Ortalama okuma süresi: 8 dakika

KKTC… İkinci vatanım bile diyemiyorum, belki doğup büyüdüğün ülke vatan ancak gerçekten sevdiğim ve 9 yıl kaldığım, başta anlaşamasak bile sonradan çok sevdiğim ülke… 1970’te Türkiye’ye göç eden anneannem ve dedem KKTC’ye bayılıyor. Bulgaristan gibi diyor. Gerçekten katılıyorum. Kıbrıs Türklerinin anlayışı, özgürlüğe olan düşkünlüğü, neşeleri… Gerçekten seviyorum.

Kıbrıs ve Kıbrıs Türklerini bilmeyenlere kısaca anlatayım:

KKTC Maceram

Bilgisayar mühendisliğine girdim, 3,5 yılda annemi zor ikna ettim ve buradan ayrılıp aynı üniversitede (Doğu Akdeniz Üniversitesi) siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümüne geçtim. Burada fikirlerine katılmadığım öğretmenlere bile büyük saygım vardır. Sınıfın neredeyse tamamı yabancıdır. 6-7 kişi Türk buluyorsunuz. Orta Doğu, Afrika, eski SSCB ülkeleri hatta İtalya vs’den gelen öğrenciler var. Bir gün sınıfa girdiğimde; Türkçe, Azerbaycan Türkçesi, İngilizce, Fransızca, Rusça, Arapça konuşuluyordu. Böyle bir ortam.

Okula karşı sürekli tepkiliyim, buna rağmen öğretmenlerim sayesinde üniversitenin ve okulun nasıl olması gerektiğini öğrendim. Tartışma çıktığı zaman deri bırakıp, sadece moderatör oluyordu öğretmenlerimiz. Tartışmayı yönetiyor. Parmak kaldırıp, söz alıyorsun. Eğer konudan saparsa, sorduğu sorularla konulara geri çekiyor. Böyle özgür bir ortamda öğrenim gördüm. DAÜ-PSIR (political science and international relations) öğretmenleri sayesinde özgür düşünceyi, sorgulamayı ve üniversitelerde her türlü düşüncenin konuşulması gerektiğini gördüm. Çok sert fikirlerim olmasına rağmen öğretmenler oturu dinler, konuşurken bile ders verirdi. Kimseyi kırmazlardı. Bu nedenle “fikir olarak ters” olan öğretmenlerime bile büyük saygım var.

Öte yandan Kıbrıs’ta öyle Türkiye’deki gibi kutuplaşmış bir durum yok. İnsanlar özgürce konuşur, siyasi olarak birbirlerine de takılır ancak “bu benim görüşümde değil, benim gibi inanmıyor” da demez. Güler, eğlenir. Cıvıttıklarını görmedim. Adabıyla eğlenir.

Bir bölümünü “Kıbrıs Türklerinin yaşamı ve dokusu” gönderisinde anlatmıştım. Çok kısaca; özgürlüklerine karışmayacaksın. Kıbrıs Türkleri, çok zor günler geçirdi. Kendi kararlarını kendileri vermeyi hak ediyor, bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti olarak “parayı biz veriyoruz” gibi kırıcı sözler söylemeyeceksiniz. KKTC’nin tanınmasını istiyorsan, önce sen bağımsız devlet olarak göreceksin.

Kıbrıslılar Türkleri seviyor mu? Bana en çok sorulan soru buydu. Maalesef KKTC’de yaşarken 2 olayı çok gurur kırıcı buldum: 1- besleme sözü, 2- Cumhuriyet Meclisinin tepesine çıkıp Türk bayrağı ve Kayı Boyu bayrağı asan dangalaklar… Gerçekten üzücü idi.

Konuyla ilgili olmadığı için yazdığım bir kaç yazıyı bırakacağım, isteyen bakabilir.

  • Kıbrıs’ta çok öğrenci ve üniversite var. Haliyle terör örgütlerinin, istihbarat birimlerinin, cemaatlerin önem verdiğim bölümler. Bununla ilgili “KKTC’deki Türk Düşmanlığının iç yüzünü anlatayım” başlıklı konuda biraz bahsettim. Kısaca: Kıbrıs Türkleri, Türkleri sevmiyor değil. Mezun olurken pasaport kontrolünde annemi 15 dakika bekledim, gelen Türklerin havalarına ben sinir oldum. Polislere bağırıp çağırıyor her gelen, kendini bir şey sanıyor. Böyle şeyler tabii ki sıkıntı vericidir. Öte yandan elbette “Rum sevici” dediğim bir grup var, çirkin pankartları da asan ama taş çatlasın %3-4 civarında.
  • Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki kara gün gönderisi ile Afrika gazetesi ve sonrasındaki yaşananları anlattığım gönderi
  • KKTC’deki radikal solun Kıbrıs Türklerine oynadığı oyun gönderisi ile öğrenci devşiren ve yurt dışı bağlantılı radikal solun, üstteki olaydan sonra “farklı söylem” ile Kıbrıs Türklerini protestoya davet etmesi ve sonra bu protestonun yine radikal solun bağlantılı olduğu AVrupa’daki bir takım basın tarafından farklı şekilde manşetten verilmesiyle ilgili durum
  • KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Türkiye-KKTC Gerilimi ve ayrıca  Mustafa Akıncı tekrar seçilmek için ilhak fikrini kullanıyor gönderilerinde ise, AB ve Rumlara yaranmak; ilerleme sağlamak için Türkler bizi ilhak edecek söylemine kadar varan, Türkiye karşıtlığı politikasını kullanıyor ve Türkiye’deki duygusal tavır ise işini kolaylaştırıyor

Bunlar KKTC ile Türkiye arasındaki gerilim ile ilgili konulardı. Bir de genel konular var kısaca yazayım:

 

Kıbrıs Türkleri EOKA’yı Mı Takip Edecek?

Gelelim KKTC’ye… Çok sevdiğim Kudret Hoca yeni parti kurup, üniversiteden ayrılmış ve DAÜ’ye gelmişti. Orada bir soru sormuştum;

DAÜ’yü ve KKTC’yi çok seviyorum, farklı kültürler farklı insanlar var ancak bu kadar farklı ülkeden öğrenciler gelmesine rağmen sonrasında burada kalmıyorlar ve öğrenci birliği yok (oysa Amerika ve İngiltere’deki gibi bir birlik kurulabilir ve dünyanın her yerinde sağlam ağ kurulabilir). 13-14 kadar üniversite var sanırım fakat burada birlik olmadığı gibi öğrenciler burada şirkette açmıyor. Tamam belki malların adaya girişi sıkıntılı ancak bugün bilgisayar ve internet varsa bir sürü şey yapılabilir. ÖZellikle KKTC’de havacılık ve uzay alanında kurulacak şirketler, yapılacak yazılımlar ile birlikte bunlar dünyaya satılırsa hem müzakerelerde KKTC’nin eli güçlenir hem de ekonomik gelir gelir ama böyle bir çalışma bile yok.

İkincisi, adanın en eski ve köklü üniversitesi DAÜ. Bir ada için olmazsa olmaz şey gemiciliktir. Burada ne kaptanlık, ne gemi teknikerliği ne de su ve su ürünleri ile ilgili bir bölüm yok. Çok büyük eksik

demiştim. Çünkü gördüğüm en büyük sorunlar buradan başlıyordu. Radikal sol, bol bol “Türkiye bizi rahata alıştırdı, para verip iş yaptırmadı” demiştir. Çok büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. Evet Türkiye’deki şirketlerin buralara gidip KKTC’li firmaları rekabet edemeyecek hale getirdiğini ve batırdığını biliyorum. Kıbrıs Türk Hava Yolları mesela… Veya Akdeniz’deki toptancıların önce bu bölgeleri beslediğini, sonra KKTC’ye mal verdiğini de biliyorum. Fakat bu KKTC’de üretimin olmamasına bir bahane değil!

Yani “Türkiye izin vermiyor” ile, Türkiye’deki iktidarın “dış mihraklar” söylemi arasında hiçbir fark yok. Bugüne kadar ne yapmak istedin, uğraştın da yapamadın? KKTC’de bu kadar öğrenci ve akademik ortam varken (DAÜ’nün dünya üniversiteler sıralamasında aldığı başarılara bakın); bunları kullanmamak, öğrencileri kullanmamak gerçekten vicdansızlık.

Benim de hocam olan ve çok büyük saygı duyduğum Kudret Özersay, hükumete geldi geleli; daha KKTC’de öğrenci iken “Kapalı Maraş turizme açılmalı, 3 bölge olmalı: 1- oteller yenilenip yazlık turizm, 2- binalar sağlamlaştırılıp savaş turizmi, 3- filmlerin çekileceği (zombi vs) özel bir açık hava stüdyo bölümü” şeklinde diyordum. Kapalı Maraş ile ilgili çok önemli adımlar atıldı, memnundum. Derken füze düştü, Covid patladı..

Türk tarafını temsilen müzakerelerde bulunan, Türkiye’deki sağlam bir kaç “uluslararası hukuk profesöründen” birisi olan Kudret Özersay, Kıbrıs sorununda da en doğru kararları verecektir. En azından “kesin kayıp” yaşayacağımız toprak konusunun; güvenlik ve garantörler, mülkiyet, ekonomi, Avrupa Birliği, yönetim ve güç paylaşımı konu başlıklarının tamamlanmasından sonra konuşulması gerektiğini biliyordu.

Türkiye’de başkanlık sistemine sonuna kadar karşıydım. Fakat KKTC’de müzakereleri yürüten Cumhurbaşkanı ancak hükumet ise Başbakan’da. Dolayısıyla Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında gerçekten bir uzlaşı olmuyor. Hükumetin aldığı karar bambaşka, Cumhurbaşkanı bambaşka bir yolda ilerliyor. Bu nedenle KKTC’de farklı bir sistemin uygulanması gerektiğini düşünüyorum.

 

Gelelim Anastasyadis ve Akıncı ile EOKA Mevzusuna

Barış olsun da, nasıl olursa olsun mantığı oldukça yanlıştır. “Kıbrıs sorunu #1: operasyon öncesi durum” gönderisinde de belirttiğim üzere Kıbrıs’ta Türklere karşı katilamı dahi aşan bir sürece girişilmişti. Avrupa ve Amerika başta olmak üzere dünya bu yaşananlara kayıtsız idi.

Şimdi olduğu gibi, o dönemde de Kıbrıs Türklerinin varlığı, iradesi kabul edilmiyordu. Şimdi ise, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın hakimi gibi düşünülüyor. Fakat Rum Kesiminin Anayasası, 1960’tan kalmadır ve Türklerin kabulü olmadan bazı şeylerin yapılması ve bazı kararların alınması hem bu Anayasaya hem uluslararası hukuka aykırıdır. İşte “Rumların çıkarttığı doğalgazda Kıbrıs Türklerinin hakkı olması”, buradaki Anayasal dayanağa göredir. Ne yazık ki bununla ilgili de yeterince çalışma yok. Bilimsel makalelere bakmadım fakat bunlarla ilgili Türk tarafının tezlerini destekleyecek çalışmalar yapılmalı ve bu propaganda ile dünyaya anlatılmalı.

Neyse buralar da çok derin, başlı başına konu.

Kıbrıs Türkleri, Avrupa Birliği gösterilerek ve Anan Planı’nda referandumda evlere kadar aranarak, Kıbrıs Türklerine çeşitli vaadler bulunarak ikna edilmeye çalışılmış; Kıbrıs Türkleri bu referanduma evet dediği halde, sözler tutulmadığı gibi BM tarihinde ilk kez rapor görüşülmemiştir. Çünkü Türkler… Konu Türkler olduğunda Bulgaristan, Irak, Kıbrıs, Hocalı vb gibi bir sürü yerde yapılan her şeye sessiz kalınmıştır.

EOKA, başta İngiltere’ye karşı bağısmızlık için kurulsa da devamında Türklere karşı dönmüştür. Cunta yönetimi ile birlikte EOKA, Kıbrıs’tan Türk varlığını temizlemeye and içmişti. Aşağıda anlatacağım Mürüvvet Hanım olayı da yaşanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türklerine karşı yapılan bu saldırıları önce Türk Mukavvemet Teşkilatı‘na destek vererek (balıkçı tekneleriyle silah ve top taşımış, Rumlar katliama başladığında direnişi görünce şaşırmışlardır), ardından 1974 operasyonu ile bitirmiştir. Fakat Rumların Türk düşmanlığı hiç bitmedi. Rum tarafına geçen Türklere şiddet uyguladılar ve Türk karşıtı gösteriler yapıyorlar (ki bu KKTC’deki radikal sol ile işbirliği ve zaten aynı zihniyet içerisindeler).

Akıncı ise AB ve Rumlara yaranmak için Türkiye ile sürekli gerilim yaratmakta ve hatta koltuğunu korumak için durduk yere “Türkiye’nin KKTC’yi ilhak edeceği” fikrini ortaya atmaktadır.

Rehberimiz EOKA

2 Nisan 2020’de, Rum Yönetimi lideri Anastasyadis, EOKA gününde aynen şunları demiştir [1]:

Bir Nisan EOKA günü nedeniyle çarşamba günü yazılı bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Anastasiades, EOKA savaşçılarına ilham veren vizyon, ilke ve değerlerin bugün de kendilerine ilham vermesi, ulusal hedeflere ulaşılabilmesinde birlik için rehber olması gerektiğini vurguladı.

EOKA nedir? Amacı nedir?

KKTC Dışişleri [2] ve komando kursunu bitiren, Kıbrıs Barış Harekatı’na katılan, gerilla harekâtı öğretmenliği yapan Albay Mithat Işık’ın yazısından [3] kısaca bakalım:

1955’te Kıbrıslı Rumlar Yunanistan ile işbirliği içerisinde bu hedef doğrultusunda silahlı mücadele kampanyası başlatmıştır.
Kıbrıs Rum terörist organizasyonu EOKA şiddet olaylarında bulunarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için ENOSİS’i önplana çıkarmıştır. Kıbrıslı Rumlar’ın ENOSIS istenci Ada’nın Yunanistan’a ilhakı fikrine karşı çıkan Kıbrıs Türkleri tarafından reddedilmiştir.

**

1971 ENOSİS’i gerçekleştirmek EOKA Birliği kurmak üzere gizlice Ada’ya geri döndü (Grivas). Türk köylerine saldırarak Türkleri imha etmeye ve onları göç ettirmeye evlerini köylerini terk etmeye zorladı. MAKARYOS adadaki Türk nüfusunu azaltmak için bilinçli olarak Ada’dan ayrılıp Londra’ya ve Türkiye’ye göç etmek isteyenlere para ve pasaport vererek bu göçü hızlandırdı.

Makaryos’un en büyük hayali ENOSİS’i gerçekleştirmektir. Onun en büyük arzusu Kıbrıs Adasının Yunanistan’a bağlanması idi.

Yani EOKA’nın amacı, Kıbrıs adasının Yunanistan’a bağlanmasıdır. Rehberi EOKA olan birisinin amacı budur. Akıncı ise şöyle demişti [4]:

Müzakere masasında karşımızda oturanlar düşman değil, ortak gelecek üreteceğimiz ortağımızdır

Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak isteyen bir terör örgütünü rehber olarak alan kişi ve iktidarlarla “ortak gelecek üretecek ortağımız” açıklaması yapmak; ancak ve ancak ENOSİS’e hizmet etmektir. 2015’e söylenen bu sözün üzerinden 5 yıl geçti fakat Akıncı’nın giderek artan Türkiye karşıtı söylemleri ve Türkiye ile Kıbrıs Türklerinin bağını kopartma girişimleri; Akıncı’nın bu fikirden sapmadığını, tam tersine daha da bağlandığını göstermektedir.

Rauf Denktaş’ın oturduğu koltukta, bugün ENOSİS fikrini destekleyen terör örgütü EOKA’cıları rehber alan kişilerle ortaklık yapma hayali kurmak gerçekçi değildir. Dünyanın her yerinde “bağımsızlığı” destekleyen radikal Kıbrıs solu mevcut. İspanya’da Katalanların bağımsızlığını, Suriye ve Irak’ta Kürtlerin bağımsızlığını destekledikleri gibi Türkiye’de de HDP’ye alenen destek veren bu radikal Kıbrıs solu, ne hikmetse konu Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığı olduğunda bunu reddediyor, bu fikri ortaya atanlara faşist diyor ve Rumlar ile federasyonu istiyor.

Kıbrıs’taki yurt dışı destekli radikal sol beni hiç şaşırtmadı. Çok iyi bildiğim için şaşırtmıyor. Türkiye’deki bağlantıları da aynı… Bununla ilgili yazacağım fakat Türkiye’de yurtdışı destekli cemaatler, localar, kulüpler, STK’lar mevcut. Bunlar eğitiliyor, en kritik yerlere getiriliyor. Hiç sekmiyor… Cemaatçisi de sekmiyor, Masonu da sekmiyor, terör destekçisi de sekmiyor… Söylemlerine, propagandalarına bakıyorsun; arkasında ağırlıklı olarak İngiliz ve Avrupa istihbarat devletleri var, aynı taktikler kullanılıyor. Bununla ilgili konuyu yazacağım fakat vatansever ve Atatürkçüler ne yapıyor? Mantıktan uzak kararlar veriyoruz, teşkilatlanamıyoruz. Sorun bu.

Rum’un Amacı Türk Kimliğini Yok Etmek

Geçmişten günümüze değişmediler… Kıbrıs Türkleri bir sürü şeyden feragât etse de yerden göğe kadar haklı oldukları Kıbrıs davasında ilerleme kaydedemiyorlar. Rumlarla işbirliği, Batılı devletlerinin dediklerine harfiyen uymak, vaadlerine kanmak çözüm sanıyorlar ancak değil.

Maalesef Kıbrıs Türkleri kimliklerinden, kültürlerinden, dillerinden vazgeçmediği sürece ne barış olacak ne de Avrupa Birliğine girecekler. Amaç Kıbrıs adasında Türk varlığını, Türk kimliğini bitirmek. Bunu 1974 öncesinde silahlı olarak yapmaya çalıştılar. Onun biraz öncesinde Makaryos uyanık idi. Kıbrıs Türklerini pasaportlarını ve topraklarını alarak İngiltere’ye yolladı. Çok şükür, EOKA içerisinde bunu yavaş bulanlar oldu. Bu politika devam etse, bugün Kıbrıs’ta Türk varlığı oldukça azalacaktı. Makaryos’un ne kadar uyanık olduğu da ortada.

Günümüzde ise barış yapalım, AB’ye girelim diyerek; Türkiye’ye ağır söylemlerde bulunuyorlar ve bu propagandaya bakıyorsun yine kaynak belli. Radikal Kıbrıs solu işi bu işin arkasında. Kıbrıs Türkleri üretmeden, üniversiteleri ve öğrencileri kullanmadan, 21. Yüzyıla uygun adımlar atmadan güç kazanamaz. Türkiye’yi suçlamak yalnızca EOKA’yı rehber alanların ekmeğine yağ sürecektir.

Kıbrıs Türklerinin kültürü, tarihi, kimlikleri korunmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti ise her ne olursa olsun Kıbrıs Türklerinin yanındadır ve böyle olacaktır! Akıncı’nın peşine takılarak dolaylı yoldan EOKA’yı rehber olarak alan Kıbrıs Türkleri er ya da geç yaptıkları yanlışı fark edecek. Fakat bu süreçte korkarım Türkiye ile karşılıklı çok ağır ithamlarda bulunanlar olacak ve derin yara alınacak… Tıpkı Afrika Gazetesinin manşetini atanların bu işi önceden planlaması, sonra bunu kullanması ve Türklerin saçmalık yapacağını, mantıksız işler yapacağını bilerek Kıbrıs Türklerini kutuplaştırması gibi nice eylem yapılacaktır…

Kanlı Noel

Tarihini, EOKA’yı unutanlar veya bilmeyenler olacaktır… Ben tekrar hatırlatayım:

Noel arefesi…
Lefkoşa.
Kumsal mahallesi.
Numara 2.
Tek katlı, bahçeli ev.
Saat 22 suları.
Hava ayaz.
Boğuk, tok vuruşlar yırtıyor geceyi aniden, trok trok trok…
Kalleş basıyor.
*
Mürüvvet hanım lambaları söndürüyor telaşla… Hakan kucağında, uyuyor. Bebe henüz, 10 aylık… Dalıyor çocukların odasına, öbür koluna Kutsi’yi alıyor, dört yaşında, “kalk Murat” diye sesleniyor bi yandan… Gözlerini ovuştura ovuştura kalkıyor Murat, güya en büyükleri o ama, altı yaşında… Eteğinin ucundan tutuyor anasının geceliğini… Dışardan adeta hüzün abajuru gibi sızan sokak lambasının cılız ışığında, hayalet misali, parmaklarının ucuna basa basa banyoya süzülüp, dördü birden küvete giriyor ve koyun koyuna sarılıyorlar, çıt çıkarmadan, duyulmasın diye nefes bile almadan.
*
Korkunç bekleyiş başlıyor.
*
Bir dakika.
İki dakika.
Üç dakika.
Saniyeler, asırlar gibi uzuyor.
*
Önce şangırtı duyuyorlar.
Pencere.
Kırılıyor.
Sonra ayak sesleri…
Salondalar.
Vahşi haykırışları geliyor.
Ve…
Tekmeyle açılıyor banyo kapısı.
Eokacı üç Rum.
Basıyorlar peşpeşe tetiğe.
Tarıyorlar.
33 el.

[…]

Mürüvvet hanımı alnından vurmuşlardı. Yedi yerinden daha.
Murat’tan üç kurşun çıktı.
Kutsi’den iki.
*
Evin direği, baba, tabip binbaşıydı, o sırada evde değildi. Son üç günde 103 Türk köyü basılmıştı, yakılmıştı, ağır yaralılar vardı. Bu yüzden Gönyeli’ye gitmişti, insan kurtarmaya, göreve.
*
Bir babanın başına gelebilecek en büyük felaketi yaşayan bu tabip binbaşı, evlatlarının cenazelerini kendi elleriyle yıkadı. Minik bedenlerini, santim santim yokladı. Hakan’da kurşun izi bulamadı. Çünkü, 10 aylık bebecik… Vücudunu yavrularına siper etmeye çalışan annesinin altında kalmış, nefessizlikten boğularak can vermişti.
*
Sonra?
Rum taburu kurdular oraya.
Nizamiyesine şunu yazdılar:
“Cesursan, gel al!”
*
Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu mübarek memlekete toprak kazandıran tek lider, Karaoğlan…
Türk taburu kurdurdu tam oraya.
Nizamiyesine de şunu yazdırdı:
Cesurum, geldim aldım!

Yılmaz Özdil’in Asansör Paşası yazısından

**

 

Kaynaklar

[1] Cumhurbaşkanı Anastasiades: Gün bir derin düşünme ve özeleştiri günüdür (2 Nisan 2020). http://www.cna.org.cy/WebNews-tr.aspx?a=732916c904054b499edad4a407659a3f

[2] Tarihi Perspektif. KKTC Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı. https://mfa.gov.ct.tr/tr/kibris-meselesi/tarihi-perspektif/

[3] Mithat IŞIK, EOKA ve ENOSİS. Stratejik Düşünce Enstitüsü (21 Mayıs 2018). https://www.sde.org.tr/mithat-isik/genel/eoka-ve-enosis-kose-yazisi-4341

[4] ‘Müzakere masasında oturanlar düşmanımız değil, gelecekteki ortağımız'(9 Temmuz 2015). https://tr.sputniknews.com/avrupa/201507091016455032/

 

Son Değişiklik: 12/05/2020 - 22:43
%d blogcu bunu beğendi: