Bazı kitaplar vardır, “içinde ne varmış” diye açarsın; bir bakmışsın ki bir kaç sayfayı bitirmişsin bile. Uzun süredir böyle bir kitaba denk gelmiyordum. Ara sıra yaptığım gibi D&R’ı geziyordum, Şeyda Taluk’un yazdığı “Seçim Nasıl Kazanılır?” kitabını gördüm. Maalesef kitap raflarındaki kitapların %80-85’ini sevmiyorum; başlığı ne kadar iddialı olursa olsun (özellikle kişisel gelişimde), içi çok boş kitaplar mevcut. Duraksadım fakat ilgimi çekti ve elime alıp kurcalamaya başladım.

Her zaman yaptığım gibi kitabı kapağından yargılarım (kimse kusura bakmasın ama, kapağın özeni, içine dair işaret verir). Kırmızısı ve kırmızı beyazı çok hoş kullanılmış. Sonra döndürüp arkasını okudum. Takıntılı biri olarak, kitapların arkasındaki bandrolün yine ymauk yumuk olmasına küfür ederek, kitabın içerik bölümüne baktım. Açıkçası başlıklar ilgimi çekmedi (içerik kalitesinin 100’de 1’ini aktardığını düşünmüyorum, az yazılmış). Fakat kitap sayfalarını karıştırınca çok güzel şeyler gördüm.

İçeriğe baktığınızda; “gençlere ulaşmak için Youtube kanalı kurun” gibi bir bölümden (ve adımları yazmış), güven sağlamaya kadar bir sürü bölüm ve hepsinde de adım adım nasıl yapacaklarınızı yazmış. Bayıldığım Türkiye’deki bir çok kitabın aksine, “kaynakça” bölümü var.Üstelik Kaynakça bölümüne baktığımda sadece bilinen kitaplar değil (Machiavelli-Prens, Sun Tzu – Savaş Sanatı), Barack Obama’nın sevdiğim iki kitabından birisi, Çiçero’nun “seçimler nasıl kazanılır” (Türkçesi yok sanırım; How to Win an Election: An Ancient Guide for Modern Politicians) ve Joe McGinniss’in “başkanı satmak” (Selling of the President) gibi sevdiğim kitaplarını da eklemiş.

Haliyle kapağı, içeriği, ve yazım dilinin sadeliği (daha da açık konuşmak gerekirse, beyinsiz politikacıların bile eline alıp bir şeyler anlayabileceği kadar sadeliği) fazlasıyla çekici. Önce, “başka bir kitaptan çeviri mi?” diye düşündüm. Fakat değil, kendisi yazmış.

Şeyda Taluk kim?
Öncelikle buna baktım.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu,
Paris 8 Üniversitesi’nde Siyaset ve Hukuk Bilimi yüksek lisansı,
Collège de France’da Antonio Negri’nin Siyaset Felsefesi derslerine katılması,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne danışmanlığı (Orhun yazıtlarını okuyunca, istemsizce gülümsedim),
Yeni Demokrasi Hareketi’nin bir çok aktivitesini düzenlemesi,
A.B.D., İngiltere ve Fransa’da farklı siyasal kampanya süreçlerinde yer alması gibi bilgileri hayranlıkla okudum.

Daha fazlasını merak ederseniz (emin olun fazlası mevcut), kişisel websitesinin “hakkında” bölümünden okuyabilirsiniz.

**

Kitaba olan duygularımı nasıl anlatacağımı düşünmeye çalıştım. Şunu buldum; 16 yaşımdan bu yana politika, propaganda, psikolojik savaş ve politik markalaşma ile ilgilenen biri olarak (13 yıldır) ve siyaset bilimi mezunu olarak yıllardır yabancı yazarları ve kuruluşları takip ediyorum. Makaleler, kitaplar, dergiler… Bu konuda elime ne geçirirsem okumaya çalışıyorum. Liderlerin biyografileri, otobiyografileri ve hatta çeşitli CEO’ların kitaplarını bu anlamda okumaya çalışıyorum. Blogda daha önce bahsettiğim gibi 2030’a doğru yeni hareket ve yeni partiyle (birleştirici ve Anadolu kültürünü tekrar kuran bir hareketle) iktidara gelmek amacım. Burada bir bölümünü sizinle paylaşıyorum, ancak kendimi geliştirmek için bir sürü şeyi okudum.

Fakat bunca ecnebi materyalden sonra, dönüp elime aldığım Türk yazarın eseri; sanıyorum bu konuda bana en fazla bilgi veren eserlerden biri olacak. Bu tür eserlerin Türkiye’den çıkması altın değerindedir! Özellikle iletişim, markalaşma, propaganda gibi alanlarda bir sürü saçma sapan kitap var. Tıpkı kişisel gelişim gibi. Herkes uzman olmuş! Yersen… Fakat bunların yanında Seçim Nasıl Kazanılır? kitabı ve bu tür kitaplar, Türkiye’den çıkar eserler ve Türk halkı için bir nimettir. Bizim gibi gençlerin önünü aydınlatan fener gibidir.

Bugün herhangi bir konuda Youtube ve Google’a bir şey yazdığınızda, İngilizce ve Türkçe kaynaklar arasında dağlar kadar fark vardır. İşte bu, özellikle akademik yayınlar, politika, “spin doctor” adı verilen iş gibi konularda ise neredeyse bilgisayarda olduğu gibi “1 ve 0” yani var ya da yok gibiydi. Türkiye’de yazılan akademik makaleler ise, sadece ünvan alabilmek için yazılan “detaylı kaynakça”. Bu durum yavaş yavaş değişiyor.

Daha önce söylediğim gibi, “beden dili” konusunda okuduğum en iyi kitap, “Ahmet Şerif İzgören-Dikkat Vücudunuz Konuşuyor” eseriydi. Yine seçim kampanyası açısından okuduğum (henüz bitirmesemde okumakta olduğum) en iyi kitap “Şeyda Taluk-Seçim Nasıl Kazanılır?” eseridir. Bunlar ESERDİR.

Bu tür kitapların olması, böyle insanların oturup bizler için aydınlatıcı kitap yazması gerçekten heyecan vericidir. Zaten kitaba başladığımda da tıkır tıkır okumaya devam ettim.

**

Seçim kampanyaları nasıl yapılır?
Seçime nasıl hazırlanır?
Seçim nasıl kazanılır?

Bu ve bunun gibi bir çok sorunun cevabını bulacaksınız. 11 yaşımda bilgisayarda programlamaya başlamam, 3. yılda bilgisayar mühendisliğini terk ederek siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümüne geçmemden dolayı bir çok bilgiyi gerek bölümde gerek öncesinde hobi oalrak araştırdığım için biliyordum. Fakat bilmediğim, düşünmediğim o kadar çok şey varmış ki… Bu kitapta bir bölümünü tamamladım. Bu yüzden kitabı elime alır almaz, biraz okuduktan sonra paylaşma isteği duydum. Kitabı bitirdiğimde, gereken bir şey varsa ekleyeceğim.

Özellikle söylemem gereken bir şey var: Giriş bölümünde, Türkiye’de bu teknikleri önerdiğinde, partilerin “alaycı şekilde” geri çevirdiğinden bahsetmiş. 1,5 yıl önce biyoteknolojik ürün geliştirmeye başladık. Türkiye’de üretimi hiç yoktu. Herkes yapamazsın dedi. İmkansız dediler, engellerler dediler. Hoş üretime henüz başlayamasak bile, 1 yıl içinde proje ve ürün bitti. Pilot üretime hazır hale geldi. Tek sorun, “para” (: Devlet bakalım ne kadar destek oluyor? Göreceğiz. Fakat annem ilaç arge şirketi kurduğunda, başladığı her proje ve attığı her adımda; aile ve akrabalar dahil, sözde uzman(!) olan ve büyük firmalara kadar herkes “imkansız” deyip durdu. Fakat onlar için imkansız olan şeyleri biz yaptık. Maalesef Türkiye’de durum bu. Üzücü…

Türkiye’de yeni bir şey yapmak, herkesi karşınıza alıp sizi bezdirecek kadar “imkansız, olmaz” sözcüğünü duymanız demek. Onlara göre o kadar “imkansız” ki, başarınız ancak dış mihrak, 3. şahıslar, devlete yandaşlık veya bir takım bağlantılarla olur. Fakat başarının hayal, cesaret, azim ve kararlılıktan geçtiğini bir türlü anlamazlar.

**

Ülkemizde kitap fiyatları yüksek. Çünkü kağıt fabrikası satıldı, TL’nin değeri düşük, vergiler, aç gözlüler vs. Bu kitap ise 21₺. Bugün kahveye bu kadar veriyorsunuz. Yine de ben biraz daha tasarruf yapmak amacıyla beğendiğim kitaplardan 3-4 tanesini hepsiburada’dan sipariş veriyorum. 2 kitap fiyatına 3 kitap alabiliyorsunuz (fiyatına göre değişiyor). Tek kitap alacaksanız, kargo bedeliyle neredeyse aynı oluyor fakat 50 lirayı bulduğunuzda, kargo ücretsiz oluyor ve uzun süreçte 10 kitap fiyatına 3-4 ve hatta 5 kitabı fazladan alabiliyorsunuz.

Bilgi özgür olmalıdır. Tabi ki yazarlar ve basım evleri paralarını kazanacak. Fakat o kadar. Aracılar, devlet vs kitaplardan para kazanmamalıdır. Ayıp. Zaten kitap okuyanların sınırlı olduğu ülkemizde, bir de kitap fiyatları ve bilgiye erişimin yüksek olması ya insanları korsana yöneltecek ya da kitapları “lüks” olan bir şey haline getirecektir.

Bu nedenle Hepsiburada’ya göz atmanızı öneririm.

%d blogcu bunu beğendi: