Ortalama okuma süresi: 11 dakika

Sosyal medyaya TC kimlik numarası girerek girelim… Böyle bir teklif verildi. Buna geleceğim. Fakat bundan önce anlatmak istediğim bir şey var, kısaca anlatayım…

Ya Filozoflar Kral Olmalı Ya Da Krallar Filozof

Platon’un bu sözünü duydunuz mu? Alfa yayınlarından “Siyaset Kitabı”, bir nevi siyaset bilimi ansiklopedisi gibidir. Sıfırdna bir şey öğretir diyemem fakat bir sürü kitap okuduğunuzda, aradan bir süre geçince hatırlamakta zorlandığınız şeyleri size hatırlatabilir. Oradan bir bölüm vereceğim:

**

Bir filozof ile konuşma fırsatım olmadı… Fakat eski filozofların kitaplarını okurken “haydaa” dediğim bir çok nokta oldu. Veya işinde iyi bir “felsefe” bölümü mezunuyla konuştuğunuzda, sadece soru sorarak cevap bulmanızı sağlayabilir… Buna bir kaç kez denk geldiğimde, işin özünün; insanlığın başından bu yana “sormak” olduğunu anlamıştım…

Neden varız? Varoluş amacımız nedir? Kendimi anlattığım Emre Çetin sayfasında bir miktar buna değindim (kendimle ilgili), fakat daha da ilerleyecek olursak; bu blogda  bir çok fikri anlattım (ve anlattıklarımdan kat kat fazlasını ilerisi için saklıyorum). İyi, kötü, uygulanabilir veya uygulanamaz olmasına bakmıyorum. Benim amacım farklı bakış açısı sunmak. Başkalarını düşünmeye sevk etmek. Hele hele doğru eleştiri geldiği zaman, kendimi de geliştiriyorum veya yazdıklarımla genç kardeşlerimin bakış açısını biraz değiştirebilirsem; sorgulayan, araştıran yöne biraz olsun sevk edebilirsem bu mutluluk verici olacaktır. Bu nedenle yazıyorum.

Bütün bu fikirler ve sizlere anlatmaya çalıştığım şey ise sormak… Sadece sormak… Ben fikirlerime böyle ulaştım. Sorarak… Ben bu dünyaya neden geldim? Bardağın amacı sıvıları içinde tutmaktır. Sadece insan yapımı araba, bardak vb eşyalar değil; doğada her canlının ve her cansızın bir amacı var… İnsanoğlu ise doğaya zarar vermek dışında başka hangi amaca sahip? Bir kaç ay evimizde durduk; ozon tabakası kapandı, hava temizlendi, hatta Ortaköy’de yunusları gördük!

İnsanlık, bencil bir yapı haline bürünmekle kalmadı; yaşadığı doğaya ve diğer canlılara zarar veren, hatta kendi türüne bile zarar veren bir yaratık haline dönüştü. Bunu nasıl durduracağız? Salgın sonras, doğayı koruyan yapıya nasıl ulaşacağız? Şimdiden çalışmalar yapılması gerekiyor, yasalar çıkmalı ama bunların hepsi ütopya!

Soru Sorun!

Siz neden varsınız? Ne yapacaksınız? Kendinizi küçümsemeyin, hepiniz ailenize, dininize, dilinize, görünüşünüze bakmaksızın büyük işler başarabilirsiniz. Fakat aileniz, arkadaşlarınız, öğretmenleriniz, toplum, devlet sizi engelleyecek. İmkansız, yapamazsın diyecekler. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti, Türk eğitim sistemi bu hale geldi. Bunları blogda defalarca anlattım. Bunları değiştiremiyoruz. Dünyayı değiştirmek için, önce kendimizi değiştirmemiz gerek.

Siz neden varsınız? Ne yapmak istiyorsunuz? Hayaliniz ne? Eğer hayaliniz yoksa, en büyük sorun burada. Önce hayal kuracaksınız, hayallerinize ulaşmak için çaba göstereceksiniz. Hayalinizle aranızda duran en büyük şey nedir? Bunların hepsini sorun. Eğer hayaliniz yoksa, en sevdiğiniz şey ne ise buradan yola çıkın. Eğer sevdiğiniz şey yok ise, önce bu ne olabilir diye düşünün, kendinize sorun ve deneyin. Yıllar içinde bulacaksınız. Bir yerden başlayın.

Fakat daha da ilerlersek; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varoluş amacı nedir? Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlerin varoluş amacı nedir? Bunlara politika diyoruz. 100 yıl sonra ne yapmak istediği, nerede olmak istediği ile ilgili yani strateji. Buna ulaşmak için dönem dönem neler yapılacak? Bunlar da taktik…

Bunca Gelişme Tek Bir Soruyla Başladı

Bireyden devlet politikasına kadar binlerce farklı kademede, milyonlarca soru sorabiliriz. İşte her şey, sormakla yola çıkar… Bütün büyük bilimsel sonuçlar, etrafınızda gördüğünüz her şey sormakla başladı. Merak ile başladı… Örneğin:

İnsan uçabilir mi? Uçamaz, bunu yüzlerce yıl önce sorsak, uçamaz diyecekler. Şimdi de… Kanadımız yok, uçmaya elverişli değiliz. İşte olay burada başlıyor. Herkes “imkansız” deyip, kestirip atarken başka birisi; “acaba insanı uçuracak başka yol var mı?” diye sormaya başlar… Mitolojiden Hazerfen Ahmet Çelebi’ye, Wright kardeşlere, günümüze ve muhtemelen çok basit jet motorlarıyla, ufak çantayla uçacak geleceğin insanlarına… Her şey böyle başladı. İnsan uçamaz belki ancak uçmayı sağlayacak makine icat edilebilir… Sadece sormak, düşünmek, hayal kurmak ve bu hayal için uğraşmak… “İMKANSIZ” diyen milyonlar, sonra peşinize takılacaktır; size her türlü zorluğu çıkarttıktan sonra (dostlarınızdan devlete), size katılacaklar…

Bu nedenle sorun… Sormaktan, sorgulamaktan, düşünmekten çekinmeyin.

Filozof Kral

Platon’un “ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof” mantığı buradan gelir. Günümüzdeki bir politikacıyı düşünelim (hele Türkiye’de); koltuğunu kaybetmemek ve gücünü kaybetmemek için her şeyi yapacaktır. HER ŞEYİ! Bunları açıklamama gerek yok sanırım.

Oysa filozof, sadece gerçeğin peşindedir. Sorgular, araştırır, gerçeğin peşindedir. Bir nevi olması gereken “basın” gibi. Gerçeğin peşindedir. Basın da, “iktidarımız süper” ya da “iktidarın yaptığı her şey kötü” diye yorumlar yapmak yerine; “burada bu olmuş” şeklinde gerçeği vermli… Doğruları yani…

Platon’un söylemek istediği buydu. Machiavelli’yi bilenler olabilir, severim. House of Cards’daki Frank Underwood gibi, günümüz liderleri gibi; gücü kaybetmemek için her türlü politik manevra yapmayı ve resmen “zafere giden yolda her şey mübahtır” fikrini anlatan birisi… Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen söylediklerinin işe yarar olması, sanıyorum doğruluğunun kanıtı gibi…

Platon’un filozof kral düşüncesi, bana Machiavelli’nin tam tersi gibi geliyor. Bir yerde “her şeye rağmen doğruları arayan ve doğru işler yapmaya çalışan” filozof kralımız, diğer yerde ise zafere giden yolda her şeyi yapmayı doğru bulanlar…

Platon’un öğrencisi Aristoteles’e göre durum şöyleydi:

**

Demokrasi, “yozlaşmış yönetim” tarafında… Neden? Belki bu soruyu sizin devam ettirmenize bırakmam gerek?

Demokrasi yozlaşmış olmasına rağmen, politeia’dan sonra en iyi yönetimin “demokrasi” olduğunu düşünür. Peki politeia nedir?

Platon’un “Devlet” kitabını okumalısınız. Fakat politika sözcüğünün temeli, “polis” sözcüğünden gelir. Polis ise civilization oynayanların veya belki Europa Universalis oynayanların bir miktar bilebileceği gibi “şehir devletidir”. siyaset, at tımarından gelirken; politika sözcüğü “şehir devletlerinin günlük işleri” anlamından gelir. Bu nedenle politika sözcüğünü her zaman tercih ederim.

Yani “politeia” nedir bunu anlamak için, antik Yunan’daki o muhteşem şehir devleti yapısını bilmeniz gerekir. İki bin yıl önceden bahsediyoruz; vatanşların (tabi burada kadın, köle vb kişiler vatandaş sayılmıyordu) yönetime “doğrudan” katılabildiği bir sistem. İnanılmaz! Roma vs beni çok etkiliyor bu anlamda… Neyse konu uzamasın, konuya dönmek gerek.

Ahlaksız Kanun Teklifleri

Bunca şeyden bahsettik… Filozofluk, demokrasi, erdem; bahsetmeden anlattığım “yozlaşma, ahlaksızlık”… Siyasi anlamda ahlaksızlık nedir bilir misiniz? Ben size anlatayım… Basında ve sağda solda bulamayacağınız şeyleri anlatayım hem de…

Daha önce biraz bahsettiğim üzere (bknz: ne değil nasıl bölümü), bazı şeyleri bilmek gerek. Türkiye, Ay’a çıkmalı. Bunu, köy kahvelerindekiler de söyler, uzay üzerine akademik çalışma yapanlar ve/veya mühendisler de… Peki fark nedir? Ay’a gidilecek araçlar için neler üretilmeli? Bunların maliyeti nedir? Bunlar nerelere açılacak, hammaddeler nereden getirilecek? Çalışanlar nereden bulunacak? Bütün bunları karşılayacak ekonomik bütçe nasıl oluşturulacak? Daha fazla vergi mi? Yeter da! Canımızı mı alacaksınız? Tekniklerler, astronotlar nasıl eğitilecek?

İşte bu ve, daha “milyonlarca” soruyu sormadan; bütün bunları plan ve proje haline getirmeden “hadi yapıyoruz” demek, sadece “kulağa güzel sözler fısıldamaktır”. Türkiye ilk 10 ekonomi arasına girecek gibi güzel bir sözdür. Machiavellist bir yaklaşımdır. Peki gerçekler? İşte burada filozof kral devreye girer… Soru sorarsın, araştırırsın, uzmanlar soru sorar, cevap alır; araştırmalar yapılır… Bütçe nereden kesilecek, mühendisler nereden bulunacak, astronotlar nerede eğitilecek, devamlılık nasıl sağlanacak… Hepsi planlanır.

Kişisel olarak “teknokrasi” destekçisiyim. Bu ne demek? Araştırmak yine size kalsın…

Bir yasa nasıl çıkar? Bunu biliyor musunuz? 600 milletvekilinin kaç tanesi bunu ilk seçildiğinde biliyordu şüpheliyim. Bilmemek değil öğrenmek ayıp… Fakat daha da ayıp olan bir şey var, bana göre siyasi ahlaksızlık bölümü…

Fazla Bilmekte Ayıp Olabiliyor: Politik Ahlaksızlık

İyi niyetle bir şey yaparsınız, avukat tutmadan davaya gider kaybedersiniz. Neden? Çünkü bu iş öyle işlemez. Biraz programlama, biraz kimya gibi hukuk (ben böyle düşünüyorum). Maddeler var, karşılıkları var. Bunları bilip, eski davaları tarayıp; karşılığını çıkartmanız gerek.

Örneğin birisinin “ben çaldım” diye ses kaydını aldınız, fakat ne izin var ne de karşıdaki kişi ses kaydı aldığınızı biliyor… Delil geçersiz sayılıyor. Suçsuzluk, en yüksek mertebe olduğu için, ancak birinin suçsuzluğu ispatlanacaksa geçerli sayılabiliyor. İşte böyle garip bir mevzu…

Bunu neden anlattım? Diyelim ki bir kanun teklifi verilecek, her teklif kabul olmuyor. Yani ben milletvekili olarak kanun teklifi verdim, pat kabul olacak ya da hemen mecliste 600 kişiye sunulacak ve kabul olacak diye bir kural yok. Bazı şartları sağlamalı.

Bazı “bilmiş” kişiler şöyle yapabiliyor; daha önce reddedilmiş bir kanun teklifini alır, biraz oynar ve yeniden verir… Yapı bakımından reddilecek bir teklif. Yani uygulanabilir olamaz. Çok kaba bir örnek olabileceği için veriyorum; “idam”. Bunun Avrupa Birliği bölümü var, Anayasa maddesi var… Yani milletvekili çıkıp “idam serbest bırakılsın” diye bir teklif veremez. Zaten çoğunuz muhtemelen bu işi mecliste söz alıp “hadi idamı serbest bırakmayı oylayalım” diye fikir söyleyip sonra oylamaya geçiliyor zannediyorsunuz ama değil… Bu işin komisyonu var, tartışması var, Anayasa’ya uygunluğu var bir ton şeyi var…

İşte bütün buralardan geçemeyecek olmasına rağmen neden birisi teklif verir? Machiavelli!! Muhalefetten iktidara bunu yapıyorlar. Neden? Çünkü muhalefetteyse diyecek ki “bakın 30 tane kanun teklifi verdik, 25 tanesi reddedildi”. Niye reddedildi? İncelemek gerek, bakıyorsunuz bazıları reddedileceği bilinerek veriliyor. Çünkü “propaganda” yapacak. Ben teklif verdim, kabul edilmedi diyecekler… Tabii işi bilmediği, beceremediği için yapanlar da var. Yani bazı şerefli milletvekilleri aylarca uzmanlarla çalışıyor, sabahlıyor, kafa patlatıyor ve yasa teklifi hazırlıyor; bir tane teklif veriyor ve bir bakıyor yıllardır orada olan “kurtlar” 3-4 teklif vermiş. Nasıl oluyor? İşin özü biraz araştırılınca çıkıyor…

Tabi sadece muhalefet değil, iktidarda da böyle durumlar var. Amaç halkın gazını almak… Maalesef “denge-denetim” yok, “güçler ayrılığı” yok… Bu nedenle iktidar istediği yasayı bir şekilde geçiriyor, en kötü torba yasa ile geçiriyor yine geçiriyor. Arasına bir iki “popüler yasa” sıkıştırıp; geri kalanları gerçekten sıkıntılı yasa olan bir sürü şeyi böyle geçirdiler.

İktidarından muhalefetine kadar Aritoteles’in ve Plato’nun vurgularını yaptığı sıkıntıları taşıyan bir sürü milletvekili var. İşin bu ahlaksızlık bölümünü anlatmak istedim. Yani o “kanun teklifleri” bölümüne bakmayınız…

TC Kimlik Numarası ile Sosyal Medya

Bu kanun teklifleri ve her şeyi TBMM’nin websitesinden bulabilirsiniz. Örneğin MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün “TBMM sayfası” bölümüne gittiğinizde “ilk imza sahibi olduğu kanun teklifleri” başlığını tıklayabilirsiniz. Burada “2/2844” kanun teklifi var. Kanun teklifi metine ise “burayı tıklayarak” ulaşabilirsiniz. Şöyle bir şey göreceksiniz teklifte:

**

MHP, sözde muhalefet özde AKP ortağı olduğu için; muhalefet verse “şişirme ve saçma bir kanun teklifi” diyebileceğim kanun teklifi, şu an Türkiye’de ciddi demokrasi ve insan hakları sorunları yaratabilecek bir hale gelmiş durumdadır. Çünkü bunun kabul edilme ihtimali de yüksek.

Görünürde çok mantıklı! Türkiye’de sahte haber yüksek imiş, terör örgütleri propagandası sosyal medyadan yapılıyormuş. Buraya kadar hepsi doğru!

gibi bir çok konuda “yurt dışı destekli STK’ları” anlatmıştım. Bu anlamda MHP milletvekilinin bu alanda bir şeyler yapmaya çalışmak istemesini gerçekten takdir ediyorum. Çünkü bir şeyler yapılması gerek.

Ancak basının iş adamlarınca alındığı ve rahatsız edici haberlerin yapıldığı basın kiminse, o kişilerin destek ve iş alırken zorlandığı bir ülkede basın ikiye bölündü; örneğin Türk malı SİHA yapılıyor ve iki şekilde haber veriliyor:

1- “Dünya bizi kıskanıyor, işte Almanların, Amerikanların kıskandığı ve galaksi liderimiz tarafından başlatılan projeyle sonlanan yerli, milli, Osmanlı hanedanlığının bağrından kopma SİHA” diyen yandaş ile,

2- “SİHA yaptık ama işlemcisi yabancı, programlamayı da zaten ilk programlamayı da “Ada” hanımefendi buldu, bilgisayarı da biz bulmadık, Windows’u Bill Gates buldu, işte AKP hep böyle, Erdoğan yalan söylüyor” diyen muhalif gazeteler..

Oysa olması gereken basın övme veya yermeyi bu kadar abartmadan şöyle demeli; “Türkiye, almak istediği İHA’lar konusunda anlaşamadı ve İsrail, Amerika’nın sürekli engellemesi ile karşılaştı. Bu nedenle kendi İHA’sını üretti ve bu alanda önemli bir küresel oyuncu haline geldi. Suriye’de yapılan operasyon ile SİHA kullanımında yeni doktrinleri de üretecek konumda”.

Bitti!

Neyse onu vereceksin, ne yalakalık yapacaksın ne de “ben bunun neresinde kusur bulsam” diyeceksin. İşte basın böyle rezil olunca, iş sosyal medyaya kaydı. Ana akım medya rezalet, mide bulandırıcı! Aldatan başlıklar, yalan haberler, “basın ahlakı ve etiği nedir” bilmeyen mahluklar!

Bu işi Türkiye’de en iyi yapan Al Jaazera Türk vardı, kapandı. Haliyle rezil bir basın var, bu nedenle sosyal medyaya geçiş var. Sorgulamayı, sormayı, araştırmayı, doğrulamayı bilmeyen halkımız ise; arkaplan üzerine siyasetçi veya birisinin kafasını koyup yanına “Türkler bunu yaptı kıskanıyoruz” diye görsel gördüğünde (veya tam tersi Erdoğan’ın söylemediği bir sözü görünce), hemen balıklama atlıyor. “Ben sahteyim” diye bas bas bağırmasına rağmen balıklama atlıyor. Olacak iş değil!

Kimlik Numaraları Sosyal Medya Sorunu

Konuya geri dönecek olursak; sahte haberler ve sosyal medyadaki yalan gerçek bir problem. MHP’li vekilin bunu çözmek için harekete geçmiş olması sevindirici fakat bir hukukçu olarak böyle bir teklif vermesi gerçekten üzücü.

2001’den beri programlama yapan, bilgisayar mühendisliğini 3. yılında terk ederek uluslararası ilişkilere geçmiş dolayısıyla hem bilgisayar bilimi, hem mühendislik hem de siyaset bilimi açılarından “sıkıntılı” olabilecek “kimlik ile sosyal medyaya giriş” teklifinin neresinden tutayım da elimde kalmasın?

Birleşmiş Milletler “internet insan hakkıdır” diyor [1], ve Çin, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Arika ve Hindistan tasarıdaki şu maddeye karşı çıkmıştı [2]:

BM, internet üzerinden bilgiye ulaşmayı ve yaymayı engelleme niyetiyle toptan kısıtlayıcı önlemler alınmasını kınar

Yani insan hakları dediğimiz ve yaşama, barınma vb gibi bir sürü temel hak olan (klasik liberallerin tabiriyle tanrı tarafından verilen) haklar arasında bu katılmış. Durum böyleyken ve Finlandiya gibi bazı ülkeler bunu kabul edip kendi Anayasalarına koyuyor [4] ve Finlandiya, Singapur, İngiltere, Litvanya, Estonya gibi bir çok ülkede “ücretsiz wifi” dünya ortalamasının epey üzerinde [3].

Biz mi? Sosyal medyaya TC kimlik numarası ile girme teklifi veriyoruz, hem de hukukçu tarafından. BM, AB, ulusal, uluslararası ve evrensel hukuk… Nereden tutarsanız tutun elinizde kalır. Hatta “servis sağlayıcıları” diyor ya, teknik anlamda neresinden tutarsanız bu da elinizde kalır.

Yetişkin sitelerini engellediniz ne oldu? Şimdi haber sitesini açıyorum durum şöyle:

İrem Sak, zeki bir kadın. Güzel bir kadın, tabi ki alımlı bir kadın da… Fakat kendini cinsel obje olarak öne atan birisi değil. Instagram’ına bakıyorsunuz, bir sürü zeka dolu şey var. Eğlenceli gönderiler var… Bir tane gönderi paylaştı, tamam…

Şu görsele bakıyorsunuz, sanarsınız ki sevgilisine atacağı çıplak fotoğrafı herkese atmış… Zannedersiniz ki, çırılçıplak direk dansı yapmış… Fakat gönderi ne? Ona da bakalım:

Buyrun haber burada [5]. Sizin habercilik anlayışınız, eğitiniz batsın be! Mynet’e 2000’de Mysite ile dadandım ve manşet bölümü iyi çalışıyor. Fakat illa böyle saçmalıklar oluyor. Kadın pijamayla fotoğraf atsa, bir kaç “tık” için illa oraya bikinili fotoğrafını falan koyacak.

İşte adult siteleri yasaklarsanız, cinsellik üzerine bu kadar ağır baskı kurarsanız; milletten bir kaç kuruş kazanmak için kadını böyle cinsel obje haline getiren basın ortaya çıkar. Cem Yılmaz’ın da dediği gibi, 1980’den sonra politik yazı yazmak yasaktı, haliyle ecnebi kadın koyup “Türk erkeğini leblebi gibi yerim” şeklinde saçma manşetler atıldı… Sekse yöneldiler. Şimdi de aynı kültür sürüyor.. Magazin ve böyle saçmalama kültürü.

Sonuç Olarak

Dünya ilerliyor, insanlık gelişiyor ve biz tam tersine gidiyoruz. Bunca baskı, demokrasinin ve liyakatin rafa kaldırılması, adalet ve yasama-yürütme-yargı dengesinin bozulması; halkın özgürlüğü üzerine kurulan baskı ve sıkıntılı yönetim sonucunda ortaya çıkan saçma sapan yapı oldu. Saçma bir kültür…

Evrim Teorisi’ni okullardan çıkartırsan, çocukları sorgulamak ve bilimsel düşünceden uzaklaştırırsan; tabi ki facebook’ta 2 dakikada hazırlanacak görsele inanır çocuk. Sen basın özgürlüğünü kısıtlarsan tabii ki sosyal medyadaki saçma sapan haberlere inanırlar…

Hangisi daha kötü bilmiyorum ama ben size sıralayayım:

  1. iktidarın baskıcı yönetimi yüzünden basın ve demokrasinin, temel hakların ve özgürlüğün zarar görmesi
  2. iktidarın ve muhalefetin kutuplaştırıcı eylemleri nedeniyle basının ve halkın kutuplaşması; basının saçma sapan hâle gelmesi
  3. iktidarın baskısı nedeniyle Türk basının ya yandaş ya da muhalif olarak ikiye bölünmesi
  4. eğitimin 18 yılda bitirilerek; sorgulayan, bilimsel düşünen, araştıran insanların artık yetişmemesi
  5. iktidarından muhalefetine kadar milletvekillerinin sırf şov, milletin gözünü boyamak vb nedenlerle verdiği kanun teklifleri
  6. kanun tekliflerinin nasıl çıktığını; demokrasinin değerini, hukuksal sistemi anlayamayan halk
  7. bu halka bütün bunları öğretemeyen egolu akademisyenler ve uzmanlar ve rezil eğitim sistemindeki saçma sapan insanlar (öğretmen demeye dilim varmıyor)
  8. hukuçu birinin “politik göz boyama ve gerçekleri kullanarak” bu şekilde saçma sapan sonuca ulaştırdığı bir kanun teklifi vermesi
  9. bu kanunun teklifinin normalde reddedilecekken, Türkiye gibi bir ülkede “kabul edilme şansının” yüksek olması

Bilemiyorum, hangisi daha kötü? Burada yazmadığım bir sürü madde var ve bunlar nedeniyle sürükleniyoruz…

Bu adam hukukçu, üniversite mezunu da değil HUKUKÇU! Dolayısıyla bu kadar akıl ve mantık dışı, bu kadar ” radikal ve politik” bir teklifi bilerek ve isteyek verebileceğine inanmak istemiyorum (bknz: Hitler’in güç kazanması ve bizim yerli ve milli SA ve SS’lerimiz). Fakat diğer taraftan bir hukukçunun temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını dahi bilmeden bu kanun metnini yazma ihtimali var ki o daha korkutucu…

Film önerileri konumda Conspiracy filmini önermiştim. Nazi vahşeti, hukuka uygun şekilde yapıldı. Yani önce yasa çıkartıldı. Naziler döneminde, Nazileri destekleyen hukukular bile partililerin hukuk dışı eylemlerini durdurmaya ve dizginlemeye; önce hukuksal hale sokmaya çalıştı.

Yani daha fazla ne söyleyebilirim gerçekten bilmiyorum. Siz araştıranlara sadece şunu söyleyeceğim; desteklediğiniz partiler dahil, mecliste ve meclis dışında kalanların söylemlerine hemen inanmayın. Hatta söylediklerine zaten inanmayın da gözlerinizle gördüklerinize de inanmayın. Araştırın, sorgulayın. Çünkü özellikle politikacılar ve özellikle köşe başlarını yıllardır tutan yaşlı kurtlar böyle şeyleri çok iyi biliyor. Tek dertleri koltuk…

**

Mevcut partilerin hiçbiri “yarının partisi” değil! Hepsi geçmiş yüzyılın partisi. Eski kafa, eski politikalar, eski alışkanlıklar… Olan Türkiye’ye ve Türk milletine oluyor.

 

Kaynaklar

[1] BM interneti “temel insan hakkı” olarak kabul etti(5 Temmuz 2016). Euronews. https://tr.euronews.com/2016/07/05/bm-interneti-temel-insan-hakki-olarak-kabul-etti

[2] İnternete erişim ‘insan hakkı’(7 Temmuz 2016). Milliyet. https://www.milliyet.com.tr/dunya/internete-erisim-insan-hakki-2274083

[3] M. Kemal BABAOĞLU. Hangi Ülkelerde İnternet Bedava(1 Haziran 2016). https://teknodestek.com.tr/hangi-ulkelerde-internet-bedava/

[4] ABD tartışıyor ama internet Finlandiya’da zaten bedava(6 Şubat 2013). https://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/abd-tartisiyor-ama-internet-finlandiya-da-zaten-bedava-22529816

[5] İrem Sak’tan güldüren Aşkı Memnu paylaşımı()27 Nisan 2020). https://www.mynet.com/irem-sak-tan-gulduren-aski-memnu-paylasimi-280581-mymagazin

MHP’den sahte hesaplar için kanun teklifi! 5 milyon TL’ye kadar para cezası var (1 Mayıs 2020). https://www.mynet.com/mhp-den-sahte-hesaplar-icin-kanun-teklifi-5-milyon-tl-ye-kadar-para-cezasi-var-110106509608

Son Değişiklik: 02/05/2020 - 00:03
Kategori: Genel - Politika
%d blogcu bunu beğendi: