Benim çok ikilemde kaldığım bir konu. İkilemde kalmamın nedenini anlatacağım fakat bir süredir bu konuyu yazmayı planlıyordum fakat erteledim. Bugün BBC Türkçe’nin Youtube hesabında “Beyin göçü: ‘İlk 400’e giren öğrencilerimizi altın tepside yurt dışına sunuyoruz'” başlıklı bir video yayımladılar. 10 dakika 13 saniye fakat çok ilginç sözler var. Kapak fotoğrafına eklediğim örneğin…

Gelecekte Türkiye’nin başını en fazla ağrıtacak konu bu olacak. Bunun da nedenleri mevcut elbet fakat asimile olmaya dünden razı bir milletin büyük baş ağrıları olacaktır. Sorun sadece gidenlerin gitmesi değil. Cumhurbaşkanı dahil bazı kesimler “biletlerini alalım gitsinler” ve hatta kahve köşelerinde “defolsunlar” gibi sözcükleri kullanıyorlar. Peki bu çözüm mü? Başınıza neler geleceğini biliyor musunuz?

Orta Doğu Bataklığına Saplanmış Bir Ülkeyiz

Hep bir Orta Doğu bataklığından bahsedilir. Orta Doğu Allah Orta Doğu… Peki neden bunu vurguluyoruz? Orta Doğudan neden memnun olamıyoruz? Neden yerimizi Batı ve çağdaşlık ve uygarlık (medeniyet) olarak çiziyoruz? Atatürk neden bunu istiyordu?

Aslında bunlar çok geniş kavramlar fakat Celal hoca o kadar güzel anlatmış ki…

Doğu-Batı Farkı ve Nedenleri

Celal ŞENGÖR’ün Doğu-Batı medeniyetleriyle ilgili bir konuşması var ve çok ilginç bir konuya değiniyor. “Doğu neden geri kaldı?” başlığıyla yayınlandı. Şunları aktarıyor 2:

tenkit: eleştiri. Fakat İslam Ansiklopedisinde Yunanistan’daki anlamı detaylıca anlatılmış. Bknz: tenkit.

Doğuyla batı arasında bir fark var. Doğuda bir şey icat ediyorsun ve takılıyor kalıyor. Nesiller boyu aynısı yapılıyor. Çünkü doğuda hocanı tenkit edemiyorsun. Yunanlı böyle değil, çünkü sürekli birbrini tenkit ediyor. Doğuda din ve ticaret dışında yazılı kaynak yok. Roman yok. Ya din ya ticaret (fatura). Yunanlılarda; Peisistratos, Atina tiranı ve aynı zamanda tüccar. Peisistratos diyor ki, her evde dedeler Homeros ve Hesiodos destanlarını anlatır, şunlar bir yayınlansa diye yayın evi kuruyor ilk defa ve Atina’da pazar, tavuk falan satılıyor ve bir tezgah, kitap satılıyor. Millet başlıyor satın almaya. Akşam dede başlayınca Homeros’u okumaya, ufaklığın elinde de kitap var bu sefer; dede diyor bir satır atladın. Dede, birden bire tenkit edilmeye başlıyor. Ekrem hoca hep derdi ki, Yunan toplumu 1 nesil sonra demokrat oluyor çünkü tenkit işin içine giriyor.

Tenkit, gözlem yapmak ve tenkitle birlikte insana saygı geliyor. Aslında herkes her şeyi tenkit edebilir. Bireye hürmet geliyor. Bireye hürmetle beraber özgürlük fikri geliyor.

Ekrem AKURGAL o yazısında diyor ki **, batıda kişi özgürlüğü ve doğuda yok. Doğu hiç gelişmemiş bu durum. Atatürk, bunu gördü diyor. Büyük İskender ve Romalılar doğu ile batı sentezi yapmaya kalktı, olmadı diyor. Çünkü diyor, kölelikle özgür insan sentezi olamaz. Çünkü bunun ikisinin ortası yok. Hem köle hem özgür olamazsın. Atatürk bunu gördüğü için, batıyı tercih etti diyor. Dedi ki diyor, doğu yok. Bu 1951’deki konferansında söylemiştir.

** Akdes Nimet Kurat, seminer serisi yapıyor ve İngilizceye de çevrilen ancak Türkçesi olmayan Orient und Okzident (Doğu ve Batı Yunan Sanatının Doğuşu) kitabını yazan Ekrem AKURGAL’a seminer ver diyor ve AKURGAL bunu kabul ediliyor. Atatürk ve Tarih İlmi olarak semineri veriyor. Belleten’de yayınlanıyor. Okumak isteyenler için: Prof. Dr. Ekrem AKURGAL – Atatürk ve Tarih İlmi.

Ayrıca bu konuşmasında son zamanlarda dikkat çektiğim bir şeyi de anlatıyor, SANAT. Eğer bir insanda sanat altyapısı yoksa, kültür yoksa; ne işinde ne hayatında ne de herhangi bir alanda yeterince derinlikli işler yapamadığını gördüm. Atatürk, “sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözünü neden söylediğini çok daha iyi anlarken, nedenini anlamakta zorlanıyordum. Onu da aynı konuşmada şöyle anlatmış:

Büyük kitabında Ekrem bey diyor ki, Mısır medeniyeti diyoruz, değil bir kültür; Mısır’da resimlere bak, (sabit bir duruş yapıyor) ulan 2 bin sene bu, başka bir şey yok (sabitlikten bahsediyor). Bütün sahne oyunları monolog. Dialog yok. Yunan’a bir geçiyor bunlar, 1 nesil içerisinde disk atan adam, atlet. Anatomik olarak her tarafı doğru. Ölen İskit savaşçısı, herifin yarası bile doğru. Gözlem vardır orada.

Doğan Kuban bir gün bana dedi ki, resim ve heykel yapmayan toplum, bilim üretemez. Çünkü tenkidi olarak bakmayı öğrenemiyorsun. Şimdi ben Ali hocanın portresini yapacağım. E kardeşim, Ali hocaya çok iyi bakmam lazım.

Anlayabilmek için 1-2 örnek vereyim:

**

Son resimde sarı ile olan bölüm var. 1515’te, Michelangelo tarafından yapılan Musa heykelinde, “sadece serçe parmağını kaldırınca kolda kasılan bir kas” olduğu ve bunun vurgulandığı söylenir. Michelangelo, Da Vinci gibi nice Avrupalı (İtalyan) sanatçılar (Dali vs gibi nice insan), bu yüzden bilimde de çok iyidir. Anatomiden tutun mekaniğe kadar her alanda iyiler. Peki nedenmiş? Bunları yapmaya başladığında, eseriniz için her türlü detayı aktarmanız gerek.

Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz BÜYÜKERŞEN Örneği

Eskişehir neden güzel biliyor musunuz? Çünkü Yılmaz BÜYÜKERŞEN’in sanatçı ve akademik karakteri… Konu uzayıp kaymasın diye ufacık bahsedeceğim ancak Cemalettin N. Taşcı’nın “Yılmaz Büyükerşen: zamanı durduran saat” ve Mehmet Sadık Bozkurt’un “Bir Ömür ki Yılmaz Büyükerşen” kitaplarını okuduğunuzda ve hocanın hayatına baktığınızda; imkânsızlıkların nasıl yaratıcılığını tetiklediğini göreceksiniz.

Şehrimizdeki heykellerden bir bölümü, Yılmaz BÜYÜKERŞEN’in elinden çıkmadır. Yunus Emre Kampüsü (Anadolu Üniversitesi), Yılmaz BÜYÜKERŞEN’in eseridir (yine sivil havacılık vs dahil).

Yapay deniz ve Balmumu

Madame Tussaud müzesini gezen rahmetli Mustafa KOÇ, orada Atatürk’ün balmumu heykelini görmüş. Ne Atatürk’e benziyor ne de Dünya Liderleri arasında. Köşeye alınmış. Tabii buna içerliyor ve Yılmaz hoca ile görüştüklerinde “hocam bilirsin” diyerek (heykel yaptığı için), ülkemizde balmumu heykeli yapna kimler var diyor ve durumu anlatıyor. Tabii yapan yok.

Fazla uzatmayayım, iş başa düşüyor ve Yılmaz hoca, yurt dışıdnan uzman getirip hem şehri yönetiyor hem de bir yandan ders alıyor ve balmumu işine başlıyor. Müze de ikna ediliyor ancak iki şart var: 1- Koç grubu masrafları karşılayacak ve 70 bin pound ödeyecek, 2- müzenin başheykeltraşı ise Yılmaz hoca ile çalışacak. Fakat bizimkiler de şart sunuyor: müzenin heykeltraşı Lord Kinross’un Atatürk biyografisini okuyacak ve Anıtkabir’i görecek; sonra işleme başlayacaklar 3.

70’lı yaşlarında şehri yönetirken bir de Balmumu dersleri alarak yeni bir serüvene başlıyor Yılmaz hoca. Atatürk vefaat ettiğinde yüz maskı alınıyor. Buralardan gerçekçi hali yaptırılıyor. Yollanıyor. Anıtkabir ve Fenerbahçe müzesine de alınıyor. Ardından hoca durur mu, öğrenci yetiştirmeye başlıyor. Türkiye’nin ilk ve tek balmumu müzesi böyle açılıyor.

 

Kısa bir detay: yapay deniz.

2014 yerel seçimlerde, dönem arası tatilde 2 hafta Yılmaz hocanın medya ekibiyle seçimlerdeydim. Köyleri falan geziyordu ve bir kahvede şunu anlatmıştı:

Eskişehir’de köyleri dolaşırken bir köye gittik ve çocuklar beni karşıladı fakat bir baktım çocukların bacakları çarpık. Sonra yaşlıları da gördüm, onlar da öyle. Eskişehir’e gidince doktorlara söyledim, gidip araştırdılar ve D vitamini eksikliğinden kaynaklı bir hastalık. Güneş göremiyorlar.

(Aynen söylediği şöyleydi)

Bizim Anadolu insanı yoksuldur, sürekli tatile gidemez. Ege ve Akdeniz’dekiler gibi kumsalda güneşlenme şansları da azdır. Bu nedenle Eskişehir’de yapay deniz yaptık. Kumsaldan özel kum getirttik, temizliyoruz ve yeniliyoruz. Yaşlılarımız geliyor, bacaklarını gömüyor ve çocuklar burada oynarken güneşleniyor.

Ankara bana ruhsuz gelir. Çünkü “yapılmış olmak için” yapılan tonla park vb şey var. Fakat Eskişehir canlıdır. Balmumu müzesinden Kentpark’a kadar (yapay deniz), neden ve nasıl böyle olabiliyor şimdi anladınız mı?

 

Orta Çağ Zihniyeti Ülkeyi Teslim Aldı

Bunları anlatmamın, bu kadar uzun yazmamın bir nedeni var! Bütün bu tenkit (eleştiri), sanatsal ve eleştirel bakış, bunları hazım edecek özgüven ve uygarlık; Atatürk, Yılmaz Büyükerşen gibi insanları meydana getirir. Fakat bunlar olmazsa, en basit eleştiriye karşı bile “bunlarrrğğğ terörisstttğğğ” diyecek özgüvensiz insanları ortaya çıkartır.

Bilime, bilgiye, uzmanlığa, sanata önem verilmeyen bir ülke gelişemez kalkınamaz. Neden?

Çünkü bilim insanı, sanatçı, akademisyen vb insanlar eleştirir. Eleştiriyle ilerlemek mümkündür. Doğu Akdeniz Üniversitesi, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümünden mezunum. 40 kişilik sınıfın 35’i yabancı olurdu. Nijeryalı, Türkmen, Filistinli vs. Ermeni soykırımı derler, parmak alır “iddiası” diye itiraz ederdim. Sık sık tartışmalar çıkardı ama kavga anlamında değil. Tartışma başlayınca öğretmenler (İSTİSNASIZ), dersi bırakır, masasının üzerine falan oturur ve bir MODERATÖR gibi tartışmayı yönlendirirdi. Kavga olmaması, konudan sapmaması ve düzen sağlamak için uğraşırdı. Parmak kaldırır, söz istersin. Bağırma olmaz, çığırma olmaz. Hatta simülasyon dersleri olur ve burada fikirler tartışılırdı (Kırım Ukrayna’nındır, Kırım Rusya’ya aittir gibi).

Türkiye’deki siyaset bilimi öğrencilerine sorduğumda, hemen engellendiğini, hocaların korktuğunu ve kavga çıktığını söylediler. Bakın eleştirinin, tartışmanın olmadığı bir yer ÜNİVERSİTE değildir.

Aynı şekilde siyaset bilimi de bunu hazmedecek! “Don’t Look Up analizi” konumda yazdım, siyaset bir bilimdir ve diğer bilimlerden, sanatçılardan, uzmanlardan YARDIM ALIR. Eleştiri varsa, dinler, bunu nasıl çözeceğini yine uzmanlar, kurultaylar, çalışma grupları, araştırmalar ile bulur.

Fakat bizde bilgiye, akademisyene, uzmana, sanata; çağdaşlığa ve uygarlığa düşman kitlelerin çokluğu, böyle insanları iktidara taşıyarak, bu durumu daha da körükledi ve neticede aydınlara, eleştirenlere, doğruyu söyleyenlere, akademisyenlere, sanatçılara düşman bir iktidar ve toplum yarattı.

Terörist sözcüğü çok ağırdır. Herkes herkese terörist diyor.

Beyin Göçü

Gençler bu kafalarla dolu olan bir ülkede yaşamak istemiyor. Boğaziçi bilgisayar mühendisliğinden profesör ne diyor dikkat edin:

Geçen yıl mezun olan öğrencilerimizin yarısından fazlası yurt dışına gitti. Eğitiminin altında bir iş olsa bile kabul ediyor. Bu aralar “Türkiye mühendis kaybetti ama Amerika garson kazandı” gibi bir sürü video ve tweet gördüm. GİDİYORLAR!

Kaldığım İkilem

İngilizcem var, üniversite mezunuyum. Yurt dışına gitmeyi sıkça düşündüm. Fakat başta Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bize bu vatanı bırakan yüce Türk milletine (şimdi olamsa bile geçmişte) minnet borcum var. Bu yüzden ilaç arge firması kurduk ve sürekli engellerle karşılaşıyoruz (rüşvetler, saçma sapan egolu hocalar, bakanlık yönetmelikleri…) buna rağmen devam ediyoruz. 2015 ve 2016’da ekonomik kriz geliyor yazılarım vardı. O dönemde her şey iyidi, küfür ettiler, tehdit ettiler. Dava bile atlattım. Fakat ben kendimi kurtarabilirim. Giderim yurt dışına, işimi bulurum. Ben, buradaki işçi, köylü, temiz kalpli Anadolu insanı için bunları yazıyorum. Askere gittim Ocak’ta ve oradaki çocukları görünce kalma isteğim, ülke için bir şeyler yapma isteğim daha da arttı.

Yani bir yandan gideyim diyorum, bunalıyorum, araba alamadım kendime, dedem arabasını verdi, 2001 model Opel Astra F var. Yani bu mu reva? Doğru düzgün tatile gidemiyorum, trafiğe çıktığımda hakkıma gasp eden ve kural tanımayanlara, AVM’de sırayı girmeyi bilmeyenlere sinir oluyorum. Gitmek istiyorum. Öte yandan “borcumu böyle mi ödeyeceğim?” diyorum. Ülkemi seviyorum. Anadolu insanını seviyorum fakat şehirlerdeki kendini uyanık zanneden ahmaklardan da tiksiniyorum. Devletin denetimsizliğinden, suçların cezasız kalmasından tiksiniyorum.

**

Bir yanım diyor ki çocuklar gitsin, kurtarsın kendini. Bizim gençliğimiz yandı, bu çocukların yanmasın.

Öte yandan diyorum ki, “yahu tamam bir Almanya değiliz, Fransa değiliz ama Irak ve Suriye hiç değiliz”. Bu ülkenin öğretmenleriyle, bu ülkenin okullarında büyümüş, bu ülkenin güvenlik güçleri sayesinde güvende yaşamış, bu ülkenin hastahanelerinde, bu ülkenin vatandaşlarının vergisiyle tedavi olmuş (ki Türkiye’deki sağlık sistemi iyidir).

Tam en verimli dönemine gelmiş, ülkesine ve vatanına hizmet edecek; yurt dışına gidiyor! Türkiye açısından bakarsan, büyük bir yatırım yapıyorsun, borcun altına giriyorsun, üretim tesisi falan kuruyorsun, pazarlama kanallarını kuruyorsun ve hooop başkasının oluyor hepsi. Ülkenin yatırımı açısından rezalet. Devlet olarak bu yüzden çözüm bulunmalı. Millet?

Giderse Gitsin Terörist Pezevenk

Böyle diyenler var. Aslında terörist diyenelri hemen mahkemeye vermek gerek. Neyse giderse gitsin mi? Ahlakımız çöktü. Rüşvet, yolsuzluk, ahlaksızlık, kolay yoldan para kazanma… Herkes bunların peşinde. Sıranı gasp ediyor, sinyal vermiyor, kopya çekiyor…

Yarın ameliyata gireceksin, masada öleceksin. Çünkü anestezi teknikeri ve doktor ONA GÖRE olacak.
Yaşadığın binada öleceksin, depreme dayanamayacak. Çünkü mühendis ve müteahhitin ONA GÖRE olacak.
Yolda öleceksin. Çünkü karşındaki ehliyetli kişi ONA GÖRE ehliyet almış olacak.

Bunun gibi nice temel ve SİZE DOKUNACAK konulardan uzaksınız. Zehir gibi gençlerin burada kalması gerek ancak burada kaldıklarında, önleri açılmıyor, tıkanıyor. Ofis politikası… Önlerini açmak bir yana, koltuğundan korkanlar; çeşitli ayak oyunları ile yenileri elimine ediyor. Mobing. Ya istifa, ya kovma, ya başka bir şey. Böyle bir kafa olmaz ama oluyor. Bu ülkede oluyor.

Çünkü Orta Doğu bataklığına saplanmış, ahlaksız bir millet haline dönüşüyoruz. Köleliği seviyoruz. Öyle iktidara seçmenine falan bok atmayın, muhalefette aynı! Yine koltuğunu bırakmayanlar, yine ofis politikası ve ayak oyunları…

 

Atatürkçüler ve Cepheden Kaçan %50

Kurtuluş Savaşı’nda cepheden kaçanların sayısı %46 gibi bir şeydi sanırım, yarısına yakını. O dönemi eleştiriyoruz. Milleti eleştiriyoruz. Fakat Atatürkçüler, bu %50’yi AKP’ye atarken, AKP’liler de kalan %50’yi suçluyor.

Atatürkçülere, solculara, aydınlara bakıyorum; “ülkeden gitcem yeaa”.. Tamam süper, aslında bu kararına saygı duyuyorum, hatta ben bile gitmeyi düşünüyorum, sürekli kendimle savaş halindeyim. Fakat sonra aklıma geliyor, İlber hoca demişti ki, “Atatürk’ü al, hangi orduya koyarsan koy, 1’inci sınıf bir general olur”.

İngilizler işgal etmiş, anlaşırdı; “ben dönemin süper güçleri İngiltere, Fransa, İtalya ile mücadele edemem üstelik gericiler, bölücüler ve Ermeniler, Rumlar var. Silahımız yok, paramız yok, insan gücümüz yok, elde avuçta yok” diyerek, pes eder ve İngilizlerle anlaşır, Türkiye sömürge olur ve sömürge valisi bile olurdu.

Ee?

Şimdi Atatürkçüyüm diyenlere bakıyorsun Avrupa’ya kapağı atma derdinde. O zaman cepheden kaçanlar o dönemin solcularıymış? Anlaşılan bu. Yok ya falan diyorlar, 15 Temmuz’da tankın önüne yatan adama ben saygı göstermiştim ki 15 Temmuz ve AKP ile ilgili düşüncelerim çok sertti, yazıyı kaldırdım ancak dava açılabilecek türden yazı yazmış ve geçen yıla kadar yayında bırakmıştım.

Buna rağmen tankın önüne yatan adamı ayırdım. Bu bambaşka bir şey. Siz aptallık gibi görebilirsiniz, ben buna saygı duydum. Ben 15 Temmuz gecesi 11.20’de bastırılacağı, yeni Anayasa ile referanduma gidileceği ve başkanlık sistemine geçileceğini yazmıştım. Polislerin bu küçük grubu durduracağı ortadaydı. Halk desteği, Erdoğan açısından önemli politik manevra idi.

Atatürkçüyüm, solcuyum diyenlere bakıyorum; tankın altına yatmaz, ülkeden gitmek ister ama der ki “ülkeme bir şey olsa o başka”… Yahu değil. ABD ülkeni işgal edecek olsa, “Erdoğan’dan kurtulacağız” diyeceksiniz, size böyle gösterecekler. Bu kafada olmaz.

Ben bunu hazmedemiyorum. Gidin, kendinizi geliştirin ama gelin ve burada, çalıştığınız alanda işler yapın, katkı sağlayın. Benim hazmedemediğim konu bu.

 

Asimile Olmaya Gönüllü Türkler

Millet olarak kon sözcüğünden kon-mak, kon-uk, kon-ak, konuşlanma gibi sözcükler türettik. Binlerce yıllık Türk kültürü ve “kon-um” sözcüğü buradan gelirken “lokasyon” diyoruz. İngilizce, Arapça… Bayılıyoruz yabancı kültürlere. Fakat kırmızı kurdele ve kız-kadın konularında anlattığım gibi kültürümüzü ve dilimizi bilmiyoruz.

Bu ara diplomatlarımızın kitaplarını okudum ve genelde şundan yakınıyorlar; diplomatların çocukları yabancı ülkelerde okuyor, Türkçe bimiyor ve konuşmuyor ve yabancı dili konuşması marifet gibi anlatılıyor… İşte olay bundan ibaret. Biz burada bile İslam adı altında Araplaştık ve çağdaşlık adı altında yozlaştık…

 

Sonuç Olarak

Kendi dilini, tarihini, kültürünü çocuklara anlatmazsan; böyle Amerikan özentisi olurlar. Üzerine özgürlük, eleştirel düşünceye sahip ünviersiteler, tenkit hakları, uzmanları dinlememe, sanatı öğretememe gibi yanlışlara da düşersen, kalkıp giderler.

Sen de 5 milyon Surliyeli ve Atatürk’ün partisinde bile “Fransız şarabı, Alman polisi” derken “Türk milleti, Türk halkı” yerine, “Türkiye halkları” diyen asalaklarla uğraşırsın.

Gidenler zaten asimile oluyor fakat kalanlar da mültecilerin işgaliyle, Türklüğünden uzaklaşıyor. Zaten ne kadar biliyorlardu, bilinçlilerdi o da tartışılır…

2021’in son yazısı bu olacak. Her zaman dediğim üzere bu ülkede için 2025’e kadar hiçbir kurtuluş yolu görmüyorum. Eğer 2025’e kadar milletin aklı başına gelirse, bir ihtimal 2026-2027’de oluşması muhtemel hareketlerle, 2030’da bir şeyler başarırız. Kim bilir o gün Cumhurbaşkanı olurum, 1938’de kaldığımız yerden devam ederiz.

Sağlıcakla kalın. 2022’de hepinize sağlık, mutluluk, huzur diliyor; Orta Çağ bataklığından kurtulmamızı diliyorum.

 

Kaynaklar

1. BBC News Türkçe (2021, Aralık 31). Beyin göçü: “İlk 400’e giren öğrencilerimizi altın tepside yurt dışına sunuyoruz” (video). Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=AzGIvDzwF7Y

2. BilimNeDiyor (2021, Aralık 22). Doğu ve Batı Medeniyetleri – Doğu Neden Geri Kaldı – Celal Şengör Anlatıyor #bilim #sanat (video). Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=qTzMmG4XS4w

3. Yılmaz ÖZDİL (2016, Ocak 23). İki Mustafa… Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/iki-mustafa-1054142/

Son Değişiklik: 31/12/2021 - 17:33