Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Öncelikle yazımın başında sağlık çalışanları, Sağlık Bakanlığı çalışanları yanında KOLLUK KUVVETLERİNE teşekkür etmek istiyorum. Polis ve Jandarma’nın özverili çabalarına… Hırıs, katil, tecavüzcüyle polis ve jandarma uğraşır; terörüyle, teröristiyle, terör saldırılarıyla polis ve jandarma uğraşır… Korona salgını olur, giriş çıkışlarda önlemler ve kontrol, sabaha kadar mesai… Yine polis ve jandarma.

İş nedeniyle iki günlüğüne Eskişehir’e gidip İstanbul’a döndüm ve yoldaki polis ve jandarmaları görünce çabalarını daha iyi anlıyorsunuz. Bir çok noktada durdurulup kontrol edildik, hepsi oldukça kibar idi. Bu yüzden yazıya böyle başlamak istedim. Her birine teşekkür ediyorum. “Vatan sağolsun” diyorlar ya; sizler varolun, vatan sağolsun.

 

İki Farklı Şehir İki Farklı Algı

Korona İstanbul’da başladığında ne yazık ki 15 Mart’a kadar tam anlamıyla önlem yoktu (bknz: halk duyarszı önlemler bir kademe arttırılmalı). Neyse ki aynı gün altını çizdiğim şekilde kafeler, konserler, toplu etkinlikler yasaklandı.

Bu günden sonra İstanbul’da insanlar maske falan takıyordu ancak bu işin ciddiyetinde olmayan insanlar vardı. Ayrımcılık olmaması için bu işi cemaat ve kökenlere değil; siyaset bilimi mezunu olarak “maddi duruma” bağlayacağım fakat özellikle kalabalık ailelerde yaşayanların bu işe başta hiç aldırış etmediğini bizzat gördüm ve İstanbul halkı da aynen benim gördüğüm şekilde gördü.

Herkes evlere kapanırken; instagram hikayelerinde sağa sola giden, birbirleriyle görüşen, taç virüsü (korona virüsü) işini ciddiye almayan insanların bir kaç hafta sonra akrabaları birer birer taç virüsüne yakalandı. Ne yazık ki haftalar sonra, aile büyüklerinin vefaatını ve cenaze namazının kılınmayacağını da yazdılar.

Dolayısıyla İstanbul’lu bu işi başından beri sıkı tuttu. Bizzat gördüm. Metrolara binenler, eğer çok yolcu yoksa, birer koltuğu boş bıraktılar.

**

Üstteki görseli ben 27 Mart’ta yüklemişim. Video ise 22 Mart’ta yayınlanmış [1]. Çekim tarihi günler öncesindedir. Aynı şekilde duraklardaki ve sokaklardaki insanların da uyduğunu gördüm. Bakın “kalabalık değilse”, mümkün olduğu kadar uyuyorlar. Yani olay ellerinde ise, en ciddi önlemleri alıyorlardı. Fakat kalabalıklaşırsa, mecburen istenmeyen görüntüler görülüyordu.

Eskişehir ve Korona Mücadelesi

Bir yanlışa neden olmamak için olayın başında mutlaka belirtmem gerek; Polisler defalarca gezdi, Porsuk kenarında yarım saatte bir gezdiler, anonslarla “çim tarafına inmeyiniz, sosyal kurallara uyunuz” gibi uyarıları defalarca yaptılar. Valilik ve belediyelerin görevlerini sonuna kadar yaptığını düşünüyorum. Sorun, Eskişehir halkında.

Çağdaş diye bildiğimiz ve genel anlamda böyle olan daha doğrusu kimsenin kimseye karışmadığı bir şehirdir Eskişehir. Fakat İstanbul’da milleti rahatsız eden ve uyarılınca da diklenen ergenlerin otobüs tarafından yolda durdurulup dışarı atıldığını da biliyorum, İstanbul’da bir sorun olunca diğerlerinin müdahale ettiğini de gördüm. Fakat bu Eskişehir’de yok. Muhtemlen bir çok şehirde yok ancak Eskişehirli olarak Eskişehir ile İstanbul’daki bir takım farklılıkları anlatacağım elbette.

Özellikle dün, bir çok genç dışarıya çıktı. Benim açımdan gördüğüm şeyler çok üzücüydü. Sadece gençler nedeniyle değil üstelik… Bir çok yere gittim, insanlar maskeyi takmamayı bir başarı gibi görüyor. Kapalı yerlerde maske takmıyor. Bakın maskeyi alttan bağlamaktan falan söylemiyorum MASKESİ YOK.

İnsanlarda sosyal mesafe algısı yok; benzincide para ödüyorum, dibime girmiş bekliyor. Kapalı alanlarda dib dibe ve maskesiz duruyorlar. Gençlere baktım; dib dibe oturuyorlar, birbirleriyle boğuşuyorlar, maskeleri yok, öpüşen çiftler… Yani hastalık olsa, eve götürecekler!

O kadar büyük bir bilinçsizlik var ki; sucu ile para alışverişi yaptıktan sonra ellerini dahi yıkamıyorlar. Dışarı ile temastan sonra ellerinizi sabun ile yıkayınız. Para, bir şey alıp verme dahil… Dışarıdan geldikten sonra “giysilerinizi yıkamaya atın”, ellerinizi savunla yıkayın. Bu kadar basit. Dışarı çıktığınızda da maskenizi takın ve 1,5 metrelik sosyal mesafe kurallarına uyunuz. Bu kadar! Hayat kurtaracaksınız.

Açıkçası okumuşluk oranı yüksek olan, bilinç olan Eskişehir’de bile durum böyleyse; diğer şehirlerde nasıl düşünmek bile istemiyorum.

Twitter’da bu durumu bildirmiştim, 11 saat sonra valilik tarafından maske yasağı kararı alındı [2] ve çok yerinde bir karardı.

Özellikle gençlerimizin marifetleri:

 

**

Maalesef normal zamanlarda da Porsuk kenarına gelen insanlar ve özellikle gençler cips poşetlerini, bira şişelerini, çekirdek pisliklerini bu şekilde bırakıp gidiyor ve her gün belediye çalışanları bunları topluyor. Ben belediye başkanı olsam bir hafta temizlemem ve işte pisliğiniz diye afişe ederdim. Bununla da kalmıyor, dün de normal bir yaz gününde de gençlerin bol bol küfürlü konuşması tüm mahallede yankılanıyor çünkü Porsuk’un alt tarafında akustik var.

Yalnız bunların olduğu mahalle çok eski bir mahalle ve mahalle kültürü var. İnsanlar yaşlı, hastası var. Öyle gençlerin yaşadığı yeni yerler değil. Çok büyük rahatsızlık nedeni. Polisi arıyorum, 5 kez aradıysam 1 kez ancak geldi. Biz çıkıp kovuyoruz. Arada alkol içip diklenmeye çalışanlar oluyor. Yani bir gün kavga çıkar ve bıçaklama vb gibi olaylar olursa bunun sorumlusu o bölgede gerekli çalışmaları bitirmeyen belediye ve ekip gönderip buralarda gece 3’lere kadar içip marşlar söyleyen, küfürler eden çocuklar ile ilgilenmeyen polislerdir.

Polisin işi bu mu? Sorabilirsiniz. Doğru, fakat kim ilgilenecek? Eğitimsiz, bilinçsiz, başkalarını düşünmeyen, yeyip içtiklerini sağa sola atan cahil kitlelerden bahsediyoruz… Sorumlusu başta aileleri, sonra eğitim sistemidir (eğitemeyen ve sistemi olmayan, Türklükle de ilgisi olmayan TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ)…

Sigara Tehlikesi

Çöplerden daha üzücü olan başka bir şey ise ellerinde sigaraların olması… Twitch yayıncılarına bakıyorsunuz; televizyon ve gazetede, dergilerde reklam veremeyen sigara firmaları, yeni mecralarını bulmuş. 13-15 yaş grubununun ağırlıkta izlediği Twitch yayıncılarıyla muhtemelen anlaşma yaparak sponsor oldular. Durmadan sigara içiyorlar. Yiğenim dahil gençlere bakıyorum, sigara içmeyi “havalı” olarak görüyorlar. Yani sigara içen birisine yıllık sigara ihtiyacı + yıllık 40-50 bin para verseler ve yayınlarda şu kadar sigara içeceksin diye bir anlaşma yapsalar zaten twitch yayıncıları atlayacak. Aylık 5 bin civarı bir paranın sadece buradan gelmesi sigara firmaları için hiçbir şey değil!

Oysa sigara içenlerin en iyi ihtimalle kalp ve damar hastalıkları, akciğer hastalıkları ve en kötü ihtimalle uzuvlarının dolaşım nedeniyle kesilmesi ve babam gibi akciğer kanseri olarak bir ciğerinin alınmasına dahi gidebilecek sonuçları var. Şimdi “havalı” dedikleri bu sigara durumu, yaşları ilerlediğinde ve hastahane yollarına kemoterapi için gidip geldiklerinde, eve gelip kusmaya başladıklarında ne kadar “havalı” olacak bunu iyi anlatabilmemiz gerek.

Hepsinin elinde emzik gibi sigara. Yaşı 15-16 olan çocuklara Çamlıca’da sigara satan yerler var. Bunların bir kaçını tespit ettim, bildireceğim. Ağır cezalar verilmeli. Ayrıca twitch yayıncıları ciddi anlamda baskıya uğramalı (aynı şekilde Youtube).

Zaten bunların spikerlik eğitimi yok, rezil Türkçeleri mevcut. Üzerine Amerikan yayıncılarını taklit etme var. Bunların da üzerine youtube’da “Twitch yayıncıları küfür” yazdığınızda, yanında tabii ki İngilizce ile “funny moments” yani komik anlar diye verdikleri; delirtme ve küfür görüntüleri var. Hatta vereyim de bir izleyin:

**

Bütün gençler böyle! Yiğenim dahil bütün gençler böyle davranıyor. İÇi boş bir asilik, sigara hayranlığı, küfürler, çıldırmalar… Çünkü izledikleri twitch yayıncıları böyle. Televizyona bakıyorsun; silah, küfür, şiddet kıyamet gibi… Aşçılık programında bile tartışma var, evililik programında bile tartışma var. Dizilerden silah, kadına şiddet, bağırış çağırış eksik olmuyor. Türkiye’den dizi ve film alanlar artık “çok fazla şiddet var” diyerek almıyor. Nereye kadar?

Daha kaç nesil zehirlenecek? Kimse kusura bakmasın da Twitch ve Youtube yayıncılarının %80’i aptal, Türkçe bilgisi yok, çocuklara kötü örnek oluyorlar. Normal şartlarda bir baltaya sap olamayacak tipler; abartı davranışlarıyla, bütün çocukları kötü şekilde etkiliyor.

Liberal düşünceyi benimsemiz, özgürlüğü destekleyen birisi olarak kesinlikle bunların bir süzgeçten geçirilmesi taraftarıyım ancak bu işin temeli OKULDUR! Türklük bilinci, kültürümüz ve tarihimiz; insanlık tarihi, sorgulama, bilimsel düşünce gibi kavramlar verilmeden bu çocukları düzeltemeyiz.

Okuması, araştırması, sorgulaması, bilimsel düşünceyi öğrenmesi gereken çocuklar; sigara içiyor, pisliklerini bırakıp gidiyor, büyüklere karşı saygısız, daha Türkiye Cumhuriyeti’nin komşularını ve başkentlerini sayamazlar, önemli tarihlerde neler olduğunu söyleyemezler… Bu gençleri heba ediyoruz.

Türkiye’yi geliştirecek; Almanya, Fransa, Amerika, İngiltere, Japonya, Tayvan gibi ülkelerle mücadele edip onlardan öne geçmemizi sağlayacak gençler bunlar! Zekaları, potansiyelleri çok yüksek ancak kullanamadığımız için harcanıyor. Spor, sanat, teknolojiye yönlendirilmesi gerekiyor.

Oysa 3,5 liralık Celal Şengör’ün İstanbul Depremi kitabı, 20 liralık tarih kitapları, 10-15 liralık temel düşünce (felsefe, politika vs) kitapları almıyorlar ancak 15-20 liraya sigara ve kahve alıyorlar. Evet kahve de içilecek ancak kitap okumayan, öğrenmeyen, kendini geliştirmeyen her insanı sigaraya, alkole, uyuşturucuya, cahilliğe teslim ediyoruz!

 

Yaşlıların ve Gençlerin Algı Sorunu Var

Çok net söylüyorum, büyüklerimiz şu anda onları eve kapadık ve biz sokaklarda parti veriyoruz zannediyor. Sosyal tesisler, lokantalar (restoran), marketler, AVM’ler falan kapalı ancak büyüklerimiz bunun bilincinde değil. Büyüklerimizin bu ruh halinden kurtulması gerek. Gereken destekler verilmeli.

Gençlerde ise “nasılsa ben risk grubunda değilim” havası var. Esas tehlike çocuklar ve gençler çünkü bilinçsizlikleri nedeniyle hastalığı taşıma ihtimalleri yüksek. Daha kötüsü ben taç virüsüne yakalanıp ölsem hiç sorun değil. Fakat ben birisine bulaştırsam ve bu insan bırakın ölmeyi yoğun bakıma girse, gerçekten vicdanımı sızlatır. Bütün önlemleri alıyorum. Fakat bulaşır mı? Bulaşabilir.

Gençler ve yaşlılar için bilinçlendirici programlar yapmak şart. Gerekirse devlet ve bakanlık youtuberlar ile görüşerek, önce onları bilinçlendirmeli ve ardından onların halkı bilinçlendirmek için içerik üretmesini sağlamalıdır. Bu işi ciddi tutalım.

Kimse kusura bakmasın ancak Haziran’da falan normalleşme olmayacak. 1,5-2 yıldan önce eski hayatımıza geri dönüş olmayacak. Maskeler, sürekli tetikte olma durumu devam edecektir. Bununla yaşamayı öğrenmemiz gerek. “Normalleşme” sözü duyduğunda, insanlar her şeyin bittiğini düşünüyor. Değil. Sadece durum kontrol altına alındı ve yayılma hızı yavaşladı. HIZI YAVAŞLADI! Yayılma bitmedi, vaka sayısında artış yok değil, HIZI YAVAŞLADI.

**

Dün İstanbul’a girdiğimde, sokağa çıkma yasağı başlamıştı. Otoban zaten ıssız idi, İstanbul daha da ıssız idi. Kıyamet diyemeyeceğim çünkü “apocalypse” sözcüğünü karşılamıyor. Tam anlamıyla “çöküş ve ardından tekrar diriliş” tarzı bir durum olacak. Bakın yunuslar, ozon, doğa… Her şey iyileşmeye başladı. Daha dikkat etmemiz gerek. Daha bilinçli olmamlız, başkalarını düşünmemiz gerek. Sadece başka insanları, başka ülkeleri ve milletleri değil; başka canlıları ve doğayı düşünmemiz gerek.

Doğaya karşı bir mücadele içerisindeyiz sanki. Ormanları talan ediyoruz, havayı kirletiyoruz, hayvanları öldürüyoruz… Farkında değiliz ancak doğaya karşı verilen bu mücadeleyi kazanırsak, KAYBEDERİZ. Bu nedenle doğayla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerek.

 

Lütfen Dikkat Edin

Bütün devletler, Türkiye Cumhuriyeti hükumeti, belediyeler, polis ve jandarma ve hatta askerler; SAĞLIK ÇALIŞANLARI canla başla mücadele ediyor. Herkes canla başla mücadele ediliyor ve halkı korumak için uğraşıyor. Lütfen uyarılarına dikkat edin. Lütfen başklarını korumak için, kendinizi koruyun.

Korunma yollarını yazmıştım, lütfen göz atınız: Covid 19 korunma yolları (yetkililerin açıklamalarını derledim, kendi görüşüm değil).

**

Bu işin yayılma durumu hiç tahmin edildiği gibi değil bence. Cuma günü rezilliğinde patlar dedim patlamadı. Ya İstanbul’dakiler iyi korundu bu süreçte (maskesizlik ve dib dibe markette durmaya rağmen) ya da başka şekilde yayılıyor.

Normalde de bakteri ve virüsler sürekli bizi ve bağışıklık sistemimizi zorluyor. Buna şöyle örnek verebilirim:

100 askeriniz var. Düşman geliyor.
10 düşman askerini temizleyebilirsiniz.
50 düşman askerini temizleyebiliriz.
Yeriniz iyi ve stratejiniz iyi ise 100 düşman askerini de temizleyebilirsiniz.
Hatta iyi eğitim aldılarsa 200 düşman askerini de temizleyebilirsiniz.
Fakat 1 milyon düşman askerini temizleyemezsiniz.

Dolayısıyla taç virüsüne ne kadar fazla ve uzun temas ederseniz o kadar risk taşırsınız. Her şeyden izole yaşıyorken sucu size para verdi ve üzerinde taç virüsü vardı ve temas ettiniz, elinizi yıkamadınız ve hemen hasta olacaksınız anlamına gelmiyor. Fakat ne kadar fazla ve ne kadar çok virüse maruz kalırsanız; elinizi yüzünüze götürürp buralarda yayarsanız, hastalanma ihtimaliniz o kadar artıyor.

Tabii ki “bağışıklık sistemi” gibi bir çok etmen var. Fakat Dünya Sağlık örgütü raporları ve araştırmalara ara ara göz atıyorum, ve kişisel düşüncem yayılma konusunda yeni çalışmalarla yeni sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Bilinen bir şey var: TEMASTAN KAÇININ. Ellerinizi yıkayın. Eve girince giysilerinizi çıkartıp atın. Maske takın ve sosyal mesafeye dikkat edin.

Bu süreçte 2 dakikada bir el yıkayan çatlaklar var, böyle olmaya gerek yok. Dünya Sağlık Örgütü diyor ki “bildiğiniz doğal sabun yeter”. Antibakteriyel sabun almayın, yararlı bakterilere ve cilde zarar vermekte. normal sabunla yıkayınız. Bildiğiniz ata sabunu. Eğer bir yere girdiniz, otobüsten indiniz ve sabun yok; o zaman alkol ve dezenfektan ile yıkayabilirsiniz.

LÜTFEN UYARILARI CİDDİYE ALIN!

Sağlıkla ve esen kalın.

 

[1] Korona günlerinde İstanbul (22 Mart 2020). BBC Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=o3f-jCRycDE

[2] Özdemir Çakacak [ozdemircakacak]. Tweet. https://twitter.com/ozdemircakacak/status/1261458614423879685

Son Değişiklik: 16/05/2020 - 14:20
Kategori: Genel - Hayat
%d blogcu bunu beğendi: