Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Dün gece Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın instagram sayfasında, istifaye ilişkin bir gönderi paylaşıldı [1]. Yanlış hatırlamıyorsam yayınlanma saati 20.00 sularında. Üstelik istifa açıklamasında şöyle bir bölüm var:

“(…) bakanlık görevime sağlık sorunlarım nedeniyle artık devam edememe kararı aldım(…)”

“Devam edememe”?

Konuyla ilgili yorumumu en sonda yazacağım.

İğrenç Türk Basını

Türk basınına artık tahammülüm yok! Gerçekten sevmiyorum. Yandaşı ya da muhalifi fark etmiyor. Reziller. Etik yok, ahlak yok, basın kavramının değerleirni bilmiyorlar.

Bir haber var, örneğin bir yer, Türk İHA’ları ile vuruluyor. Yandaş basın “yerli milli İHA’mız ile yerli milli roketlerle vurduk, Almanya kıskanıyor, işte dünyanın kıskandığı İHA’lar”. Muhalif basın da şöyle “buraları vuruldu, İHA var ama bunun kamerası Kanada’dan, damadın İHA’sı”… Bana ne? Buradaki mevzu bir yerin vurulması. İHA haberi yapmıyorsun. Damatmış! Bana ne damat olmasından? Adam çalışıyor, üretiyor. Damatı, kızı, gelini, kuzeni olması umurumda değil. Eğer ben de bu işe girsem ve benim alamayacağım hibeleri alıyorsa, ön plana çıkartılıyorsa; tamam bunun haberini yap. Damadın İHA’sı demek nedir?

Gereksiz ve iğrenç Türk basının sırf bir kaç tık daha alıp, para kazanmak için “aldatan başlık, bikinili kız resimleri” falan koymasından tiksindim. Bunları da daha önce anlatmıştım: Tesla batıyor mu? Elon Musk’ın göndermesi ve gereksiz Türk basını gibi konuların dışında “kanun teklifi değil ahlaksız teklif” gibi yazılarda da bildirmiştim. Aldatan başlık dışında cinselliği kullanma var. Tekrar örneği vereyim:

**

İrem Sak’ın kendi açıklaması var, her insan gibi çekici olmak istiyor. Gayet doğal. Böyle bir poz verilmiş. Fakat bir kez bu poz verildi ya, her İrem Sak haberinde bu kullanılıyor. Haberi de burada [2].

Bunların habercilik anlayışı bu. Yandaşı ayrı, muhalefeti ayrı dert. Şu ülkede en sevdiğim haberciler. Al Jazeera Türk idi (bağlantıdan eski haber ve analizlere ulaşabilirsiniz), onlar da kapattı. Neden seviyordum? Analizleri, infografikleri falan çok iyidi. Şimdi aldatan başlık yok, NTV güzel, Youtube’da BBC Türkçe’nin güzel bazı videoları oluyor. Maalesef Türk basını rezalet.

 

9.11.2020 Gazete İlk Sayfaları ve Manşetleri

**

Rezilliği görebiliyor musunuz? Görmedim, duymadım, bilmiyorum. AKP seçmenleri durup biraz düşünmeli, böyle bir iddia var; Bakan dahil, yanındaki bir kaç kişinin telefonları kapalı, instagram’dan böyle bir bildiri var ve gazetelere yansımıyor. Oysa düzgün iş yapan, “istifa etti” de demez, bu şekilde görmezden de gelmez; “istifa iddiaları yanıtsız” diyerek arayıp ulaşamadıklarını, kimseden doğrulama ve yalanlama olmadığını ancak böyle bir paylaşım yapıldığını gazetesine taşır. Olması gereken de budur, fakat demokratik ve özgürlüklerin olduğu bir ülkede.

Özgürlük demişken, kişisel yorumuma gelelim…

İstifa Etti Bitti Mi?

Ooo tamam Türk Lirası değer kazanıp tekrar 1 Dolar = 3-4 TL seviyesine çıkar mı? Tabii ki hayır. Basını görüyorsunuz, yandaşından muhalefetine düzgün habercilik anlayışı yok. Etik yok, ahlak yok. Dün Cüneyt Özdemir diyor ki “Trump’ın basın açıklaması yarıda kesilebilir”. Yani muhalefet iktidar olsa, millette ve insanlarda zihniyet değişmediği için hiçbir şey değişmeyecek.

Nasıl ki demokrasinin gizli ayağı olan basın özgür olmazsa, o ülkede sorunlar çıkar; aynı şekilde ekonomi dönüp dolaşıyor ve yatırımcının güvenine, üretim gücüne geliyor. Türkiye’de üretim gücü açısından potansiyel var. Hallederiz. Fakat yatırımcı gelmez. Neden? Yahu Kılıçdaroğlu’na saldırı olmuş, kim olduğu da önemli değil bir siyasi lidere saldırı olmuş ve bununla ilgili twitter’dan bunu eleştiriyorum ki hakaret yok, iftira yok; pat “halkı kin ve düşmanlığa…”. Başka bir tanıdık, vali hakkında söyledikleri yüzünden mahkemeye gitti, beraat aldı temyize götürdüler. Koskoca vali, gencin peşinden koşuyor. İftira varsa tamam da hakaret bile olsa bana ne yahu! O hakaret edenin seviyesini gösterir. 3-5 aptal hakaret ederse, gerçek mi olacak?

Gençlerin tweet nedeniyle mahkemelerde uğraştırıldığı dönemde, bazı şirketlerin temsilcilerinin korkudan Türkiye’de kalmadığı dönemde yatırımcı gelcek? Yağacak? TL’ye güvenecek?

OLMAZ!

Berat Albayrak değil, şu anda “sağlam” gözüyle bakılan Mahfi Eğilmez ve/veya Özgür Demirtaş’ı da o koltuğa oturtsan; OLMAZ! Başkanlık sistemi adı altında ucube bir sistem getirildi. Güçler ayrılması gerekirken toplandı. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi, en bilgili yöneticisi getir Cumhurbaşkanı yap; bu sistem yürümez. Sorun sistem sorunudur.

1- güçler ayrılacak,
2- hukukun bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanacak,
3- DEVLET DENETLEYECEK,
4- Merkez Bankası falan BAĞIMSIZ OLACAK!

Üretene Engel

Hepsinin yanında defalarca dile getirdim, girişimciydik. Sıfırdan başladık. Teknoloji geliştirme bölgesinde bize 3.8 kat fazla kira+su+elektrik ödettiler. İlaç arge olduğumuz için alana ihtiyaç duyduk ve astarı yüzünden pahalıya geldi. Mezun olunca hemen OSB’de yer tuttuk ve hâlâ borçları ödüyoruz. Projelerle ayaktayız fakat ufak olsa da üretim gerekiyor. Üretim için (ki fason başlayacağız) başvuralım dedik. FAson yaptırınca ilk partide 10 bin lira kâr geleceğini tahmin ediyoruz. Daha üretim için başvuracağız ve ne gerekiyor diye araştırıp sağladık, 6 bin lira gitti. Büyük para değilmiş gibi gelebilir fakat parasından çok sisteme odaklanın.

Üretim yapacağım, ülkeye katkı sağlayacağım diyorsun; şak diye “önce bana öde” deniyor. Kendi şirketinin oda kaydı, sicili bilmem nesi için bir sürü para ödüyorsun. Yahu benim kayıtlı firma olduğumu gösteren belge için neden sürekli para ödüyorum ben? Böyle aptallık olabilir mi? Oluyor. Türkiye’de olur.

ARGE kafası zaten yok fakat üretim konusunda devlet resmen “sen üretme” diyor. Vergi vs her şey tam, bir türlü oturmuyor. Sanayiye gidiyoruz, adam karttan çekersem %18 koyarım diyor, vergi kaçırıyor onlar idare ediyor. Böyle saçma sapan sistem olur mu? OLUYOR!

Ev ve araba fiyatları yüzünden Törkiş Morgıç Krizi (2022-2023) yazıında ve Türkiye’den gitmeyi düşünüp kararsız kalanlara yazısında ve bir çoğunda bunları anlattım.

Yahu alacağın para varsa al, fakat ertele. Ben bir üretime geçeyim, üreteyim, satayım, sonra sana para öderim. Ben kazanmadan neyi ödeyeceğim anlayamıyorum. Ya büyük firma olacaksın, komisyoncularla anlaşacaksın, birileri sana hibe verecek ve bu paranın %60 ila %75’ini alacak ama işini götüreceksin ya da bizim gibi sürüneceksin. Çok şükür 5 yılda geldiğimiz nokta iyi. Uğraşa uğraşa laboratuvar kurduk, çok önemli projeler geliştirdik. 150 kişilik arge ekibi olan ilaç firması 1 yılda 17 proje geliştirirken biz 1 yılı biraz geçti ama biz 12 projeyi geçtik. Buna rağmen oturmuyor, çok zorlanıyorsunuz. İlk 5 yılın zor geçeceğini biliyorduk fakat 2015’te kurduk, yok kalkışma yok OHAL, yok covid, yok ekonomi… Bunların yaşanacağını da 2015’te söylemiştim, uyarmıştım.

Bunlar düzeltilmeden, sistem düzeltilmeden ekonomi düzelmez. Evet Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve belirli bölgelerde önemli işler yapıyoruz. Ambargo falan da tamam. Dikkat ettiyseniz benim söylediğim şey “Suriye’de ne işimiz var, Libya’da ne işimiz var, Doğu Akdeniz’de ne işimiz var” gibi bir şey değil, kaldı ki aksine bunları savundum ve savunuyorum. Fakat söylediğim şey sistem ile ilgilidir.

Bakan fark etmez, Cumhurbaşkanı’da fark etmez. Yarın X kişisi gelse ve bu sistem devam ederse, milletin zihniyeti böyle devam ederse olmaz. Bilimsel düşünceyi benimseyen çocuklar yetiştirmemiz gerek. Sporla, sanatla tanıştıracağız, iyi insan olmayı, tartışmayı ve farklı fikirleri duymayı öğreteceğiz. ARGE yapanın önü açılacak. Fakat öyle hibe alıp, kağıt üzerinde ARGE yapıp, bina yaptırıp, daha sonra 3-5 yıl naylonu açılmamış cihazları tutup başkasına satmaktan bahsetmiyorum.

Sonuç Olarak

Vatansever duygularla Türkiye’de açtık. Sadece istihdam değil, ayrıca bitkisel ürünlerle ilgili ıslah ve bilimsel metodları geliştirip, sertifikalandırıp, standardize edip; ilaç kalite yurt dışına satarız ve süper jenerik ürünlerle yeni ürünler geliştiririz dedik. Maalesef kendimize yapabilecek durumda değiliz. Çok şükür başka firmalara önemli projeler geliştirdik, Türkiye için önemli. Fakat Türkiye’nin durumu bu. İmkân olsa 3-4 kişi daha alacağız. Üretime başlasak (200 metrekare yer), oraya da 3-4 kişi alınır. Fakat bırakın almayı, istihdam etmeyi; Türkiye’deki bu saçma sistem ve devletin “üretim yapma” demesi nedeniyle 7 kişinin çalıştığı firmayı kapatıp, cihazları da konteynıra yükleyip, Avrupa veya Amerika’ya gitmeyi dahi düşünüyoruz. Böyle saçma sistemde bırakın yeni yatırımı, buradaki yatırımcı bile yurt dışına kaçacak.

Türkiye’de iş yapmak, yeni iş kurmak kolay. Yapılacak milyonlarca şey var, para da kazanabilirsin. Fakat bu işi kurmak ve alanı bulmak için BİR birim uğraşıyorsan; devletle, sistemle, bürokrasi ve saçmalıklarla YÜZ birim boğuşuyorsun, çalışanların veya karşı tarafın patronu, çalışanları ve saçma sapan insanların ego ve kompleksleri ile yine yaptığın işten katbekat fazla uğraşıyorsun.

Hiçbir şey ile uğraşmasak bile TÜBİTAK hocalarının ego ve komplekslerini bir görseniz… Bize şunu diyorlar, “25 kilo istemişsiniz bunu ancak başkaları 1 kilo alıp geri kalanını satıyor”. Böyle bir söz söylenir mi? Nerede üreteceksiniz diye sorunca, “3 firmayı söyledi annem ve buralarda hiç sorulmuyor” dedi (ki Türkiye’nin büyükleri), “e tabi onlara soramayız” diyorlar bir de… Dalga mı geçiyorsunuz siz?

9 projemiz reddedildi ki annem başka firmalarda 17 proje yazdı ve yürüttü. Yani sorun proje yazımı değil. Sorun, ufak firmalarda ego tatmin eden hocalar, bizim projelere red verilip birilerinin el altından başkasına vermesi ya da bize hakemlik yaptıkları alanda şirket çalıştırmaları. Bir hoca yara iyileşimi konusunda şirketi varmış ve aynı konuyu çalışıyor. Bize verilmedi tabi ki, üstelik sırlar gitti. 2 proje; proformalardan yayınlara kadar el değmeden başka şirket tarafından veriliyor, sadece ilaç ismi değişmiş ve annem hakem olarak katıldı.

Bu kafayla ülkede üretim falan yapılmaz. Tarım Bakanlığı’na bakıyorsun, 15 günde bir değişim var; Maliye’den gelmiş, MEB’den gelmiş bilmem ne bölümünün başındaki müdür ya da sorumlu kişi. COVİD’de 50 kişilik koridorda 5-6 kişi toplasan ancak var fakat orada çalışanlar “hiçbir iş aksamadı” diyor. Aksamaz tabi, 12 milyon çalışan, 12.8 milyon işsiz var ülkede ve 12 milyon çalışanın 4.8 milyonu DEVLET MEMURU.

6 yıldır anlata anlata bitiremedim, daha ne anlatayım? Hocası ayrı dert, bakanlığı ayrı dert, vergileri ayrı dert, gelen çalışanı ayrı, karşı firmadaki ahlaksız insanlar ayrı dert… Her şey dert. Oysa her şeyin kolay olabilecek ve takır takır sistem oturtulup, ilk 10 ülke arasına girme potansiyelimiz var. Açıkçası bunca kaosla, durduğumuz yer bile mucize. Demek ki potansiyelimiz çok yüksek, fakat değerlendirebilirsen.

**

Bunlar düzelmedne, zihniyet düzelmeden, sistem getirilmeden; bakan gitse ne olur gitmese ne olur? Bu iğrenç basınla, “ben de bakan olsam ben de çalardım” diyen halkıyla, bağımsız ve tarasız olmayan yargısıyla, gücün tek elde toplanmasıyla, yandaşa destekle, iğrenç eğitim sistemiyle, üreten ve geliştiren insanların önünün tıkanmasıyla daha ne olabilir?

Devlet üretmeyin diyor! Sonra ekonomi neden bozuk. NEDEN ACABA?

Hepsinden kötüsü de şu; Erdoğan’ın bütün bunları bilmemesi. Önce ben de sizin gibi umursamıyor, gücüne, koltuğuna bakıyor diyordum. Fakat “Cumhurbaşkanım borçları ödeyemiyoruz” falan deyince, “abartıyorsun” diyor. Bu çok ilginç bir cümledir. Şunu anladım, Erdoğan’ın etrafını tamamen şakşakçılar sarmış. Her şey iyi, her şey mükemmel diyor. Dolayısıyla bambaşka bir moda sokmuşlar.

Erdoğan’ı kişisel olarak tanımam bilmem, fakat politikalarını, attığı adımların çoğunun yanlış olduğunu düşünüyordum. Hitabeti, garanticiliği, tuttuğu bazı şeyleri kopartması, hesap yapması ise güçlü yanı (her ne kadar muhalefet böyle görmese de). Fakat politikaları yanlış, güveni yok, etrafındaki insanlar gerçekten güvenilmez. Bu yüzden sistemin düzeleceğine inancım yok.

İş yine dönüp dolaşıyor 2030’a geliyor..
2024’te hilafeti deneyecekler.
Hilafetin ve İslami rejimin önündeki en büyük engel ise AYM, yapısını değiştirecekler.
Belki hepsini başarırlar fakat 2025’ten sonra işler değişecektir.
İşin kötüsü AKP iktidarı gitse, geleceklerden de umutlu değilim (bir kaç kişi hariç).
Kimse kusura bakmasın ancak mevcut gidişatın bir sorumlusu da muhalefettir, Erdoğan’ın en zayıf olduğu dönemde yaptığı her şey Erdoğan’a yaradı. Yılmaz Büyükerşen’e “Cumhurbaşkanı adayımız sensin” deyip, açıklarken “Ekmeleddin İhsanoğlu” diye açıklaması gibi. Hem de Erdoğan’ın en zayıf olduğu dönemde.

Ben muhalefete de güvenmiyorum. İktidara zaten güvenmiyorum. Peki ne yapacağız? Elimizi taşın altına sokacağız. 20. yüzyıl kafasıyla politika yapanlara, geleceği göstereceğiz. Bunun başka çaresi olduğuna inanmıyorum. Eğer politik parti veya düzgün bir STK’da (birilerinin maşası olmayan, giriş ve çıkışı serbest olan bir toplulukta) çalışmıyorsak; rakı sofrası, kahve masası veya aile meclisinde politika anlatmanın da anlamı kalmadı. Elimizi taşın altına sokacağız.

**

Bu yüzden, ayın 15’inde son gönderimi yazıyor, ve 6 yıllık Emre Çetin Blog macerasını kapatıyorum. Eğer başarabilirsem, maddi gücü toplayıp, 2030 iiçin gereken çevreyi yapıp; önümüzdeki 10 yıl boyunca deneyim kazanacağım ve birleştirici hareket ve yeni parti ile geleceğim. Gençlere ve insanlara ulaşmak için açtığım blogun artık son kullanım süresi doldu.

 

[1] Instagram (beratalbayrak). https://www.instagram.com/p/CHVfjEnL4mL/

[2] İrem Sak’tan güldüren Aşkı Memnu paylaşımı()27 Nisan 2020). https://www.mynet.com/irem-sak-tan-gulduren-aski-memnu-paylasimi-280581-mymagazin

Son Değişiklik: 09/11/2020 - 14:53
Kategori: Genel - Hayat - Politika