Ortalama okuma süresi: 5 dakika

Tarih 15 Mayıs 1919…
İngilizlerin verdiği destek ve izin ile Yunanistan, İzmir ve Ege’yi işgale başladı. İstanbul’u alan ve bir devri sonlandıran Fatih Sultan Mehmet’i hiç unutmadılar ve olayları tersine çevirmek için, Megali İdea’yı yani Bizans topraklarını alarak bir Helen imparatorluğu kurmak için yola çıktılar.

Aynı gün, Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte toplam 19 kişinin Bandırma Vapur ile Samsun’a çıkması amacıyla İngilizlerden izin alındı. “İngilizlerden izin aldı”… Özgürlük ve bağımsızlığına düşkün olan Türk milleti için ne kadar gurur kırıcı bir ifade.

Günümüzde Atatürk’e karşı alternatif tarih yazanların bir şişirmesi Enver Paşa ise, diğeri de “Vahüdidin” yani Vahdettin’in Atatürk’ü “mücadele başlatmak için” Samsun’a yolladığı safsatasıdır. “Her Türk gencinin okuması gereken kitap: 6 ay” konusunda bahsettiğim üzere, Alev Coşkun’un yazdığı “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” kitabı gerçekten önemlidir. Bu kitapta, Atatürk’ün arkadaşlarının hatıralarında ve tarihi belgelerde göreceksiniz ki; Atatürk bir süredir Anadolu’ya geçiş planı yapmaktadır. Mücadelenin buradan başlaması gerektiğine inanır ve bu konuda gerekli organizasyonu başlatır.

Karadeniz’de Rumlara karşı direnen Türk halkı, sömürgecileri bezdirir. İstanbul’dan, durumun kontrol altına alınması istenince; Atatürk Vahüdidin’i iknâ ederek olayları gidip yerinde görmek ve raporlamak gerektiğini söyler. Samsun’a çıktıktan sonra ve İstiklâl Mücadelesi döneminde yazılan telgraflara baktığınızda, zaten Vahüdidin’in “İstiklâl Mücadelesi” gibi bir derdi olmadığını anlamak kolaydır. Sevr’i imzalayanların derdi zaten İstiklâl falan olamaz…

Anadolu’ya İdeali ve İmanı Götürüyoruz

15 Mayıs’ta İzmir ve Ege işgali başlamış, çeşitli “müdafaa-i hukuk” cemiyetleri ise şehir ve bölgeleri savunmak için kurulmaya başlanmıştı. Silahlı mücadeleden de öte, bölge halkının haklarını ve çıkarlarını savunmak için kurulmuş ve yaşananlarla birlikte silahlı mücadele de başlamıştır.

16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru İstanbul’dan ayrılır. Marmara’dayken İngilizlerin gemiyi aramak istediği bilgisi üzerine Atatürk:

Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz!

der… 6 ay boyunca İstiklâl Mücadelesi için gerekli çalışmalar İstanbul’da yapılmıştır. Şişli’deki evi de (kitapta da geçen) müze yapılmıştır. Tabii fazla dillendirilmiyor, anlatılmıyor fakat Çiçero gibi filmler; Yaşar Aksoy tarafından yazılan Gavur Mümin kitabı, Salahi Sonyel’in çalışmaları ve nicelerine baktığımızda; Atatürk’ün teşkilatlanma yanında istihbarat ve propaganda çalışmalarına da ne kadar önem verdiğini anlayacaksınız.

Hürriyet Uğruna Ölmeye Karar Verenlerin Kudreti

Bu sözü söyleyen Atatürk yine doğru şeyleri söylemiş ve ileriyi görmüş. Kurtuluş Savaşı, Kurtuluş Mücadelesi desek bile özünde İSTİKLÂL MÜCADELESİ böyle başlamıştı. Sadece askeri ve politik değil; ekonomik, kültürel, teknolojik, eğitim gibi nice alanlarda TAM BAĞIMSIZLIK yani istiklâl istendi ve başarıldı.

Bahane Üretmek Yok İzinden Gitmek Var

Sık sık Atatürk bahane üretseydi ne olurdu diye düşünüyorum… “Ama her yerdeler, dünyanın süpergüçleri, imkânsız, tüm köşe başlarını tutmuşlar, silahımız yok, askerimiz yok, halkımız yoksul”… Bugün 2030 amacımı her anlattığımda (bknz: imkânsızı iste ve başar: 2030 stratejim) bana sürekli anlatılan nedenleri Atatürk de sıralayabilirdi. Fakat bahane üretmedi, sorunları analiz etti; arkadaşlarıyla tartıştı, çözüm yolları düşündü, BAŞARDI.

Evimde Atatürklü Türk Bayrağı, Atatürk’ün şıklığı ve karizmasını gösteren renklendirilmiş topluluk halindeki bir resmi ve hediye gelen Atatürk imzalı bardak dışında (bir kaç ceket rozeti de var) Atatürk’e ilişkin hiçbir şeyim yok. Bedenimde imzası yok, Atatürk imzalı kravatlarım ve rakı bardaklarım yok… HİÇBİR ŞEY! Bunlara sahip olanları da anlıyorum eleştirmiyorum.

Fakat kitaplığımın ve tabletimdeki elektronik kitapların önemli bir bölümü (yarısından fazlası) Atatürk, İstiklâl Mücadelesi kahramanları ve Kurtuluş Savaşı’na ait. Şahsen Atatürk’ün büstleri, imzası, dövmesi ile değil; Atatürk’ün fikirleri, yaptıkları ve davranışları ile ilgileniyorum.

Günümüzde bakıyorsunuz; yurtdışı destekli bir çok cemaat, STK, kulüp, loca vb oluşum var. İşgale hazırlamak ve ülkeyi zayıflatmak için TSK 2001’den beri yıpratılıyor. Köy Enstitülerinden ve dönemin eğitim sisteminden çıkan gençler ve onların çocukları; 1980 öncesi dönem ve 1980’de “telef edildi”. Tam anlamı budur! Türklük ve Atatürkçülük bilinci yok edildi. Birbirilerine kırdırıldı. Memuriyetten atıldı ve ASILDI! Yerleri ise, o dönemde elini kolunu sallayarak dolanan cemaatçiler ve çeşitli kulüp&loca mensupları geçirildi. 1980 sonrasında da hükumetlerin hepsi cemaate destek verdi.

Türkiye Cumhuriyeti düşmanları ve hafızası güçlü olan sömürgeciler şunu çok iyi biliyor; Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmak için;

  1. Silahlı kuvvetlerini yıpratacaksın
  2. Türklüğü tartışılacak hale getireceksin ve altkimlik oluşturacaksın (çünkü bu millet İstiklâl Mücadelesini Türklüğünü hatırlayarak kazandı ve Osmanlı’da Türklük unutulmuştu)
  3. Atatürkçülük ve Atatürk Devrimlerini küçümseyeceksin, eleştireceksin, yalanlarla halkı uzaklaştıracaksın
  4. İstiklâl Mücadelesi’ni ve İstiklâl Mücadelesi kahramanlarını itibarsızlaştıracaksın

Hep bunu yaptılar, yine bunu yapıyorlar. Bunların karşısında Atatürkçüler durabilirdi. Demokratik ve hukuksal yollardan, milli bilinç ile durabilirdi. Fakat1980 öncesinde gençler kırdırıldı, 1980 ve sonrasında ise bambaşka bir millet yaratıldı. İslam adı altında Araplaşan; medeniyet adı altında Batı kültürü ve İngilizceyi benimseyerek yozlaşan bir millet… Türk dili, Türk kültürü, Türk tarihi yani milli bilinç silindi. Çok basit bir örnek:

**

Yukarıdaki tweetimi 187 kişi beğenmiş.. Neden? Türkçe’nin gücünü anlatmıştım. Kon kökünden türeyen sözcüklerden bazıları. Fakat bugün konum demek yerine “lokasyon” demeyi tercih ederek kendini çağdaş sanan ve “bilim dili İngilizce yeahuvv” diyen Türklük bilinci gelişmemiş; egoist, kompleksli, Batı hayranı bir sürü akademisyen ve insan var. Bunları da blogda sık sık eleştirdim, tekrar detaya girmeyeceğim.

Yıllarca Türk milleti yıpratılmak ve kültüründen uzaklaştırılmak için uğraşılıyor. Lise öğrencilerinin yarısından fazlasının Türkiye Cumhuriyeti’nin komşuları ve başkentini sayamayacağını iddia ediyorum. Yaşadığı ülkeden, coğrafyadan, yaşadığı ülke ve komşuları başta olmak üzere insan tarihinden bihaber öğrenciler yetiştiriyoruz. Milli bilinci, tarihi, dilini bilmeyen öğrencilere siz istediğiniz kadar temel bilimleri verin; olmaz. Zaten olmadığı da ortada.

Sonuç Olarak

Atatürkçüler yıllardır biraraya gelemedi, ülkenin zayıflatılmasına karşı koyamadı. Günümüz Atatürkçüleri ise Nutuk’u dahi okumadan; Atatürk’ün ne yapmak istediğini, niye ve nasıl yaptığını bilmeden sadece yüzeysel ve sözle kalan bir Atatürkçülük sergilemektedir.

O dönemlerde de millet aynı davranışı sergilemekteydi ancak Atatürk gerekli çalışmaları yaptı ve gereken adımları attı. Birleşmek, bir araya gelmek ve tek ses olmak zorundayız. Bu işin şakası kalmadı. Bizi Latin Amerika ve Orta Doğu ülkesine çevirmek isteyenler (başta ABD), TSK’yı yıpratıyor, yurtdışı destekli cemiyetleri en önemli yerlere yükseltiyor. Ekonomik ve siyasi güç kazanıyor. İktidar dahi buna karşı koyamadığı gibi çok saçma bahaneler ve BİRİLERİNİN çıkarlarına dokunduğu için Türkiye Cumhuriyeti’ne çok büyük katkılar sağlamış Tümamiral görevden alınıyor. Hem de 15 Mayıs günü!

Birleşmek hayati önem taşıyan hale geldi. Atatürkçüler ve vatansever; Türkiye Cumhuriyetinin yıpratılmasına, İstiklâl Mücadelesi kahramanları, Atatürk devrimleri ve demokrasinin bu kadar çökertilmesine KARŞI KOYMAK ZORUNDADIR!

Fakat kimse unutmasın!

Her 15 Mayıs’ın 19 Mayıs’ı ve 9 Eylül’ü,
Her Mondros’un Mudanya’sı,
Her Sevr’in Lozan’ı vardır
Türk milletine diz çöktürdüğünü düşünenlerin karşısında MUTLAKA BİR ATATÜRKÇÜ VARDIR!
Çünkü artık bu milletin temelinde ve DNA’sında Türklük ve Atatürk devrimleri vardır.

İstiklâl (bağımsızlık) ve hürriyet (özgürlük) uğurunda ölmek,
İdeal (ülkü) ve iman (inanç) ile silah ve cephaneye yani şiddete karşı koymak için her zaman buradayız fakat şimdi birleşmeliyiz…

Bandırma Vapuru Kadrosu

  1. 9. Ordu Müfettişi Tümgeneral Mustafa Kemal
  2. Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirik)
  3. 2. Başkan Yarbay Mehmet Arif
  4. 1. Şube Müdürü Binbaşı Hüsrev
  5. Topçu Komutanı Binbaşı Kemal
  6. Sağlık Başkanı Albay Dr. İbrahim Tali
  7. Sağlık Başkan Yardımcısı Binbaşı Dr. Refik Saydam (bknz: imkansızlıklar ve Hıfzıssıha)
  8. Başyaver Yüzbaşı Cevat Abbas
  9. Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket
  10. Karargâh subayı Yüzbaşı Mümtaz
  11. Karargâh subayı Yüzbaşı İsmail Hakkı
  12. Karargâh subayı Yüzbaşı Mustafa Vasfi
  13. İaşe subayı Üsteğmen Abdullah
  14. Yaver Teğmen Muzaffer
  15. Kurmay Başkanı yaver Üsteğmen Hayati
  16. Şifre kâtibi Faik
  17. Şifre memuru Memduh
  18. 3. Kolordu Komutanlığı’na atanan Albay Refet Bele
  19. Emir subayı Üsteğmen Arif Hikmet
Son Değişiklik: 19/05/2020 - 01:46
%d blogcu bunu beğendi: