“Ülkeyi sen mi kurtaracaksın?”. Henüz aklımda siyaset yokken, ergenlik döneminde programlama öğrenip bir şeyler geliştiriyor ve aynı zamanda siyasetle ilgili kitaplar okuyorken; halkın birleşmesi, birlikte çalışılması ile ilgili fikirlerimi etrafıma anlatmaya başladığımda soruldu. 3. yılımda çok istediğim bilgisayar mühendisliği bölümünden “tiksinerek” (özellikle vurguluyorum ki bir insanın hayalleri bu ülkede ne hale geliyor, eğitim sistemi ve toplum ne hale getiriyor görün), bölüm değiştirdim ve çok radikal bir kararla uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçtim. Yapmak istediğim şeyi biliyordum; bilgisayar mühendisliğinde dünyayı değiştirmek istiyordum ve bu ateş içimde kaybolmadı, kaybolmayacak. Uluslararası ilişkiler bölümünde ise hayalden öte, bu amaca ulaşabilecek yolun sadece güçlü şirket kurarak değil, aynı zamanda siyasi olarak müdahaleler gerekerek gidileceğini gördüm. Bundan sonra amacım belliydi.

 

İmkansızı İstemek

Annem, Anadolu Üniversitesi TBAM’da Yardımcı Doçent idi ve küçüklüğüm TBAM’da, üniversitede geçti (şimdi BİBAM). Üniversite içi politika yüzünden o güzelim huzurlu ortam dağıtıldı. Fakat oradaki birliktelik, oradaki çalışma sistemi ve süreç sadece çalışanlara değil, benim gibi oralara gelen ve üniversite içerisinde büyüyen annemin arkadaşlarının çocuklarına ve bana da geçti. Mikroskop, bilim, bilimsel düşünce gibi bir çok şeyi oradan görebildik, öğrenebildik.

Okula aram kötüdür, üniversiteleri de sevmem (10-12 tanesi hariç). Çocuklara bilimsel düşünce, sorgulama, kendini geliştirme gibi nice önemli kavramı aşılamaktan aciz, diploma fabrikalarıdır eğitim kurumları. En basit örneğiyle; normal hayatta sorun yaşadığında, çevreni kullanırsın, insanlarla konuşursun, yeni çözümler ararsın. Tek bir doğru yoktur! Kalenin fethi gibi, şirket kurmak gibi, iktidara gelmek gibi… Tek bir doğru yoktur ve kendi yolunu bulmak için kendini geliştirmen gerekir. Oysa okullardaki sınav sistemlerinde tek bir doğru vardır, sınav sırasında zorlanıp başkalarıyla yardımlaşırsan kopya olur (ki kopya çekmeye karşıyım, bunun normalleştirilmesine de karşıyım); kendi yolunu bulursan, puan alamayabilirsin bile.

Üniversiteleri sevmesem de, sağlam hocaları, bilimi, bilimsel düşünceyi seviyorum. Öğrenmeye karşı açlığım var. Bu nedenle güzel bir fikrin ya da bir isteğin orada durmaması; projelendirilmesi, planlandırılması gerektiğini çok iyi biliyorum. Mühendislik eğitiminden sonra uluslararası ilişkiler bölümüne geçince de buradaki eğitimin ve beyni sayısal düşünceyle ve mühendislik bilimleri terbiye etmenin yararlarını çok iyi anladım.

Bütün bu büyük hayalleri kurmayı, Steve Jobs’un hayatını araştırdıkça anladım Steve Jobs ile ilgili her türlü materyali okudum, izledim, öğrendim ve hayatındaki kavramları; minimalizm, ayrıntılar, meditasyon gibi, araştırdım ve denedim. Bu sayede nasıl düşündüğünü anlamaya çalıştım. Steve Jobs’un hayatını öğrenmekle ile birlikte, hayallerimizi sınırlamamak gerektiğini, toplumun bizi kalıplara sokmasına izin vermememiz gerektiğini öğrendim. Buradan sonra çok sevdiğim Atatürk, Emir Timur, Fatih Sultan Mehmet, Cengiz Han gibi nice liderler veya çok sevdiğim otobiyografi/biyografi kitaplarını okurken (Elon Musk gibi), insanların nasıl “imkansızı” gerçeğe dönüştürdüğünü çok iyi gördüm.

5 yıldır hiçbir karşılık almadan yazdığım bu yazıların tek bir amacı var; genç kardeşlerime, daha büyük şeyler başarabileceklerini anlatmak. Fakat bunu yaparken aileniz, arkadaşlarınız, toplum sizi zorlayacak ve hatta bezdirecek. Bazen boş kalıpsal şeylere kulaklarınızı tıkamanız gerekecek. Bunları anlatabilmek ve gösterebilmek.

İmkânsızı isteyin… Unutmayın ki, “imkansız sadece kelimedir“. Kafanızda yarattığınız, sizi durduran, başkaların tarafından size enjekte edilen bir kelime. İmkansız yapamazsın diyenlere de kulak asmayın.

Bana imkansız olduğunu söyleyen değil, imkânsızı başarma konusunda destek olacak insanlar gerek. Büyük düşüncelerin ne kadar zor olduğunu duymak istesem, sokaktan birisini çevirir ve düşüncemi anlatır, ne düşündüğümü sorardım. Diyecekleri şey çok zor/imkânsız olduğudur.

 

2030 Stratejisini Kurmak

İlk defa bu konuyu okuyacak olanlar için 2030 nedir onu tek paragrafta anlatayım. 1985 ile 1995 yılları arasında doğanların geçiş nesli olduğunu düşünüyorum. Ben de 1989 doğumlu birisi olarak misketle oynayan, sokakta oyunlar oynayan son fakat bilgisayarla tanışan ilk nesillerdik. Bizden önce ya da sonra bu şekilde olan nesiller var ancak ben kitle olarak söylüyorum. 2 yıldır annemin kurduğu ilaç arge firmasında, şirketi oturtmak için anneme destek oluyorum ve öğreniyorum. Hukuksal metinler, muhasebe, ufak detaylar, bürokrasi, dökümantasyon… Hepsinin önemini gördüm. Fakat gördüğüm başka bir şey; şu an politikada ve iş dünyasında köşe başlarında duranların ne kadar eski kafalı olduğu, interneti ve geleceği anlayamadığı idi. Yani instagram, whatsapp vb bir şeyler Türkiye’de kurulsa, bir garaj ya da 3+1 bir apartman dairesi ev olarak kullanılsa; gidip bakıp, bundan bir şey olmaz diyecek insanlar var. Tabi bilanço, nakit akışı, brüt kâr payı oranı, likidite akışı gibi nice muhasebe tekniklerini kullansalar da anlayamayacaklar değerini. Çünkü değer verdikleri şeyler; giysi, makam, mevki, güç, araba, para…

İşte bu kafanın değişmesi gerek. Bizim gibi bilgisayarı, interneti anlayan fakat eski dünyanın gerekliliklerini de gören 1985-1995 yılları arasındaki nesiller 40’lı yaşlarına doğru köşe başlarını tutacak. Peki bu ne zaman olacak? 2026-2027 civarında. Fakat 2030’da tam olarak bu yüzyılı ve geleceği anlayabilecek insanlar, önemli karar veren yerleri dolduracak.

2030’un amacı: işte bu değişim dalgasını yakalayarak, Türkiye’deki devrim ve gelişmeleri canlandırmak ve yüzlerce yıl yıkılmayacak sistemi (Anayasa’dan devlet işleyişine kadar) kurmak. Türkiye’yi bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirmek. Öyle ki, Ortadoğu veya Afrika, Asya, Latin Amerika gibi herhangi bir yerde, gelişmemiş ya da gelişmekte olan bir ülkeye; “Türkiye’yi inceleyin, yaptıklarını yapın” diye akıl verecekler. Amerika ve Avrupa dahi, bizim yaptıklarımızdan esinlenecek. Benim istediğim budur.

20’li yaşlardan beri, bu amaç uğurunda çeşitli projeler geliştiriyorum. Tabi ki çok önemli olanları burada yayınlamıyorum fakat bazılarını yayınladım: 2030 Yönetke (siyaset) okulu projesi, 2030 şipşak mahkeme, yeni nesil eğitim, suçla mücadele, cinsiyet eşitsizliği gibi nice projemi verdim.

Bu amaç/hayal için öyle dolanacak mıyım? Yani “2030, 2030” diyerek gezinecek miyim?

 

2030 İçin Önce Strateji Sonra Taktik

Strateji, savaştır. Taktik ise muharebelerdir. Askerler muharebeleri kazandırır, muharebeler ise savaşları. Dolayısıyla 2030’u projelendirmem gerek. Her şeyi açık açık yazmayacağım. İşin daha farklı bölümü; eğer fikirlerim kötüyse, hayatımı zehir etmiş olacağım. Fakat doğru düşünüyor, doğru uyguluyor isem; hayatımın sonunda sadece ben başarı kazanmayacağım, yüce Türk halkı ve bölgede ezilen diğer halkların da kaderini etkilemiş olacağım. Başarı ve başarısızlığın sonuçlarına bakınca, hayatım üzerine doğru şekilde bir risk alabilirim.

Burada sadece düşünce yöntemlerimi anlatıyorum. Genç arkadaşlarıma, kardeşlerime belki esin kaynağı olurum. Benim başaramayacağım bir şeyi, benden alıp başarabilirler. Buradaki düşüncelerim zaman içinde oluştu ancak sabit durmayacak. Deneme yanılma yoluyla, başka hayatlardan ve öğrendiğim/tecrübe ettiğim her şeyden ders çıkartarak değiştireceğim bölümler olacak. Yani düşüncelerim, yaşayan şeyler. Bu nedenle bire bir uygulamak yerine, nasıl düşündüğüme odaklanmanızı öneririm.

 

Amacımı Çözümleme

Türkiye’yi bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirmek, 2030’da ise 1938’de kaldığımız yerden devrimlere ve gelişimlere devam etmek istiyorum. Kuracağımız temel üzerine, yüzlerce yıl ayakta kalacak bir sistem ve dünya düzeni kurulmalı. Şu an evinde oturup, bunları yazan fakat ekonomik gücü olmadığı gibi, siyasi güce de sahip olmayan birisi olarak bunları nasıl başaracağım? İşte burada düşünmek gerekiyor. Ki birazcık sürgün yeri gibi yaşadığım KKTC’de yaptığım şey buydu.

Dünyayı değiştirmek için Türkiye’yi değiştirmek gerek. Türkiye’yi değiştirmek için Türkiye’deki devlet zihniyetini (hakiminden bürokratına) ve özel sektörü etkilemek gerek. Bunun için etkin insanlara ulaşmam gerek. İşte olaylar burada başlıyor.

 

Başarı İçin Ondalık Sistem

Herkes askerliğe gidip, “çok saçma şeyler var yeaa” dese de, ben milyarlarca kişiyi yetiştirmiş olan ve bilgiyle olduğu kadar tecrübeyle kavrulup olgunlaşmış olan bu sistemi önemsiyorum. Çok sevdiğim liderlerden birisi olan, Türk ordusunun temelini Millatan Önce 209’da kuran Mete Han, onluk sistemi getirmişti.

  • 10 asker bir araya gelince, onbaşı askerlerin başına geçer
  • 10 tane 10 asker, 100 asker oluşturur ve yüzbaşı yönetir
  • 10 tane 100 asker bir araya gelince, 1.000 asker oluşur ve başına binbaşı geçer
  • 10 tane 1.000 asker bir araya gelince, 10.000 asker olur ve tümgeneral başına geçer

Kenetlenmemiş, alanlarında uzmanlaşmamış, belirli bir amaç için bir araya gelmemiş on milyonlarca insan yerine; alanlarında uzmanlaşmış, kendini yetiştirmiş, “dürüst, ahlaklı, şerefli” 10 bin insanı bir araya getirdiğimde bu iş tamamdır. Kitleleri etkileyebileceğim. Düşüncem budur.

Bu kadar insanı bir araya getirmek için, çevreleri olan ve sorunlara çözüm bulabilecek 1.000 önemli insana ulaşmam gerekiyor.

Bu insanlara ulaşmak ve planlarıma devam edebilmek için, Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek kadar etkili 100 insana ulaşmalıyım.

Farklı alanlarda bana “imkansız” demeyecek, imkansız gibi görünen şeyleri nasıl başaracağımı; nerede hata yaptığımı, planlarımdaki yanlış ve doğruları bana gösterecek 10 akıl hocasına ihtiyacım var.

**

Kısacası:

  1. Kendini geliştirmemi sağlayacak 10 önemli akıl hocası bul,
  2. Ufkunu açtıktan ve doğru adımları attıktan sonra, Türkiye’deki farklı sektör ve alanlara temas edebilecek 100 insanı bul (ki sadece Türkiye değil, dünya çapında olacak)
  3. Bu 100 insanla birlikte; gerektiğinde yeni proje yazılacak, gerektiğinde yeni araştırmalar yapılıp fonlanacak, gerektiğinde yeni şirketler açılacak ve Türkiye’ye gönül vermiş, ülkesini seven, ahlaklı, şerefli, dürüst 1.000 insanı benzer amaçlarla bir araya topla

Aslında 10.000 kişiye ulaşmanın gerekliliğini hâlâ sorguluyorum. Milli Mücadele’yi örnek alarak, hangi aşamalarda, kimlerle iletişim kurmam gerek, hâlâ çözmeye çalışıyorum. Fakat tabi ki on bin, yüz bin, milyon, on milyon hatta 80 milyona temas etmek gerek. Eğer bölge ve dünyayı düşünüyorsak, milyarlarca insana temas edecek planlar yapılmalı.

Bu insanlar nasıl bulunacak, nasıl bir amaç altında toplanılacak, bende kalsın. Fakat şu kadarını söyleyeyim, böyle bir güç sadece bizim devletimizi değil, Türkiye’yi bölmek isteyenleri dahi korkutacaktır. Dolayısıyla ekonomik, diplomatik ve politik yol haritası çok ince ayarlanmalı, hukuksal temel burada çok iyi oturtulmalıdır. Amacımız ülkede kaos çıkartmak değil, düzeni oturtturmak.

 

En Önemli Bölümü: BEN (ve SEN)

Eğer Türkiye’yi bölgede ve dünyada model ülke ve güç yapmak için 10 akıl hocası bulmak, 100 kilit insana ulaşmak, 1.000 etkin insanla hareket etmek istiyorsam; önce KENDİMİ değiştirmem gerek. Mevlana’nın sözü sanırım:

Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştirmek istiyorum”.

Kendimizi, bakış açımızı, düşünce ve duygularımızı değiştirmeden; sorgulama, bilimsel düşünce gibi bir takım önemli kavramları kazanmadan, hiçbir şey başaramayız. Bu nedenle önce kendimi değiştirmem gerek. GELİŞTİRME ve İLERLEME için olan bir değişimden bahsediyorum.

Ayrıntılara dikkatim vardır (Başak burcu olmak veya herhangi başka bir nedenden). İnsanları gözlemlerin, işini iyi yapan her insandan bir şeyler kapmaya çalışıyorum. Her alanda kitap okumak için uğraşıyorum. Romanları, klasikleri sevmem. Biyografilere, tarih ve siyasi kitaplara bayılıyorum. Milli Mücadele ve Atatürk kitapları ise en sevdiklerim. Fakat vergi yasalarından tutun beden diline, psikolojiden satranç kitaplarına kadar her şeyi okuyorum. Hatta siyasi tarihi iyi öğrenebilmek için, Rus kaynaklarına erişmem gerek. Bu nedenle Rusça öğrenmeye çalışıyorum.

 

Kendini İspat

Bu, sadece bizim toplumumuzun değil, tüm toplulukların baş belası veya ilgilendiği bir şeydir. Fakat özellikle Türkiye’de karşımızdaki kişinin fikrilerine, karakterine, zekasına bakmayız; arabası, giysisi, iş yerinin kaç katlığı olduğu falan önemlidir. Topluluk için ise, “başarısı” önemlidir. Bu, binlerce yıldır böyle. Gerçeğe asilik yapmak yerine, kabullenip çözüm bulmak önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin başına geçmek için kendini ispat şarttır! Sadece güç anlamında değil; aile, ekonomi, siyaset, kültür, bilgi, güç… Her anlamda, halka örnek olmak ve peşinden sürüklemek için kendini ispat etmek, bu yola baş koyanların yapması gerekendir.

Önümüzdeki 1 yıl içerisinde annemin işleri oturacak. Çok zor günler geçirdik, fakat tam her şey oturup, keyfime bakacağım bu dönemde (ki sadece şirketle uğraşsam, belki ömrümün sonuna kadar her şey iyi şekilde gider), ben amaçlarım ve hayallerim için sıfırdan hayatımı kuracağım. İşler oturur oturmaz, önce askerliğimi yapacağım (erteledim ve imkânım varken bedelli yapmak istemedim), ardından sıfırdan şirket kurup para kazanmanın kurallarını anlayacağım (Robert Kiyosaki’nin Zengin Baba serisini mutlaka okuyun bu işe kalkmadan önce), ekonomik güç kazandığımda ise hayvanlar ve insanlara yardım yapıp (ki bunun için kadınlara, hayvanlara, çocuklara özel projelerim var ve kendi bağımsız ekonomik modelleri mevcut), halka ulaşmanın kurallarını çözeceğim.

Daha burada yazamayacağım çeşitli projeler ve fikirler var. Fakat sonunda, Cumhurbaşkanlığına giden süreçte halk bana baktığında, sadece fikir, karakter, zeka olarak değil; aynı zamanda yaptıklarımla da iknâ olması gerek.

 

Boşverrr Sen Mi Kurtaracaksın?

Bir çok insanla görüşüyorum. Bu insanlardan bir çoğu, hayatta önemli işler başarmış ve hâlâ önemli şeyler yapan; deneyimlerini inceleyerek bir sürü şey öğrendiğim ve daha da öğreneceğim insanlar. Türkiye’deki bu ahlaksızlık, çarpıklık, sistemsizlik, adaletin çöküşü, yolsuzluk gibi nice şeye bakınca; bende huzursuzluk ve düzeltme isteği yaratıyor. Bir tablo yamuksa düzeltmek isteyecek kadar takıntılıyım. Belki bununla ilgisi vardır.

Şirket maillerinde “Slmlr XXX Hnm, grşmk üzr” gibi saçmalıkları görünce deliriyorum, trafikte kuralları uymayanları görünce, ülkedeki çarpıklıkları görünce gerçekten deliriyorum. Delirmenin içinde kızmak var ancak en büyük nedeni bu tür sapkınların, hadsizlerin sayıca az olmasına karşı diğerlerinin tepki göstermemesi.

İşte bu insanlar bu aralar bana sürekli “boşver” diyor, “sen mi kurtaracaksın, sen mi değiştireceksin?”. Bir iki kişi dese, anlayabileceğim fakat çok fazla insan böyle diyor. İşin garibi, evet ben değiştireceğim. Benim gibi düşünenler, bir şeylerden rahatsız olanlar değiştirecek.

Bu işte illa “toplamı sıfır” olması gerekmiyor. Yani ya bu insanları dinleyip kendimi ve düşüncelerimi değiştirmem ya da hayallerimin peşinden gitme gibi 1 ve 0 yok, siyahla beyaz yok. Ben liberal görüşe inanıyorum ve “kazan-kazan” olabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla kendimi ve fikirlerimi değiştirirken, bu insanları dinlerken, hayallerimi gerçekleştirebilirim.

1938’den sonra ülkenin gidişatına bakın. 1980’den sonra, 2000’lerden sonra… Biz işimize bakalım, suya sabuna bulaşmayalım, biz mi değiştireceğiz diyenler yüzünden ülke bu halde. 1980 dönemini görenler (annem gibi), aman siyasete bulaşma diyordu. Bir yere kadar anlayabilirim çünkü 1980 darbecilerinin kimlere hizmet ettiği; aydın olan ve ülkenin iyiliğini isteyen ve okuyan solcu, sağcı gençleri asıp keserken, kadrolardan dışlarlarken, kimlerin bu kadrolara doldurulduğunu çok iyi gördük. Kimlere dokunulmadığını!

İşte “biz mi kurtaracağız” düşüncesinin bir sonucudur yaşananlar. Okuyan, kendini geliştiren, araştıran gençler gidiyor. Gidenlerin zaten ülke sevgisinden şüpheliyim (gidip, işleri öğrenip döneceklere sözüm yok). Fakat Atatürk’ün, “köylü, milletin efendisidir” sözünü bir kez daha anlıyorum. Bu devrimleri, bu ilerlemeyi ve 2030 amacımı ülke dışına göçenlerle değil; bu ülke için alın teri ve gözyaşı döken, her şeye rağmen bu ülkede kalanlarla başaracağız.

Evet, ülkeyiz biz değiştireceğiz! Bu hayatta doğup, büyüyüp, evlenip, çocuk yapıp, ölmek yolunu izleme niyetim yok. Ben Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve yüce Türk milletine minnet borçluyum! Oğuz Kağan, Mete Han, Alparslan, Fatih Sultan Mehmet, Atatürk gibi nice büyük öndere minnet borçluyum. Sadece Türk değil, nice büyük liderlerden ilham alıyorum. Ne için?

Bir amacım var, minnet borcumu ödemek. Bulgaristan’da Türk olarak eziyet görürken, bize kapılarını açan bu Türk yurdu Anadolu için savaşmış, can vermiş, uğraşmış nice insanın yaptıklarının boşuna olmadığını göstermek için uğraşacağım.

Sevgili genç arkadaşlarım!

Sizlere de bunları diyorlar, diyecekler de. Kulak asmayın. Eğer doğru eleştiri gelir ve eksik, hatalı yönlerini anlatırlarsa dinleyin ve hemen kabullenmeseniz bile “acaba?” sorusu sürekli aklınızda olsun. Düşüncelerinizi, karakterinizi, planlarınızı sürekli geliştirin. Fakat hayallerinizden ve amaçlarınızdan ödün vermeyin, azminizi kaybetmeyin!

Bize her zaman soracaklar, “ülkeyi sen mi düzelteceksin?”; cevap vermeseniz bile bilin ki BİZ DÜZELTECEĞİZ!

Geçmişte BİZİM GİBİLER bu toprakları aldı, BİZİM GİBİLER İstanbul’u fetih etti, BİZİM GİBİLER dünya gücü görülen sömürgecilere diz çöktürdü; şimdi de BİZ ONLAR GİBİ düşüneceğiz, ONLAR GİBİ ilerleyeceğiz ve bu ülkeyi BİZ kurtaracağız.

Ülkesini, milletini seven ve buradaki sorunlar karşısında huzursuz olan, değiştirmek ve düzeltmek isteyen herkese selam olsun. Önce kendinizi değiştirin, sonra 10 akıl hocası bulmaya çalışın. Devamını biliyorsunuz. Günü geldiğinde milyonlarla birlikte, aynı amaç altında buluşacağız.

Başkalarının imkânsız, hayal dediklerini; bizler gerçekleştireceğiz.

Sağlıcakla kalın.

Kategori: Genel - Hayat - Politika
%d blogcu bunu beğendi: