Bir süredir blog kapalıydı. İstanbul’da, bir toplantıdayken telefon çaldı, bilinmedik numara. Çıkıp açtığımda, “ben polis memuru X, ifadenizi almam gerekiyor…” diye devam etti. Daha önce polislik işim olmadı, mahkemeye de kapkaççı yakaladığımda çıktım. O kadar.

Böyle bir durum ile karşılaşınca tabi ki yargının adil, bağımsız ve özgür olmadığını bildiğim için; erişebilecekleri şeyleri limitledim. Çünkü 2014’ten bu yana, silinenler hariç 440 yazı yazmışım. Toplamda 1 milyon 250 binden fazla insan ziyaret etmiş blogu (tekil). Hiçbir tekzip yok, itiraz yok, dava yok. Ardından bakıyorsunuz, ifadem alınacak. Neden? Tabi ki olis memuru telefonda, bunun cevabını vermiyor. Dosya numaranızı verebilirim isterseniz dedi. Kapattım, blogu limitledim, twitter’da zaten çok tweet attığım için (genelde kendimi rahatlatma amaçlı yazıyorum, yani başkası için değil kendim için), tweet’ler çok olunca karmaşa geliyor, siliyorum düzenli olarak.

 

İfade ve Dava Süreci

Avukat arkadaşım buradayken savcıyla da görüşüp dava dosyasına ulaştı. Olay blogdan değil, twitter’dan. Şu iki tweet imiş olay:

**

Tweet’e ve bazı şeylere sonra geleceğim.

Neyse birlikte gittik, orada polis memurunun dediği şu idi: dosya bize geldi, suç unsuru yok diye geri yolladık fakat ifadesi alınsın diyerek geri yollandı. Zaten iki savcının imzası var idi. Yollayan son savcı, aynı zamanda Ali İsmail Korkmaz’ın davasına bakan savcı [1].

İfademi verdim. İşte tutanak şudur:

**

“Kılıçtaroğlu” olayına geleceğim.

Savcı adli tatilden önce, özel tatil kullanmış. Bu sırada tanıdık avukatlara, şirket avukatlarına, tanıdığım hakimlere (ki Ağır Ceza Hakimliği yapmış vs kişiler var) sordum. Dedim olabilir, doğru fikirleri yanlış şekilde ifade etmişimdir; burada bir ceza var mı? Objektif olarak yorumlayın. Baktılar ve bir şey çıkmaması gerek dediler.

Fakat savcı bey izinden gelir gelmez, jet hızıyla işlemleri başlatarak, dava açılmış. Eskişehir’deki bir kaç avukat arkadaş, buradaki hıza şaşırdı bile.

 

Dava İşi Baskıdır – 2030 Amacım

16 yaşımda politik kitaplar okumaya başlayınca, 80’li yılları gören annem, “aman oğlum üniversiteyi oku sonra politika ile uğraş” dedi. Fakat 11 yaşımdan itibaren başladığım ve üniversiteye girmeden 14 programlama dili öğrenerek ve “Tarcanbot”u şirketleştirme hayali ile girdiğim üniversitede hocalarla kavga edip, bölümden tam anlamıyla tiksinince; 3. yılımda bölümü değiştirdim ve “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi” bölümüne geçtim. Yani kaderde bir şey varsa, yolun illa oraya çıkıyor.

Tabi yeni bölümüm siyaset olunca, bilgisayar ile ilgili olayları da birleştirdim ve ders notlarımı, öğrendiklerimi, tecrübe ettiklerimi ve düşüncelerimi hem insanlara anlatmak hem de yazarken tekrar etmek için (araştırırken bir sürü şey öğrendim); Emre Çetin Blog’u açtım (2013’te geçtim, 2014 Kasım’da EÇB’yi açtım). Yazmaya başlayınca etrafımdaki herkes istisnasız “aman oğlum yazma, içeri alırlar, aman oğlum dikkat et” demeye başladı. Dedim 2030’da devlet başkanı olacağım! Amacım bu değil, amacım Türkiye Cumhuriyeti’ni bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirmek. 1938’de kalınan yerden devrimlere devam etmek ve o dönemdeki gelişme ivmesini çağdaş ülkeleri önce geçip yeni bir hal ortaya çıkıncaya kadar yakalamak ve sürdürmek, bunu da sistemleştirmek. Bunun için devlet yönetimi gerekiyorsa, birleştirici parti ve yeni hareketle bunu yaparım dedim. Anlamadılar haliyle. Annem destek verdi, bir kaç arkadaşım destek verdi; geri kalan herkes “aman oğlum yazma, aman oğlum etme”…

Normal bir ailede olsam, herkes “aman yazma” diye baskı kuracaktı, ki devlete mahçup olmayalım diye faturaları günü gününe ödeyen anneannem ve dedem (Bulgaristan’da 6 yaşında çobanlık yaparken, buraya gelip bir öğretmen bir akademisyen yetiştirdiler), haliyle panikledi. Akıllarınca(!) göz korkutacaklar, bezdirecekler. Kılıçdaroğlu’na yapılan bu saldırıya karşı çıkmam mı içlerine oturdu yoksa söylediklerimin doğru olması mı bilemiyorum. Fakat Kılıçdaroğlu’nu burada sert şekilde eleştirdiğim tonla yazı var. Ben doğruya doğru, yanlışa yanlış derim. Gerisi beni ilgilendirmez! Fakat görünen o ki, muhalefet liderine yapılan saldırıları eleştirenleri tek tek içeri alacaklar.

Kısaca amaç şu: davanın açıldığını öğrenen herkes, “aman boşver, memleketi sen mi kuratacaksın?, içeri alırlar, beceremezsin, ne 2030’u” diyecek. Böylece dolaylı baskı kuracaklar. Çevremdekilerin sözlerine maruz kalacağım, korkacağım. Bilmedikleri bir şey var, yaşam amacım 2030’dur! Bunun haricinde yaşamak için bir şey görmüyorum! Benim amacım evlenmek, Mercedes’e binmek, dünyayı dolaşmak değil; güzel milletimize, bu güzel ülkede refah, özgürlük, huzur ve barış içinde yaşatmak ve böylece bölgedeki ülkeleri ve halkları da kurtarabilmek (örnek olarak). Bunu başaracağım, başaracağıma da inancım sonsuz. Ülkemi, milletimi seviyor ve bunu başarabileceğimi biliyorum. Bu nedenle 2030, motivasyonumdur. Davalarla, tehditlerle vazgeçebileceğim bir şey değil.

 

Linç Kültürüne Alışığız

Şurada mailleri dizerek AKP’li olduğunu söyleyen bilmem ne başkanları, bilmem ne kolu bilmem nesinin (iddiaları bu yöndeydi) tehditlerini, mailime gelen küfürleri atsam; göreceksiniz ki, linç kültürü olan bir ülkede, siyaset gibi bir konuda kimsenin hiçbir fikre tahammülü yok. Takım tutar gibiyiz. Siyasetle ilgili iki kitap okumamışken; sevdiğimiz lider ve parti doğru, geri kalan yanlış diye düşünüyoruz. Oysa sürekli söylediğim gibi; siyasette hiçbir şey göründüğü kadar iyi, söylendiği kadar da kötü değildir.

Zaten twitter’dan, Youtube’dan, mailden tonla küfür geliyor ama tehditlerde geldi (bir dönemdi). 2030 hedefimi koyarken; tehditler, göz korkutmaları, davalar, hukuksal sıkıntılar ve hatta olası suikast girişimlerini göze almıştım. Bu yüzden davadan, hapse girmekten korkmuyorum.

Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim:
Yargı mensupları kararlarını Anayasa’ya, insan haklarına, yapılan Avrupa Birliği yolundaki çeşitli anlaşmalara, demokrasiye, özgürlüğe göre vermelidir! Siyasi emirlere, siyasi iradeye göre değil! Dün bu şekilde davranan FETÖ’cü hakim, savcı ve yargı mensupları, bugün hamamböceği gibi kaçıştı. Çünkü siyasi iradeyle karar veriyorsanız şunu bileceksiniz, siyasi yapı değişir. Harcanırsınız. Anayasa, insan hakları, hukukun temel kavramları, özgürlük ve demokrasiye oturtulan kararlar nedeniyle başınıza iş gelebilir ancak her zaman dimdik yürürsünüz.

Bugün kararlarını siyasi iradeyle veren yargı mensupları, yarın hamam böceği gibi kaçışacaktır.

 

Bana Karşı Açılan Davaya İlişkin Cevabım

19.11.2019’da Eskişehir’de mahkeme olacak. Sonrasında detaylı yazarım, süreç devam ettiği için pek bir şey yazmak istemiyorum ancak Kılıçdaroğlu için “yakın o evi” diyenler, arabasına taşla saldıranlar, yumruk atanlar serbest kaldı ve “protesto” denildi. Oysa muhtardan bakana kadar herkes “provakasyoncular vardı” dedi. Kimse ceza almadı!

Aksine “yakın o evi” demenin, Madımak’taki gibi linç girişimi barındırdığını söyledim. Üstüne İçişleri Bakanı öncesinde “CHP’lileri cenazeye almayacağız, emir verdim” dedi. E sen böyle yaparsan, halkı galeyana getirirsin.

Dahası var, sonra anlatırım. Fakat İçişleri Bakanlığınca açılmış dava. Ya bakanlık açtı, ya CİMER şikayeti ya da Kılıçdaroğlu’na yumruk atana destek çıkan avukatlar. Böyle ilginç bir ülkedeyiz. Politikacıları, oradaki “yakın o evi” diyenleri, saldırarak resmen zarar vermek isteyenleri eleştirdiğim için (bir de iğrenç gazeteyi); halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik diye suçlama ile yüz yüze kaldım.

Herhangi bir şekilde halkı hedef almadım, hatta bir grubu dahi hedef almadım! İçişleri Bakanının ve iktidardaki bazı siyasetçilerin ayrıştırıcı söylemlerini, gazetenin İmamoğlu ile şehitleri yan yana koyup “mutlu musun İmamoğlu?” diye başlık atarak halkı kışkırtmasını, oradaki bir takım insanların provakasyonunu (ki böyle bağırmak halkı linç için teşvik etmektir) eleştirdim. Ne hikmetse, yönelttiğim eleştiri halkı kutuplaştıran siyasiler ve gazeteler olmasına rağmen; bana böyle saçma bir konuda dava açıldı!

Bu durumda Türkiye’de hangi adaletten bahsedeceğiz? Sonra neden gençler yurt dışında yaşamak istiyor. Bunca verginin yanında ne özgürlük kaldı ne adalet, başka neden olacak?

 

Gariplikler Devam Ediyor

Buraya kadar her şey normal gibi değil mi?

DEĞİL! Şimdi size bir şey göstereceğim:

 

Geçmiş Dönem Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’e Dava Açıldı

**

Tur Yıldız Biçer’e nasıl bir dava açılmış? Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı kınadığı için.

 

Buraya Kadar Her Şey Normal Değil Mi?

Buradan sonrasını yazmayacak olsam, adaletin geldiği durumu eleştirirsiniz muhtemelen. Fakat ben bağlantıları yazayım siz birleştirin.

1- Ben Eskişehir savcılığı tarafından bu işlemlere maruz kaldım ve Eskişehir Savcılığı, ana muhalefet partisinin Genel Başkanının ismini AKP trolü gibi “Kılıçtaroğlu” olarak yazmış.

2- Tur Yıldız Biçer, Manisa’da. Haliyle Manisa’daki savcılıkta “Kılıçtaroğlu” olarak yazmış ne ilginç!

3- Tur Yıldız Biçer, milletvekilliği yaptığı dönemde blog yazılarımdan bana ulaştı ve bazı konularda fikir alışverişinde buluştuk. Yani bağlantımız var ve ara ara konuşuyoruz.

**

Burada iki belgede de “Kılıçtaroğlu” yazılması, bana bu işin tek merkezden çıktığını, iki farklı yerden olmadığı izlenimi verdi. Savcılık nasıl “Kılıçtaroğlu” yazabilir? İki farklı savcılık nasıl aynı hatayı yapabilir? İmkânsız. Burada Tur hanıma bu davanın açılması da çok ilginç.

 

Bu Davalar Neden Açıldı? Benzeri Olan Varsa Bana Ulaşsın

Burada bir kaç şey aklıma geliyor:

1- Kılıçdaroğlu ve muhalefete yapılan bu tür saldırılarda, sosyal medyadan Muhalefeti destekleyecek ve saldırıyı kınayacak insanlara yavaş yavaş davalar açılacak ve insanlar muhalefettekileri savunamaz hale gelecek. Yeni hapishaneler de açılıyor, buraları bol bol siyasi tutuklularla doldururlar.

Hoş farkında değiller, 1 kişiyi tutuklarlar, 10 kişiyi, 1000 kişiyi, 10.000 kişiyi. Bir milyon kişiyi tutuklayamazsınız, 10 milyon kişiyi hiç tutuklayamazsınız! Eğer halk sinmek yerine tepki gösterirse, orada iktidar sinmeye başlayacaktır.

2- Örneğin Bakan çıkıp, “Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıda halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmekten 500 hesap hakkında işlem başlatıldı, 30 tanesi tutuklandı” diyecek. Tamamen politik söylem. Bu 500 kişi acaba destekleyen mi yoksa bizim gibi saldırıyı eleştiren mi? Tutuklananlar saldırıyı destekleyen, saldırganları destekleyenler mi yoksa bizim gibi saldırıyı kınayanlar mı olacak?

**

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı kınayan ve bu tweet/gönderiler nedeniyle dava açılanlar varsa mutlaka bilgi@emrecetinblog.com’a mail atsın. Hele Hele “Kılıçtaroğlu” gibi saçmalıklar varsa, bu işin tek merkezli olduğunu ve siyasi dava olduğunu göstermek için var gücümle uğraşacağım. Bazı hukuksuzluklar bu kadar kolay olmamalı.

 

Bunlar Ne Ki? Tur Hanıma Açılan Davalar

Tur Yıldız Biçer için EkşiSözlük’te açılan konuyu en fazla oy alandan başlayarak sıralarsanız (şöyle), şu mesajlar öne çıkıyor:

muhabirlik yaptı kadın resmen.
(bkz: 17 haziran 2017 manisa asker zehirlenmesi)
çok yaşasın.

manisa’daki asker zehirlenmeleri sonucu kendini parçalamış, vekillik görevini layığıyla yapan mükemmel insan.

olmasaydı, kalkıp hastaneye gitmeseydi, sosyal medya yayını yapmasaydı, biraz zor öğrenirdik manisa’da olup biteni.
sağolsun..

manisa askeri birliklerdeki zehirlenme olayların takipçisi milletvekili. aslanlar gibi takip ediyor. kınalı kuzulara sahip çıkalım. kurtlara yedirmeyelim demektedir. yemekler kokmuş etlerden yapılmıştı diyen erlerinin bizi dönünce dövecekler sözleri yürek burktu.

“ağaoğlu’nun türkiye’yi temsilinden utanç duyuyorum. ahlaktan amade müteahhit manzarasını seyrediyoruz. insanlıktan çalmanın anlamı yok. insanlığın, ahlakın parayla pulla satın alınabilecek bir şeyin olmadığının açık örneğini görüyoruz”
(yabancı bir belgeselde, yatak odasındaki kadın eşyalarını soran muhabire, “kızlar dağıtıyor” demişti ve muhabir bunlar sizin mi dediğinde; “değil ama onları kullananlar benim malım” demişti ve Tur Hanım bu konuda suç duyurusunda bulundu).

**

Gerek buradaki süreçleri gerek sonrasını ara ara konuşarak ve/veya sosyal medya ile haberlerden takip edebilmek için uğraşıyorum. Eğer başarabilirsem ve Tur Hanım kabul ederse, Youtube için bir söyleşi yapacağım fakat size bilmediğiniz bir şeyleri söyleyeyim.

  • 29 Ekim 2016’da Cumhuriyet Bayramı’nda Manisa’daki yürüyüş nedeniyle “Toplantı ve gösteri kanununa aykırılık”tan dava açıldı. Nedeni nedir? Yürüyüş yapılırken sağ taraftan değil de, sol taraftan gitmişler.
  • Askerlerin zehirlenmesi ile ilgili olayda uykusuz kaldı, koşturdu, mücadele etti; sonunda ne oldu biliyor musunuz? Yemek şirketini ihalelerden bir (1) yıllığına men etti. Peki sonra ne oldu? Milletvekilliği bitince, yemek şirketi (buraya dikkat) marka değerine zarar verdiği için (bunun gibi saçma bir şeydi tam iddia), dava açtı.

Bakın bu iki dava dışında öyle davalar var ki, konuşurken tutamayıp güldüm. Şimdi doktorluğa devam ediyor. Neden milletvekili listesinden aday olmadığı da ayrı bir konu! Belki partililer cevap verir. Bunun dışında böyle saçma davalarla uğraşırken basınımız neden bunları gündeme taşımıyor? Bu da ayrı konu. Her hafta polis merkezine ifade vermeye gidiyor. Artık hangi dava nasıl takip ediliyor siz düşünün…

Eğer kabul ederse, yakın zamanda söyleşi yaparak, hem milletvekilliği döneminde hem de sonrasında neler yaşadığını anlatabilir ve bunu Youtube’a koyabilirim. Herkes milletvekili olmak istiyor peki o sırada ve sonrasında neler oluyor? Bilmeniz gerektiğini düşünüyorum.

 

Son Olarak

Yıllardır küfür, tehdit, saldırı (websitesine ve sosyal medya hesaplarına) vb şeylere maruz kaldım. Şimdi dava. İçeri de girebilirim sorun değil, kitap okuruz. Sosyal medya ve bilgisayar konsantrasyonu dağıtıyor. İçerisi sakin, sessiz, huzurlu olur. Kendi adıma üzüldüğüm şey, Ergenekon ve Balyoz’dan içeride olan şerefsiz insanlar vardı. Onlarla tanışıp, çok şey öğrenebilirdim. Fakat bencillik yapmaya gerek yok, şimdi onlar serbest ve gayet memnunum. Belki ileride bu insanlarla tanışırım.

Davadan bir şey çıkmayabilir, dava uzayabilir. Temyize gidilebilir. Burası Türkiye, her şey olabilir. Elime ilk kez politik kitap alıp okuduğumda, aldığım hazzı anlatamam. Devamında ise Türkiye nasıl düzelebilir diye hayaller kuruyordum. Gel gelelim bu süreç değişti, başka bölüme gittim ama sonunda bölüm değiştirip yine siyasetle ilgili bir bölüme geldim. Burada öğrendiklerim, ve kişisel bazı şeylerle birlikte; 2015 ve 2016’da, “2017-2018 Türk Ekonomik krizi” başlıklı yazımı yazdım, 2020’de ağır geleceğini söyledim. Bu konu bile 200 binden fazla kişi tarafından okundu. Minimalizmden Atatürk’ün Biyoyakıt çalışmalarına, ekonomik sistemler ve farklarından Orhun Abecesine , Etimesgut uçak fabrikasına kadar bir çok yazı yazdım ki glutenden, minimalizme bir çok yazım her yerde kaynak gösterildi. Çünkü hem başıma gelen şeyler hem de yabancı kaynaklardan öğrenip, uzun süre tecrübe edindiklerimi yazmıştım.

Yazdığım 440’tan fazla yazıda geçen bazı fikirleri (ki 2030’a hazırlık projelerinden çok ufak bölümüydü), iktidarından muhalefetine kadar BİR TAKIM KİŞİLERİN aynen ekranda söylediğini, neredeyse paragrafını tekrarladığını gördüm ama zahmet edip, gelip “fikirlerini takip ediyoruz, birlikte bir şeyler yapabilir miyiz bir görüşelim” diye teklif etme zahmetine bile katlanmadıklarını gördüm. Tamamen araklama… Oysa benim derdim para olsa, 5 yıldır hiçbir karşılık almadığım blog üzerinden bir sürü şey yazmazdım. Gençlerin bir şey öğrenmesi ve siyaset, tarih, ekonomi başta olmak üzere bir çok şeyi herkesin anlayabileceği dilde yazarak; insanları bilinçlendirmeyi amaçladım. Dolayısıyla bazı konularda zaten para temelli bir durum oluşmayacak…

**

Neyse,

Eğer söylemlerimizden dolayı dava ile yüz yüze kalıyorsak; Facebook hesabınızı açmanızı öneririm. Söylediklerimizden daha ağır şeyleri söyleyen nice eşiniz, dostunuz, akrabanız vardır. Hepsini içeri mi atacaklar? Sıkıntı gerçekten suç unsuru oluşturmasında değil, basbayağı suçlamanın, iddianamenin tek merkezden çıkması ve siyasi olmasıdır.

Kısaca başımdan geçenleri yazdım. Bu yazıyı okuyanlardan istediğim şey; lütfen paylaşın ki daha fazla kişiye ulaşabileyim. Özellikle Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı eleştiren insanlara karşı açılan davalarla ilgili başı yanan insanlar bilgi@emrecetinblog.com’a mail yollarsa, bunları biriktirip, avukatlarla görüşürüz. En azından hukuksal bir şey olmasa bile, kamuoyunun bazı şeyleri bilmeye hakkı var. Siyasi davalara karşı biz de verilen hak ve özgürlüklerimizi kullanarak, kamuoyunu bilinçlendirmek için gereken her adımı atarız.

Saygılarımla,
Emre Çetin

 

 

 

**

Benim ve Tur Hanımın iddianameleri (alt alta):

 

Kaynak:

Saymaz, İsmail. Eskişehir’deki beraata savcı itiraz etti: Kameraları kapatmak delilleri yok etmektir (10 Temmuz 2019). Radikal. Erişim tarihi: 14.11.2019,  http://www.radikal.com.tr/turkiye/eskisehirdeki-beraata-savci-itiraz-etti-kameralari-kapatmak-delilleri-yok-etmek-1395484/

%d blogcu bunu beğendi: