Ortalama okuma süresi: 14 dakika

Bu günlerde malûm her şeyin “yerli ve millisi” oluyor. Anlaşılan Nazi rejiminin SA’ları konusunda da böyle bir uygulamaya gidilecek? Bugün Salda Gölü talanına dik duran CHP’li Belediye Başkanı Mümtaz Şenel ve eşine silahlı saldırı girişiminde bulunuuldu [1] (düzenleme: otel ruhsatı nedneiyle vurulduğunu söylemiş). Affın, hapishaneden çıkanların Erdoğan’a biat niteliğindeki mektup ve sözlerin anlamı nedir? Son zamanlarda “sivil kampanya olamayacak kadar profesyonelce” yürütülen “bireysel silahlanma” nereden çıktı? Bunları ikinci bölümde anlatacağım. Fakat önce SA ve SS’leri bilmeyenler olabilir. Bunlarla ilgili daha detaylı bilgi için Netflix’teki “Hitler :  Bir Kariyer” ve “Hitler’s Circle of Evil” yapımlarını izleyebilirsiniz.

Çok kabaca anlatmak gerekirse; Birinci Dünya Savaşı’ndan çok ağır şartlarda çıkan bir Almanya (ki Türkiye’de böyle anlaşmalar imzaladı). Bir tarafta demokrasiyi yaymaya çalışanlar; diğer tarafta SSCB’den etkilenen ve destek alan kızıllar (komünistler) ve yine “NAtionalsoalismus” yani “nasyonal sosyalizm, ulusal sosyalizm” hareketi (Hitler’in de dahil olduğu muhafazakar ve milliyetçiler)…

Nasyonal sosyalizm ve komünizm ile ilgili olarak: “komünizmin anlatılmayan tarihi ve kanlı yüzü“, “Nazi döneminde az bilinenler ve bilinmeyenler“, “Nazi teknolojisi ve anlatılmayan Nazi tarihi“.

Kısaca Hitler’in SA ve SS’leri

Hitler, Birinci Dünya Savaşı’nda onbaşı oldu ve daha fazla ilerleyemedi çünkü üsleri, uygun birisi olmadığını düşünüyordu. Ancak istihbarat bürosuna verildi ve savaştan sonra birahanelerdeki siyasal konuşmaları takip etmekle görevlendirildi. Hitler’in yapısını ve psikolojik değerlendirmesini anlatmayacağım ancak isteyenler, “Ian Kershaw’ın Hitler-Hubris” kitaplarını (iki cilt) okuyabilir. Ailesinden gelerek çok detaylı şekilde anlatır. Sağlam bir tarih kitabıdır.

Hitler’in arayıpta bulamadığı fırsat geldi. Üstteki konularda, Hitler’in bir dönem Marksist çizgide ilerlediğini yazmıştım. Zaten “ulusal sosyalizm” dediğimiz şey, aslında aynı Marksistler gibi bir ekonomidir. Yine burjuvaya karşıdır, kapitalizme karşıdır. Fakat SSCB’deki gibi “sınıfsal” değil, bütün kin ve nefret Yahudilere yöneltilmiştir.

Propaganda konusunda bir kaç yerde okuduğuma göre zaten Birinci Dünya Savaşı sonrasında orduda temel eğitimleri almıştı. Yani propaganda ve psikolojik savaşı biliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam Hitler’s Circle of Evil yapımında ya da BBC’nin bir yapımı vardı, onda; Hitler’in kızıllarla yani komünistlerle olan mücadelesini çok iyi göstermişler. Aynı şekilde Kavgam isimli kitabında da kızılların nasıl “dümdüz edildiği” bu şekilde anlatılmıştır.

Kızıllar, Almanya’da tam anlamıyla terör estiriyordu. Zaten Marksist düşüncede, “kan dökülmeden devrim olmayacağı” ve bunun sokaktan başlayacağı fikri vardır. Yani devrim ve kan dökülmesi şart. Aynı mantıkla, Almanya’daki komünistler, başka toplantıları basıyor, kavga çıkartıyor ve devlet bunları önlemek ve engellemekte başarısız oluyordu.

Muhtemelen tarih film ve dizilerinde bunlar net olarak anlatılmaz. Uzaycılığın başlangıcının V1 ve V2 füzeleri olduğunu ve bunlarla birlikte ilk kez jet uçağının ve jet motorunun da Naziler tarafından üretildiğini bilmezler (tabi Göring başta değerini anlayamamış, savaş sonunda anladıysa da geç kalmıştır). Aynı şekilde Amerikanların Dresden gibi nice “stratejik olmayan” bölgeleri gereksiz yere ve hınçlarından dümdüz ettiğini, SSCB askerlerinin sadece Berlin’de 2 milyon kadına tecavüz ettiğini; 2. Dünya Savaşı’nın ortağı olan Japonların hükumdarlarının dorğu düzgün ceza aldığını kimse anlatmaz ve ABD ile SSCB’nin savaşın sonu ve sonrasındaki bu tutumlarına da kimse ceza vermez… Ayrıca ABD’deki Japon toplama kampları da kimsenin konuşmadığı bir konu.

Daha fazlası için : Nazi teknolojisi ve anlatılmayan Nazi tarihi

**

Naziler vahşi idi. Vahşiden daha kötüsü (cehalet her yerdedir); işlerini çok iyi yapan, disiplinli ve sistematik kurumlara ve insanlara sahiptiler. Bin yıllık imparatorluk hayalinden Tarihin Sonuna başlıklı yazımda bu konuda detaylıca bahsettim fakat kısaca; sorun cahil kitleler değil, sorun vahşi elitlerdir. Naziler böyleydi. Conspiracy 2001 filmini izlemenizi öneririm. Hukukçular, SS’ler, partililer, bakanlık görevlileri falan oturup “Yahudi itilafını” tartışıyorlar. Yapılan her şeyi hukuka uydurmaya çalışan Nazi hukukçuları var ki, Nazi Almanyasında alınan kararlar “hukuka uygun” idi. Yani Naziler, yasaları geçirip, bu yasalara göre katliam yapmıştır. Fakat görebileceğiniz üzere, şu an bir çok ülke hukuksuzluklarla boğuşurken; Naziler tam tersine hukuku da kendilerine uydurmuştu. Bu benim için çok önemli bir nokta.

Üstte yazdıklarımı ve Hitler’in siyasete girdiğindeki kızıl terörü, Almanya’nın psikolojik ve siyasi yapısını bilmezseniz; tarihi yansız şekilde öğrenmezsek bazı şeyler yerine oturmaz. Amerika, zaten Hitler savaşı kaybederken, işler hızlansın diye savaşa girdi (ki SSCB’de bunu istiyordu ancak ABD savaşa girdiğinde Hitler zaten toprak kaybediyordu). Buna rağmen dizi, film ve oyunlara bakarsanız; savaşı tamamen ABD kazanmış gibi görürsünüz. Oysa V1, V2, ME 262 gibi bir sürü teknoloji; ABD dahil kimsede yoktu. Sonradan yakaladılar ve füzeler, jetler ve üstün savaş sistemlerini ve bunları yapan bilim insanlarını “kapan” ABD ve SSCB arasında bu yüzden yarış başladı ve Soğuk Savaş’a sürükledi.

ABD yıllarca İkinci Dünya Savaşı’nın ekmeğini yedi: film, dizi, oyunlar… Bunlarla birlikte Hitler’in ne kadar kötü olduğunu bize anlattı. Ancak bütün bu sürece nasıl gidildi? Hitler’i herkes aptal, kompleksli diye görüyor (Trump’ı gördükleri gibi) ki bu yanlış. Hitler bu gücü nasıl elde etti? Toplum bilimi, propaganda, askeri taktikler… Bunları bilmeden yapamaz. İşte bunları anlamak için hem Almanya’nın durumu (toplumsal gelişim vb) hem de yukarıda saydığım gibi devlet içindeki yapılanmalarını anlamak zorundayız. Diğer türlü, tarihe tamamen yanlış bakarız.

SA’lar: Taaruz Bölükleri (Sturmabteilung)

Almanya’da demokrasi tehlikedeydi, emekli olduktan sonra yine Cumhurbaşkanı seçilen Paul von Hindenburg’ün demokrasi konusunda uğraşları vardı. Bunun için Hitler’i de çok engellemek istedi. Ancak o dönemde Almanya’ya bakarsak, tam bir kaos vardı. Demokrasiye tutunanlar sadece polis ve askerlerdi, onlar da emir-komuta zinciriyle… Toplumdaki büyük kesim “keskin” fikirlere yöneliyordu.

Hitler, (bir çok yerde anlatılmasa da); propaganda ve psikolojik savaş konusunda bilgisi vardı ve toplulukların düzene saygı duyacağını biliyordu. Bu nedenle sporculardan, boksörlerden oluşan kahverengi üniformalı sivil bir parti gücü kurdu. bunlar, düzeni sağladığı gibi, komünistlerle sürekli kavga ediyordu. Hatta komünistlerin mahalle ve bölgelerine kamyonlarla girip, burada komünistleri dövüyorlardı. Gövde gösterisi, psikolojik savaş ve propganda…

Burada çok büyük bir incelik var, “kaosa üstün gelirim, kontrol ederim”… Devlet bu durumu kontrol altına alamıyordu. Haftasonları insanlar siyasi sorunlar yüzünden kavga ediyor, hastahanelik oluyor ve ölüyordu. Hitler’in SA’ları ve birahanelerdeki keskin konuşmaları bir süre işe yaradı.

Düzenin toplumu etkileyeceğini bilen Hitler’in, yaptığı “propaganda” konuşmaları ve “ritüelvari” gösterilerinden birisi:

**

Yukarıdaki görseller Nüremburg mitinginden. Yanlış hatırlamıyorsam 1934 ya da 1936 civarında… Fakat birazcık geriye gidelim…

Hitler’in Darbe Girişimi

Hitler, düşüncelerini tek başına geliştirmedi. Bir sürü topluluk, insan ve yukarıda bahsettiğim üzere “bilimsel şekilde” ari ırk gibi şeyleri meşrulaştırmaya çalışan bir sürü insan vardı. Nazilerin teorilerini bir kenara bırakırsak; İtalya’da Mussolini, faşizmi yayıyordu. Hitler ise bunlardan ders çıkartıyordu.

İtalya’daki durumu da incelemenizi öneririm. İtalya’yı ve oradaki faşist hareketi anlamadan Nazilerin anlaşılacağını düşünmüyorum. Anti komünist oluşumların Mussolini’ye desteği ve 1922’de, Napoli’den Roma’ya yürüyüş yapan Mussolini’ye inanan halk; bu nedenler Mussolini’nin iktidara gelişi…

Hitler bütün bunları biliyordu ve aynısını yapmaya çalıştı. Bir yıl sonra Birahane Darbesi yaptı. Fakat başarılı olamadı. Bu darbenin gelişim süreci ilginçtir (Valkyrie filmindeki Hitler’e yapılan suikast ve arkaplanda dönen darbe ayrıntıları ilginizi çektiyse birahane darbesinin de arkaplanını araştırabilirsiniz). Fakat sonrası daha ilginç… Darbe girişiminden neredeyse ceza almadan yırttı. Yanlış hatırlamıyorsam 10 ay kadar bir süre hapis yattı fakat hem mahkeme sürecini propaganda malzemesi yaptı hem de hapishanede Kavgam kitabını yazdı.

Bugün Kavgam kitabı ile ilgili bir sürü şey söyleniyor. Dili gerçekten de bir dikkat dağıtıcı olsa da, dünyada en çok satılan kitaplardan birsii. Türkiye’de de çok satıldığı için Türk Musevileri bu konuya dikkat çekmişti. 2015’te telif hakları kalkmıştı. Kitabı okuduğumda, bir kaç noktaya aklımda kalmıştı (karanlık sokaktaki Yahudi tarifi, SA’ların komünistleri “dümdüz” etmesi). Bunları okur okumaz, propaganda ihtimali üzerinde duruyordum ki; hem yazılan bazı olayların yaşanmadığı, hem de yaşanan olayların abartıldığını bir sürü tarihçi, araştırmalarla gösterince doğru düşündüğümü gördüm.

Fakat kim ne derse desin; Birahane Darbesi, mahkemedeki süreç, Kavgam, SA’lar ve nice olayın “propaganda” açısından çok başarılı olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

Başarısız Darbe Girişimi Sonrası

Birahane Darbesi ve hapishaneden sonra Hitler, bu işin Mussolini gibi yürüşle veya silahlı mücadeleyle olmayacağını gördü. “İyi adam” imajı çizmeye başladılar. Yardımsever, spor yapan, halka iyilik yapan Naziler… Görüntü bu idi. Fakat siyasi anlamda kan kaybetti. 1930 ile birlikte büyük buhran geldi. Hitler’in yıllardır ektiğini, ancak bu şekilde “olağanüstü” bir durum olursa biçecekti.

Hidenburg bir süre dirense de, Hitler gittikçe siyasi güç elde ediyordu. Yukarıda gördüğünüz mitingleri düzenliyordu, propagandayı çok iyi yapıyordu (dönemin propaganda filmlerine bakarsanız anlayacaksınız, gökten gelen lider; Almanyanın üzerinde Hitler vs). Kaos ve işsizlik arşa çıkarken; Hitler, çözümün kendisi olduğunu söylüyordu. Hidenburg daha fazla dayanamadı ve Başkan (Şansölye) olarak atadı. Buralarda da bir sürü siyasi çekişme var ancak konuyu uzatmaması adına geçiyorum.

“Üzerinize giyeceğiniz bir giysi yoksa, kahverengi üniforma sizi bekliyor”, ya da “tek va

Ein volf, ein Reich, ein führer… Volk’u “Volkswagen” yani “halk arabası” sözcüğünden analyabilirsiniz. Führer “lider” demek ve “Reich” ise; 3. imparatorluğu vurguluyor. Tek millet, tek devlet, tek lider anlamında… Bugün Türkiye dahil bir çok yerde kullanılan “tek millet, tek devlet vb” gibi söylemler Nazilerden çıkmıştır.

bknz: tarih boyunca en popüler propaganda posterleri, diktatör ve olmak isteyenlere tavsiyeler (yazan Goebbels, Hitler’in Propaganda Bakanı)

***

SS: Koruma Birliği / Bölüğü (Schutzstaffel)

Kapak görselinde soldaki SA, soldaki ise SS’lere aittir. SS’ler, Hitler’in kişisel koruma bölüğüdür. Yahudilerin kıyımı, savaş sonuna doğru kendi halkının asılması gibi bir çok “vahşi” eylemin uygulayıcısı bunlardır. Savaş döneminde hem korkulan hem de nefret edilen birlikler idi.

Nasyonel Sosyalistlerin “yarı militer gücü” SA’lar, tabi askeri düzenden uzak oldukları için ve şiddet görevini üstlendikleri için (aa pardon savunma); ilerleyen dönemde Hitler (yukarıda anlattığım üzere) “iyilik sever beyfendi” rollerine bürünmüşken SA iyice sapıtmıştı. Kavga, kargaşa, kaos ortamlarından besleniyorlardı.

1934 yılına girdiğinde, fazlasıyla düzensiz, disiplinsiz ve başınabuyruk olan (ve milletin bıktığı) SA’lar, “uzun bıçaklar gecesi” adı verilen geceyle; sabaha karşı liderlerinin öldürülmesi ile sonuçlanan bir dizi suikast sonucunda “kontrol altına alındı”. Bazen Atatürk ve Türklük için olmadık şeyler söyleyen cemaat liderlerini ve politikacıları duyunca aklıma hep bu gece geliyor!

Bu işi SA’ları disiplinsiz ve düzensiz oldukları için sevmeyen SS’lerin yaptığını (Hitler tarafından yaptırıldı) söyleniyor. Fakat SA tüm kuvvetleriyle bir anda yok olmadı. SS’lere geçiyordu. SA’ları yöneten başına buyruk kişiler temizlendi.

SS’ler gerçekten çok disiplinli ve düzenli şekilde soykırımı gerçekleştirdi ve savaşın sonuna doğru iyice çığırından çıktılar.

Fakat 1934 sonrasında da, Hitler iktidara geldiğinde SS’ler sopa görevini görüyordu. Hitler, sürekli olarak “ödül ve ceza” gibi; korkutma ve sakinlik deseniyle halkı kontrol altında tutuyordu. Eğer yanlış iş yaparsanız SS’ler her an tepenize çökebilirdi. Fakat arı ırktan olursanız, Nazi rejimine biat ederseniz; her şey yolunda olacaktır. Kadınlar çocuk doğuracak, çocuklar Nazilerce eğitilecek (sağlıklı ve her alanda gelmişt olacaklar), tabi asker olacaklar ve savaşaklar, kazanacaklar…

Nazilerin başındakiler biraz daha akıllı olsa, geleceği görebiliyor olsa; jet motorlu uçaklar için materyal bulamıyoruz, elimizdeki uçakları yapalım demek yerine V2, Me 262 ve nükeelere biraz daha ağırlık verselerdi; şu an cidden Nazilerin savaştan galip çıktığı ve tüm dünyanın acı içinde olduğu süreci yaşayabilirdik. Kıl payı kurtulduk diyebilirim. Cahil kitleler değil; onları yönetenlerin aklı, disiplini, düzeni ve işleri sistematik yapması yani elit kesimin vahşi ve işinde uzman olması nedeniyle Naziler bu kadar büyüdü…

Bu yüzden cahil kitlelerden değil; alanlarında uzman ancak insanlıktan nasibini almamış, vicdansız kişilerin iktidarından çok korkarım. Neyse ki liyakatin olmadığı yani Nazilerdeki gibi “işini iyi bilenlerin terfi ettirilmediği”; yasalara uymanın gerekliliği, temel kavramların izlendiği ve bunlar çok iyi bilindiği için her şeyin kılıfına uydurularak demokrasinin çökertildiği bir dönemdeyiz.

Nazilerin Sonuçları

Kim ne der ne düşünür bilmem, Nazilerden önce Almanya’da çok değerli bilim insanları vardıi iyi bir eğitim vardı; Naziler ise “kendi çıkarlarına uygun” olarak bunları destekledi. Ferdinan Porsche’nin 1942’de tanklar için tasarladığı şanzıman sistemi, 1990’larda binek otomobillerde kullanıldı; V1 ve V2 roketleri ile birlikte sadece füze değil, uzay çağı başladı. AEG kayıt cihazı, jet motoru, elektron mikroskobu gibi nice şey bu dönemde keşfedildi. Tabi jet motoru gibi şeylerin değerini anlamayan asker kökenli tipler nedeniyle (şükürler olsun), Naziler; elde edeceği mutlak üstünlüğü yavaş yavaş verdi.

Fazla vurgulanmıyor ancak Afrika cephesinden Doğu Cephesine giden Alman askerlerinin, yazlık giysilerle Rus kışına mahkûm olması gibi bir sürü sorunlar vardı. Ayrıca Nazilerin tankları ve araçları; otobanlara uygun idi, dar paletliydi. Sovyetler Birliği mühendisleri ise, Rusyanın kışını ve çamurunu, karını ve buzunu biliyordu. Buralara uygun olan, geniş paletli tanklar ürettiler. Üstelik T34’ün  eğitimli gövdesi, bir mühendislik mucizesiydi. Aynı kalınlıktaki zırh eğilerek, daha fazla etkin zırh elde ediliyordu.

Tankın eğitimli olması ve Rus işçilerinin düşük kalitede tank üretmesi sonucunda parçalar birbirine uymuyor, tanklar üretildikten sonra dolaştırılıp teste alınıyor ve gerekiyorsa çekiçle, kaynakla düzeltiliyordu. Tanklar ufak, radyo ekibi yok. Radyo neden önemli? 1- tank ekibi, 2- bulunduğu birlik 3- merkezlerden emirler… Bütün bunları kontrol eden ve tank ekibini ve tankı koordine eden komutandı. Haliyle Almanlar daha organize, daha sistematik idi.

Ruslar, tankları üretirken hemen savaşıp; kaybedip, gelmesi mantığı ile yaptılar. Almanlar ise, yüksek Alman mühendisliği ve “ari ırkın yüksek ürünü” olarak gördüklerinden muhteşem olması için direttiler. Bir Alman tankı için gereken zaman ve parada; onlarca Rus tankı üretiliyordu. İkinci Dünya Savaşı, bir “üretim savaşı” idi. Bu yüzden işler bambaşka noktaya gitti.

Ruslar, sürekli olarak Amerikanın Almanlara karşı cephe açmasını istedi. Fakat Amerikalıları emin değildi. 22 Haziran’da “Ruslara savaş bile açmadan” başlayan Barbarossa Harekatı ile birlikte Naziler, Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçti. Stalin’e, bu yönde istihbarat gelmesine rağmen, Stalin bunları gözardı etti. Fakat SSCB askerleri, hazırlanmayı ihmal etmedi. Yine de SSCB için bu bir baskın idi.

Moskovanın yanında kuzeyde Leningrad ve güneyde Bakü için harekete geçilmişti. Bakü, petrol için; Leningrad ve Stalingrad ise “satranç tahtasındaki kişisel hırslar” için ve Moskova ise “Rusya’nın batısını almak” için belirlenmiş hedeflerdi. Yıldırım Harekatını Almanya’da uygulayan Heinz Guardian’ın ve bir çok komutanın ısrarı ise direkt olarak, vakit kaybetmeden Moskova’ya tüm güçleriyle saldırmalarıydı (Heinz Guardian’ın kitabını okumanızı öneririm, ayrıca bknz: yenilikler sorunların çözümünden doğar: yıldırım harekatı – blitzkreig).

Soviet Strom (Sovyet Fırtınası) belgeselinde (ki Ruslar yapmış ancak çok beğendim, Türkçesi var sanırım); Nazilerin Kremlin’e 24km kadar yaklaştığından bahsediyor. Bir otobüs durağına kadar gelmişler.

**

1941, 22 Haziran’da başlayan saldırı sonucunda, 1941’in Aralık ayının başında Moskova’ya bu kadar yakındılar. Korona salgını çıktığında, Çin’in aldığı bu sert önlemlerin “yapısı gereği” demokratik ülkelerde alınamayacağını söylemiştim. Öyle de oldu ve demokratik ülkelerde daha büyük zararlara neden oldu.

Aynı şekilde Nazi saldırısı, demokratik ülkeleri bir bir bitirirken; Sovyetler Birliği’nin “demokratik olmayışı”, organize olmasını hızlandırdı ve 1942’den itibaren (hatta 1941 Aralığının ortasından itibaren) işler tersine dönmeye başladı. Yazın gelişiyle, Doğu Cephesinin güneyinden Bakü’ye kadar gitmeye çalışsalar da, Stalingrad’da da tıpkı Leningrad’da olduğu gibi çakıldılar ve kışın bir daha gelişiyle işler dönmeye başladı.

1943 Ekim’i ile birlikte, neredeyse Rusya’nın tamamından Naziler atılmış ve Ukrayna’nın bir bölümü geri alınmıştı. Sovyetler Birliği’nin tek başına bu kazanca ortak olmasını istemeyen Amerika, tabi ki fırsat bilerek 1944 yılının Mart ayında Normandiya’ya çıkartma yapmışlardı. Belki yavaş olurdu, belki 1950’lere gelirdi ancak Sovyetlerin kesin galibiyeti vardı. Fakat Amerika buna izin vermezdi. Zaten Japonya ile 1941’den beri savaşıyordu. 1941’den 1944’e kadar Nazilerle savaşmaya çekinecek kadar tedirgindiler. Fakat kaybı gördükleri an, cephe açtılar (ki Sovyetler Birliği yıllarca, müttefiklere yeni cephe için baskı kurmuştu).

ABD’li general Patton, Sovyetler ile Berlin’de buluşacağını düşünseler de, Sovyetler Birliği hızlı ilerledi. Berlin çok geride kalmıştı. Almanya ve Berlin, 4’e bölündü; SSCB, Amerika, İngiltere ve Fransa’ya verildi. Berlin’de de durum buydu. Fakat Batı Berlin’den kaçış olunca, duvar ile ördüler. Peki bu nasıl oluyordu? Haritaya bakalım:

**

Köprüdeki Casuslar (Bridge of Spies) filmini önereyim. Orada da görebileceğiniz şekilde, Batı Almanya’dan, Batı Berlin’e “tren” ile gidip geliniyordu. O kadar. Batı Almanya (resmi adıyla Almanya Federal Cumhuriyeti) ile doğu Almanya (resmi adıyla Alman Demokratik Cumhuriyeti) bu hale gelmişti.

Savaş istiyorsunuz ya, işte savaşta en çok çocuklar ve kadınlar acı çekiyor. Yukarıda gördüğünüz Berlin’de, 2 milyon kadın tecavüze uğradı. Kimse ceza almadı. Amerika ise Almanya’nın stratejik olmayan yerlerine dahi tonlarca bomba yağdırdı, kimse ceza almadı. Almanya ile birlikte olan Japonya’daki hükumdarlık, doğru düzgün ceza bile almadı! Tarihi kazananlar yazdı; tarihi ise kazananlar öğretiyor. Hiçbiri sır değil, fakat kimse dillendirmiyor.

Bu nedenle Şam’da namaz kılarız, Moskova’da namaz kılarız gibi abuk subuk şeyler söylemeden önce; tarihi gerçeklere bir göz atın. 1923’te, Adana’da Atatürk şunları söylemiştir:

Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.

Ekleme: belki de Hitler sonrası Berlin’in görüntülerini vermek daha iyi olacak:

 

Yerli ve Milli SA ve SS’ler?

Kanun dışı davranan hiç kimseyi ve hiçbir şeyi kabullenmem. Çok net söylüyorum. Ancak Ege’de, halka yapılan zulme karşı duran zeybeklere de; mahalleleri koruyan “kabadayı” kültürüne de; “halkı koruması ve mazlumlara dokunmamaları” karşılığında saygı gösterebilirim. O dönemlerdeki nedenleri anlıyorum.

Çeşitli suçlardan hapse girenler, şimdi dışarıya çıktı. Daha öce, “hükumete biat eden” çeşitli mafyaları duyduk, biliyoruz. Ne yazık ki şimdi çıkan ve “ben mafya değilim, son kabadayıyım” diyen Aleattin Çakıcı’da, bir mektup ile Erdoğan ve Bahçeli’ye şükranlarını sundu.

Çok geçmedi, Salga Gölünü talan edenler medyaya düştü ama kum nereye gitti belli değil. Bu gölün talanı için dik duran Belediye Başkanı ve eşi silahlı saldırıya uğradı. Bir süredir SADAT vb gibi bir çok yapılanma mevcuttu ve bunları paramiliter örgütler olduğu, dikkat edilmesi gerektiği eski istihbaratçı, polis ve askerler tarafından bile uyarılıyordu.

ABD’nin desteği ve örgütlemesi ile “devlet içinde, devletten habersiz” bir birim kurularak, sözümona komünizmle mücadele adı altında şiddet, silah ve 1980 darbesine zemin hazırlayan ortamı götüren paramiliter gruplar vardı bu ülkede. 6. Filo’yu kıble yapanlarca, “defol Amerika” diyen, “Yankee go home” diyen bu gençlerimizin karşısına; kamyonlarla adam toplayıp, “ülke elden gidiyor, guminizm geliyor” diyerek saldırttılar. Baba tarafımda bir çok kişi muhafazakar ve hâlâ komünizm lafı geçince, su görmüş kedi gibiler. Siyaset bilimi mezunu olarak komünizmin uygulanabilir olmadığını düşünüyorum ve liberal düşünceyi benimsiyorum. Buna rağmen sosyalistlerin çeşitli eleştirilerinin de yerinde olduğunu görüyorum. Yani ben radikal bir insan değilim, ne yazık ki yıllarda komünizm isteyenleri bu şekilde vatan haini olarak gördüler ve devlet eliyle, Amerikan destekli paramiliyet ekipler kurdular. AMAN NE MİLLİYETÇİLİK!

Şimdi dönüp baktığımızda 1980 öncesi çocuklarının değerini anlıyorum. O dönemin solcuları, günümüz milliyetçilerinden daha vatanseverdi. O dönemin milliyetçileri de günümüz aydınlarından daha aydın idi! Ne yazık ki böyle okuyan, araştıran gençleri kullandılar ve sonra katlettiler.

**

Günümüzde ise, koltuğu kaybetmemek için her türlü şeyi yapabilecek derecede gözü dönmüş kişiler mevcut. Halka geberin diyen, sağlık çalışanlarına “sizler yüzünden korona patladı” diyen, halka gavat diyen ve nice vali, devlet çalışanı, memur; garip garip kadroları ele geçirmiş. Özür diliyorlar, istifa ediyorlar… İsterse harakiri yapsınlar, sorun değil. Sorun; bu adamların, bu kadrolara gelmesidir. Yukarıda yazdım; Türkiye Nazi Almanyası olur mu, Türkiye İran olur mu diyorsunuz… Olamaz! Tamamen çıkarcılar tarafından etrafı sarılmış bir iktidar var. İktidarda da adalet, liyakat yok. Dolayısıyla Türkiye’yi Nazi Almanyası veya İran’a döndürebilecek zeka, disiplin, birlik ve bunlara kafası çalışabilecek, bunları becerebilecek kadar “diplomatik” olacak kimse yok.

Esas sorun, sinsi olanlar. Kim olduklarını söylemeyeceğim; dün din maskesini kullanan, bugün Atatürkçülüğü kullanmaya karar vermiş, sizlerin FETÖ’cü dediği ancak tarikatle ilgisi olmasa da; bu tür cemaat, STK’lar ile bağı olan tiplerdir. Örneğin savunma sanayinde köşe noktalarını tutmuş olan çeşitli STK’lar var… Localar, kulüpler… Ya da bunların karşısında yandaşlar ve cemaatler çıkmış. Yani ondan kurtulsan bu var, bundan kurtulsan diğeri geliyor. Esas sorun bu. Sadece savunma değil, bir çok bakanlık ve devlet yapılanmasında bu tür localar, kulüpler, cemaatler, yandaşlar; kadrolaşmışlar.

Çok merak ediyorum; gerçek Atatürkçüler, gerçek vatanseverler nerede? Bunca yıl ne yaptınız? Hiç mi birleşmediniz, hiç mi örgütlenmediniz, hiç mi “bu devleti saçma sapan localara, kulüplere, STK görünümlü gruplara, cemaatlere, radikallere bırakmayalım” demediniz? FETÖ yuvalanırken, siz ne yapıyordunuz? Toplantı ve “dünya kardeşiliği” vurgusuyla gençleri çeken localar örgütlenirken siz ne yapıyorudunuz?

Bakıyorsun Türk Silahlı Kuvvetlerine; bir cemaatçi bir diğeri başa gelmiş. Siz ne yapıyordunuz?

Neyse bu başlı başına ayrı konu.

Türkiye’de Artması Muhtemel Suç

Hapishane, suçlular için “üniversitedir” demişti, suçlularla ilgilenen bir psikolog. Mümkün olduğu kadar hapishaneden uzak tutmalıyız. Hırsızlık, gasp vb gibi şeylerde bir araya gelirler, yeni teknikler öğrenirler, ortaklar bulurlar diyorlardı. Dolayısıyla hapishaneye giren birisinin uslanma ihtimali çok düşük. Bu yüzden 2030 için “vatandaşlık okulu” projesi geliştirmiştim (bknz: 2030 projesi: suçla mücadele).

Af ile birlikte, işler değişti. Günümüzde çeşitli yapılanma ile iktidara yaşanan suçlular var. Bu normalde anlaşılabilir bir şey olarak görülebilir. Fakat son dönemde “bireysel silahlanma” ile ilgili “sivil olmayacak kadar” organize bir hareket ortaya çıktı. Neymiş, eski silahlar varmış ordunun elinde, depolarda çürüyormuş. Bunları halka dağıtmak gerekiyormuş. Böyle bir kampanya.

Olası bir işgal altında, Türk milletine silah dağıtmak için çeşitli yerlere silahlar gömülmüştü. Devlet bunları biliyordu. Kare not kağıdına çizilmiş saçma sapan bir krokiden, “devlete suikast hazırlığı yapılacak” diyerek; FETÖcülerle Ergenekon ve Balyoz başlatılmadı mı? Aynı mantık idi, o dönemde talan ettiniz? Kozmik odalara girdiniz, Kardak Kayalıkları ve terörle mücadele gibi nice operasyonda başarılı işler yapan askerleri tek tek aldınız? İtibarlarını zedelediniz?

Fakat bunun arkasında ben ciddi sorunlar arıyorum. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde paramiliter olarak odaklanan gurplar, yarın iktidara dahi zarar verir! Henüz anlamıyorlar. Devletin polisi ve askeri dışındaki hiçbir grup, hiçbir cemaat, hiçbir STK bu şekilde silahlanmamalı. Yukarıda anlattığım SA’lar böyle geldi.

**

Bu tür silahlı politik saldırıları daha fazla duyarsak, durum budur. Peki ne olacağını bekliyorsunuz? Gerçekten soruyorum ne olacağını bekliyorsunuz? Sizler Türkiye’yi sömüreceksiniz, devlet imkânları ve belediyeler “AKP’lilere gelince ve AKP’li olunca” tamam ama diğer partilere yasak olacak; diyelim ki paramiliter örgütler oluşuyor, böyle silahlı politik eylemlerde bulunacak… Peki ne bekliyorsunuz? Gerçekten ne beklediğinizi merak ediyorum.

Yani elimiz kolumuz bağlı mı duracağız? Boyun mu eğeceğiz? Bu yaşananlara göz mü yumacağız? Bunu mu bekliyorsunuz? BEYLER! Sonunuz Kaddafi’den beter olur, Türkiye’de böyle şeyler tutmaz. Bunlar için zeka gerek, strateji gerek. Saf güç, önce kendini yok edecektir! Naziler gibi örgütlü, bilinçli, disiplinli olanlar dahi bu güçle başa çıkamadı.

Dolayısıyla tek yol barıştr, müzakeredir, saygıdır, demokrasidir, ADALETİN ÜSTÜNLÜĞÜDÜR! AKP’nin Bakanı, AKP’nin polisi, AKP’nin askeri değil; devletin, dolayısıyla Türk milletinin Bakanısınız, Türk milletinin askerisiniz, Türk milletinin polisisiniz… Bir partiye, bir görüşe; cemaate, locaya, kulübe, STK’ya bağlı olan hiçbir paramiliter oluşuma izin vermeyin. Yoksa ilk sizi öğütecektir.

Aklınızda ne var ancak uyarmak istiyorum. O koltuklarda, sonsuza kadar kalmayacaksınız. Demokrasinin bir gereği olan “barışçıl yolla iktidarın teslimi” ŞART! Günü geldiğinde bunu yapmanız gerek. Eğer başka planlarınız varsa, şimdiden uyarayım; Türk milleti Almanlar gibi değildir. Baştan uyaryorum; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran yüce Türk milleti, uluönder Atatürk ve silah arkadaşları, o dönemde dünyanın süpergüçlerine kafa tuttu ve içimizdeki gerici ve bölücülerle de uğraşarak yokluk içinde bu ülkeyi kurdu. Çünkü milli birlik ve beraberlik sağlandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleri, zarar vermeye çalıştığınız ancak asla başaramayacağınız Türklüktür, Atatürkçülük ve Atatürk ilkeleridir, Atatürk devrimleridir. Eğer bu değerlere saldırmaya devam ederseniz; tam başardığınızı düşündüğünüz an, hepsinin altında kalırsınız. Türk milleti, birlik ve beraberliğinin bozulmasına izin vermeyecektir.

Vatanseverlere ve Atatürkçülere çağrımdır; kimseden korkmayın, adaletin izinde gidin, birleşin!

ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIK!

İki kavram sık sık karıştırılmaktadır! Sizin özgürlükten kastınız tutuklanmamak, hapse girmemek; işinizi yaparak dışarıda kalmak olabilir. Benim özgürlükten kastım bağımsızlıktır!

Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlüğü ve bağımsızlığı; sadece dış güçlerin ekonomik, siyasi ve kültürel sömürgesi olmaktan kurtulmak değil, devlet yönetimi ve devlet kurumlarında adaletin üstünlüğü ve tesisi ile devlet kurumlarında hiçbir kulübün, locanın, STK’nın, cemaatin, yandaşın, paramiliter yapının, zihniyetin, görüşün baskınlığına izin vermeden Türk milleti için çalışacak bir Türkiye Cumhuriyeti Devletini inşa etmektir!

Bu yüzden önce cahillikle savaşacağız! Önce insanlara anlatacağız. Türklük, Atatürk ilke ve devlerimlerine karşı gelenlere dik duracağız. Gerekirse tutuklanacağız, gerekirse hapse gireceğiz, gerekirse can vereceğiz. Fakat bu ülkenin iç veya dış hiçbir devlet, kurum, örgüt, yapılanma tarafından baskın şekilde yönetilmesine izin vermeyeceğiz. VERMEMELİYİZ.

Silahla, şiddetle işimiz olmayacak. İşimiz ilimle, fenle, teknolojiyle olacak. İşimiz; eğitimle, sevgiyle, yardımseverlikle olacak. Tabi ki korkmayacağız ve yeri geldiğinde cehaletle, Türklük ve Atatürkçülüğe karşı cephe almış olanlarla mücadele edeceğiz. Fakat asla hukuk dışı yollara sapmayacağız, asla masumların hakkının yenmesine izin vermeyeceğiz.

Her türlü özgürlüğün kısıtlandığı, adaletin üstünlüğünün yok edildiği, devlet kurumları içinde yapılanarak tek kesimin sesinin baskın olduğu bu süreçte; ellerindeki kitlelere güvenerek ısrarla sandık diyecekler. Demokrasi sandıkta başlamaz, sandıkta biter. Bu yazıyı 2015’te yazmıştım. Demokras; seçimin de dahil olduğu, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, liyakat gibi bir çok kavramın bir araya gelmesiyle oluşur. Diğer bütün kavramları yok ederek, sadece seçime odaklanmak demokrasi değildir! Hitler’de iktidara seçilerek geldi. Fakat yaptığı şeyin demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi, tam tersine demokrasinin açıklarını kullanarak, demokrasiyi yok etti.

Olay sadece sandık değil. Dost-düşman, yerli-yabancı herkes bilmeli ki; Türklüğe, Atatürkçülüğe, Atatürk devrimlerine, Cumhuriyete bulaşan kim varsa, son nefesimize ve kanımızın son damlasına kadar karşı duracağız. Devletin bağımsızlığı için gerekirse kendi özgürlüğümüzü ve hatta canımızı vermeye hazırız. Benim gibi milyonlar da var.

Bu nedenle aklınızdan yanlış bir şey geçiriyorsanız, emin olun önce sizi öğütecek süreci başlatacaksınız. Bugün çıkar için yanınızda olan o gruplar, yarın çıkarları uğuruna sizleri de yok etmeye çalışacaktır. Bu ülkeyi daha derin kaosa sürükleme fikriniz varsa, dikkat edin!

 

 

Kaynak:

[1] CHP’li Belediye Başkanı Mümtaz Şenel ve eşine silahlı saldırı (20 Nisan 2020). https://www.mynet.com/chp-li-belediye-baskani-mumtaz-senel-ve-esine-silahli-saldiri-110106499354

Son Değişiklik: 20/04/2020 - 23:28
Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih
Etiketler: , , , , , , , ,
%d blogcu bunu beğendi: