Ortalama okuma süresi: 14 dakika

Korona ile ilgili bir çok konu oldu ancak her gün güncellediğim konu “korona vaka ve ölüm karşılaştırması“. Ayrıca bknz: koronadan korunma yolları.

**

Korona salgını ile devlet anlayışı, ekonomik modeller, siyasi birlikler, sağlık sistemi ve hatta inançlar değişecek. Hemen değil ancak 4-5 yıl içinde inanılmaz şeyler olacak. Bugünün insanı olmayın! Kaos, karantina ve süreç er ya da geç atlatılacak ancak insanlığa olan etkisini düşündükçe heyecana kapılmamak imkansız! Fransız İhtilâli, Türk İstiklâl Harbi ve İhtilâli gibi nicesi uluslarım kaderini değiştirmişti. Oysa şimdi insanlığın ihtilâlini konuşacağız, göreceğiz. Yarını şekillendirin! Çünkü geleceği öngörmenin en iyi yolu, onu yaratmaktır!

**

İnsanlığın ihtilali ve korona ihtilali arasında gidip geldim aslında… Neden mi? Çünkü korona salgınından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Sanıyorum hepimiz buna eminiz. Peki neden ve nasıl? Biraz bunun üzerinde durmak gerek. Tabi ki burada yazacaklarım altına diğer yazılarda olduğu gibi kaynaklar vererek devam etmeyeceğim. Hatta bilim kurgu yazısı olarak görebilirsiniz. Kehanette değil, sadece bir değişimin olacağı muhtemel ve nereye doğru gidecek, bunu anlayabilmek gerekiyor. Fikirleri yanlışlayarak yola devam edeceğiz. En bilimsel yöntem de bu. FAkat hepsini bir kenara bırakalım…

Covid-19 Ortaya Çıkıyor (Zaman Çizelgesi)

21 Ocak 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Novel Corona (2019-nCov) ilk durum raporuna göre [1];

  • 31 Aralık 2019’da, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Çin temsilciliği, “bilinmeyen zatürre” ile ilgili bilgilendirme yapıldı ve 31 Aralık 2019’dan 3 Ocak 2020’ye kadar 44 vaka belirlendi.
  • 11-12 Ocak 2020 tarihinde, Wuhan’daki deniz marketi ile ilişkilendirilen bilgileye ulaşıldı
  • 7 Ocak’ta, Çinli yetkililer, bunun yeni tip corona virüsü olduğunu belirledi.
  • 12 Ocak 2020’de, Çinli yetkililer, tespit kitlerinin kullanımı için diğer ülkelerin kullanacağı “genetik dizilimi” yayınladı
  • 20 Ocak’ta, Güney Kore’de ilk vaka bildirildi.
  • 20 Ocak’a ait güncelleme: Çin’de 278,  Tayland’da 2, Japonya’da 1, Güney Kore’de 1 vaka
  • Çin’deki 278 vakanın 258’i Hubei bölgesinden, 14’ü Guangdong bölgesinden bildirildi
  • Wuhan’dan 6 ölüm bildirildi.

Diğer gelişmeleri, önlemleri rapordan okuyabilirsiniz. Bütün raporlar (hastalıklar ve bilgilendirmeler, vaka durumları vs) için: corona situation reports.

Dünya Sağlık Örgütü Önerileri

Kabaca bunları da vereyim. Efsane avcılığı yapmışlar ve şunları belirtmişler:

  • Sıcak ve nemli hava, korona virüsünü yayar. Sıcakta virüs ölmez.
  • Kar ve soğuk, korona virüsünü öldürmez.
  • Sıcak banyo yapmak, korona virüsünden  korumaz.
  • Sivrisinek ısırıkları korona virüsünü yaymaz
  • ELLERİNİZ SABUNLA YIKAMAK, sabunla yıkanmak korona virüsünün yayılımını engeller.
  • Ellerinize ve vücudunuza direkt olarak UV ışığını tutmayın!

Ne zaman maske takacağız?

  • Covid-19 enfeksiyonu olduğundan şüphelendiğiniz hasta ile ilgilenirken
  • Öksürüp hapşırmaya başladıysanız

Dikkat!

Sadece maske takmak sizi kurtarmaz. Ellerinizi sabunla yıkamanız gerekiyor. Ayrıca maske takıyorsanız, nasıl çıkartılacağı ve nereye atılacağına da dikkat ediniz!

Bazı şeyleri millet olarak anlamakta güçlük çekiyoruz. Sabahtan akşama kadar eldiven ve maske takmak sizi korumaz! Eldivenler ile her yere değiyorsunuz. Sonra o eldiven ile alışık olmadığınız maskeyi düzeltiyorsunuz. Eldivenleri ve maskeleri sokağa atıyorsanız RİSK! Bunun yanında eve gidip, eldivenleri çöpe atıp sonra elinizle maskeyi çıkartıp, çöpe atıyorsanız ve ağzınız yüzünüz kaşındığında elinizi sabunla yıkamadan yüzünüzü kaşıyorsanız yine risk.

Ellerinizi de rastgele yıkamayınız, şöyle yıkayınız:

Sabun alıp şöyle bir ovuşturduğumuzda parmak araları ve tırnaklarda ulaşılmayan yerler kalıyor. Buralara biraz daha özen göstererek, riski azaltabiliriz.

**

Korona Her Şeyi Nasıl Değiştirecek?

Henüz ağır günleri atlatmadık. Bu nedenle ekonomik sorunların boyutu henüz tam görülemese de ciddi ve 3-4 yıl boyunca sorunlar baş gösterecek. Bunun yanında psikolojik sorunlar ortaya çıkacak (ki zaten öncesinde milletimizin psikolojisi sıkıntılıydı, çok gergindik). Kitlesel alışkanlıklardan ekonomiye, politik isteklerden ülkelerin dayanışmasına her şey değişecek.

Fakat dünyadaki değişime bakmadan önce kısaca Türkiye’deki duruma değinmem gerek.

Korona ve Türkler

Devlet ve millet olarak corona sürecinden koca sıfır aldık” ve “korona vaka ve ölüm karşılaştırması: İtalya-İran-Türkiye” konularında yeterince bahsettiğim üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tedbir almada eksik kaldığını, tedbir almadığını verilerle görmüş bulunmaktayız. Yurt dışından (umreciler dahil) gelen insanlara karantina uygulamakta geç kaldık.

6 Mart’ta Cuma namazı kılındı, 8 Mart günü kadınlarımız yürüyüş yaptı, konserler, kafeler, diskolar 15 Mart’a kadar açıktı. Bakın yukarıda DSÖ’nün raporlarını verdim. Gün gün takip ediyorum. Başından itibaren burada öneriler mevcut. Peki biz ne yaptık? 21 Ocak’ta ilk rapor çıkmış ve 1 Şubat’a kadar teknik öneriler varken biz ne yaptık? 15 Mart’a kadar Cuma namazı, kafeler, diskolar, protestolar, yürüyüşler, toplu aktiviteler serbest idi. 12 Mart 2020’de ilk vaka açıklandı. Tam 11. günde 947 vakamız var. Yayılım hızı inanılmaz ancak beni daha da korkutan şey ölüm sayısı.

1-2-4-9-21 derken yarın 40 mı olacak? Yani 21 sayısına çok hızlı gelindi. Aynı şekilde vaka sayısı da İran’dan hızlı artıyor. Bu hesapla ay sonuna kadar 4 bin olur demiştim ancak böyle giderse 6-7 bini bulacak. Ölüm hızı da İtalya ve İran’ı yakalayacak mı? Yani devlet olarak tedbir yeterince alınmadığı gibi millet olarak umursamadığımız da ortada. Bugünden bir kare:

Gerçekten asker uğurlamak bu kadar önemli mi? Canınızdan, sevdiklerinizin canından, başka insanların canından daha mı önemli? Durumun vahametini anlamadık sanıyorum. Fakat ay sonuna kadar 4-5 bin vaka ve 1 ay içinde yüzlerce ölü gelirse anlayacağız ancak geç olacak.

Bu yaşanan vaka ve ölüm sayıları, Şubat sonundan ve Mart başından itibaren tedbirsizlik ve milletin gösterdiği özensizliğin sonucu. Kuluçka dönemi 2 gün ila 14 gün arası diyorlar, ortalama 5,6 gün imiş. Hastalığın bulaması, kuluçka dönemi, hastalığın ortaya çıkışı, semptomların ağırlaşması derken 3 hafta kadar bir süre geçiyor demektir. Bugün yaşananlar ve OSB’de çalışan insanlar gösteriyor ki; henüz yeterince bilinçlenmedik. Yarın alacağımız önlemler ancak 3 hafta sonra kendini gösterecek ve “vaka sayısının artışındaki yavaşlama” olarak kendini gösterebilir.

AVM’ler kapatıldı, kuaförler kapatıldı… Önemli adımlar idi. Fakat daha sert tedbirlerin hastahane ve eczane üzerlerinde alınacağı bilgisine ulaştım. Maalesef bu millete en ağır tedbirler gerekiyor gibi duruyor.

Virüs Türkiye’ye Daha Önce Geldi Mi?

Türkiye’de Ocak ayında Çinliler vardı. Ocak ayında hasta oldum. Genelde çok fazla hasta olmam ve hasta olduğumda da kolay atlatırım. Boğaz pastili ve (hadi isim vermeyeyim), sıcak suya konulan saşe bir ürün (ki soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların semptomatik tedavisine yardımcı oluyor!) ve en son çare olarak azitromisin ile (ki 3’lü ve 2. gün ayağa kaldırıyor), bu işi düzeltiyordum.

Bu yıl hasta olunca dedim ki, antibiyotik almayacağım. Boğaz pastili ve sıcak suya konulan (ki Türk mucidin gerçekten harika ürünü) ile geçireyim. Antibiyotiğe hiç gerek yok. Zaten hayatımda toplasan 4-5 kez hastahaneye ancak gitmişimdir. Ateşim çıktı ama parasetamol içeren bu ürün ile toparladım. Sabah akşam içip terledim, sonra buhar banyosuna girdim ve kendime geldim. Fakat sıkıntı, ciğerim oldu. Balgamı yaklaşık 5 hafta kadar atamadım. Hayatımda hiç olmadığım şekilde ağır balgam çıkarttım ve öksürürken ciğerlerim yerinden çıkacaktı. Tabi o dönemde korona falan yok. Olsa da burada ne işi var?

İnternette dolaşırken ve bir kaç insan bana “Türkiye’ye önceden gelebilir mi?” diye sordu. Güzel soru. Ben de aynısını sıkça soruyorum. Şimdi iyiyim, fakat Ocak ayında Türkiye’de olma ihtimali nedir? Bakanlığın ve yetkililerin araştırması gerekebilir bu soruyu. Ben üşütme diye üstelemedim. Bir iki gün dinlendim fakat öksürük neredeyse 1,5 ay sürdü. Korona virüsüne benzer şekilde Ocak ve Şubat ayında ölen kaç vatandaşımız var? Ocak ve Şubat aylarında, korona Türkiye’ye gelmiş olabilir mi? Bence incelenmesi ve halka açıklanması gerek.

Milletimizin Davranışı

Bencillik, yağmacılık, tedbirleri umursamama ya da tam tersi panik ruh haline girmek gerçekten bize zarar verir ve durduk yere işleri zorlaştırır. Yardımsever olmak ZORUNDAYIZ! Bencillik yerine, başkalarını düşünmek, başkalarına yardım etmek zorundayız. Resmi kurumların ve uzmanların önerilerini dinlemek ZORUNDAYIZ.

Marketlere bakıyorum; unlar, çikolatalar, sakızlar yağmalanmış. Savaş döneminde olsak ne olacaktı diye düşünmeden edemiyorum. Hani “Şam’da namaz kılalım, reyiz bizi Afrin’e götür” falan diyenler vardı ya…. Her fırsatta savaşın zorluğundan bahsetmeye çalıştım. Bırakın savaşı, salgın hastalıklarda dahi işler nasıl değişiyor değil mi?

Kahvehaneler kapanıyor, insanlar önüne tabure çekmiş oturuyor. Kafeler kapalı, yanındaki pastahanelerde millet kahvaltı ediyor. Gerçekten bu kadar mı umursamıyorsunuz? Yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olanlar evden çıkmasın. Çünkü ölüm riski grubunda! Yok eğer risk grubunda değilseniz, taşıyıcı olma riskiniz var. Millete bulaştırmamak için DIŞARIYA ÇIKMAYIN!

 

Korona Kaynaklı İnsanlık İhtilâli

İhtilal yani devrimlere bakınız. Devrimleri hazırlayan süreçler vardır. Zorluklar ve yaşananlar altyapıyı oluşturur ve devamında yeni fikirler ortaya çıkar. Devrimi savunan kişiler bunun insanlığı geliştirdiğini, karşı çıkanlar ise sistemin bozulduğunu söyleyecektir.

Her Şey Bir Yana Simülasyon Gibi!

Evet yaşanan ölümler ve vakalar acı verici. Evlere kapatılmamız da… Öte yandan yaşadıklarımızı düşünüyorum. 1985-1995 arasındaki nesilin özel ve geçiş dönemi olduğunu ve bu yüzden siyasi hedefimi 2030 olarak planladığımı daha önce söylemiştim (bknz: 2030 stratejim). Bütün üretimin Marmara bölgesinde toplanması ve yaşanan afetin ekonomiyi nasıl etkilediğini 1999’da gördük. Atatürkçülükten ve demokrasiden uzaklaştığımızda ne olacağını yaşananlarla gördük. Bunların dışında korona gördük. Gençliğin değişimini ve teknolojinin nerelere gidebileceğini gördük…

Fazla oyun sevmesem de, kafamı rahatlatmak için geçmiş zamanda Hearts of Iron, Tropico, Democracy gibi oyunları bolca oynadım. Ülke yönetmek ile ilgili simülasyon-vari bu oyunlar hem terimleri öğretti hem de bazı şeylere farklı açıdan bakmamı sağladı. Bugün korona ile yaşananlara da böyle bakıyorum. Evet vakalar ve ölümlerin hüzünlü bir yanı var. Öte yandan neleri ders olarak alabilirim ve neler öğrenirim diye bakıyorum. Ekonominin bu hale geldiği, insanların evlere kapandığı bu derece bir şeyi hayatım boyunca bir daha görebilecek miyim bilmiyorum. Bir buhran dönemi gelecek. Sadece 1930’lar gibi değil, sosyal anlamda da sorunlar ortaya çıkacak. Fakat hem bu dönem hem Dünya Savaşları sonrası yaşananlar, OPEC vs derken; internetin hayatımıza nasıl etki ettiğini de göreceğiz.

Karsu’nun (ki bu kıza bayılıyorum), konseri vardı. Fazıl Say ve nice sanatçı bu tür etkinlikler yaptı. Evimizde oturduğumuz yerden her türlü gelişmeye, sanatsal aktiviteye de ulaşabiliyoruz. Muazzam! Atatürk döneminde internetin olması durumunda devrimleri köylere ve insanlara nasıl ulaştırabileceğini düşünmeye çalışıyorum.

Bu nedenle hem alanım olan uluslararası ilişkiler hem de hayata karşı mükemmel bir noktada gibi hissediyorum. Örneğin bir kaç gün eve kapandığımızda hava kalitesi arttı, küresel ısınma ve doğaya verilen zararda ciddi değişimler var. Bunu ancak simülasyonda hesaplayabilirken, şu an gerçekten neler olabileceğini görüyoruz. İnanılmaz bir ayrım.

Öte yandan Liberal görüşe sahip biriyim ve “serbest dolaşım” nedir bunun önemini daha iyi gördüm ve anladım. Laisser faire laisser passer nedir duydunuz mu? Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler… Vergiler, kısıtlamalar, tarifeler, destekler, düzenlemeler olmadan serbestliği savunan düşüncedir. Avrupa kıtası, birliğe giden süreçte “malların ve işçilerin serbest dolaşımı” gibi çeşitli adımları atmıştır. Bugüne baktığımızda; ürünlerin uluslararası ticaretinin durması ve yolcuların/turistlerin durması ne hale getiriyor, bunu görebiliyoruz. Öte yandan olağanüstü durumlara hazırlık…

Biyoteknolojik Savaş : Hazır Mıyız?

Salgın başlar başlamaz, bazı şeyleri takip ederken özellikle İtalyanın Sağlık Bakanlığı takdirimi kazanmıştı ki bugün Rusya Sağlık Bakanlığında da benzer şeyi gördüm. Bakın bu İtalyanın Sağlık Bakanlığı sitesi:

Gördüğünüz gibi bölgeleri haritalarla bile vermişler. Bugün Rusların Sağlık Bakanlığı websitesine baktım:

Gördüğünüz gibi onlar da hazırlanmış durumda. Bizde durum iç açıcı değil. Fakat bizimkileri suçlayamıyorum, Fransa, İngiltere ve Almanya’da da durum aynı. Anlaşılan Ruslar ve İtalyanlar bu duruma hazırmış?

Ekleme (28.03.2020):

ABD’ye bakmıştım, çok güzel ve yaşlıların dahi görüp okuyabileceği şekilde (büyük büyük vs) site hazırlamışlar, “coronavirus.gov

veeeee tataaammm bizim Sağlık Bakanlığı da güzel bir site hazırlamış:

Benim hoşuma gitti. Yani şu hazırlıkları 1-2 hafta önce tamamlamış olsaydık keşke 😐 Fakat bizimkilere bir şey diyemiyorum çünkü dünya hazır değilmiş. İlgili site: “covid19.saglik.gov.tr” ve bilgi adresi için “covid19bilgi.saglik.gov.tr

**

Hazırlık demişken…

Daha önce blogda bahsettim ancak silmiştim sanıyorum, Rusya’nın biyoteknolojik savaş konusunda gerçekten farklı çözümleri(!) var. Maalesef adını hâlâ bulamadığım gibi, Discovery’de olması muhtemel bir belgeselde, Kırım kongo kenesinin Kazakistan’daki çok büyük ve kurak bir arazide mücadelesi anlatılıyordu. İşin ilginci şu, Konya’nın bir kaç katı büyüklüğünde olan bu kurak arazi için bir pikap kamyonet ve 4 kişilik ilaçlama ekibi verilmişti. Tabi ki bu kadar az kişi ve tek pikap ile kontrol altına alınamıyor! Kırım kongo olayının Ruslardan geldiğini düşünmeme sebep oldu çünkü Kazakistan bir anlamda Rusya’nın arka bahçesidir.

Derken Soğuk Savaş döneminde biyolojik silah konusunu araştırmak istedim. Taa 1920’lere dayanan ve Stalin’in emriyle başlatılan “biyoteknolojik silah çalışmalarını” gördüm. Tularemi imi. Peki bu nedir? [2]:

Francisella tularensis bakterisinin neden olduğu, insan ve hayvanlarda görülen, çok değişik klinik tablolarla ortaya çıkabilen bir hastalıktır.

Deri, mukoza, ağızdan, solunum yolu ile bulaşabilir ve biyoterörizm etkeni olarak bu bakteriye maruz kalabilirsiniz.

Tularemide ani ateş, titreme, baş ağrısı, halsizlik, ishal, kas ve eklem ağrıları, kusma ve öksürük gibi bulgular ortaya çıkar. Göğüs ağrısı, öksürük nefes darlığı ve zatürre gelişebilir.

Sağlık Bakanlığımızın sitesinde böyle diyor. Wikipedia’da var ancak not almadığım için bir kaç “biyoteknolojik silah” araştırma makalesinde bu işin detaylı anlatımı da vardı. Nazi askerleri üzerinde kullanılmıştı.  Neler yapılmış kısa haline “Soviet biological weapons program” adresinden (wikipedia) ulaşabilirsiniz. İngilizce.

Fakat şu anda Rusya’da devlete ait BCS 4 sınıf laboratuvar olduğunu ve çeşitli faaliyetlerde bulunulduğunu biliyorum. Türkiye’de de benzer programların başlatılması gerektiğini de defalarca vurguladım. Ülkeler için stratejik beş alan var: savuma, gıda, iletişim, enerji ve sağlık. Bu alanlarda dünyadan bağımsız olmamız durumunda dahi kendi kendimizi idare edebilecek bilgi ve üretim kapasitemiz şarttır! Bakın olmalı demiyorum, ŞART diyorum! Rusya’da bu yapılıyor.

Şimdi baktım, Kazakistan gezimi yazmamışım, dava süreciyle uğraşıyordum, yazacağım. Sovyet tarzı anlayışı bizzat görerek anladım. Sovyet tipi anlayış, Arap tipi gösterişin tam tersidir; makine nasıl görünüyorsa görünsün ancak batılı cihazlar kadar kaliteli çalışsın mantığı var. Sadece makine değil, havayollarından eğitime her alanda böyle bir düşünceleri var.

Rusya dışında, Avrupa Birliği projelerini takip ederseniz çok ilginç projeler göreceksiniz. Şimdi tam olarak vermeyeyim fakat; “bilmem hangi ülkeden” (olur ya yanlışlıkla laboratuvardan kaçar falan!), yayılacak bir hastalık; nerelere gidip, nerelere yayılabilir? Bu tür projeler geçiyor, fonlanıyor ver araştırıyorlar. Tabi tamamen “iyilik” için. Önlem için. Fakat bu sırada, salgın hastalıkların nasıl ve nerelere gidebileceğinin araştırılması da yapılıyor.

İşte dünya bunlarla uğraşıyorken,  Türkiye’de biyoteknoloji alanında devlet güvenliği için durum nedir? Biyogüvenlik için 4. sınıf laboratuvarlar mevcut mu? Olası bir salgın nerelerden gelebilir, nasıl önlem alınabilir bunların planları var mı?

İşte burada tarikatlere emanet edilen sağlık kurumları, İHL mezunları, sadakat nedeniyle terfi ettirilmiş insanlar işe yaramaz!

Eğitim Eğitim Eğitim

Neden işe yaramaz bunu da söyleyeyim. İlaç sektörünün arkaplanı iğrençtir. İlaç sektöründeki ofis politikaları, devletten alınan yüz milyonların heba edilmesi ama kağıt üzerindeki başarılar… Anlatılacak çok şey var. Fakat bu işin bir de akademik bölümü var.

Çok basit örnek ile, Sovyetler Birliği’nde biyolojik savaş üzerine kaç tane Türkçe akademik araştırma var? Eh hadi buyrun bakın bakalım kaç tane var, neler var? Nazilerin, Amerikalıların bu süreçteki çalışmaları; 1990 sonrasında Rusların, Amerikalıların, Avrupalıların ve Doğu ülkelerinin çalışmaları… Bunları araştıran ve bilen, bu konuda bir şeyler yazan kim var?

Ben gerek okulumda gerek sağda solda “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi” alanındaki akademisyenlerle bu yüzden tartışıyordum. Bizimkiler “bilmem neyin liberal ya da Marksist bakış açısıyla” ilgili makaleyi yazadursun; Henry Kissinger ve ekibi, Osmanlı’nın Orta Doğu bataklığını nasıl yönettiğini anlamaya çalışıyor:

Aynı şekilde İlber Ortaylı ya da Halil İnalcık söylüyordu; Türklerin, Osmanlı döneminde kazandırdığı siyasi terimleri bulup, bilimsel şekilde yazan insan Musevi kökenli bir İngiliz miydi neydi. Hatırlamıyorum bile, o kadar iyi takip etmişim 😐 Örneğin vatan sözcüğü Arapçada sıla (İngilizcedeki home) gibi bir şey iken biz onu ülke şeklinde kullanmışız. Ya da cumhur, toplum demek iken, cumhuriyet sözcüğünü biz kazandırmışız. Peki bunları bulan kim? Ecnebi. Orhun yazıtları… bunları bulan kim? Ecnebi. Bunların Türk yazıtları olduğunu bulan kim? Ecnebi.

Bizim tarihimizi, kültürümüzü araştıranlar ecnebi iken, bizim Türk akademisyenlerimiz ne yapıyor? Avrupa ve Amerika hayranlığına kapılmış durumdalar. Aralarında çok iyi işler yapanları ayırıyorum fakat yazılan Türkçe makalelere bakıyorsunuz, ayrıntılı kaynakça gibi. O bunu dedi (kaynak), bu şunu dedi (kaynak)… Sen ne dedin? Sana göre durum nedir? Yorumun ve bakış açın nedir? HİKAYE. Ecnebi akademisyenler, Türklerin yazdıklarına bakıp gülüyor, haberiniz var mı? İntihalin dibine vurduk!

İngilizce bilmeyen insan nasıl bilim yapacak merak ediyorum. Türkçe bilsem, bir sürü bilgiye ulaşamazdım. İngilizce yayınları tarıyorum, buradan bana uygun olanları okuyorum, fakat bu bile yetmiyor. Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesinde uluslararası ilişkiler okudum ve sınıf 40 kişilik ise 30-35’i yabancı idi. Sadece Nijerya, Libya gibi ülkelerden değil, Kazakistan, Kırgızistan gibi eski SSCB ülkelerinden de gelen öğrenciler vardı (7 bin yabancı öğrenci vardı okulda). Soğuk Savaş ve o döneme ilişkin bir sürü şey anlatılırken, onlar kendi öğrendiklerini de anlatıyordu. Biz böyle öğrenmedik diyorlardı. İngilizce bilerek bunu anlamak imkansız. Rusça öğrenmeye çalıştım ve hâlâ çalışıyorum (Rusya’ya gitmeden, Rusça konuşan birileriyle takılmadan öğrenemem, kendimi biliyorum). Neden öğrenmeye çalışıyorum? Merak ettiğim ve sevdiğim İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemlerine; ayrıca kişisel olarak sevdiğim Putin ve Rusya’nın uluslararası düzene bakışını ancak Rusça öğrenerek bulabilirim.

Dolayısıyla bizimkiler neden Rusya ve dünyanın geri kalanı hakkında yazı yazamıyor? Çünkü zaten İngilizceleri yeterli değilken, başka bir daha bilmek, oldukça güç geçiyor.

Hadi bunları aştık… Bilimsel düşünce?
Sorgulamaktan, bilimsel olarak düşünmekten aciziz. Kahvedeki dayıdan ev hanımına, meclisteki milletvekillerinden üniversitedeki öğrencilere kadar çoğunluğumuz böyle. Mantıklı düşünemiyoruz, duygusal bir milletiz. İyi olduğu kadar bazı yerlerde ülke ve milletimiz için tehlikeli. Bilimde kesin olan tek şey yanlış olandır. Bir fikir ortaya atılır, denenir. Diğerleri ortaya çıkan teoriyi yanlışlamaya çalışır. Yanlışını buldukları an, yenisi geliştirilir. Dolayısıyla, kesin doğru olmasa da; kesin yanlışlar ortaya çıkar ve böylece git gide doğruya yaklaşılır.

Hadi bakalım eşinize dostunuza, arkadaşlarınıza yanlışı söyleyin… Zaten eleştirmeyi bilmiyoruz ancak usulünce söylesek dahi sorun oluyor. Çünkü bilimsel ve mantıksal düşünen; oturup tartışabilen, uzlaşabilen bir millet değiliz. Duygusalız. Bir şey ya doğrudur ya yanlıştır. Bir parti, lider, takım, şirket, ürün ya iyidir ya kötü; ya doğrudur ya yanlış. Bir partinin ve liderin doğru ve yanlış yaptığı şeyler yoktur!

Örneğin iktidar, Mart başında tüm gösterileri, kafe ve diskoları, her şeyi yasaklasaydı (vaka çıkmadan önce); muhalefet etmeyi beceremeyen muhalif kişiler hemen tepki gösterecekti. İşte bu şekilde yanlış muhalefet, çok büyük zarardır.

 

Her Alanda Değişim Gelecek

Bu işi komplo teorisine döndürseler de, insanlar git gide evlerden çalışmaya ve akıl işi yapmaya; hamallığı ise robotlara yaptırmaya başlayacaktır. Korona salgının bunun bir öncüsü gibi. Ekonomik olarak çok farklı etkileri olacak.

Sosyal devlet anlayışı ve yapısı değişecek. Çalışanlarımız var, ödemelerimiz var fakat bu hafta tatil ettik. Önümüzdeki hafta tatil etmeyi istiyoruz fakat çalışmalar var. Yapamazsak, günü gelen ödemeleri ödeyemeyeceğiz. Ne olacak? Belirsiz. Millet, işe gidemiyoruz nasıl ödeyelim diyor; dalga geçer gibi bankaya gitmeye gerek yok, internetten ödeyin diyorlar. Bu iş dua ile, selam ile olmuyor. İnternetten ödemeyle de olmuyor. Zaten sıkıntıda olan Türkiye ekonomisi tepetaklak olacaktır. İşin dalgasındalar hâlâ.

Kanada, İngiltere, Fransa gibi ülkeler; sosyal devlet algısını iyice geliştiriyor. Artık devletler bu tarz olağanüstü durumlar ve salgınlar için daha hazırlıklı olacak ve ayrıca halkın yaşamını idame ettirebilmesi ve ekonomik sıkıntı çekmemesi için yeni önlemler geliştirilecektir. Öte yandan IMF’ye de iş düşecek gibi. IMF’ye iş düşmesi bir anlamda iyi, liberal adımlar atılacak ve daha demokratik adımlar atılacak. Fakat IMF’ye işi düşen ülkeler, tam sömürge olmadan önce bu işten kurtulmalı. Tabi ki bunun ayarını tutturan olmadığı için alternatifte çıkmadığı için işler karışacak.

Sosyal ve kültürel davranışlar değişecek. Yüz milyonlarca insan, psikolojik desteğe ihtiyaç duyabilir. Zaten normalde seans ücretleri pahalı, ne olacak bilmiyorum. Normalde çikolata yemiyorken, “bugün diyete başlayayım” der demez insanın canının cips ve çikolata çekmesi gibi; insanlar dışarı çıkmak istiyor. Bu alan gerçekten ilginç hale gelecek.

Ekleme:

Gece gözden kaçırmışım. Koronadan sonra vergi indirimleri gelecek. Gelmezse işler epeyce sıkıntıya düşer. CHP’li belediyeler, köylülere üretim için yardım ediyor; kooperatifler üzerinden bunlar alınıyor, destek veriliyor. Hem organik(artık nasıl tanımlarsanız) hem de köylüye destek var. Aynı şekilde “gerçekten” üretene, uğraşana, emek gösterene ve uzmana destek gelmediği sürece bu iş olmaz. Hiçbir şey düzelmez. Bakalım neler olacak…

Komplocular

Hayatı boyunca uluslararası ilişkiler teorisi nedir bilmeyen, çıkar gruplarını dahi açıklayamayan, virüs ve bakteri farkını anlatamayan, Covid19 neyin devamıdır Sars ile ilişkisi nedir bunu bilmeyen tipler gelip “dünyayı dört aile yönetiyor, virüsü onlar saldı” diye dolanıyor.

Vallahi şu hayvan sizden daha zekidir ama aynen buna benziyorsunuz:

Bunlara canım nasıl sıkılıyor anlatamam. Ekonomik gücü olan 10-15 aile ve şirketin karşı geldiği yasalar Türkiye’de çıkabilir mi? Aynı şekilde dünyada da ekonomik gücü olanların siyasi ilişkileri var. Siyasilerin de paraya ihtiyacı var. Bu nedenle ekonomik-siyasi işbirliği, çıkar grupları, daha çok Amerika’da dönen bazı oyunlar tamam. Fakat dört ailenin, senin pazardan aldığın donun rengini belirlemesi, virüs salması gibi bir şey yok.

Hayır o kadar gerizekalılar ki, Amerika bunu yaptı diyorlar; bakıyorsun Amerikan firmaları, ürünlerini Çin’e yaptırıyor. Çin’de üretimin durması en çok Amerikan firmalarını etkileyecek. Sonra değiştirdiler, dünyayı yöneten 4 büyük aile var, bunlar ilaç firmaları kazansın diye hastalık üretip salıyorlar diyor. Bunu diyen tipler de hastahanelere “ben korona virüsü oldum” diye başvuran tiplerin eşi dostu. Evet virüsü olmuş! KORONA VİRÜSÜ OLDUM diye hastahaneye, doktora gidiyorlarmış.

Sorun bu tiplere, 4 büyük aile hangileriymiş? Herhalde rakıfillir diye dolanırlar. Bir de rotşiyıld derler herhalde. Peki hangi ilaç firmaları hangi ailelere aitmiş onları da söylesinler… Evet bu ailelerin bankacılık hikayeleri, sağlık (gümüş vs) gibi bir sürü adımlarını ben de biliyorum ve çıkarları için çeşitli anlaşmalarından da haberdarım. Fakat dünyanın ve dünya ekonominin içine bu kadar eden bir salgın, bu ailelerin işine yarayacak öyle mi? Adam çalıştığı yerden çıkartılacak, hâlâ 4 büyük aile dünyayı yönetiyor diyor.

İlber Ortaylı çok güzel bir şey söylemişti; güçlü ülkeler, istemediği şeyleri yaptırmaz.

Yani güçlü aileler, güçlü şirketler, topluluklar, güçlü devletler… Her istediğini yaptıracak demek değildir. Aksine istemediği şeyleri yaptırmak için var güçleriyle uğraşırlar. Bu yine de başaracakları anlamına gelmez. Dönemin süper gücü İngiltere, Fransa, İtalya ve onların yancıları Ermenistan, Yunanistan ve ayrıca yine bu devletin desteklediği gerici ve bölücüler ile savaşan ve başaran Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve onlara inanan Türk milleti vardı! Hatırladınız mı?

İşte Atatürkçülüğe, altı ilkeye, Türklüğe ve birbirimize tutunduğumuzda; gerisi hikâye… Fakat Atatürk en hakiki mürşit ilimdir (bilim), fendir (matematik+fizik+biyoloji vs) derken, “istikbâl göklerdedir” derken; bizler kalkıp “sen Atatürk kadınısın rakı içeceksin, inadına mini etek giyeceksin” diyorsak o iş olmaz!

Sonuç Olarak

Ben ailelerin, devletlerin veya birilerinin büyüklüğüne inanmıyorum. Ben kendi aklıma, kendi yeteneklerime inanırım. Hayallerime, cesaretime inanırım. Doğru araçları, doğru fikirleri; doğru yerde ve doğru zamanda kullandığımızda, diğerlerinin büyüklükleri, yapacağımız şeyler yanında küçülecektir. Ben bunu bilir bunu söylerim.

Korona virüsü; devletin ve milletin yapısını değiştirirken, yardım sever olanları ayakta tutacaktır. Bencillik, yağmacılık, tedbirsizliğin tam karşısındaki; yardımseverlik, duygudaşlık (empati) ve önlemleri doğru zamanda ve doğru şekilde alma her zaman kazanacaktır!

Bir şeyi eksik yayınlıyorlar:
Tehdit: küresel
Mücadele: ulusal demişler… Yetmez!

Tehdit: küresel
Mücadele: ulusal
Tedbir: bireysel

Doğrusu budur. Söylenecek çok şey var ama 3 saattir yazıyorum ve saat 3.30 oldu. Korona salgını, Türkiye’yi birleştirici ve yeni bir hareket olan 2030 amacımıza altyapı hazırlıyor gibi görünüyor.

**

Lütfen

Gerekmedikçe evlerinizden çıkmayınız,
Ellerinizi sabun ile özenli şekilde yıkayınız,
Öksürürken, hapşırırken dirseğinizin içiyle kapayınız,
Risk grubundakiler çıkmasın,
Maske ve eldivenlerinizi dışarıya gelişigüzel atmayınız,
Sağlık kurumlarının ve uzmanların dediklerini uygulayınız.
Acil değilse hastahaneye gitmeyin, meşgul etmeyin.
Marketleri yağmalamayın!

Bu süreci de milli birlik ve beraberlik ile atlatacağız. Fakat bu sefer, bireysel olarak üstümüze düşen çok şey var.

Canla başla çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza ve bu kriz döneminde, konuyla ilgili olarak yoğun şekilde çalışan her türlü devlet ve sağlık çalışanlarına saygı ve sevgimi iletiyorum. Minnettarız!

 

Kaynaklar

[1] Novel Coronavirus (2019-nCoV) Situation Report-1 (21 Ocak 2020). Dünya Sağlık Örgütü. https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/situation-reports/20200121-sitrep-1-2019-ncov.pdf

[2] Tularemi. T.C. Sağlık Bakanlığı. https://www.seyahatsagligi.gov.tr/site/HastalikDetay/Tularemi

Son Değişiklik: 08/04/2020 - 17:53
Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih - Teknoloji