Geldik yine “ya destek ver ya göm” konusuna. Böyle bir konuda YİNE tam anlamıyla bir tarafta değilim.

Bugün gündem oldu. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile ilgili NTV’de bir program var. Kız çıkmış ekrana, elinde keman var. Tam kaydı izlemedim, internetteki görüntüler kısa. Sanıyorum keman ile ilgili soru soruyor spiker ve kız diyor ki; “sevdiğim için gerçekten başarılı olduğumu düşünüyorum” diyor.

Peki ders çalışabiliyor musun diyor spiker. Etkinliğe katılmak istesem de, akademik olarakta kendimi geliştirmem gerek diyor. Bu yüzden çalışıyormuş.

Soru geliyor: “akademik olarak hayalin nedir?”. Kızın cevabı: “Almanya Köln üniversitesinde tıp okumak istiyorum. Sonra da belki de Alman vatandaşı olurum”.

Spiker “ah ha ha ha ha” dedikten sonra “hayır” deyip, bir şeyler demiş.

 

Tabi kıza linç girişimleri başladı. Günümüzün en rezil şeyi budur. Ayşe Begüm Onbaşı, jimnastik konusunda başarılar kazanıyor. Peki sosyal medyada ilk tepkiler nasıldı? Sapıkların ve sapkınların memleketi Türkiye’de nasıl olabilirse. Bir sürü terbiyesizce şey. Kız ufacık.

Aynı şekilde keman çalan, Köln’de tıp okumak isteyen bu kıza da tepkiler geldi. Tepki olsa anlayabilirim ama neler dendi neler… Ailesini vatandaşlıktan atmaktan, kıza küfür edenlere kadar tonla pislik vardı.

Bu konunun 2 bölümü var. 1- hak verebileceğimiz yönler, 2- hak veremeyeceğimiz yönler. Önce skainden başlayıp, sonra izninizle benzer düşüncelere sahip olanlara iki çift sözüm var.

 

1- Bu Ülkede Kalmak İçin Bir Neden Var Mı?

Herkes çocuğa yüklendi. Kimse gerçekleri görmek istemiyor. Kız günah keçisi ilan edildi. Fakat biri çıkar kral çıplak der. Bu ülkenin düzelmesi için “göte göt demek zorundayız”. Başka çaremiz yok.

2018 yılında, 253 bin kişi Türkiye’yi terk etti! Bir çoğu varlıklı ve yetenekli insanlardı[1]. 2 yılda, 12 bin milyoner ülkeyi terk etti[2]. Sadece bu da değil; Türkiye’deki zenginler Malta vatandaşlığına geçiyor. Üstelik resmi gazetesini takip ettiğimde “ad soyad” şeklinde değil, bazı kişilerin(!) adları alt alta yazılmış ve sonlarda soyadları alt alta yazılmış. Bir şekilde şifrelenmiş.

Bu insanlar neden kaçıyor biliyor musunuz? Ya da siz hiç yurt dışına çıkmayı düşünmediniz mi?

Türkiye’de asgari ücret 2020₺. Bugünkü Euro kuruyla hesaplarsak, 308 Euro. Bugün Almanya’ya gidip, tuvalet temizleseniz 1.500 Euro alacaksınız. İnternette bir yazı dolanıyordu, hukuk öğrencisi Amerika’da garsonluk yapıyor. Nedenini de şöyle açıklıyor; Türkiye’de hakim savcı olsam, şu anda burada kazandığım para kadar kazanacağım.

Dedemler Bulgaristan göçmeni. Soyumuz taa Karaman beyliğine dayanıyor. Osmanlı 2. kez yenince, tebaasını bir daha ayaklanmasın diye Balkanlara sürmüş. Bir sürü akraba var, ziyarete 2 kez gittim. Hatta Hollanda’da akrabalar vardı onlara da gittim. Almanya, İspanya, Hollanda, Avusturalya vs yayılmış akrabalarımız. Şunu çok açık şekilde söyleyebilirim ki; Bulgaristan’da bakkalda doğru düzgün mal yok ama insana verilen değer Türkiye’dekinden kat kat fazladır. Bulgaristan’da çatır çatır kurallara uyuluyor. Hollanda’da öyle, Avusturalya’da öyle… Ya Türkiye?

 

İnsanca Yaşayabiliyor Musun?

Bulgaristan levası bile, 3,34 tl oldu! Bulgaristan para birimi! Asgari ücret 260 Euro orada! Fakat dedemin arabası (Astra) bizde 27-28 bine satılıyor. Aynı araç, Bulgaristan’da 3 bin leva civarına satılıyor!

Amerika’ya gidiyorsun, asgari ücret eyalete göre değişiyor ama 7,25 dolar saatliği. 8 saat ve 22 günden eder size 1276 dolar. 999 dolara aldığı telefonu sen burada 2020₺ asgari ücret ile 10 bin liraya alıyorsun.

Hollanda’da, Almanya’da 100 Euroya yapılan alışverişin aynısına sen Türkiye’de bin lira civarına veriyorsun.

**

Bunları geçtim; çalışma şartları, satılan ürünlerin kalitesi, hizmetler, devlet imkânları, iş konusu apayrı bir seviyede. Yandaşlık, hukukun belli zümre tarafından hapsedilmesi, bilime saygısızlık, eğitimin rezil edilmesi gibi şeyler konusunda Türkiye ile yan yana koyamazsın orayı, çünkü üzülürsün.

Hukuksal nedenlerle henüz yazamasam da, size bakanlıklar ve Türkiye’de dönen sistemler hakkında bir şeyler yazacağım. Oturup ağlayacak konuma düşersiniz.

İBB’nin websitesini 13,4 milyona yapmışlar. Yani 13 milyon 400 bin Türk lirasına [3]. Doğruysa rezalet.

**

Bunlardan daha kötüsü, yolsuzluk ortaya çıksa, “çalıyor ama çalışıyor” diyorlar. Tecavüz ortaya çıkıyor “bir kereden bir şey olmaz” deniyor. Kadınlar taciz ediliyor, polisin sorduğu soru “ne giyiyordun”.

Bu kadar iğrenç, bu kadar mide bulandırıcı bir ülke haline geldi Türkiye. Anamuhalefet liderine linç girişimi var, hâlâ bunu destekleyebiliyorlar. Böylesine gözü dönmüş, böylesine kin, nefret, öfke dolu bir toplum olduk. Çünkü “beka sorunu” dendi, Cumhur ittifakına oy vermeyenler terörist ilan edildi. Bu kadar kutuplaştırıldı.

5-10 milyonluk projelere, bakanlık eliyle 100-150 milyon lira verildi. Yandaşlar, belirli zümre, belirli insanlar öne çıkartıldı. Medya ve yargı kontrol altına alındı. Öyle hale geldik ki, İstanbul’da bazı yerlere gidip sorduğunuzda, kira bedeli 4-5 bin lira diyorlar, fakat cemaatten giderseniz 1,500’e veriyorlar. Çünkü kendi adamlarını yerleştirmek istiyorlar.

 

Bilgiye ve Bilime Saygı Yok

Eğitim sisteminin nasıl çöktüğünü defalarca yazdım. Ezber ve kopya ile üniversite bitiren gençlerden ne argesi bekliyorsunuz? Arge düşünce tarzıdır.

Hayatında 3 kitap okumayan insan, twitter üzerinden akademisyenlere, uzmanlara “siz ne biliyorsunuz” diye laf sallayacak, küfür edecek kadar seviyesiz bir konumda şu an toplum ahlakı. Bunca camiye, dindarlığa rağmen suç 10 kat arttı, her yerde çeşit çeşit ahlaksızlık var. Haliyle olay dindarlık değilmiş!

Fazıl Say, bu ülkede önemli bir AYDINDIR! İstanbul bestesini yapmıştır. Bir çok Türk bestesini yeniden yorumlayıp, dünyada tanıtmıştır. Peki biz Fazıl Say’a neler yaptık? Açıp eski arşivleri karıştırın.

Bu ülkede okuyana, bilime, bilgiye, sanata, uzmana saygı yok. Devlette liyakat yoksa, görmemişler ve sonradan görmeler köşe başlarını ele geçirirse olacağı budur.

Hadi ben AK Partinin çoğu politikasını beğenmiyorum, yanlış olduğunu düşünüyorum. Buyrun Davutoğlu’nun yazılı açıklaması. Okuyunuz.

 

Türkiye’deki Saçma Bürokrasi

Uzatmamak adına: “Türkiye’de metre metre yazılım satmak” konusunu okuyunuz.

Coulthard Türkiye’ye geliyor, Redbull ile köprüde Formula 1 aracı ile gösteri yapıyorlar. Peki Türkiye’de ne oluyor? 3 liralık OGS cezası katlanıyor, 33 lira oluyor o dönemde. Red Bull’a diyor ki bizim DEVLET KURUMU, “plaka gözükmüyor nasılsa, biz bunu hallederiz”. Red Bull yani özel şirkette diyor ki, “olmaz öyle şey, öderiz”. 33 lirayı ödüyolar [4].

Yani Türkiye’deki bürokrasi saçmalığına mı yanayım, devlet kurumunun “plaka görünmedi, biz onu hallederiz bir şekilde” demesine mi yoksa Red Bull’un “gereken neyse yaparız, öderiz” demesine mi?

İşte bu haldeyiz. Aradan 14 yıl geçse de değişim iyiye değil, kötü yöne olmuş.

 

2- Bunlar Bahane Olamaz!

Türkiye, ahlaken olabilecek en düşük seviyelere geldi.
Basın etik ve ahlak nedir bilmiyor, propaganda aracı.
Yargı, bağımsız ve özgür değil.
Yasama-yürütme-yargı dengesi yok.
Her yerde yolsuzluk var.
Devleti yönetenler tam bir rezalet içerisinde.
Mevcut partiler doğru düzgün politika üretemiyor.
Parlamenter demokrasi bitirildi, başkanlık geldi.
Erdoğan, Twitter’da artık “Türkiye Cumhurbaşkanı” yazıyor, Cumhuriyet kalktı.
TC kaldırıldı.
Terör 2000’lerin başında bitmişken, açılım süreciyle yine meşruiyet kazandı.
Cahil çoğunluk cesaret bularak her yana ağzından köpükler çıkarak saldırıyor.
Yanlışa yanlış diyecek insanlar yok! Herkes hapis korkusuna teslim.

Bunlar ve dahası var doğru. 2030’da yeni parti ve yeni hareket ile iktidar olacağım dediğimde bana imkansız, olmaz, her yerdeler diye bahaneler üretenler; şimdi İmamoğlu ile umutlanmış.

Bu ülkenin en temel sorunu bu; bir şey yapmak istediğinizde, herkes size ne kadar imkansız olduğunu söyler. Hayatı boyunca en büyük başarısını ancak tuvalette sergiyelen ve üzerine sifon çeken amaçsız ve hayalsiz insanlar; size cesaret vereceği yerde, “imkansız” diyerek hevesinizi kırmaya çalışırlar. İşte toplumu, “topluma rağmen” kurtarmak gerekiyor.

Bu kaçışın sebebi ne?

Proje: Youtuberlık

Yıllardır söylüyorum. Türkistan’da (Orta Asya), Rusya’nın arka kapılarında kocaman çorak arazide Kırım kongo keneleri var. Bakıyorsunuz, 3 kişilik ekip, bir pikap ile koca araziyi temizlemeye çalışıyor, yerseniz! Türkiye, savunma amacıyla biyolojik silah lab.ına sahip değil.

Avrupa Birliği projelerine bakıyorsunuz, olası bir durumda lab’dan kaçan hastalıklar havayla nerelere yayılıyor? Tamamen güvenlik maksatlı ama proje! Yersen. Türkiye’nin bu gibi acil durum planları var mı? Sanmıyorum.

Dünyanın her türlü istihbarat, çıkar grubu ve terör örgütü; Türkiye’de cirit atmakta. İstihbaratımız yeterli mi? Ehh IŞİD olayı patladığında ne kadar yettiğini gördük. Adamlar mahallelerde militan ocağı açmış, bizimkiler uyuyor. Yerseniz.

Bunların ötesinde, gençliğimiz televizyonla zehirleniyor. İlk pizza zinciri Türkiye’ye açıldığında kimse sağlıklı Türk yemeklerini bırakıp pizza yemiyordu. Bir şey yapılmalıydı. Ne yaptılar? Ninja ninja ninja törtıls… Yani ninja kaplumbağa çizgi filmini getirdiler. Çocuklar aniden pizza yemek istedi.

Gençlerimizi bazı şeylerden koruyacak mekanizma bizde yok. Fakat bu yasaklarla olmaz. Yani sigara ve alkolden, yabancı kültürden yasaklarla koruyamazsınız çünkü gençler özeniyor. Bu özenci kırmak için bilinçlendireceksiniz. Okullarda, televizyonlarda savaşacaksınız.  Fakat Türkiye’de bunun için de savunma mekanizması yok!

İşte youtuberlık olayıda buna benzer.

Zaten bu yutubırlık olayına kuşkuyla bakıyordum. Çünkü bir bakıyorsunuz, yurt dışında bilinen başarılı youtuberlar proje. Yani bunları desteklemişler, üzerinden para kazanmışlar ama daha önemlisi, gençlerin yaşam tarzını kontrol ediyorlar. Türkiye’de de bir kaç tane proje youtuberı olduğunu düşünüyorum.

Eğer birilerinin desteği yoksa bile, okulda kopya çeken, tabi ki Youtube kanalında da kopya çekecek. Dünyaca ünlü youtuberlar ne yaptıysa benzerlerini yapacak. Haliyle Türkiye’deki gençler, bir şekilde dünyaca ünlü Youtuberları taklit ediyor.

Dedim ki çok mu paranoyağım yahu? Fakat 2-3 yıl geçmedi; araba inceleyeninden bilgi verenenine, vlog çekenlere herkes Amerika’ya kaçar olmuş. Çocuklarını orada doğuruyor, oraya gidip; “bakın burada her şey ucuz, her şey süper” diyor. Tabi ki bir takım insanlar ve kanallar, “uyanın kardeşim Türkiye’de adam öpüyorlar” demek için bunu yapıyor.

Fakat bakıyorsunuz, Türkler Avrupa’da sol partilere oy veriyor çünkü sağ partiler gelirse, bunların işi tehlikeye girecek. Fakat gelip AKP’ye oy basıyorlar. Diyorlar ki dünya lideri. Gel burada yaşa o zaman?

 

Bir An Sizin Atatürk Olduğunuzu Düşünelim

En sinirimi bozan şey, “milliyetçiyim” ve/veya “Atatürkçüyüm” diyen insanların böyle ülkeden çekip gitme isteği. Bir an Atatürk’ün sizin gibi düşündüğünü varsayalım.

Fransızlar Güneydoğu Anadoluyu,
Ermeniler Doğuyu,
İtalyanlar Güneyi,
Yunanlılar Batıyı,
Hepsi ve İngilizler Marmara’yı işgal etmiş.
Aydınlar, hangi ülkenin mandası olsak (hakimiyeti altına girsek) diye düşünüyor.

Sevr imzalanmış, Atatürk demiş ki “Osmanlı Hanedanlığı kararını verdi, artık söz milletin”.
Kurtuluşu başlatmış.
Ecnebilerin emriyle, Osmanlı imparatorluğu emir çıkartıyor: Atatürk hapse atılacak! (Kazım Karabekir’e saygılar).
Yobazlar hem mandacılık istiyor hem Atatürk’e karşı.
Bölücüler yine var, yine milli mücadelete karşı.
İstanbul hükümeti Atatürk’e karşı.

Bu şartlarda siz Atatürk’ün yerinde olsaydınız eminim ya İngilizlerle anlaşıp, Anadolu’daki bir İngiliz kumandanı olurdunuz ya da başka ülkeye göçerdiniz. Her yerdeler, imkansız, silahlarımız yok, paramız yok, Anadolu insanı savaşmaktan bitap düşmüş… Bu durumda yenemeyiz derdiniz.

Fakat sorsak, Atatürkçüsünüz, milliyetçisiniz. Şu yazıyı okuyun: “milliyetçilik nedir? Ülkeye nasıl katkı sağlar? Nasıl zarar verir?

 

Sizin Gibi Aydınlar Ülkeye Zarar

Daha önce defalarca yazdım, Türkiye bir sömürgedir! Aksini iddia edenle sabaha kadar tartışırım. Bakınız:

Bir aydın sınıfı var Türkiye’de, AKP dönemi değil ondan önceki dönemin yansıması bunlar; bu sınıf tiyatroya gitmeyi falan aydınlık olarak görüyor. Bakıyorsun Nutuk’u okumamış, Kuran’ı okumamış. İsterseniz ateist olun fark etmez! Yaşadığınız toplumun kültürünü bilmek zorundasınız. Eğer bu topluma katkı sağlayacak, bu toplumu aydınlığa ulaştıracaksanız, TOPLUMU TANIMAK ZORUNDASINIZ! O zaman Türk tarihini, Osmanlı tarihini, Atatürk’ün devrimlerini, Kuran-ı Kerim’in Türkçesini okuyacaksınız.

Oktay Sinanoğlu’nun ders niteliğinde konuşması:

 

Bir millet her nesilde yeniden doğar! […]
Kültür, Hakkari’de bale gösterisi yapmak demek değildir.
Kültür, arada bir konsere gidip hava atmak demek değildir.
Çağdaşlık, Moda’nın arka sokaklarında köpek dolaştırmak demek değildir.
Her sömürgede böyle sahte aydın sınıfı yetiştirilmiştir ve bunlar kendi kültüründen kopuk, kendi kültüründen ve halkından aslında tiksinen, kendi kültürüne yabancı ama arada halkçılık yapan tipler yetişir.

**

Olayın özü aslında tamamen budur. Televizyonda konuşan, elinde keman olan ve tıp okumak isteyen küçük kız aslında çağdaş ve aydın gibi görünen bir ortamda yetişmesine rağmen; sömürge kültüründe yetişen, kendi halkına, kültürüne, diline, tarihine uzak bir aydın takımının parçasıdır.

Aydın dediğiniz İlber Ortaylı gibi olur. En net örneğidir. İnsanlara bilgi ulaştırır. Bakıyorsunuz Genç Bakış programında sağcı şairlerden şiir okuyor çocuk, şiiri de şairi de biliyor; solcusu okuyunca da biliyor. Olay budur. Kutuplaşan, taraftarlaşan bir gözle bakmak değil; ülke gerçeklerini anlamak için her görüş, her düşünceyi anlamaya çalışmak, araştırmaktır. Sonra insanlara doğruyu aktarmak için uğraşmaktır.

 

Türkçe Kayboluyor: Mide Bulandırıcı Plaza Konuşmaları

Ne yazık ki 1 yılı aşkın süredir ilaç arge sektöründeyim ve firmalarla görüşüyorum, üniversitelere girip çıkıyorum. İlaç, çok saygın bir sektör olmasına rağmen rezil durumda. En temel sözcükler için bile İngilizce kullanılmakta. Fransa’ya gidin, Çin’e gidin böyle bir şey göremezsiniz.

Konum yerine lokasyon diyor, süreç yerine proses, uygulama yerine aplikasyon. Dilimiz; Arapça, İngilizce, Farsça, Fransızca işgali altında. Başka bir milletin bu kadar gönüllü sömürge olduğunu düşünmüyorum. Dil, bir milletin en temel yapı taşıdır. Okuduğumuzu anlayamıyoruz, işte nedeni bu. Anadilimizi bilmiyoruz!

 

Başarı Açı Bir Ülkeyiz: Ecnebi Ülkede Edinilen Başarının Ne Kadarı Bizim?

Aziz Sancar örneğin. Yaptığı çalışma inanılmaz. Gerçekten önemli. Hatta Nobel aldı, daha ne denebilir? Kimya ödülünü aldı fakat biz burada Aziz Sancar’dan daha fazla sevindik. Neden? Aziz Sancar Türk diye.

Kusura bakmayın fakat ben bunu anlamıyorum.

1946 doğumlu Aziz Sancara, 1969’da İstanbul Tıp Fakültesi’ni birincilik ile bitiriyor. NATO-TÜBİTAK bursu ile 2 yıl sonra yurt dışına gidiyor. Çeşitli üniversitelerde, çeşitli çalışmalar yaptıktan sonra 2005 yılında Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek ve Türk öğrencilere yardım etmek için vakıf kuruyor.

Aziz Sancar, “beni ödüle götüren Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Anıtkabir Müzesi’dir.

Buraya kadar bir sorun yok değil mi? Evet söylediği doğrudur, kurduğu vakıf ve amacı doğrudur, yaptığı çalışma çok önemlidir. Buraya kadar hiçbir problem yok. Problemli olan bölüm şu: ÜLKE OLARAK NEDEN SEVİNDİK?

Basit bir milli maçı yenince, Ay’a insan göndermiş gibi kutlama yapıyoruz. Seçtiğimiz parti kazanınca, konvoya çıkıp silah sıkıyoruz. Ülke olarak başarı ve sevince açız ama bu açlığı doyuracak düzenlemeleri yapmıyoruz ve başarı için çalışmıyoruz.

Aziz Sancar, Türkiye olduğu kadar Amerika vatandaşıdır. Bu bir.
Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile Nobel Kimya ödülünü kazandı bu iki.
Yale Üniversitesinde çalışıyor bu üç.

Ne demek bunlar?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak,
Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir kurumda,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve/veya kurumlarının sunduğu imkanlar ile,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve/veya kurumlarının maddi desteğini alarak KAZANMADI!

Haliyle benim gözümde Nobel ödülünü kazanan Türk değil; Nobel ödülünü kazanan Türk kökenli Amerika vatandaşıdır. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir.

**

Yurt dışında bir bilim insanı, bir sporcu veya herhangi birisi başarı kazanıyor. Devletimizin katkısı yok, devlet kurumu veya özel kurumumuz değil. Fakat biz Türk olduğu için seviniyoruz. Tamamen saçma buluyorum.

Şunları sormak gerek:

  1. Bu başarılı Türkler neden yurt dışına gidiyor?
  2. Neden eğitim vs aldıktan sonra geri dönüp burayı geliştirmiyor?
  3. Türkiye Cumhuriyeti Devleti neden başarı getirecek sistem ve kurumlar kuramıyor?
  4. T.C. Devleti kaynaklarıyla fonlanmış, T.C. kurumundan bu başarılar neden kazanmıyor?

Daha da net söyleyeyim,

Bir Türk’ün Amerika ve/veya Avrupa’daki bir kurumda, o ülkenin parasıyla fonlanmış bir çalışmada başarı kazanmasından çok; Türkiye Cumhuriyeti’nde, devletin fonuyla, devletin kurumunda çalışma yapan bir yabancının başarısına sevinirim!

Beni bu ülke ilgileniyor. Bu ülkenin kurumları, bu ülkenin eğitim sistemi. Beni ülke vatandaşlarının kaçıp kurtulması, o ülkeyi kalkındırması ilgilendirmiyor!

 

Birazcık Minnet Duygunuz Olsun!

Elde keman, “acayip hayallerim var” diyerek Köln’de okumayı marifet gibi anlatacak bir şey diye düşünen o kadar çok insan var ki ülkemizde…

Ben taa Türkistan’dan Anadolu’ya göç eden her kavimle gurur duyuyorum. Tomris Hatun’dan Emir Timur’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Atatürk’e kadar nice yiğitleri örnek alıyorum!

Nutuk’u okuduğumda, Atatürk’ün taa Kuzey Afrika’da neler yaptığından, Çanakkale’ye ve sonrasında Kurtuluş Savaşı’na kadar yaptığı her şeyi hayranlıkla okudum. Her bilgiyi hayranlıkla ve örnek alarak okuyorum. Atatürk’e inanan Türk halkının, çocuklarını çeşitli cephelerde kaybetmişken; elinde avucunda ne varsa, kadın erkek demeden, yaşlı genç demeden bu vatan için uğraşması tüylerimi hâlâ diken diken etmektedir.

Kazım Karabekir’in Atatürk’ü tutuklamak yerine, “emrinizdeyim paşam” demesi, savaştan sonra tüm mal varlığını ve kazancını 6 bin yetime bakmak için harcaması ve tüm çabalarını bu çocuklara yöneltmesi mesela; beni etkiler. Atatürk’ten sonra en sevdiğim Kurtuluş Savaşı kahramanıdır Kazım Karabekir.

Benim bu insanlara minnet borcum var! Bir yere kaçmıyorum, bir yere gitmiyorum. Yurdum Anadolu, aslım Türk’tür. bunu benimsedim, böyle bildim. Atatürkçü olmayan ve milliyetçi olmayan insanlar yurt dışına gidebilir mi? Bilmiyorum. En azından insanın biraz olsun haysiyeti olur, minnet duygusu olur. Şehitlerin hatrına, bu ülke için uğraşan nice insanın hatrına kalıp, bu ülkeyi kalkındırmayı deneyebilir. Fakat imkansız diyor.

Kaçıp kurtulacak mısınız? Mesela Avrupa, Amerika, Avusturalya, İngiltere’ye falan gitseniz tamam mı? Arkanızdan Suriyeliler gelecek. Başka göçmenler gelecek. Oraya gittiğinizde Türk olduğunuz için sevilmeyeceksiniz. 1- iserseniz ateist olun, Müslüman ülkesinden geldiğiniz için sevilmeyeceksiniz, 2- Türk olduğunuz için korkunun getirdiği tiksinme duygusu olacak, nefret olacak. Ne yaparsanız yapın, onların ataları kurmuş olcak o ülkeyi. Onlar atalarıyla övünürken; sizin çocuklarınız ise “bizim atalar buraya kaçmış” diyecek.

İyi bir hayat istemenizi anlıyorum ama iyi bir hayat için çalışmak, uğraşmak, gerekirse bu yolda can vermek yerine; pes edip kaçmanızı anlayamıyorum.

**

Bitirirken Mazhar Müfi Kansu’nun şöyle bir anısını eklemek isterim:

Mazhar Müfit Kansu anlattığı bir hikaye, Atatürk’ün vizyonunu ve Cumhuriyetin ilanı öncesi günleri çok iyi anlatıyor…

Erzurum Kongresi yapıldığı dönemlerde geçen bir konuşma:

“Mazhar not defterin yanında mı?”
“Hayır paşam.”
“Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel.”

Mazhar Müfit Kansu’nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğini görünce, sigarasından bir iki nefes çektikten sonra: “Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir sen, bir de Kalem Mahsus Müdürü Süreyya bileceksiniz, şartım bu…”

Paşa’nın şartı kabul edildi.

Atatürk “Öyleyse tarih koy” dedi.

28 Temmuz, 1919 Sabaha karşı.

“Pekâlâ, yaz” diyerek devam etti. “Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır… Bu bir.
İki Padişah ve Haneden hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.
Üç Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir.”

Bu anda kalem Kansu’nun elinden düşüverdi. Mustafa Kemal’in yüzüne baktı. O da onun yüzüne bakıyordu.
Bu, gözlerin bir takılışta birbirlerine çok şey anlatan konuşmasıydı.
Kansu, Gazi Paşa ile zaman zaman senli benli konuşurdu. “Neden duraksadın?” dedi. “Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var” diye cevapladı Kansu.

Atatürk güldü…

“Bunu zaman gösterir, sen yaz” dedi. “dört Latin harflerini kabul etmek.” “Paşam yeter, yeter…” dedi Mazhar Bey. Biraz da hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insanın davranışı ile: “Cumhuriyet ilanını başarmış olalım da üst tarafı yeter” dedi…

Daha sonrasını Kansu’nun cümleleriyle dinleyelim…

Defterimi kapattım. “Paşam sabah oldu. Siz oturmaya devam edeceksiniz, hoşça kalın” dedim. Yanından ayrıldım. Gerçekten gün ağarmıştı. O anda olayların beni nasıl aldattığını ve Mustafa Kemal’i doğruladığını ve Mustafa Kemal’in beni nasıl bir cümle ile yıllar sonra susturduğunu tarih önünde açıklamalıyım…

Aradan yıllar geçmişti…

Çankaya’da akşam yemeklerinde birkaç defa: “Bu Mazhar Müfit yok mu, kendisine Erzurum’da şapka giyilecek, Latin harfleri kabul edilecek dediğim ve bunları not etmesini söylediğim zaman, defterini koltuğunun altına almış ve bana hayal peşinde koştuğumu söylemişti” demekle kalmadı, bir gün önemli bir ders daha verdi.

Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonu’ndan dönüyordu. Ankara’ya geldiği zaman da otomobille eski meclis binası önünden geçiyordu. Ben de kapı önünde bulunuyordum.. Beni yanına çağırdı ve şöyle dedi:

“Azizim Mazhar Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?”

**

2030’da herkesi kucaklayacak, Anadolu kültürünü taban edinecek bir hareketle geleceğim.
Yeni parti kuracağım ve yüz yıllar boyunca çökmeyecek Anayasa ve sistemi oturtacağım.
Diğer ülkeler, “Türkiye’den bazı şeyleri örnek alacak”.
Kültürümüz, tüm dünyada yumuşak güç olarak takip edilecek.
Bilim, sanat, spor, kültür, eğitim gibi bir çok alanlarda önemli hamleler yapılacak.

İşte bunlar gerçekleştiğinde, yurt dışına kaçan insanlar hangi yüzle bu ülkeye gelebilecek?

Belki ben bu adımları başaramam. Fakat deneyeceğim. Bıraktığım yerden, birileri devralacaktır.
Ben aslında sadece Atatürk’ün yaptıklarını devam ettireceğim.
1938’de nerede kaldıysak, oradan devam edeceğim. Gücüm nereye yeterse.
Beni en çok sevenler, destekleyenler bile Mazhar Müfit gibi “çok uçtun” diyebilir.
Fakat başaracağız.

Başarabileceğimize inanmayanlar, umarım ülkeden en kısa sürede, “bir daha dönmemek üzer” gider.
Sayımızın önemi yok, yeter ki birlikte hareket edeceğimiz insanlar; gerçekten başaracağımıza inanalar olsun.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ve nice devrimleri, bu güzel ülkeyi bize bırakan Atatürk, silah arkadaşları ve Atatürk’e inanan yüce Türk milletini bir kez daha saygı ve minnet ile anıyorum.

Başladığınız işi, devam ettireceğiz. Gerçek Atatürkçülerin yapacağız gibi…

 

 

Kaynaklar

[1] New York Times: Varlıklı ve yetenekli Türkler kitleler halinde ülkeyi terk ediyor (3 Ocak 2019). BBC. Erişim tarihi: 23 Nisan 2019, https://www.bbc.com/turkce/46743522

[2] 2 yılda 12 bin milyoner Türkiye’yi terk etti (6 Haziran 2019). Sözcü. Erişim tarihi: 23 Nisan 2019, https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/2-yilda-12-bin-milyoner-turkiyeyi-terk-etti-2451452/

[3] Iskra (@derindenkusurlu). “13 milyon tl değil 13,400’e yapmışlar şu siteyi İBB’ye. İçindeü 6 tane videonun tanesini 900 bin tl’ye yapmışlar muazzam. (link: https://www.ibb.istanbul) ibb.istanbul”. 21 Nisan 2019, 22.37. Erişim tarihi: 23 Nisan 2019, https://twitter.com/derindenkusurlu/status/1120048923496865801

[4] Perperik, Cihangir. Coulthard’a 33 YTL’lik OGS cezası (25 Temmuz 2005). Motorsport. Erişim tarihi: 23 Nisan 2019, https://tr.motorsport.com/f1/news/coultharda-33-ytllik-ogs-cezas-698454/698454/

%d blogcu bunu beğendi: