Ortalama okuma süresi: 18 dakika

Seri gibi olan yazıların birincisi; “gündem suriye: Suriye politikamız ve ordunun Suriye’deki işi” idi. Burada, Türkiye’deki popüler söylemlerin aksine ordunun neden Suriye’de olması gerektiğini anlatırken; Türkiye’nin Suriye’deki politikasının ne olması gerektiğini kendi bakış açımla anlattım.

Normal şartlarda bu yazı hafta sonunu hatta önümüzdeki haftayı bulacakken, saat 22 itibarıyla okuduğum ve Esad2ın Suriye televizyonuna yaptığı, “Türkler bizim kardeş toplumumuz. Türklere soruyorum: Suriye ile sorununuz nedir?” açıklamasıyla [1], yazıyı yazmaya karar verdim.

Önceki yazımı ağır bulan bir kaç kişi olmuş fakat Suriye politikasından bahsettim. Tabi ki roman tadında ve 3 paragrafla anlatılamayacak. Ne yazık ki tek konu dahi bu süreci açıklamaya yetmeyecekti. Bu nedenle Gündem Suriye 2 olarak bunu açmayı uygun gördüm. Diğerlerine göre daha az teori ve daha az müdahale ile yayınlayacağım.

 

Esad’ın Açıklaması ve Diplomasi

Esad’ın mülakatı, 5 Mart günü yayınlanacak. Fakat bu kadarı verilmiş. Kanal, Rus kanalı. Dolayısıyla Suriye’de yaşananlara ilişkin Rusların ve Esad’ın bir mesajı olabilir diye düşünüyorum. Benim burada anladığım, Esad’ın “bizim Türkiye ile derdimiz yok” demesidir. Fakat 5 Mart’ta yayınlanacak mülakatın, “Türkiye’nin burada işi yok” ile devam etmesi büyük olasılık.

Açıkçası Türkiye Cumhuriyeti olarak, tüm dünyayı gerekli mesajın çok iyi verildiğini düşünüyorum. Sınırların açılmasından İdlib’de SİHA, Koral, Türk jetleri ve Türkiye’nin tutumuna kadar çok haklı ve bir o kadar da etkili bir mesaj verdik. ANCAK… Bir kez daha tekrarlıyorum; gönül isterdi ki, 27’sinde de SİHA’lar askerlerimize destek verseydi ve şehit haberini almasaydık…

Durumu tam anlamak zor ancak şehit haberleri ve yaşananlar beni sarstığı kadar Türk milletini sarsmamış gibi. En azından Türk medyasındaki saçmalıkları görünce, siyasetteki saçma sapan tartışmaları görünce durum bu hali almış gibi. Ben günlerdir kendime gelemedim. Aklımda sürekli olarak bu olay dönüyor ve bazı şeylerin çözümlerini ve cevaplarını aramaya çalışıyorum. Bunu internetten, basından ve açıklamalardan takip edersek; “Türk ordusunun orada ne işi var?” ile “Şam’da namaz kılalım, Esad gitsin” gibi düşüncelerin arasında kaybolmak mümkün. Oysa Türk ordusunun orada işi olmalı fakat Esad’ın da gitmesi bizim derdimiz değil. Ne yazık ki bu düşüncelerde de yalnız kaldığıma inanıyorum. Ya da insanlar bazı çekincelerden dolayı seslerini açıklayamıyor.

 

Arka Kanal ile İletişim

Konuya geri dönelim…
Esad’ın bu açıklaması sonrası, arka kanal/kanallar ile Esad ile bağlantı kurulması bana doğru geliyor. Önceki konuda da yazmıştım, Esad ile arka kanal iletişimi şart!

Peki bu arka kanal nedir? Ecnebicesi “back channel” fakat Türkçe olarak ne kullanılıyor tam bilemiyorum, kusura bakmayın. Olayın özü şu, “resmi olmayan yol”. Bu nasıl yapılır? Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies – 2015) filmini bu konuda öneririm. İstihbarat, iş insanları veya çeşitli yollar ile bağlantı kurmaktır. Fakat diplomatik davranması gereken ve süreci anlayacak kadar uyanık kişiler burada önem taşıyor ki, liyakat şart, uzmanlık ve tecrübe şart.

Esad ile neden resmi görüşme olmamalı? Buna geleceğim. Fakat Esad ile görüşme olması gerekiyor. Türkiye’nin çıkarlarının Rusya ve Esad ile bu anlamda örtüştüğüne inanıyorum. Örtüşen çıkarlar:

  • Suriye’nin toprak bütünlüğü

Örtüşmeyen ya da örtüşmesi muhtemel olmayan çıkarlarımız:

  1. Suriye’nin üniter yapıda kalması
  2. Suriye’de mültecilerin yaşayacağı ve Türkiye’deki mültecilerin geri dönebileceği; terörden ve çatışamdan arındırılmış, güvenli bölgeler
  3. Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının teröristlerden arındırılması

Türkiye’nin çıkarları bunlar olmalıdır. Esad gitsin mi kalsın mı benim derdim değil. Neden? Esad zaten 54 yaşında, taş çatlasın 90’a kadar yaşar; 35-40 yılı var. Yaşayıp, ülkeyi kontrol etse bile en fazla 40 yıl eder. Benim derdim Esad değil; benim derdim Suriye’nin bize sorun çıkartmaması. Ayrıca Atatürk’ün dediği üzere [2];

Biz pekiyi biliyoruz ki, Adana’dan düşmanın uzaklaştırılması ve bir daha oraya basmaması Suriye’nin yardımıyla mümkün olduğu gibi, Suriyeliler de takdir ediyorlar ki, Beyrut ve Şam’ın en sağlam savunmaları Adana’dadır…

Türk istiklâli en önemli politikamızdır! Atatürk’ün de öngördüğü üzere, komşu devletler sömürgecilerden uzak ve bağımsız olmadığı sürece; Türkiye her zaman tehlikededir! Türkiye ile komşu devletlerin birlikte çalışması önemlidir. Örneğin Yunanistan ve Bulgaristan ile birlikte çalışırken; düşmanlıktan daha fazla yarar sağlayacaktır. Suriye, İran, Irak ile de aynı durum geçerli.

Henüz Milli Mücadele Döneminde:

  • Türkiye-Afganistan İttifak Antlaşması (1921)
  • Rusya ile Moskova Antlaşması (1921)
  • Fransa ile Ankara Anlaşması (1921)
  • Türkiye-Ukrayna Dostluk Antlaşması (1922)
  • İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar ile Mudanya Mütarekesi(1922)

Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte:

  • Çok önemli diplomatik başarı olan Lozan Antlaşması (1923)
  • Bulgaristan-Türkiye Dostluk Antlaşması (1925)
  • Türkiye-SSCB Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması (1925)
  • Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması (1926)
  • Fransa-Türkiye Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi (1926)
  • Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması (1928)
  • İtalya-Türkiye Tarafsızlık, Uzlaşma ve Adli Çözüm Antlaşması (1928)
  • Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması (1929)
  • Fransa-Türkiye Dostluk, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması (1930)
  • Türkiye-Yunanistan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması (1920)
  • İran-Türkiye Dostluk Antlaşması (1932)
  • Romanya-Türkiye Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaşma Antlaşması (1933)
  • Türkiye-Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaşma Antlaşması (1933)
  • Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan ile “Balkan Antantı” (1934)
  • Afganistan, İran, Irak ile “Sadabat Paktı” (1937)
  • Fransa ile Suriye-Türkiye Sınırının Güvence Altına Alınmasına İlişkin Antlaşma (1937)

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, diplomasi ile hemen kendini güvence altına aldı. Buradan “güçsüzlük” anlamı çıkmasın, “askeri başarıdan sonra hemen diplomatik başarılara devam etti” anlamında söyledim. Döneme dikkatle baktığınızda; Avrupa ve Orta Doğu’nun kaynadığı bir süreci göreceksiniz. Dolayısıyla İran, Afganistan, Yugoslavya, Romanya ve Yunanistan, Bulgaristan ve ayrıca İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletlerle yapılan anlaşmalar çok önemli. Demokratik Türkiye Cumhuriyetinin bu dönemde imzaladığı anlaşmalar, bölgeye ve dünyaya rahat bir nefes aldırmıştı. Fakat tekrar dikkat çekiyorum: “askeri başarıdan sonra gelen anlaşmalar”…

 

5 Mart 2020 Eklemeleri: Putin Görüşmesi ve Esad Mülakatı

Dün bir bölümü açıklandı, farklı kaynaklarda var ve bugün mülakat Rus kanalınca yayınlanacak. Fakat kısaca Esad şöyle diyor [12] (diğer mülakat yayınlanınca içeriği ekleyeceğim):

1) Terörü bitirelim, Suriyelilerin geri dönüşünü sağlayalım.
2) İdlib’i çözelim, PKK/PYD’ye karşı birlikte mücadele edelim.

Kaldı ki gerçekten böyle bir niyet ve gündem var ise, tabi ki Suriye ve Rusya ile birlikte Fırat’ın doğusu temizlenmeli ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları terörden arınırken; Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısı sağlanmalıdır! Fakat İdlib ve bölgesinde Türkiye Cumhuriyeti, “teröristleri temizlemek” ve güvenli bölgeleri hayata geçirmek zorundadır! Türkiye Cumhuriyetinin İdlib veya başka yerden çekilmesi söz konusu olmamalı.

Putin ile Görüşme

Yıllardır Türkiye’nin Rusya ile yakın olması gerektiğini savunuyordum blog üzerinde. Putin ve Rusya’nın hem Türkiye hem de bölge için önemi büyük. Uçağın düşürülmesi, İdlib ve benzeri olaylar yaşadık. Fakat bu olaylar bir sınama gibi ve Rusya ile bu krizleri atlattıkça bağ güçlenecektir. İnancım bu yönde.

Videoyu koyacağım fakat tokalaşma, beden dili ve ilk açıklamalara baktığımızda; toplantıdan olumlu sonuç çıkmasının yüksek ihtimalde olduğunu ancak Rusların müzakere masasında zorlayacağını ve hatta önümüzdeki bir kaç hafta içinde tekrar görüşme olabileceğini düşünüyorum.

Esad’ın “terörü bitirelim, Suriyelilerin geri dönüşünü sağlayalım ve İdlib’i çözüp PKK/PYD’ye karşı birlikte mücadele edelim” sözcükleri önemlidir. Tabi ki saf bir tutumla her şeyin kolayca çözülebileceğini düşünmek yanlış olacak. Fakat ABD’nin PYD’yi desteklemesl bizim ekmeğimize yağ sürmüştür. Rusya ve Esad, PKK’nın bölgeden temizlenmesi konusunda daha olumlu olacaktır. Dolayısıyla Fırat’ın doğusunu temizleyebileceğimiz günler yakın. Fakat İdlib meselesinde Türkiye’nin bölgede bulunup, güvenli bölge oluşturulması ŞART! Fakat bize de iş düşüyor, terörü temizlemek şart.

Öte yandan Putin’in şu sözleri benim açımdan önemlidir:

  1. Türk askerinin bölgede olduğunu Suriyeliler dahil kimse bilmiyordu (yorum yapmamam gerek)
  2. Suriye ordusunun gerçekten ciddi kayıpları var
  3. Bu olayların tekrarlanmaması ve benzeri olayların Türk-Rus ilişkilerine zarar vermemesi için şahsi olarak görüşülmesine ihtiyaç var.

Bence Türkiye’nin durumunu Rusya hafife alıyordu. Hatta Rus askeri uzmanı Vladimir Yevseyev’in şöyle bir iddiada bulunmuştu: Türk ordusunun muharebe kabiliyeti düşük (Türk ordusunun Zeytin Dalı Harekâtı’na iyi hazırlanmadığını ve bu yüzden sahada sıkıştığını söylüyordu) [13].

Rus askerlerinde çekilen görüntülerde, SİHA’ların operasyonları sırasında nasıl panik olduklarını fark edeceksiniz. Ayrıca Putin’in bu sürede sessiz kalması ve ardından buluşmada, “Suriye ordusunun ciddi kayıpları var” sözleri ve Esad’ın Rus basınına verdiği mülakatta Türkiye’ye karşı olumlu tavrı ve kavga etmemize gerek yok açıklamaları (ki bence de gerek yok), bu anlamda önemlidir. Rusya başta olmak üzere, tüm dünya, Türk ordusunun bu kadar yıpratılmış olmasına rağmen bu derece başarıya imza atabileceğini düşünmüyordu. Bu bakımdan güzel mesaj veridi, Rus tarafının da şaşkınlığını çok net görebildik. Fakat cidden Esad ile çatışmaya gerek yok. PYD temizlenmeli. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısı için gereken yapılmalı. Ayrıca iyi ki İsrail ve Amerika, Türkiye’ye İHA konusunda böyle zorluk çıkartmış; biz de kendi İHA’larımızı yapmışız.

**

Türk-Rus ilişkilerinin zedelenmemesi ve tarafların olumlu ve işbirlikçi tutumu önemlidir. Putin’de, Amerika’nın Türk-Rus ilişkilerini bozmaya çalıştığının farkında. Öte yandan NATO’nun “sınırlarınızdan vurun” sözcüğünün nedeni, olası bir durumda Türk uçakları vurulursa veya sınıra yönelik saldırı olursa; NATO hemen Türk-Suriye sınırlarına yerleşebilecek. Bundan uzak durulmalı. Ne Rusya, ne NATO ne de başka bir güce bu anlamda izin verilmemelidir!

Ruslar, gelenekleri ve dışişlerindeki KGB altyapılı uzmanları (ve Rus özellikleri) gereği; müzakere masasında sonuna kadar zorlayacaklardır. Benim düşüncem bu yönde. Açıkçası bu görüşmeden umutluyum. Suriye’de çözüm bir adım daha atılacaktır. Fakat antlaşmalarda “terörist” tanımı belirlenmeli ve sürekliliği sağlanacak fikirler geliştirilmeli. Yoksa Ruslar sürekli antlaşmaları yenilemek isteyecektir.

Neler olacağını göreceğiz. Benim ilk izlenimim, gayet olumlu gelişmeler çıkacağı yönünde (bir krizin çıkması, ilişkilerin kötüleşmesi zor gibi). Fakat İdlib olayı bizim başımıza dert olacak. Rusya ve Suriye İdlib’i almak istiyor; biz ise İdlib’te kalmak istiyoruz. İdlib’in karşılığında sanıyorum PYD’nin sınırlardan temizlenmesi ve Libya dahil bir çok öneri masada olacak. Fakat bu gerilim trendinin zaten Libya ile başladığını düşünüyorum. Burada atılacak adım çok önemli ve bölgenin kaderini etkileyecektir. Fakat Türkiye İdlib’ten vazgeçerse sırada neresi var?

 

 

ABD’nin Dışişleri Bakanı Pompeo şöyle dedi [14]: ” NATO ortağımız Türkiye’nin, Esad rejimi, Ruslar ve İranlılar tarafından Suriye içinde oluşturulan riske karşı kendini savunma hakkına sahip olduğuna inanıyoruz.”

Bu açıklama, daha önce belirttiğim üzere ve bu konuda da yazdığım üzere; NATO’nun ısrarla Türkiye’yi ateşe atarak, muhtemel Suriye sınırına inme isteğinin parçasıdır. NATO, Türk ordusunu kullandıktan sonra Türkiye-Suriye sınırına inerek masaya oturmayı kararlaştırıyor muhtemelen. Başka bir anlamı yok.

 

Erdoğan-Putin Görüşme Sonrası Değerlendirme

Bir kaç dakika önce Erdoğan, Putin ve Dışişleri Bakanları değerlendirmeleri yaptı. Uzun analizi önümüzdeki günlerde vereceğim fakat ilk söyleyeceğim şey şudur; “önümüzdeki günlerde bol bol üzerinde anlaştığımız şeyleri ekranlarda göreceğiz. Esas önemli olan, söylenmeyenler. Bunlar çok önemli”.

Bunların dışında sıcağı sıcağına değerlendirmem gerekirse;

  • Putin’in kısa konuşması çok ilginç.
  • Siviller ve “altyapıların bombalanması” ve Türkiye’nin müdahale hakkını saklı tutması güzel sözcükler fakat müdahale edildiğinde neler olacak, Rusya’nın tepkisi ne olur merak ediyorum.
  • Türkiye’nin istediği “Soçi sınırlarına” dönülmemiş, yeni bir uzlaşı sağlanmış görülüyor.
  • Tampon bölge, sivillerin geri dönmesi gibi konularda durum ne anlayamadım.
  • Benim açıklamadan ayrıca anladığım şey, gelecek günlerde Fırat doğusuna operasyon başlayacağıdır ki, uygundur.

Gelelim pek söylenmeyen şeylere ki bence söylenmeyenler daha önemliydi:

  • Gözlem kuleleri ne olacak?
  • M4 karayolunun tampon bölge olması kulağa hoş geliyor fakat içinin ne kadar dolu olduğu ve işe yarar olduğu tartışılır.
  • Öte yandan M5 karayolundan hiç bahsedilmemiş. M4’ün de zaten Esad tarafından kontrol edilmeyen bölümleri anladığım kadarıyla tampon bölge olacak, haritayı altta vereceğim.

Güvenli bölge ve mültecilerin sağlanması, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısının korunması, PYD ile mücadele konularında başarı sağladık mı? Yapılan uzlaşı ile bu başarıları siyasi ve diplomatik anlamda taçlandırabildik mi? Detaylar gün yüzüne çıkmadan bunları anlamak zor olacak sanıyorum.

Bir müzakerede, hele hele Rusya gibi bu işi bilenlerin olduğu bir müzakerede her istediğinizi almanız imkânsız. Peki istediğimizi aldık mı? Görünen o ki, Rusya istediği gibi yeni bir haritayı almış. Sanıyorum gözlem kulelerimiz çekilecek, M5 karayolunu almış. Ateşkesi almış.

Peki Türkiye ne aldı? Önemli olan bu! Çatışmalardan arındırılmış güvenli bölgeyi ve mültecilerin buraya dönmesini, Fırat’ın doğusunun temizlenmesi; hepsinden önemlisi güvenli bölge ve mültecilerin hareketinin engellenmesi ve İdlib’e geri dönülmesi ile birlikte uzun süreçte Türkiye’deki mültecilerin geri dönmesini de garanti altına aldık mı?

Bence uzlaşı yarım kalmış gibi. Önümüzdeki günlerde Rus medyası ve Türk basınında çıkan haberlere göre detayları yavaş yavaş öğreneceğiz… Devamında, daha detaylı yorum yapabilirim. Dediğim gibi söylenen ve açıklananlardan çok, “açıklanmayanlar” ve Putin’in çok genel ve kısa konuşması dikkatimi çekti.

Güvenli koridor böyle yapılmış. Güvenli bölge, rejimin geri çekilmesi veya başka konularda bir söylem yok. Haliyle güvenli koridor kadar olan bölgenin Esad güçlerince çok yakında alınacağını ve defalarca bitirilen ateşkesin de bitirleceğini öngörmek olası. Ruslar her seferinde ateşkesi bitirip, yeni bir harita, yeni koşullar ile anlaşma yapıyor. Bu duruma direnmekte zorluk çekiyoruz. Peki bunun sonucu ne olacak? Nereye kadar gidecek? Ya Rusya ile işler karışacak, ya Esad’a istediğini vereceğiz ya da Türk ordusu epeyce uğraştıktan ve Ruslarla ilişkimiz kötüleştikten sonra NATO, sınırlarımıza gelerek masaya oturacak ve olayları ele alacak ki bizim kazancımız ne olacak? İşlerin bu yöne evrilmesi de söz konusu.

Dediğim gibi, Rus ve Türk taraflarına bakarak detayları görmek gerek. Burada açıkça Rusya ve Esad lehine bir durum söz konusu. Ki Türk kamuoyuna da buradan bir şeyler demek gerek! Türk ordusunun orada ne işi var, mülteciler niye burada derken aynı zamanda terör etrafımızı sardı diye eleştiriyorlardı. Şimdi ise bazı muhalefet milletvekilleri, “en kötü barış en iyi savaştan iyidir” dedikten sonra AMA diyerek devame diyor ve Rusyanın kazançlı çıktığı bir süreçten bahsediyor. Meclis toplanmalıydı, partiler ve kamuoyu bir durulmalıydı. Kamuoyu bu şekilde “Suriye’de ne işimiz var?” dedikten sonra Rusya ile ne kadar iyi bir anlaşma yapılabilir, tartışılır. Öte yandan tamam KGB kökenli Rus ekibi var, çok iyiler fakat bizim dışişlerinin de kendine çekidüzen vermesi gerek.

Umarım Libya, Fırat’ın doğusu, PYD, ticaret vs gibi başka konularda önemli kazanımlar ile kalmışızdır masadan ki basına yansımamıştır.

Ekleme:

Görüşme sırasında Putin, Türk heyetini çağırıp selamlaşmıştı. Erdoğan, Rus heyetine gidince fazla görünmedi. Buradan kameramanların ve fotoğrafçıların Putin’e doğru, Türk heyetini görecek şekilde yerleştirildiğini görmüştüm. Hem bu harekete hem de tokalaşmaya anlam verememiştim. Suriyeli vekil Fares Shehabi şöyle yazmış tweetinde:

Moskova’daki Türk heyeti, Osmanlıyı 11 kez yenmiş Katerina önünde. Erdoğan, Türkiye’yi her yolla utandırıyor/alçaltıyor.

Anlamına gelen bir tweet yazmış. Hoş 11 kez hangi anlamda yenildi, nerede yenildi onu da sormak gerek Suriyeli Shehabi’ye ama yayınladığı Fotoğraf şöyle:

 

Fikirlerine çok önem verdiğim uluslararası hukuk hocam ve KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Prof. Kudret Özersay’ın Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Türkiye-Rusya-ABD gündemi hakkında yorumları:

 

Putin’in Erdoğan’ı Bekletmesi (9.03.2020 eklenme tarihi)

Bu konuyla ilgili yazı yazdım. Okumak isteyen: gururu incinen Rusların diplomatik nezaketsizliği

 

Suriye Politikamız ve Diplomasi

Tekrar tekrar söylemem şart; Türk ordusunun orada neden bulunması gerektiğini anlatmıştım. Fakat kısaca vermem gerekirse;

  1. ABD ve batı destekli terör örgütü sahada, Rusya destekli Esad ve sonradan Rusya sahada, IŞİD sahada; Türkiye Cumhuriyeti sadece diplomasi ile istediğini yaptırmakta başarılı olamayacaktır! Batının dahi silah dağıtıp sonra diplomasiyi kullandığı bir yerde Türkiye’nin sadece diplomasiyle başarılı olacağını düşünmek hayaldir.
  2. Diplomasinin ve dışişlerinin zayıfladığını düşünüyorum ve çok güçlü olduğu dönemlerde; 1960’lardan sonra Kıbrıs’taki Türk soykırımını ve katliamları önlemekte “diplomasi işe yaramadı”. Kardak kayalıklarında diplomasi işe yaramadı. Haliyle şimdi de Suriye’deki katliamların bitirilmesinde ve böylece mülteci sorunlarının azalmasında diplomasi işe yaramayacaktır!
  3. Kıbrıs’ta askeri harekat, Kardak Kayalıklarında askeri harekat kullanılmıştı. Türk ordusu Suriye’de ve bu yüzden savaşa hayır diyenler var. Aksine Türk ordusu “savaşı bitirmek için” bir yere girer. Türk ordusu; Esad zulmüne, PKK ve IŞİD terörüne karşı Suriye’lileri ve Suriye’de yaşayan Türkmenleri korumak, güvenli bölge oluşturarak Türkiye’ye mülteci akınlarını kesmek için oradadır.
  4. Türk ordusu, “Suriyeli gençler kumsalda nargile içsin” diye orada değil, tam tersine; bu zihniyetteki Suriyeli mülteciler ülkeye gelmesin, çocuklar yolda telef olmasın, Suriye sadece Suriyelilere ait olsun diye orada. 40 milyar dolar daha harcamamamız için, bu sefer gelecek olan Suriyelilerle corona gibi tehditler oluşmasın diye orada! Uyuzdan çocuk felcine kadar çeşitli hastalıklar, mültecilerden sonra arttı.

Dolayısıyla iktidarı, Türk askeri niye orada diye eleştirmiyorum. Fakat Türk ordusunun muhtemelen diretmesine rağmen (çünkü bilmediğini düşünmüyorum), “hava desteği olmadan” o bölgelere yolladıkları için eleştiririm! Çocuklar çatışırken değil, binalarda, topçu saldırılarından sonra göçük altına kalarak can verdiler! Bu kabul edilemez.

**

Türk ordusu ve Türkiye Cumhuriyeti, niyetini belli etti bence. Türkiye Cumhuriyetinin elini güçlendirecektir. Fakat İdlib saldırısı sonrasında NATO’yu olağanüstü toplamak yanlıştı. NATO bize bir şey kazandırmayacağı gibi, “sınırdan fzüe ateşleyin” diyor. Neden? Sınırdan F16’lar ile uçakları vuruyoruz, füzelerle Suriye’yi vuruyoruz; eğer Esad bizim uçakları düşürürse, NATO’nun 5. ve 6. maddeleri gereği NATO müdahil olur. NATO müdahil olunca, sınır bölgelerimize ve Suriye’de kontrol ettiğimiz bölgelere ne olacak dersiniz? NATO müdahil olacak. Zaten bunun için bahane arıyorlar. Fakat bu olmadan önce, Türk ordusunu maşa gibi kullanacaklarından emin olabilirsiniz.

Rusya bunu istemiyor, Esad bunu istemiyor. Türkiye olarak bunu istememiz gerek! Ruslarla çatışmak dahil, böyle olaylar bize bir şey kazandırmayacaktır! NATO, ABD, Rusya ya da başka bir güce dayanmak yanlıştır.

Diplomasi

Yunanistan’a 100 bin mülteci gidince işler karıştı. İnternet çağındayız, dünya Avrupa’nın iki yüzlülüğünü görecek. Mültecilere saldıran, ateş açan bir Avrupa’dan bahsediyoruz. Suriye’yi karıştırdılar, gruplara destek verdiler. Böylece Türkiye’nin demografik yapısını da bozdular. Şimdi ateş kendilerine sıçramalı. Bu doğru fakat sınırlar kapatılmamalı. Mülteci sayısı azaltılmalı.

Öte yandan Avrupa bugün “Türkiye’nin tehdidi kabul edilemez” dedi. İşte böyle durumlarda çıkıp “eyy Avrupa, biz kararımızı verdik” gibi bir şey demek yerine;

Avrupa sınırlarına 100 bin mülteci geldi ve Avrupa’yı karıştırmaya yetti. Şiddete dahi başvurdular. Biz ise yıllardır 4 milyon mülteciyi ağırlıyoruz. Maddi anlamda ağır harcamalar yaptık. Fakat daha da önemlisi güvenlikten toplum huzuruna ve ekonomiye kadar bir çok alanda sıkıntılar başgösterdi ve Avrupa bu süreçte izledi. Şimdi İdlib’e yapılan Esad saldırıları ile birlikte milyonlarca kişinin Türkiye’ye göç tehlikesi başladı. Bizim daha fazla mülteciyi kaldıracak gücümüz yok. Gerekeni yapmak zorundayız. Mülteci sorunu, Suriye’de yaşananlar ve İdlib’de olanlar sadece Türkiye’nin problemi değil; insanlığın problemidir. Dolayısıyla başta Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler olmak üzere, tüm insanlık bu sorunu paylaşmalı ve gerekeni yapmalıdır. Tehdit değil, Türkiye’nin sınırlara ulaşmasının bir mesajıdır.

gibi bir açıklama ile, Avurpa’yı kendi silahları ile vurmak şarttır. Burada diplomasiyi doğru kullanmak gerek. İdlib olayı ve müteciler çok doğru kullanıldı ancak mahalle kabadayısı gibi değil, daha diplomatik ve Avrupa’nın iki yüzlülüğüne de vurgu yapmak şart.

Bakın burası çok önemli(gerçekten önemli): Avrupa’ya verilecek mesajlar ile, Avrupa’da yaşayan halkın dahi kafası karışmalı ve kendilerini, değerlerini sorgulamalarını sağlamak gerekir. Bunu da “eyy Avrupa” ile değil, bahsettiğim üzere Türkiye’nin kapasitesinin dolduğunu ve bu sorunun insanlık sorunu olduğunu, Avrupa’nın ve BM’nin bu sorunla ilgilenmediğini belirmek gerekir. Sağda solda görüyorum, 30-40 bin mültecinin yaşadığı ülkelerde çeşitli STK’lar, localar, şunlar bunlar gidip “onlar mülteci zor durumda, yardım edin” diye propaganda yapıyor. Buyrun efendim, Türkiye’deki 4 milyon mülteciye, Suriye’deki 2,5 milyon potansiyel mülteciye ve Türkiye’ye yardım etme şansınız var. Kullanın.

 

Hatay Meselesi

Geçen uzun yıllar Hatay’da yaşayan ve orada doğan insanlarla konuşuyorduk. Olaylardan önce Suriye’ye gelip gidiyorlarmış, Kapalı Çarşı ve bir sürü şeyini beğendiklerini anlatıyorlardı. Tabi bu süreçte çok ilginç bir şey anlattılar.

Suriye’deki Suriye haritaları… Nereye giderseniz gidin (devlet dairesinden özel yerlere) şöyleymiş:

Hatta bununla ilgili bir çok haber göreceksiniz: “Suriye skandal haritayı yayınladı”[3], “Suriye’de yine harita skandalı” [4] gibi haberler zaman zaman çıkıyor. Hatta Rus medyasının “çalınan vilayet: Suriye’nin köşesi Türkiye’ye neden verildi?” [5], gibi sorunların yanı sıra bazı şeyler içimizden de çıkıyor (ki burada nasıl ağır kelimeler kullandığımız hayal gücünüzle tahmin edin, şimdilik davalarla uğraşmak istemiyorum): “Göç İdaresi Hatay’ı Suriye toprağı gösterdi” [6], “Varlık Fonu’nun Türkiye haritasında Hatay skandalı” [7].

**

Suriye’de durum böylemiş, Hatay’ı kabullenememişler. Gözleri sürekli olarak Hatay’da. Mültecilerin şehirlere dağılımına bakarsak [8]:

Görebileceğiniz üzere İstanbul’da yarım milyon fakat sonraki şehirler; Şanlıurfa, Hatay, Gaziantep…

Suriye, Hatay’ı kabullenememişti. Suriyeliler, Hatay, Şanlıurfa, Kilis, Gaziantep’e doluştu. Belki 5 yılda değil ancak 50 yıl sonra veya 150 yıl sonra; Türkiye biraz zayıfladığında, hemen saldırılara başlayacaklar ve ecnebi destekli Suriye ile ecnebiler ve düşmanlarımız, bu şehirlerde oylama yapılarak Suriye bağlanmasını teklif edebilirler.

Türkiye biraz zayıfladığında Ermeniler, Yunanlılar, terör örgütleri ve batı nasıl üstümüze çöküyor görebilirsiniz. Türkiye bu anlamda güçlü olmak ZORUNDADIR! Sadece Türkiye Cumhuriyeti değil, bölge ve dünyadaki diğer devletler için de güçlü durmak zorundadır.

Hatay meselesi, yıllar önce bitmiştir. Ben inanıyorum ki, Türkiye’den Hatay veya herhangi bir yeri almaya kimsenin gücü yetmeyecektir! Yeter ki içten bölünmeyelim. Bunun da olasılığını görmüyorum. Fakat 4 milyon mültecinin de yarısı bizden başka bir yere gitmeyecek. Dolayısıyla çocukların eğitimleri, Türkiye’deki yaşantıya uyum sağlamaları, düzen ve kibarca söylemek için uğraşmayacağım, “asimilasyonu” için gereken yol belirlenmeli. Buradaki asimilasyon kültürleri yok edelim değil; sözlük anlamı olan “özümseme, benzeşme” yani Suriyeli mültecileri de burada yaşayacak duruma getirmekten geçer.

Ne demek istediğimi şöyle anlatayım, Başakşehir’de yaşıyorum ve bir sürü Suriyeli komşu var! Bknz: Başakşehir’de bir garip seçim röportajı. Bunlar gece uymuyor. Toplu ayakkabı gibi bir şey ile geziyor ve sabahtan akşama kadar sürekli bir şey çekme sesi var. 2-3 hafta uykusuz kaldım, çıkıp 3-4 kez Türkçe bilen bir çocuğa durumu anlattım. duvarlar ince, gece 2’de ses yapıyorsunuz, sabah 5’te yapıyorsunuz; uyuyamıyorum, dengem şaşıyor. Lütfen dikkat edin dedim. Dinlemediler. Yönetime şikayet ettim videolarla birlikte dinlemediler. Güvenlikle ilettim dinlemediler. Bir sabah saat 5’te yine gayç guyç, tak tak tak tak sesler gelince 5.30’da kapılarına gittim. Bunlar kapıları açmıyor, bizde komşuluk var açılır ama bunlarda korku var. Arkada hamidi hamidi diye dolanıyor kadın ama açmıyor. Kavga çıkartmak için gittiğimden kapıyı kırarcasına çaldım, zile bastım falan bayağı, kimse açmıyor. Sonra bağıra çağıra söylenerek aşağıya indim. O gün sesleri yönetime bildirmiştim. Beni aradılar, ne oldu dedim; beni şikayet etmişler. O gelmesin, güvenliğe söylesin demişler. Ne mi oldu? Şimdi 2-3 haftada yine ipin ucunu kaçırıyorlar, yine bir ayar gerekiyor. Fakat diyeceğim şu ki, bizim gibi değiller. Kapıyı açmıyorlar. Daha da garibi, “tak tak tak” geziyorlar terlik ya da ayakkabı ile (bir kadın geziyor), bizimkiler olsa terlik değiştirir. Bu, aynı terlikle geziyor ama yavaş adım atıyor, tık tık tık diye çıkıyor.  Böyle de kafasızlar. Dolayısıyla bunları bize uydurmak, herhalde 100-150 yıl sürer. Fakat acilen bir şeyler yapılmalı. Evet mülteciler geri dönsün fakat dönene kadar çocukların eğitilmesi, kalanların ise uyum sağlaması için gereken adımlar atılmalı…

Hatay meselesine gelecek olursak; Rumlar Türklerin evine girip “cesursan gel al” demişlerdi. Katliamlar yaparken bunu yazacak kadar yüzsüzlerdi. Türk askeri oraya gitti, tabur oraya kuruldu ve yazının yanına “cesurum geldim aldım” yazdı (bknz: cesursan gel al demiştin: cesurum geldim aldım). Hatay’da böyledir. Cesurduk, Hatay’ı aldık. Şimdi Hatay’ı bizden almak, cesaretten çok daha başka meziyetler ister. En başında da vatan sevgisi ve savaş gücü ister. Şanslarına küssünler, Türk milleti en iyi savaşan milletlerin başında gelir.

 

Esad Zulmü

Esad ile görüşün, Esad Esad Esad… Muhalefet böyle diyor ya; ne anlamda görüşmeden bahsediyorlar, sonrası nedir belli değil. Esad ile görüşmeden sorun çözülmez diyorlar. Bakın böyle söylemler çok ucuzdur, bayağıdır. Maalesef burada muhalefeti eleştirmem gerek. İki nedeni var:

1- İnsanlar oturdukları yerden “Şam’a girelim, Ruslara savaş açalım, Kapalı Maraş’ı açalım” falan diye konuşuyorlar. Şam’a girelim demek isteyen adam oturup, Türk ordusunun bırakın savaşmasını, savaşmadan Şam’a hareket etmesinin lojistik yükünü ve maliyetini bir zahmet hesaplasın. Ya da Kapalı Maraş’ı açalım diyorlar ya, nasıl diye sorun; uluslararası hukuka nasıl uyduracaklar bir söylesinler (Kudret hocam bunu hallediyor).

Gerçeklerden uzak insanların, böyle yavan söylemleri vardır. Esad ile görüşün diyorlar, belki arka kanallar aracılığı ile görüşülüyor, uzlaşma sağlanamıyor? Nereden bileceğiz? Aslında iktidarın kapalı oturumla bunu muhalefete söylemesi gerek ancak muhalefetin bu bilgiyi paylaşmayacağından emin miyiz? Öte yandan muhalefetin Suriye’ye ilişkin “savaşa hayır ve Esad ile görüşün” dışında planı nedir? Burada güvenli bölge oluşturmak için neler yapılmalı? Sınırlarımızdan terörün arındırılması ile ilgili hangi önlem alınmalı? Türk ordusunun orada ne işi var diyorlar; yerden göğe kadar haklı olduğumuz Kıbrıs davasını bile diplomasi ile çözemezken yukarıda saydığım Suriye’de Türk çıkarlarını diplomasi ile nasıl çözeceksin? Üstelik sahada tonla silahlı güç varken ve hatta Rusya’nın kendisi varken?

2- Esad melek değildir, Türkiye’nin Esad ile açıktan diplomatik ilişki yürütmesi bana göre uygun değildir. Neden? Sivillerin bulunduğu yerleri bu adam bombalıyor mu? Bombalıyor [8] (Türk basınına inanmayacaksınız o halde: al Jazeera, The Guardian, Middle East Eye hatta bunda hastahane bombalanmış). Bu Esad kimyasal silah kullanıyor mu? Hem de BM’nin onayladığı şekilde kullanıyor [9]. Amerika’da diyor ki “en az 50 kez kullanıldı” [10]. Hatta biz bu kimyasal silah depolarını SİHA’lar ile vurduk [11].

Hatta Hatay’da yaşayanların Suriye’ye gittikleri sırada Şam’dayken bir bölgede büyük ağaçlar varmış. Rehber bu insanlara demiş ki, “bakın şimdi söyleceklerimi birilerine söylerseniz beni de burada görürsünüz; bu ağaçlarda insanlar asılıyor, birileri rejim hakkında konuşursa ya da rejime tehdit olduğu anlaşılırsa, sabah kalktıklarında burada asılmış halde görülür ve kimse korkudan ses çıkartamaz”. Belki bunu siz anlayamayabilirsiniz. Ancak eski SSCB ülkesinden gelen öğrenciler vardı Kıbrıs’ta ve hiç ülkelerindeki siyaseti konuşamazlardı. Bizim kafeler vardı 3-4 tane, biz buralarda siyaset konuşurduk, bu öğrenciler susardı. Yakın olan bir kaç tanesine sorunca; bizim ülkeden gelen istihbaratçılar buralarda var ve devlete haber veriyor. Eğer duyulursa, geri döndüğümüzde bizi hapse atarlar diyorlardı. Daha önce corona yazımda bahsettiğim üzere, Türkiye’ye gelen Çinliler de konuşmuyor, yasak diyor. Geri döndüğümüzde idama mahkum ediyorlarmış konuşanları. Belki siz bu durumu ve psikolojisi anlamıyorsunuz ancak durum böyle… Hoş ülke biraz daha bu yönde giderse, iktidara muhalefet edenler çok iyi anlayacak (bknz: Barış Terkoğlu’nun gözaltına alınması ve nicesi!).

**

Diyeceğim o ki, savaşı ve çatışmaları anlayabilirim ancak sivilleri hedef alan, sivillerin yaşadığı şehirlerin altyapılarını hedef alan, kimyasal silah kullanan ve yukarıdaki asılma hikayesi biraz olsun doğruysa (ki rejimi biraz araştırın göreceksiniz); böyle zulümler yapan bir adam ile Türkiye Cumhuriyetinin diplomatik olarak görüşmesi uygun mudur? Rusya böyle bir rejime destek çıkabilir, batı ülkeleri terör örgütlerine alenen destek verebilir; fakat Türkiye bırakın böyle şeyler yapmayı, söylentisi çıksa, başına gelmedik kalmıyor. Çünkü propaganda ve diplomasi alanında ZAYIFIZ. Bunu bir zahmet kabul edin. Zayıf olduğumuz için ordu orada. Zayıf olduğumuz için 1974 Kıbrıs Barış Harekatı yapıldı. Türk ordusu zayıflarsa işimiz zorlaşır ki FETÖ’nün kurmaca davaları, 15 Temmuz ve sonrasında iktidarın askeri okullarını kapatması ve TSK’nın yıpratılmasına izin verdiği gibi önünü açması nedeniyle de TSK gerçekten zor günlerden geçiyor. Ben çeşitli asker tanıdıkların bu süreçte lojmanlarda “aman konuşmayalım dinelenbiliriz” diye nasıl korktuğunu biliyorum. TSK bu halde, fakat en kötü halimizle bile Yunanı ve dönemin süper güçlerini yendiğimiz İstiklâl Mücadelesini başarıyla atlattık. Yine bu süreci atlatırız. Diplomasi ve propaganda da güçleniriz. Fakat Esad gibi insanlarla ve böyle rejimle iletişim kurmak, benim açımdan Suriye’deki terör örgütlerini destekleme ile aynı kefede. Biz uzak duralım. Tarih bizi böyle yazsın. İletişim kurulacaksa, arka kanallardan, resmi olmayan yolla yapılır.

 

Sonuç Olarak

Hatay’da 3 çocuklu aile ile konuşmuş ve şöyle soru sormuş bu insan; “siz ne yapıyorsunuz burada?”. Cevabı ise babamız bıraktı, savaştan kaçtık. Babanız nerede diye sorduğunda, çocukların yüzleri biraz bozulmuş ve “savaşmaya döndü” demiş. 4 yıldır haber alamamışlar.

Bunu neden anlattım? Türkiye’de böyle durumlarda var. Spot ışıkları nargile içenlere ya da “biz mi istedik gelmenizi” diyen 3-5 bilgisiz, vatan sevgisinden yoksun cahil tipe tutuluyor! Tıpkı spot ışıklarının haberlerde psikopatlara tutulması gibi. Oysa Türk milletine güvenim sonsuz, iyi insanlar ve vicdanlı insanlar olduğumuzu düşünüyorum. Haberlerde görünen manyakların sayısı çok az. Bir günlük kötülüğün, Türk milletinin bir günde yaptığı iyiliğin yanında lafı olmaz bence. Fakat basında bu kadar tekrar edilmesi ve bu kadar acı olayların yaşanması maalesef bazı manyaklara da örnek oluyor. Aynı şekilde Suriyeli saçma sapan tipleri gösterince, böyle insanların olduğunu da unutuyoruz.

Türk kültüründe böyle insanları dışlamak yoktur. Öte yandan vatan sevgisinden uzak, cahil, olayların farkında olmayan Suriyeli gençlerin sözlerini her facebook sayfası paylaştı. Yahu sadece benim Youtube kanalımdaki cahilce yorumları göstersem ya da youtube yorumları, sosyal medya yorumlarına baksak neler çıkıyor neler… Cahillerin, bilgisiz insanların yorumlarını ciddiye mi alacağız? Ciddiye alıp, bunlar alimmiş gibi cevap mı vereceğiz? Buna ne zamanımız ne de gücümüz yeter. Bizler doğru olanı yapacağız.

Mültecilerin Türkiye’ye gelme nedeni nedir? Can güvenliği. Can güvenliğini sağlamak için güvenli bölgeleri inşa edeceğiz. Diplomasiyi devreye sokacağız. Gereken neyse yapacağız. Suriyelileri, vatanlarına geri döndüreceğiz. Çocuklar ve kadınlar Yunanlılarca vurulmadan. Fakat Avrupa’ya gitmek isteyenlere de engel olmamamız gerek.

**

Son sözüm şudur: Atatürk’ün ne kadar barışçıl bir lider olduğunu herkes vurguluyor. Fakat bilmedikleri ya da bilerek vurgulamadıkları nokta şu; Atatürk, diplomaside sık sık askeri gücün potansiyelini kullanırdı. Atatürk’ün başarısı, askeri gücü kullanmadan istediğini elde edecek yolu bulmasıydı. Yoksa İtalyanlar başta olmak üzere doğuyu isteyen Ruslara, Trakya’daki Yunanlılarla Türklerin arasına giren İngilizlere (tüfekleri ters çevirip yürüyerek İngilizlerin yanından askerleri geçirdi ve İngilizler sadece izledi, bir şey yapamadı, şaşırdılar) gerektiğinde askeri gücü diplomatik şekilde kullandırmasını bilmişti.

Hilafetin kaldırılışının yıl dönümü. Hilafeti kaldırmak için olayı ve şu sözü unutmuş gibiler (kaynak için bir sürü kaynak kitap, Atatürk’ün arkadaş ve yaverlerinin anıları ayrıca Cumhuriyet Dizisi var):

Efendim, Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk Milleti’nin hakimiyet ve saltanatına vazıulyed olmuşlardı (el koymuşlardı). Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdi (devam ettirmişlerdi). Şimdi de Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını, isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzuubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes, meseleyi tabii karşılarsa, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde yine hakikat, usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

Buradaki “ihtimal bazı kafalar kesilecektir” sözünü söylemeden, sürekli tartışılan hilafetin kaldırılması olayını çözebilir miydi? Bunun gibi İtalyan elçisine ya da diğer devlet yetkililerine verdiği nice sert mesaj var. Atatürk barışçıl liderdi. Fakat barış ve doğrular için gerekirse böyle sert mesajları da verebilmiştir. Bunları göz ardı edenlerin Atatürkçülüğü beni gerçekten düşündürüyor.

Maalesef mevcut iktidarın sorunu, diplomasiyi bilmemesi. Adalet ve liyakat olmadığı için her kurum gibi dışişleri de sorunlar yaşamakta.

 

Türkiye’nin Karanlığı

Bunu da yazmadan geçemeyeceğim…

  1. Şehitler sonrası Türkiye’de yas ilan edilmemesi çok büyük yanlıştı!
  2. Meclisin derhal toplanmaması çok büyük yanlıştı!

İstiklâl Mücadelesi verilirken, sık sık meclis toplantıları yapılırdı. Fakat tam tersi, Osmanlı’nın çöküşü ve son dönemlerinde meclis adeta kukla olmuş; istenmeyen insanlar var olduğu için hükümet dağıtılıp tekrar kurulan bir hale gelinmişti. Şimdi de bu durumda gibi…

Genelkurmay Başkanını görmüyoruz, meclis tamamen sessiz hale geldi… Yani Osmanlı diye diye geldiler ama Osmanlının çöküş dönemini mi bize yaşatıyorlar, sorgulamak gerek.

Arap şeyhlerine yas ilan edilirken, böyle üzücü bir saldırıda bu kadar şehit verdiğimiz halde yas edilmemesi ve meclisin bu duruma düşürülmesi acıdır. Hoş biz bunu referandum öncesi söylemiştik. Belki Erdoğan ve AKP iktidarı fark etmiyor ancak başkanlık sistemi sadece Türkiye’ye zarar vermiyor, kendi iktidarlarını da sarsıyor.

 

Kaynaklar

[1] Enis GÜNAYDIN. Putin-Erdoğan zirvesi öncesi Esad konuştu: Türkler bizim kardeş toplumumuzdur (4 Mart 2020). Euronews. https://tr.euronews.com/2020/03/04/putin-erdogan-zirvesi-oncesi-esad-konustu-turkler-bizim-kardes-toplumumuzdur

[2] Sinan MEYDAN. Atatürk’ün Mazlum milletler Cephesi ve Suriye politikası (24 Şubat 2020). https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/sinan-meydan/ataturkun-mazlum-milletler-cephesi-ve-suriye-politikasi-5642118/

[3] Son dakika: Suriye skandal haritayı yayınladı! Zamanlaması manidar… (16 Ağustos 2017) https://www.milliyet.com.tr/gundem/son-dakika-suriye-skandal-haritayi-yayinladi-zamanlamasi-manidar-2502936

[4] Suriye’de yine harita skandalı! Hatay’ı…(1 Aralık 2013). http://www.haber7.com/guncel/haber/1100731-suriyede-yine-harita-skandali-hatayi

[5] @SputnikInt (29 Şubat 2020, 1.20 ÖS) “The ‘stolen province’: Why Turkey was given a corner of Syria by France 80 years ago” [tweet] https://twitter.com/SputnikInt/status/1233698425188880385

[6] Göç İdaresi Hatay’ı Suriye toprağı gösterdi! (28 Aralık 2020) https://www.yenicaggazetesi.com.tr/goc-idaresi-hatayi-suriye-topragi-gosterdi-262194h.htm

[7] Varlık Fonu’nun Türkiye haritasında Hatay skandalı (23 Mart 2017) https://odatv.com/varlik-fonunun-turkiye-haritasinda-hatay-skandali-2103171200.html

[8] İdris EMEN. Esad rejimi İdlib’de sivilleri bombaladı(4 Mart 2020) https://www.hurriyet.com.tr/dunya/esad-rejimi-idlibde-sivilleri-bombaladi-41460583

[9] U.N. confirms chemical arms were used repeatedly in Syria
(13 Aralık 2013). https://www.reuters.com/article/us-syria-crisis-chemical-un/u-n-confirms-chemical-arms-were-used-repeatedly-in-syria-idUSBRE9BB1AJ20131213

[10] Rick GLADSTONE. U.S. Says Syria Has Used Chemical Weapons at Least 50 Times During War (13 Nisan 2018). https://www.nytimes.com/2018/04/13/world/middleeast/un-syria-haley-chemical-weapons.html

[11] Rejimin kimyasal depoları böyle vuruldu (29 Şubat 2020). https://www.trthaber.com/haber/dunya/rejimin-kimyasal-depolari-boyle-vuruldu-463856.html

[12] Ve Esad havlu attı! Türkiye’ye iki teklif görüşmeye hazırız (4 Mart 2020). https://www.internethaber.com/ve-esad-havlu-atti-turkiyeye-iki-teklif-gorusmeye-haziriz-2086377h.htm

[13] Rus askeri uzmanın iddiası: Türk ordusunun muharebe kabiliyeti düşük(26 Ocak 2018). https://tr.sputniknews.com/rusya/201801261031986461-rus-askeri-uzmanin-iddiasi-turk-ordusunun-muharebe-kabiliyeti-dusuk/

[14] ABD’den Türkiye açıklaması: Sınırlarını Esad güçleri ve Rusya’ya karşı savunma hakkına sahip (5 Mart 2020). https://www.mynet.com/abd-den-turkiye-aciklamasi-sinirlarini-esad-gucleri-ve-rusya-ya-karsi-savunma-hakkina-sahip-110106472045

Son Değişiklik: 09/03/2020 - 23:54
%d blogcu bunu beğendi: