Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Öncelikle milletimize geçmiş olsun. İnşallah güzel haberler gelmeye devam edecek. Yaralılarımıza acil şifa diliyorum ve hayatını kaybedenlerin yeri uçmağ olsun.

Ülkece büyük bir afeti daha atlattık. 2020 yılı, gerçekten zor bir yıl oldu. Blog için son yazıyı bu ay yazarak, 6 yılın ardından blogu kapatma kararı aldım ancak son yazıdan önce deprem konusunda bir şeyler yazmadan geçemedim.

Güzel Haberler

Bu sabah güzel haber aldık. Ayda isimli bir çocuk, kurtarılmış. Arama kurtarma ekibindeki Nurettin Aksoy şöyle anlatıyor [1]:

İlk çığlığını duydum. Daha sonra arkadaşlarıma söyledim. İsmini sordum, ‘iyiysen elini sallayabilir misin?’ dedim, elini kaldırdı salladı.

Ayda’nın su ve ayran istediğini fakat şoka girmemesi için veremediklerini; hastahanede yapılan ilk tetkiklerde bilinci ve idrar yollarının açık olduğu, kanamasının olmadığı belirtilmiş.

Kapak fotoğrafı yaptığım güzellik, Elif ise başka bir umut oldu. Bu fotoğraf sanırım aklımızdan çıkmayacak. Adını bilerek yazmayacağım çünkü bir kişiye değil, Türkiye’deki on milyonlarca iyi insana, belediye ve devlet kurumlarına ve en önemlisi bu tür felaketlerde hemen yardıma koşan binlerce insana, arama ve kurtarma çalışanlarına mâl olması gerek. Elif sadece bir parmağa değil, hayata tutundu. Onu hayatta tutanlar ise işte bu iyi insanlar.

Umarım umut verici haberler devam eder.

Millet Olarak Bilinçlendirilmek ve Disiplin

Almanya ve Japonya neden başarılı? Neden iyi işler yapıyorlar? Neden depreme hazırlar? Türkiye neden yeterince marka üretemiyor, kaliteli ürünlerle akla gelmiyor ve depreme hazır değil? Aslında bu tek bir olaya bakıyor (bana göre), disiplin işi.

Spora başlıyoruz, ilk 3 günkü azmimizin karşısında kimse duramaz. Bir yıllık spor salonu üyeliği alıp 2. haftadan sonra gitmiyoruz. Ders çalışamıyoruz. Aynı şekilde arge ve MARKALAŞMA konusundaki eksikliklerimizde buradaki disiplinsizlik. Uzmanlar bunun neden kaynaklandığını çözebilir fakat, işin temelinde ailelerimizin bizi prens/prenses gibi yetiştirmesi yatıyor. Türk milletinin iyi çocuk yetiştirebildiğini düşünmüyorum. Üzerine berbat ötesi eğitim alıyoruz.

Şöyle anlatayım, 2019’un Eylül ayında İstanbul’da yaşanan bir deprem vardı; bir tanıdığımın çocuğu ilkokulda. Küçükler birinci kat, büyükler üst katlardaymış. Deprem olunca öğretmenler sınıfları bırakıp kaçmış ve üst katlardan koşarak çıkan büyük çocuklar, küçükleri ezmiş. ÖĞRETMENLER, ÖĞRENCİLERİN BAŞINDA DEĞİL! Zaten öğretmenlerle aram hiçbir zaman iyi olmadı, şu an ders vermeyip ek ders alan ve karşılığında ezber ve kopya ile öğrenci yetiştiren kitleye söyleyeceğim bir sürü şeyi eğitim konusunda yazdığım yazılarda söyledim. Fakat yanlış sistemde bile elinden geldiği kadar düzgün eğitim vermeye çalışan, düzgün öğretmenlerimizi kesinlikle bu tanımlamanın dışında bırakıyorum, sözüm ise “öğretmen olalım, hem devlet memurusun maaşın garanti, hem de tatilin var” diyerek öğretmen olanlara.

**

Yılmaz Hocanın katkılarından sadece bir tanesi. Eskişehir’deki Sazova Bilim ve Deney Merkezi de Yılmaz hocanın yaptığı ve sadece “yapayım da iş olsun” diye değil; gerçekten işe yaraması, çocukları eğitmesi ve öğretmesi, belki özendirerek bilim insanı olmaya karar vermeleri için yapılmıştır.

“İş olsun” ne demek? Ankara’ya gittiğimde hep bir soğuk gelirdi. Nedenini anlayamazdım. 2014 seçimlerinde 2 hafta Yılmaz Hocanın ekibiyle seçimleri gözlemledim ve Yılmaz hoca, bir köyde plansız durup çay ısmarlarken bize şunu anlattı:

Eskişehir’de köyleri dolaşırken bir köye gittik ve çocuklar beni karşıladı fakat bir baktım çocukların bacakları çarpık. Sonra yaşlıları da gördüm, onlar da öyle. Eskişehir’e gidince doktorlara söyledim, gidip araştırdılar ve D vitamini eksikliğinden kaynaklı bir hastalık. Güneş göremiyorlar.

(Aynen söylediği şöyleydi)

Bizim Anadolu insanı yoksuldur, sürekli tatile gidemez. Ege ve Akdeniz’dekiler gibi kumsalda güneşlenme şansları da azdır. Bu nedenle Eskişehir’de yapay deniz yaptık. Kumsaldan özel kum getirttik, temizliyoruz ve yeniliyoruz. Yaşlılarımız geliyor, bacaklarını gömüyor ve çocuklar burada oynarken güneşleniyor.

Gerçekten, Eskişehir’in yapay denizinde herkes eğleniyor ve Afyon, Bilecik, Kütahya dahil bir çok yerden insan gelip giriyor ve hatta Akdeniz’den, Ege’den ve Çin gibi bir çok ülkeden turistler geliyor. Ankara’dakiler “şuraya park yapalım” diye park yaparken; Yılmaz hoca park yaptığında, bir AMACI oluyor. “Turist gelsin” veya reklam olsun diye yapay deniz yapmıyor.

Deprem Eğitimi

İşte Sazova Bilim ve Deney Merkezi’de aynı amaçlarla, çocukları ve geleceği etkilemek ve yönlendirebilmek amacıyla açılmıştı. Deprem eğitimi alındı. Herkes deprem eğitimi almalı fakat okuldan itibaren almamız gerek. Ege denizi, dünyanın en aktif deprem bölgesi. Fakat ben ve etrafımdakiler dahil, kimse doğru düzgün dolapları bile sabitlemedi. Hazır değiliz.

Spor alışkanlığı, çalışma alışkanlığı, yeme alışkanlığı gibi bir çok alışkanlığı kazanmak için DİSİPLİN şart. Bunu Alman, Japon yapıyorsa; biz de yapabiliriz. TSK’nın başarılı olmasının nedeni de bu disiplin ve standartlardır. Çocuklara eğitim hayatı boyunca bunları vereceğiz fakat 3-4 yaşından itibaren bu merkezlerde eğitim vermek ŞART!

Bu işin başka çözümü yok. Deprem bilinciyle yetişmemiz şart. Yunanistan, AB, Japonya, Amerika gibi bir çok ülke ile ortaklıklar kurup; bölgedeki depremleri bilmemiz ŞART! Bakın dünyaca çapında çalışmalar yapan, saygı gören Celal Şengör ne diyor?

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TEK KURUŞ VERMEDİ DİYOR!

Gördüğünüz üzere Türkiye’de her konuda sorun var. Deprem üzeirne bir kaç uzunnn videosu var (Fatih Altaylı ile olan bir kaç video), izlerseniz göreceksiniz; Türkiye’de eğitime, bilime verilen önem orada anlatılmış. Yukarıda da anlatılmış. Her işimiz yarım yamalak.

Devlet ve Denetim

9 kişi gözaltına alınmış. Kimler? Market sahibi, müteahhit falan… Türkiye’de rayların altı boşalıyor, tren kazası oluyor, makinist tutuklanıyor. Soma’da maden kazası oluyor, sonra ortaya çıkıyor ki; madende eksikler var, sorunlar var.

Bütün bu kazalarda denetleyen, bunlara onay veren belediye ve devlet memurları tutuklandı mı? Gözaltına alındı mı? Hayır. Denetleyen, kontrol etmesi gerekenler gözaltına alınıp tutuklanıyor mu? Hayır. Türkiye’de sorun bu. Kuruma ruhsat veren, çürük olduğu anlaşılınca işlem yapmayan belediye, bakanlık, memurlar sorun. Bunların hiçbiri gözlatına alınmıyor, tutuklanmıyor.

Devlet memuruysan hayat sana güzel. Bir sürü haberler geliyor (aslında isimlerini açıklamak var ancak henüz davaların hepsiyle uğraşacak gücüm yok); iktidara yakın birine DENETİME gidiyor, oturup çay içiyorlar, yemek yiyorlar, tesisi bile gezmeden onay veriliyor. Hatta gitmeden onay alınanlar varmış fakat 3. ağızdan duyduğum için MIŞ bölümüne dikkat çekerim. Bakanlıktan yandaşa çıkan yüz milyonlarca liralık hibeleri geçtim (tabi %25 ila %40’ının bu kişilere gidip, geri kalanının nerelere gittiğini araştıracaksınız); maden, demiryolu, bina… İnsan hayatıyla ilgili yerde denetim yok, denetleyenin hatasına ceza yok!

Ben hiçbir memurun, hiçbir belediye ve devlet kurumunun bunlardan sorumlu olduğunu görmedim. Müteahhit sorumlu, makinist sorumlu, yerleri silen sorumlu ancak bu saçmalığa onay veren, eksik belge ve sorunları göre göre onaylayan veya sonrasında denetlemeyen kimse ceza almıyor. Devlet memuru isen ceza yok, sorumluluk yok. Ne âlâ memleket!

Sivil ve politik haklarda liberal düşünceye yakın olan biri olarak Cem Toker’in 2 dakikalık şu konuşmasını dinlemeniz gerektiğini düşünüyorum:

İş bu kadar basittir. Bina yıkılmış, iddialar arasında kolonun kesildiği var. Yahu sen kolon kesilene kadar neredeydin?

Sadece burada yazdığım yazı sayısı 10’u geçer. Ne demiştim: devletin trafik rezaletine çözüm bulamaması

DENETLEYECEKSİN! Kolon kesildiyse, rastgele marketleri dolaşacaksın, 2-3 yılda bir ve yeni iş yeri açıldıktan 3-4 ay sonra gidip bakacaksın. Arada bir bakacaksın. Kolon kesildi mi, şartlar sağlanıyor mu, her şey yolunda mı!

Zemin rezalet, ray olmaz, akarsu var. Araştırma yapılmadan apar topar proje yapılıyor. ÇED raporları, önemli kuruluşlar “buralara yapmayın” dese, rapor yazsa dahi umursanmıyor. ONAY VERİLİYOR. Sonra yağmur yağıyor, rayın altı boşalıyor ve tren kaza yapıyor. Suç kiminmiş? Makinistin. Hadi ya! Denetleyenin, devlet memurunun suçu yok mu?

**

Bakın Ağustos ayınca Cimer’e yazmışım. Yazmadan önce aylarca burada uğraştık, biz ilaç firmasıyız hadi bizi geçtim; aynı koridorda EŞİĞİ OLMAYAN matbaalar var. Kitaplar, bantlar, kimyasal ürünlerle çalışan yerler var. Sigarayı koridorda, merdiven arasında içiyorlar ve sonrasında yere atıyorlar, söndürmüyorlar. Eğer buralara yuvarlanıp girse yangın çıkacak. Kaldı ki daha önce çıkmış!

Yönetime söyledim, uyardılar. Tekrar içmeye devam ettiler, ben söyleyecektim; siz söylemeyin, daha önce bu konuda kavga yaşandı dediler. Dedim gerekirse karokolluk oluruz ancak rica ettiler. Bir iki yere daha bildirdim, yine sonuç yok. Sonra CİMER’e yazdım, 3 aydır dönüş yok. Çalışma ortamı rezalet, işçilerin ve ailelerinin sağlığı yok; hadi kendi kendilerini rezil etsinler, sigara içiyorlar, herkesi tehlikeye atıyorlar ki zaten yasak. Yani bize gelenler açısından da koridorda ve kapalı yerde sigara içilmesi kötü izlenim bırakıyor.

Devlette Denetim Yok

Trafikte denetim yok, ancak yazı gelecek ve 2 hafta sinyal vermeyene ceza, yazı gelecek yaya geçitlerine ceza, yazı gelecek telefona ceza. O kadar 2 hafta. Oysa polis, gördüğü her şeye müdahale etmeli. Yaya geçidinde ben yol veriyorum, arkadaki bana çarpacak, korna basıyor, yandaki basıp geçiyor. Ne oldu bizim yaya geçidi işi?

Ucube başkanlık sistemi ile birlikte, bakanlar kuruluna hesap sorulması kalktı. Meclis, bakanlara ve yürütmeye hesap soramıyor. Kendi içinde denetim yok. Olacak iş mi?

Kaldırılan bölüme bakınız! Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi olan Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetleme yetkisi kaldırıldı! Yeni sistemde durum böyle. Baş böyle olunca, iş çığırından çıkıyor. Devlet kurumları içerisinde denetleme yok. Tarım politikaları örneğin… 15 günde 2 kişi değişiyor. Yetkili biri geliyor, pat gidiyor. Maliyeden adam var, Milli Eğitim’den adam var. Yahu tarım ve hayvancılıktan anlamayanın, bilmeyenin ne işi var orada? Bir şey soruyorsun, bürokrat çağırıyor. Müsteşarlar, bürokratlar zehir gibi. Çekip çeviren onlar. O zaman bu insanları terfi ettireceksin, imza yetkisini tepeden inme kişilere vermeyeceksin.

**

Tepede iş böyle olunca, milletin anlayışı böyle olunca, disiplin böyle olmayınca; 10 yıl önce çürük raporu veren binanın yetkisi beldiyede mi bakanlıkta mı yoksa bina sakinlerinde mi diye sabaha kadar tartışırız. Gerçekten kızdığım bir konu bu. DENETLEYECEKSİN!

Ceza için, yaptırım için değil; eğitmek, can sağlığı ve öğretmek için denetleyeceksin. Trafikte her gördüğüne ceza yazmayacaksın fakat çekip uyaracaksın ve sisteme gireceksin. 1-2-3… Sürekli tekrarlıyorsa, o zaman ceza keseceksin. Bu iş bu kadar.

Sonuç Olarak

Spot ışıklarını kötülerin üzerine çeviriyoruz ancak yardımlar, kurtarma ekipleri, dayanışma… Bunlara bakınca her kötüye karşılık binlerce, hatta yüz binlerce iyi insan var. İyi insanlar da kötü şeyler yapabiliyor bazen, denetimle bunların önüne geçeceksin (sinyalsiz şerit değiştirme gibi).

İStanbul’da 17 bina yıkılmış ve durum böyle. Olası İstanbul depremini ben size anlatayım mı?

6,9 büyüklüğündeki İzmir depremi, Hiroşima’ya atılan The Little Boy atom bombasından 22,5 tanesine denk. Atom bombası 18 bin ton TNT patlayıcıya eş idi. İstanbul’da beklenen 7,6 büyüklüğündeki deprem ise 252 tane Little Boy atom bombasına denk olacak.

Çeşitli kaynaklarda farklı veriler var ancak ağır ve orta hasarlı bina sayısı yaklaşık 15 bin civarında deniliyor. Çok daha yüksek rakamlar var, çok daha düşükleri var. Ağır ve orta hasarlı olanlar çöktüğünde durumu düşünmek bile istemiyorum. Yani depremden sağ kurtulsak, dışarıda soygun ve yağma başlar. Onları atlatsak şehir dışına çıkamayız (yollar kapanır vs). Böyle bir kaos ortamı. 17 binada bu hale geliyorsa 17 bin binayı düşünmek istemiyorum, hele hele gece uykuda yakalanırsak…

Kim, kimi kurtaracak, nereden gelecek, yarımı kim verecek… Bu yüzden ciddi anlamda arama kurtarma eğitimi almayı düşünüyorum. Hem etrafımdakilere hem başkalarına yardım için. Çünkü İstanbul depreminde herkes elini taşın altına koyacak. Başka çözüm yok.

**

Belediye ve bakanlık denetleyecek. Kesik kolonları, evleri, her şeyi… 44 milyar TL gibi bir paradan bahsediliyor (güçlendirme vs için). Yaa… 2015-2016’da ekonominin neden kötüleşeceğini, krizin neden geleceğini, 2020’nin neden ağır geçeceğini (ki covid olmasa bile) anlattığımda bana vatan hainisin diye mail ve tweet atanlar şimdi biraz olsun anlamışlar mıdır?

Deprem, ekonomi, afet, savaş vb her durumda aynı ülkede, aynı gemideyiz. Ülke ekonomisi iyiye giderse, birlikte refah seviyemiz artar. Kötüye giderse, birlikte yoksullaşırız. Deprem olursa hepimizi vurur, afet sonrası ise birlikte ayağa kalkarız. Bu yüzden kutuplaşmayı sonlandırın.

Ekiplere Teşekkür Ederim

Canla başla çalışan ekiplere sonsuz teşekkür ediyorum. Minnettarız. Hepimiz, temel seviyede arama kurtarma eğitimi almalıyız. Görünen bu.

Bu ülkede çok güzel insanlar var. Olağanüstü durumlarda birleşiyoruz. Ne oraya giden ne de kurtardığı ve yardım ettiği insanların dini, mezhebi, siyasi görüşü, yaşam tarzını umursamıyorsak; gönül ister ki, normal zamanlarda da birbirimize karşı bu kadar kutuplaşmayalım ve başkalarına müdahale etmeyelim. Birlikte, huzur içinde yaşayalım. Bunu başarabiliriz.

Belediyelerden gönüllülere, yardım kampanyasına bağışta bulunanlardan arama kurtarma görevlilerine kadar bütün iyi insanların her şey gönlünce olsun, hayatlarından huzur ve mutluluk eksik olmasın.

 

 

Kaynak:

[1] 91. saatte Mucize! Minik Ayda enkazdan sağ çıkarıldı (3 Kasım Salı). https://tele1.com.tr/riza-bey-apartmaninda-90-saatte-yeni-mucize-bekleniyor-257618/

 

Son Değişiklik: 03/11/2020 - 12:44
Kategori: Genel - Hayat - Politika