklara karışmadan bu işi yapmak istiyorsunuz ve görüyorsunuz ki olay bambaşka…

Daha önce Mason yapılarındaki loca ve kulüplerin tuttuğu rektörlükler, devlet içerisindeki köşe başları ilerleyen süreçte cemaat elindeymiş. Şimdi tepeden inme AKP’lilerin elinde. Fakat localar, kulüpler içerisinde bulunanlar yine eğitimli, işi bilen insanlar. Cemaat içerisinde de akıllı tipler var. Şimdi gelenlere bir bakıyorum, kahvedeki ortaokul mezunun yazıp söylemeyeceği şeyleri söylüyorlar. En basiti İçişleri Bakanının gazeteci hakkında söyledikleri ve daha öncesi. Benim mahkemeye giden sürecimde ve öncesinde söylediği, milleti kutuplaştıran söylemler (CHP’lileri şehit cenazesine almayın gibi). Yahu sen İçişleri Bakanısın, zaten ülke kutuplaşmış, sakinleştirmen gerekirken AKP orta yaş kolları başkanı gibi davranmanın gereği var mı?

İşte bütün süreçte şunu gördüm; Atatürkçüler ve vatanseverler yıllarca hiçbir şey yapmamış. Bir araya gelmemiş, topluluk oluşturmamış. Sadece bencilce kendini düşünmüş, kendi için yaşamış. Yurtdışı destekli STK’lar, kulüpler, localar, cemaatler her yeri ele geçirmeye başlamış. Taaa 1940’lar ve 1950’lerden beri. Atatürk’ün kapattığı mason locaları, çeşitli topluluklar, tarikat yapılanmaları falan sonra bir bir açılmış. Amerikan lisesini bitiren Adnan Menderes yine buraları yerine teslim etmiş. Sonra her gelen ayrı dert, ayrı tasa. 1980’de vatansever solcular ve sağcılar bir bir devletten atılıyor, idam ediliyor, hapse atılıyorken; bakıyorsun yurtdışı bağlantılı cemaat liderleri serbest ve cemaat buraları ele geçiriyor. 1980’den sonra her gelen de bunlara destek veriyor.

Kimse kusura bakmasın da bu sadece AKP’nin suçu değildir. Burada tek suçlu gerçek Atatürkçüler ve milliyetçilerdir. Ülke ekonomiden kültüre, eğitime kadar her anlamda sömürgeleşirken; çeşitli topluluklar ve yurtdışı bağlantılı STK’lar ülkenin her köşesini ele geçirirken vatanseverler ve Atatürkçüler izledi bile diyemiyorum çünkü ne olduğundan haberleri yok. İlluminati, derin devlet bilmem ne gibi saçmalıklara da inanmayan biri olarak söylüyorum. Evet çıkar grupları ve çeşitli lobi faaliyetleri var; zenginlerin çıkarları doğrultusunda attıkları adımlar falan var ancak evde göt üstü oturup “büyük ayileler dünyayı yönetiyor, izin vermiyor, kimse desteklemiyor” diyerek her yerde yapılanmalarına göz yummuşsunuz resmen!

En büyük suç vatanseverler ve Atatürkçülerde. Şu anda da millet bunun bedelini ödüyor. Yapılanmadığımız, Türkiye Cumhuriyeti, Türklük ve Atatürkçülüğe karşı olan ve bizi sömürgeleştiren yapılara karşı dirnemediğimiz her dakika bu topraklardaki kutuplaşma derinleşiyor ve birileri devletin başka bir kademesini işgal ediyor. Ne yazık ki 2030’a doğru Türkiye dibi görecek ve belki o zaman aklımız başımıza gelecek.

Atatürkçüyüm diyen insanların vücutlarına Atatürk dövmesi yaptırıp, Atatürk imzalı bardaktan rakı içmesi ancak Atatürk’ün en basit fikirlerini bile anlayamaması, en basitinden Atatürk Orman Çiftliği gibi nice mucizenin ve kalkınmanın ardındaki fikirleri algılayamaması gerçekten çok acı.

Devam edin, böyle devam edin. Hayatınız boyunca eşek gibi çalışacaksınız ve sadece bir ev ve bir araba için. Sonra göçüp gideceksiniz. Üretmeden tüketen, bilgiye ve bilene değer vermeyen, eğitimi umursamayan; başka insanların kökenini, giynişini, politik düşüncesini, inançlarını bu kadar derin eleştiren ve yargılayan, temel siyasi kavramlardan dahi haberleri olmayan bir milletin da başka bir yola sapması düşünülemezdi. Bu kadar pervasız; kendi tarihini, kültürünü, dilini bilmeyen ve bunlara sahip çıkmayan kaç millet var acaba? Üstelik abartısız şekilde köklü, zengin ve değerli kültürüne, geçmişine sahip bir milletiz.

Şişirin, ev fiyatlarını şişirin. 1+1 daireleri 1 milyon, 2 milyon yapın! Bir gün o ekonomi başınıza çökecek. Bir gün bu sistemin altına kalacaksınız. Siz ticaret yapmıyorsunuz, siz sömürüyorsunuz. Düzgün ticaret yapanlara bakın, bu ülkede Ermeni, Musevi kökenli vatandaşlarımız gerçekten düzgün ticaret yapıyor. Doğulu, eğitimsiz dediğiniz yani çok daha kaba tabirle “kroyum ama para bende” diye dalga geçtiğiniz insanlar düzgün ticaret yapıyor. Sizler ise sadece açgözlülüğünüz yüzünden hem iş yaptığınız insanları hem kiracılarını hem de hammadde aldığınız insanları sömürüp, kâr marjlarını düşürüp, yoksullaşmasına neden oluyorsunuz.

Paranın mezara götürülemeyecek bir şey olduğunu çok kısa zamanda öğreneceksiniz…

 

Kaynaklar

[1] Konut satışları nisanda yüzde 55.5 düştü (15 Mayıs 2020). DHA. https://www.ntv.com.tr/ekonomi/konut-satislari-nisanda-yuzde-55-5-dustu,TcHBP1sqokW0wsun2ENddA

[2] MARMARAY HAKKINDA. http://marmaray.gov.tr/marmaray-hakkinda/

[3] Marmaray Hakkında Merak Ettikleriniz (6 Haziran 2013). https://rayhaber.com/2013/07/marmaray-hakkinda-merak-ettikleriniz/

[4] Marmaray.com.tr’nin 30 Aralık 2013 görüntüsü. Archive.org. http://web.archive.org/web/20131230004039/http://www.marmaray.com.tr/Finansman

[5] http://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/23965.pdf

[6] Dünden Bugüne ADSL (20 Mayıs 2009). https://shiftdelete.net/dunden-bugune-adsl-11075

Son Değişiklik: 20/06/2020 - 11:04
Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat
Etiketler: , , , , ,