Andıç: 3-4 saat oldu yazıyı yazmak için harcadığım sürece. Saat 1.16 ve yayınladıktan sonra da bir kaç ekleme yaptım ancak yazıyı okuyacak gücüm yok, yarın öbürgün bakarım (sabah erkenden toplantı var). Bu nedenle bir sürü hatalı yer olmuş olabilir. Bu kafayla hepsini anlatamadım. Türkçe sorunları da cabası. Fakat genel anlamda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Konu sıcak sıcağına iken yayınlamak istedim. Düzeltmeler gelir. Başlıklar falan birbirinden koptu (biraz göz atınca da, yazı azıcık sert olmuş, yumuşatacağım, ben de duygusal davranmışım Milli Mücadele kahramanları konusunda).

Şimdi konu biraz çetrefilli. Neden? Çünkü bir yerde sorun varsa, iki taraftan da kaynaklanır. Burada da iki tarafın da hataları var. Fakat konu politik ve özellikle gaz gibi olaylar olduğundan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, şimdi çok farklı bir noktada. Dolayısıyla eğriye eğri, doğruya doğru diye gitmek daha mantıklı olacaktır.

Çok geniş bir konu, bu yüzden dikkatlice toplayıp kısa şekilde anlatmak gerekiyor. Konuyu şöyle ayırdım:

A) KKTC’nin Durumu
B) KKTC-Türkiye Cumhuriyeti Gerilimi
-Mustafa Akıncı
C) KKTC’deki Radikal Sol ve Duygusal Sağ Kitleler
D) Akıncı’ya Cevap

Arada konular karışmış gibi olabilir, yazıyı okuduğunda taşlar yerine oturacaktır

**

Andıç: Bu yazıyı yazarken mümkün olduğu kadar taraf tutmadan ve haklıya haklı, haksıza haksız diyerek yazmaya çalışacağım. İnsan olduğum ve kişisel blogum olduğu için tabi ki tamamen objektif, yani yansız olamam. Bakış açımı da içerecektir. Zaten okudunuz hiçbir yazıya, kitaba falan körü körüne inanmayın; araştırın, sorgulayın.

Yazı sonunda daha detaylı bilgiler için yazdığım ayrı konuları da vereceğim.

 

A) KKTC’nin Durumu

KKTC’nin açılımı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”dir. Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti değil. Öncelikle bunu bir belirteyim.

KKTC’nin Gazimağusa (Magosa değil, Gazimagosa değil, Mağusa değil; GAZİMAĞUSA’dır doğrusu) şehrinde 9,5 yıl kaldım. Kendimi zaten Emre Çetin sayfasında anlattım ancak 11 yaşımdan itibaren programlama ile uğraşıp, 14 programlama dili biliyorken girdiğim DAÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümünden hayata küstüm ve annemi ikna etmem (biraz da tehdit ile) neticesinde 4 yıl sonra, 16 yaşından beri sevdiğim ama ailemin “aman oğlum üniversiteyi bitir, sonra ne yaparsan yap, siyasete bulaşma” dediği alana; uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçtim.

Bilgisayar mühendisliğinde hocalara ters düştüğümde, inatlaştığımda ne kadar iş yürümediyse; bilgisayar mühendisliğine gidip, hocalara aynı tavrı takındığımda, o kadar sevdiler. Odalarına geçip konuştuk, ders aralarında sürekli sorular sordum. Dünya görüşlerimizin apayrı olduğu hocalar bile benimle konuşuyor, çok şey öğretiyor ve sürekli peşlerinden ne kaparsam kâr diye görüyordum. Diploma için değil, diploma benim açımdan kağıt parçası. Fakat hayatla ilgili, siyasetle ilgili çok önemli şeyler öğrendim. Bu yüzden sevmediğim hocalara dahi saygı duydum bölümde. Yine de burada anlatacağım (radikal sol bölümünde) bazı şeyleri anlatmamam için bir engel değil.

**

Anneannem ile dedem Bulgaristan göçmenidir, 1970’te geldiler. Dedemin ailesi Kırım Tatarıdır, anneannem ve baba taraflarım da Konya civarından buralara gönderilmişler. Atadan kalma anlatılar tabi. Bulgaristan’a 2 kez gittim ve Bulgaristan göçmenlerinin arasında büyüdüm.

Kıbrıs Türkleriyle çok ortak yanımız vardır. Din, yaşam tarzı, kızların özgürlüğü ve cesareti, dünyaya bakış açıları… Hatta kullanılan sözcükler bile oldukça benzer (işlemek denir mesela). Bu nedenle Kıbrıs Türklerine karşı yakınlık besler ve severim.

İçlerinde bulunduğum yıllar süresince tabi ki bazılarıyla çok yakınlaştık ve siyasi, hayat görüşü gibi konularda eşleştik; kimileri ise ayrı düştük. Fakat Kıbrıs Türklerinin istediği bazı şeyleri anlayabildim.

Özgürlük ve Bağımsızlıklarına Düşkündürler

Kıbrıs Türkleri bağımsızlıklarına ve özgürlüklerine düşkündürler. Zaten bu nedenle TMT ve direnişler örgütlenmedi mi? Aynı şekilde din konusunda öyle baskı yapmayacaksınız. FETÖ’nün çok önem verdiği yerler vardı; Kıbrıs bunların başındaydı. Çünkü Eskişehir gibi Kıbrıs’ta da dünyanın bir çok yerinden gelen öğrenciler mevcut bu nedenle çeşitli örgütlenmeleri buradan yapıyorlardı.

Benim okuduğum DAÜ’de 20 bine yakın öğrenci vardı ve 7 bin civarı yabancıydı. İşletme Fakültesinde zaten yabancılar baskındı. Bizim “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi” bölümü de işletme fakültesine bağlıydı ve 40 kişilik sınıfın 30-35 kişisi yabancı olurdu. Nijerya, Türkmenistan, Kırgızistan, Libya, Suriye, Irak, Pakistan, İtalya… Ne ararsan var. Bu nedenle iddia ediyorum sadece Kıbrıs’ta değil, Türkiye ve bölgede uluslararası ilişkiler konusunda eğitim alınabilecek en iyi üniversite DAÜ’dür. Akademik kadrosu da sağlamdır.

Konuya geri dönecek olursak, bu kadar yabancı ve Müslüman ülkelerin olduğu yerden gelenleri, bu tür FETÖ tarzında örgütlenmelerle hemen öğrencileri çekiyorlardı. Bir kaç arkadaşın (Türkistan yani Orta Asya devletlerinderinden gelenler genelde), bu şekilde döndürüldüğünü gördüm.

Haliyle Kıbrıs Türkleri böyle şeylerden rahatsız olur. Sonuna kadar da hak veriyorum. 1974’ten sonra oraya gönderilmiş (ki aftan sonra hapisten çıkanlar gittiler) ve taksicilik yapanlarla falan konuşunca Kıbrıs Türklerinin kızları için neler diyorlardı. Yok dinsizlermiş yok bilmem neymiş. Git diyordum abi Türkiye’ye, bak Kütahya’da, Konya’da ne güzel dindar olursun… Ona da gelmiyor. Almanya’da arabasının arkasında “ya sev ya terket” deyip Türk bayrağı asalanlar gibi…

***

Yani Kıbrıs Türkleri özgürlükleri ve bağımsızlıkları için çok çile çekti. Anadolu Türkleri olarak Kıbrıs Türklerinin namusunu kurtardık, can güvenliği sağladık fakat bu her fırsatta başa kakılacak, “besleme” diyecek (bknz: Erdoğan böyle demişti) bir durum yaratmaz. Bu, KKTC’nin Türkiye bağlanması gibi bir şey de demek değildir!

Ayrıca Kıbrıs Türkleri dünyayı gezen gören, eğitimli kişilerdir. Bu nedenle çeşitli kalıplarla bu işi çözmeye çalışmamak gerek. Kıbrıs Türklerini dinlemek, isteklerine saygı duymak gerek. Son bölümde açıklayacağım.

 

B) KKTC-Türkiye Cumhuriyeti Gerilimi

Türkiye Cumhuriyeti dedim, artık başkanlık geldi ve Erdoğan Twitter hesabından “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” yerine “Türkiye Cumhurbaşkanı” yazdı da neyse..

Her fırsatta Kıbrıslılar Türkleri seviyor mu diyorlar… Mümkün olduğu kadar aynı soruyu soruyorum: Kıbrıslılardan kastın nedir? Türklerden kastın nedir?

1- Kıbrıs Türkleri mi yoksa Kıbrıs Rumları mı?
2- KKTC’ye yerleşen Türkler mi yoksa Türkiye’deki Türkler mi?

Fakat kafanızı daha da karıştırmadan, tabi ki KKTC halkının büyük bir çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyucusu olarak görür ve minnettar olur. Fakat sıkıntı, bizde de olduğu gibi; ufak bir kesimin, tüm topluma mâl edilmesidir.

Sayıları %10’u bulmayacak radikal Kıbrıs solunun yazdığı pankartlar ve yaptığı işler, tüm Kıbrıs Türklerine mâl ediliyor. Sonra Cumhurbaşkanı sert şekilde cevap veriyor, millet galeyana geliyor… Sonunda işler saçma sapan bir noktaya gidiyor.

Avrupa’da seçim olunca, Türk ve Müslüman olmamız nedeniyle; radikal kesimler Türkiye’ye sallar, bizimkiler de eyy Avrupa diye sallar. Sonra seçimler biter, aynı hamam aynı tas.

 

2015 CB Seçimleri ve Mustafa Akıncı

Kıbrıs sorunu, duygusal milliyetçilikle çözülmez. 2015 seçimlerinde uluslararası ilişkiler okuyordum ve propaganda ile 16 yaşımdan beri ilgilendiğim için, Mustafa Akıncı’nın kampanyasını farklı ve heyecan verici buldum. Çok sevdiğim, saygı duyduğum ve en yüksek notu kendisinin dersinde aldığım (ki sevdiğim hocalardan yüksek not alırdım ve bana hukuku sevdirdi), uluslararası hukuk profesörü Kudret Özersay yine bu süreçte parti kurmuş, Cumhurbaşkanlığı için adaylığa soyunmuştu.

2014 seçimlerinde, Şubat tatilinde Eskişehir’e gitmiş ve bir şekilde (bana kalsın), kendimi Yılmaz Büyükerşen’in medya ekibinde gölge öğrenci olarak kabul ettirmiş ve 2 hafta peşinden dolaşmıştım. Bir görevim yoktu, para almıyordum. Sadece gözlemlemek istedim. Aynı şekilde Kudret hocayla da konuştum fakat anlaşılabilir bir nedenle (öğrencisiydim), kendin gelebilirsin ama böyle bir şey doğru olmaz diye çevirmişti. Çok önemli tecrübe edinecektim fakat o kadar olmasa da mümkün olduğunca takip ederek, yine önemli tecrübeler kazandım.

Uluslararası hukuk, bildiğiniz hukuktan farklıdır. Bknz: uluslararası hukuk ile iç hukukun ilişkisi. Kudret Özersay, iki elin parmakları kadar olan Türk uluslararası hukukçularından biridir. Uluslararası hukuk o kadar önemli ve biz bu konuda o kadar az uzmana sahibiz ki; İngiltere’den bol bol uluslararası hukuk profesörleri getirip, antlaşmalar ve uluslararası mahkemelerde görev veriyoruz. Neyse..

Şöyle bir video hazırlamış ve derslerden birisinde göstermiştim. Yine 4’te 3’ü kadarının yabancı olduğu sınıfta özellikle Sibel Siber’in şarkısı dillere dolanmış fakat Eroğlu ve Mustafa Akıncı’nın filmleri fazlasıyla alkış almıştı. Tabi Kudret Hocanın bir konuşmasını almıştım, profesyonel bir şey değildi (o zaman bir şey yayınlanmamıştı).

Eroğlu’nun kazanmasını istemedim. Kudret Hocanın kazanması, Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığı ve özgürlüğü açısından en iyisi olacaktı çünkü adamın işi diplomatlık, akademisyenlik ve uluslararası hukuk profesörü olmaktı. Zamanında müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafını temsil etmişti. Ancak henüz siyasete atıldığı için, halkın tecrübeyi seçeceğini ve Akıncı’nın geleceğini düşünüyordum. Mustafa Akıncı, yenilik olabilir diye kazanmasını istedim. Fakat işlerin rengi çabuk değişti.

Hatta Mustafa Akıncı’nın kampanyasının iyi olmasını şöyle bir video ile vermişim:

**

Şöyle yazmışım hatta:

Türkiye’de hitabet üzerine fazla örnek yoktur ancak Mustafa Akıncı’nın bu çalışmasını örnek olması açısından veriyorum. Beğendiğim bir çalışmadır. Fazlasıyla doğallık vardır.

Fakat işler değişti. Seçildikten sonra ilk aşamada “yavru vatan” polemiği başladı.

**

Akıncı, anavatan-yavru vatan ilişkisi bitmeli diye başladı işlere. Erdoğan’da ağzından çıkanı kulağı duysun dedi. Yavru büyüdü, kardeş olmayalım mı gibi söylemlerle başladı işler…

Son gerilim olan “ilhak” konusuna Akıncı’ya Cevap bölümünde değineceğim.

 

Akıncı’nın Politik Tutumu: Türkiye’ye Başkaldırı

Yukarıda anlattığım üzere, Kıbrıs Türkleri Rum baskısından olduğu kadar son dönemlerde Türkiye’ye göbekten bağlı olmayı da (haklı olarak) istemiyorlar. Şu internette yazılanlara bakın; yok kendimize bağlayalım, yok asker gitsin… Paralarını keselim, öğrencilerimizi geri çağıralım…

Bak sevgili cahil, duygusal, ilkel kardeşim; ben KKTC’ye gittim, çünkü Türkiye’de eğitim verilmiyor, özgürce yaşayamıyorduk. Oraya gittim, gecenin 3’ünde bir yerlere yürüyüp; taciz edilmeyen, tecavüze uğramayan, öldürülmeyen kızlar vardı. Buradaki siyaset bilimi bölümlerinde tartışmaları susturan hocalar varken, DAÜ’de öğretmenler dersi bırakıp moderatörlük yapıyor ve öğrencilerin tartışmasına izin veriyordu. Ermeni soykırım iddiasından, AKP’ye, Libya’daki durumdan Nijerya’ya bir sürü şey tartışıldı ki bu ülkelerden gelen farklı görüşteki öğrencilerin konuşulmasına da izin verildi. Biz senin gibi gerizekalı değiliz, Türkiye Cumhuriyeti’nin isteği ile oraya gidip okumadık. Tam tersine Türkiye Cumhuriyeti’nin öğrencilere ve vatandaşlara sağlayamadığı özgürlüğe, güvenliğe, eğitime ulaşmak için oraya gittik. Size geleceğim. Altta size de geleceğim merak etmeyin…

**

Böyle cahil, ilkel dürtülü duygusal Türk ırkçılarına karşı bir tepkiydi ki bakınız beni takip edenler ne kadar Atatürkçü ve Türk dili, Türk tarihi, Türk kültürü sevdiğimi bilir; milliyetçi olduğumu ama ırkçı olmadığımı da bilir. Milliyetçiliğin ne olduğunu, ırkçılıktan farkını da “milliyetçilik nedir? Nasıl ülkeye katkı sağlar nasıl zarar verir?” başlıklı yazımdan okursunuz.

Birileri para keselim diyor, büyükelçilik ona göre para veriyor; birileri besleme diyor, millet böyle yorumlarda bulunuyor. Haliyle Kıbrıs Türk halkı kendini özgür, bağımsız ve sesi duyulan bir halk olarak hissetmek ister. Dolayısıyla Akıncı, benim hoşlanmayacağım şekilde fakat Türklüğü bir kenara bırakarak; objektif bir bakış açısıyla baktığımızda Kıbrıs Türklerinin bulunduğu duruma uygun olarak böyle bir strateji kurdu ve başarılı oldu.

Ne yazık ki iş sonraları, Türkiye’ye karşı da dik duran bir lider konumundan; “Rumlara kapak atalım” denilen bir noktayla, Türk düşmanlığına kadar geldi.

 

KKTC-Türkiye Cumhuriyeti Arasındaki Kara Gün

Henüz oradayken bizzat şahit olduğum iğrenç bir olaydır. Afrika Gazetesi adındaki radikal sol paçavrası, Türklere işgalci demiştir (zaten sürekli sallıyordu). Fakat daha kötüsü, Türkiye Cumhuriyeti’nin yanlış tutumu yüzünden AKP’liler KKTC Meclisini basmış, çatısına çıkıp bayrak açmıştır! Ulan haysiyetsiz şerefsiz piçler! Böyle bir hareket, işgal edilen ülkelerde yapılır. Bu ne ahlaksızlık?

Şam’da, Moskova’da bilmem nerede namaz kılacağız diyen; cahil ve diplomasi, politika, mantık yoksunu yaratıklar dönüp dolaşıp, zaten bize minnettar olan Kıbrıs Türklerinin meclisinde bu maskaralığı yapmıştır! Haliyle Türkiye’ye bağlanalım diye alttan alta benimle konuşan bir takım insanlar bile tepki göstermiştir.

Detaylı yazı için bknz: KKTC ile Türkiye arasındaki kara gün

Radikal sol bölümünde buna devam edeceğim.

**

 

Akıncı’nın Yeni Çirkeflik Stratejisi ve Nedenleri

  1. Yönetim ve güç paylaşımı
  2. Avrupa Birliği
  3. Ekonomi
  4. Mülkiyet
  5. Güvenlik ve garantörler
  6. Toprak

Nedir bunlar? Kıbrıs müzakere sürecinde grupların geliştirdiği (ki bu grupların birisinde bölüm başkanımız Ahmet Sözen de vardır, bakış açılarımız biraz farklı olsa da çok sağlam bir adamdır, çok şey öğrendim, saygı duyuyorum) maddelerdir.

Belki bir gün bütün Kıbrıs sorununu toplar ve yazarım. Fakat bu 6 maddede Türkler bir şey talep ediyor. Yani istediğimiz bir sürü şey var ve müzakere sonucunda bir şeyler kazanacağımız 5 madde var. Müzakere gücü, diplomasi vb gibi bir çok şey sonucunda kazanırız. Fakat tek bir şeyde kaybedeceğiz: 6 toprak…

Çok saygıdeğer hocam, Kudret Özersay’ın haklı olarak vurguladığı şey şuydu; 5 madde tamamlandıktan sonra toprak konusuna geçilmeli. Toprak konusu başta konuşulmamalı. Ki haklı nedenlerini anlattı. Fakat Mustafa Akıncı, toprak müzakerelerine başladı direkt…

Şu videoyu eklemiştim, bana göre utanç verici bir gün idi…

**

KKTC, Kıbrıs’ta hidrokarbon yatakları ve doğalgaz çalışmalarıyla önemli hale geldi. Haliyle Akıncı, müzakerelerde ilerleyip; bu sorunu bitirip tarihe geçmeye çalışıyor. Eski tip sert milliyetçi söylemlerle olmayacağının ben de farkındayım fakat, Türklükten feragât ederek, Türkiye’ye laf çakarak bir şeyler yapılacaksa; burada ciddi sorunlar var demektir.

Arkadaşlarına yaranmak için karakterine uygun olmayan şeyleri yapan çocuk gibi… Veya karakterine uygun olan bu bilemiyorum.

Bu arada bir başka utanç videosu da, Çipras’ın Erdoğan’a işgalci demesi ve Erdoğan’ın yanı başında olması fakat hiçbir cevap verememesidir:

 

C) Kıbrıs’taki Radikal Sol ve Duygusal Cahil Sağ Kitleler

KKTC’deki radikal solun Kıbrıs Türklerine yaptığı oyun başlıklı yazımda detaylıca yazdım. Burada kısaca bahsedeyim. Öncelikle sol nedir bilmiyoruz. Örneğin insan hakları, demokrasi, basın özgürlüğü, yasama-yürütme-yargı dengesi gibi kavramlar sol yani Marksist değerler değil; LİBERAL değerlerdir. Bu nedenle sol dediğimde kendisini solcu gören ancak özünde sosyal demokrat olan kitleler “sol mu yeaa?” demesin.

Burada solculuktan kastım; bilgi çağına girdiğimiz fark etmemiş, elinde iPhone ve Starbucks’tan instagram’a fotoğraf atan, hâlâ sanayi çağında yaşadığımızı zanneden ve bu nedenle 20 yüzyıl komünizmini yani işçi diktatörlüğünü destekleyen kitlelerdir.

İşte bu kitleler, okumuş, örgütlenmiş kimselerdir. Kıbrıs’ta da böyledir, Avrupa ile de güçlü bağlantıları vardır. Ne olaylar oluyor kısaca anlatayım. 1970’lerin hippileri gibi bir araya gelip komün yaşamdan bahsettikleri, kafaların biraz uçtuğu (artık daha fazlasını anlatmayayım) bir kaç yer var. İş insanı, akademisyen, öğrenci takılıyorlar… Görünürde masumhane değil mi? Bir birlerine destek çıkmaları? Aralarında kitap paylaşımı da görünürde masumca… Fakat dersleri bilmeden geçmeleri, bu süreçte iş bulmaları ve çeşitli şeyler yapılması? Daha açık anlatamıyorum kusura bakmayın.

Şöyle anlatayım; benzerlerini KKTC’de gördüm, cemaat altına gördüm, terör örgütü destekçilerinde gördüm (ki radikal Kıbrıs solu ile flört halindeler) ve Atatürkçü çocukları alıp, beyinlerini yıkayan 3 harfli bir birlik (başı T ile başlıyor) ve diğer bazı topluluklarda gördüm.

Bunların dışında okullarda etkinlikler yapılıyor, konuşmacılar geliyor. Destek amacıyla(başka ne olacak?) buralara katılanlara +1 puan veriliyor. İşin garibi şu; gelenler hep bu radikal sol zihniyetindeki insanlar ve Ermeni soykırımından Kıbrıs sorununa, insan haklarından, Türkiye’nin durumuna her konuda tek taraflı bakış açıları var. Bu etkinlik olaylarında sorun yok. Dinleyip bakış açılarını öğrenmek için gidiyordum. Fakat sorun, karşı tarafın bir şeyler yapamaması…

**

Geriye dönecek olursak, Afrika gazetesinin başlığı:

Tesadüf değildi. Ben bu işin olacağını önceden biliyordum. Fakat işin böyle bir şey olacağını düşünmemiştim. Bir eylem olacağını düşünüyordum. Yaklaşık 3-4 hafta önceden birileri söyledi.

Bütün bunlardan sonra yayınlayıp yayınlamama konusunda kararsız kaldığım fakat yayınlamaktan vazgeçtiğim bu meclise çıkma olayları vs yaşandı. Taraflar birbirlerine yüklendi. Sonuçta ne oldu?

Facebook’ta etkinlik yapıldı [1], hemen tepki göstereceklerdi… Neye tepki gösterilecekmiş gibi yapıldı? Bakalım açıklama kısmında ne denmiş:

Barışa ve demokrasiye inanan, kendi irademiz ile yönetilmemizi savunan ve yıllar içerisinde oluşturduğumuz değerlerimize, kültürümüze, özgürlüklerimize saygı gösterilmesini talep eden, bu ülkeyi yurt bilen herkes ile 26 Ocak Cuma günü saat 17:00’de Citroen ışıkları diye bilinen yerde buluşuyoruz. Sendikal Platform olarak düzenlenecek bu yürüyüşe tüm halkımızın katılımını bekleriz.

Tabi böyle duygusal patlamadan sonra Kıbrıs Türklerinden katılım oldu. Burada, meclise çıkılmasına kadar olan bölüm; yumurtalı saldırılar falan belki kaldırılabilirdi fakat KKTC’nin bu şekilde “oyuncak gibi” kullanılması, KKTC polisinin bu iki denyoya bir şey yapmaması (yapamaması değil, yapmaması çünkü AKP’den bunlar), Kıbrıs Türklerinde ve hatta bende tepki yarattı. Hiç hoş değil!

Peki sonra ne oldu? Bakalım The Guardian gazetesine [2]: “binlerce Kıbrıs Türk’ü, Ankara’yı protesto ediyor”. Yazan: Atina’dan Helena Simith…

26 Ocak’taki gösteriyi düzenleyen kim? Ktoeos… Bunlar kim? Kıbrıs Öğretmenler Sendikası.

 

Gelelim Ahmak Sağ Kitlelere

1980 öncesi gençlerin katledilmesine (öldürülmese de zihniyetlerinin katledilmesine) acıyorum. O dönemlerdeki solcular, günümüz milliyetçilerinden daha vatansever. O dönemlerdeki sağcılar, şimdi kendine solcu diyenlerden daha fazla şey okumuş, daha bilinçli gençler idi…

Kıbrıs’ta bu kumpasları defalarca kuran, Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’deki bağı zayıflatmak için her seferinde böyle şeyler tasarlayan ve Avrupa’daki çeşitli STK’lar ve gazeteciler ile sıkı çalışan bu radikal Kıbrıs solunun yaptığı her eylemden sonra; akıl, mantık, diplomasi, politik ve soğuk kanlı eylemlerle tepki verilmesi gerekirken, birileri meclise çıkıyor, birileri tehdit ediyor…

Bir zahmet Twitter, Facebook, Youtube yorumlarını okuyun. Türkiye’deki birtakım milliyetçi geçinen kafa tasçıların ve sağcı kitlelerin cahillik seviyesi gerçekten şaşılacak boyutta.

Madem kendini çok milliyetçi görüyorsun ben sana bir kaç rahatsız edici gerçeği anlatayım mı sevgili kardeşim?

Rum’u Vuran Türk Askerine Ne Oldu?

TEMAD yani Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’ndeki bir emekli astsubay anlatsın:

Hatırlar mısınız Kıbrıs’ta bir bayrak indirme hadisesi vardı. O bayrağı indireni vuran kişi nerede biliyor musun? Portekiz’de yaşıyor. Portekiz’de iki çocuğunuz ismi Portekiz ismi. Milliyeti Portekiz görülüyor, dini Hristiyan görünüyor. KENDİ BAYRAĞINI VURAN ADAMIN, BUGÜN KENDİ ÜLKESİNDE TUTUKLANMA KARARI OLDUĞU İÇİN, bugün bu topraklara adıyla giremiyor ve o bir astsubayın damadı. Çocuklarının adı Hristiyan ismi. Kendi adı da bir Portekiz’in ismi. Düşünün, Müslümansınız; adınız da size ait değil kağıt üstünde, dininiz de size ait değil. O Türk bayrağını koruyup, indireni vurduğunuz için…

Her yerde milliyetçilik gidiyor, hani kardeşim? Türk askerine sahip çıktın mı? Hayır.

Milliyetçilik; görevini iyi yapmaktır, ülke değerlerine katkı sağlamaktır, ülkene sahip çıkmaktır, dil/tarih/kültür bilmektir, yurt dışında Türklüğün üzerine gelenleri duygusal bir tepkiyle “siz de böyle yaptınız” diye cevaplamak değil tam tersine uluslararası hukuk, politika ve diplomasiye uygun cevaplar vererek, köşeye sıkıştırmaktır.

Bakın Orhun Yazıtlarını bulan kim? Turan fikrini bulan kim? Türk değil. Bizim sözümona Atatürkçü ve milliyetçi Türk akademisyenleri “liberalizm, komünizm vs” gibi şeylerin peşinde giderken yabancılar neyi araştırıyor bakınız:

**

 

D) Akıncı ve Radikal Kıbrıs Soluna Cevap

Bu Kıbrıs solu, Türkiye’de HDP’yi savunur, Suriye’de PYD’yi savunur, İspanya’da Katalan bölgesini savunur… Eşitlik, insan hakları, özgürlük der… Gel gelelim iş Kıbrıs Türklerine ve KKTC’ye geldiğinde, Batı Almanya’nın Doğu Almanya’yı ilhakı gibi bir projeye daha dünden razı olurlar. Bu da Kıbrıs’taki radikal solun iki yüzlülüğünün parçası.

Gelelim Akıncı’ya…

İstesen de Tayfur Sökmen Olamazsın Akıncı!

Yine The Guardian’a verilen mülakatta [3], Akıncı şunları demiştir [4]; (siz Sputnik veya herhangi bir yerden okuyabilirsiniz, dilerseniz İngilizce halini de okuyabilirsiniz, ben İngilizce halini okuyup, doğru olan şekilde ekliyorum):

A full-blown Turkish military takeover of the north is unlikely but not impossible, they add. Akıncı said the prospect of Crimea-style annexation was “horrible” and against Turkey’s own interests. His vision was wholly different, he said – of a unified Cyprus within the EU. “I’m not going to be a second Tayfur Sökmen,” Akıncı added, referring to the president of Hatay, who in the 1930s merged his republic – formerly part of French-mandated Syria – with Turkey after a referendum.

**

Kendi çevirimle:

Türk askerinin Kuzey Kıbrıs’ı kontrol etmesi (ele geçirmesi) ihtimal (olası) değil fakat imkansız da değil. Kırım tarzı bir ilhak, “korkunç” ve Türkiye’nin kişisel çıkarlarına da terstir. Aıncı’nın AB’ye dahil olmuş ve birleşmiş Kıbrıs bakış açısı ise tamamen farklı. 1930’da referandum ile Türkiye ile birleşen Hatay Devletine gönderme yaparak, “ikinci Tayfur Sökmen Olmayacağım” diyor.

 

Şimdi benim kırmızı çizgime geldiniz işte. Hatay Devleti Belgeseli‘ni izleyiniz.

Tayfur Sökmen

Aslında teşekkür de edebiliriz, şimdi insanlar Tafur Sökmen’in kim olduğunu, nasıl bir yiğit olduğunu anlayacak.

Babası Mustafa Şevki Paşa Mirmiran (Tümgeneral) ve Rumeli Beylerbey’i rütbesiyle Reyhanlı Boybey’idir. 1864-1867 yılında Güneydoğu ayaklanmasında Gavurdağı aşiret ve eşkıyasının yola getirilmesiyle görevli, Fırka-i Islahiye Kumandanı Derviş Paşa’nın yanında yer almıştır.

Tayfur Bey, Ilka ve Rüştiye Mekteplerini bitirdikten sonra özel öğretmenler tarafından uzun müddet tahsil yapmıştır. Tayfur Bey’in çocukluk ve gençlik yılları, babasının yaptırmış olduğu Kırıkhan’ın Alaybeyli köyünün yanındaki Bayezid-i Bestami Ziyaretindeki konakta geçmiştir. O, bu toprakların insanıydı. Onun hayatı iki mücadele yolunda geçti:

Biri silahlı, diğeri siyasi mücadeledir. 1914-1918 I.Dünya Savaşında istihbarat hizmetlerinde görev aldı. 1915-1916 yılları arasında
Kırıkhan-Hassa Askeri sevkiyatı ve top nakliyatı için yol yapımında çalıştı. 1918 yılında Hatay’ı işgal eden Fransızlara karşı çete kurdu. Bu arada Antakya’da Arap Hükümeti kuruldu. Buna karşı tepki gösteren ve mücadeleye katılan ilk Türk ileri gelenleri arasında yerini aldı.

Mustafa Kemal Paşa ile ilk defa o sırada Halep’te Baron Otel’inde tanıştı. Ekim 1918 başlarında tekrar Reyhaniye’ye döndü. Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması üzerine Tayfur Bey ve arkadaşları Reyhanlı’da buna benzer bir cemiyet kurup Fransızlara karşı yapmayı düşündükleri isyanı görüşmek üzere Antep’te bulunan Cemiyet-i Hayriyeyi Islamiye azalarıyla görüştü. Daha sonra Kürtdağı’na giderek Kilis ve
havalisi Kuva-i Milliye Kumandanı Polat Paşa’dan aldığı talimatlar üzerine, Reyhanlı’ya dönerek arkadaşlarıyla birlikte silahlı mücadeleyi tam olarak başlattı.

Tayfur Bey, bölgenin Misak-ı Milli’ye dahil olup olmadığını öğrenmek için Ankara’ya telgraf çekip, dahil olduğunu öğrenince etraftaki ARapları bozguna uğratmış ve sonrasında Fransızlar, gözdağı vermek için çiftliğini basıp yağmalamıştır.

Bu süreçte ağır çatışmalar nedeniyle hastalanmış ve tedaviye Viyana’ya gitmiştir. Tekrar Hatay’a dönmüştür (bağlantıdan tam metni okuyunuz). Anayurdundan ayrılmış vatandaşları motive etmiş ve yurt sevgisi aşılamıştır.

Soyadı kanunundan sonra, Atatürk tarafından boyuna uygun olarak Sökmen soyadı verilmiştir.

Tam metin için Hatay Meselesi sayfasına bakınız. Sadece silahlı değil, hukuki de büyük mücadele vermiş ve bölge insanının bağımsızlığını kazandırmıştır.

Rumlara ilhak edilme hayalleri kuran, bu uğurda Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’nin bağlarını zedeleyecek radikal Kıbrıs soluna sırtını dayayan ve Avrupalı birtakım STK ve devlet görevlilerinden garantiler alan Mustafa Akıncı; tabi ki ülkesini ve milletini ait olduğu şekilde yönetecek bir insana dönüşemez! Hatayın yeri Türkiye’ye bağlanmaktı. Musul ve Kerkük’ün de durumu bu olmalıydı olmadı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin yeri ise Türkiye Cumhuriyetine dahil edilmek değil; Kıbrıs Türklerinin bedel ödediği üzere, bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini kazanarak Türkiye Cumhuriyetinin her an yanında olduğu bir devlet statüsüne kavuşmaktır.

Haliyle bu uğurda silahlı, diplomatik ve hukuksal mücadele Mustafa Akıncı’nın yapabileceği bir şey değildir!

**

Andıç, süreç çok ilginç. Bu işte sadece Tayfur bey yok. Fakat Tayfur bey burada bir simgedir. O süreç için başta Atatürk olmak üzere bir çok kişi ve Milli Mücadele kahramanları çalıştı. Başardılar da. Buradaki sorun, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasını kötü görüp (ilginçtir, sonra Atatürk’ün peşinden gittiğini de söylüyor ama Hatay, Atatürk’ün milli meselesiydi), buna gönderme yapılmasıdır.

Hatay’ın özerkleşme süreci, Türkiye’nin askerleri yığması ve diplomatik girişimler, Milletler Cemiyeti süreci; bence diplomatik anlamda gerçekten önemli. Planın, programın, gücün olduğunu gösteriyor. Bakıyoruz KKTC’ye… Plan yok, program yok, ne yapılacağı konusunda kimsenin fikri yok…

 

Referandumdan Mı Korkuyorsun?

Her yerde özgürlük ve bağımsızlık nağraları atan Kıbrıs solunun, iş KKTC’ye gelince Rumlarla federasyon hayali kurmasını anlattım. Fakat demokrasiden bahseden Mustafa Akıncı’nın korktuğu nedir? İkinci Tayfur Sökmen olmayacağım demiş.

Hatay önce bağımsızlık mücadelesi verdi! Askeri, hukuki, diplomatik şekilde bağımsızlık mücadelesi verdi! Bunu mu beceremeyeceksin, bunu mu yapamayacaksın?

 

Halk Oylaması İşi….

Annan Planı kapsamında Kıbrıs Türklerine vaad edilenler ne oldu? Birleşmiş Milletler de konu Kıbrıs Türkleri olunca, daha önce eşi görülmemiş şekilde sümenaltı edilen işlere bakınız.

Hani Ercan’ın uluslararası havalimanına açılması, KKTC’nin AB Gümrük Birliği’ne bir şekilde dahil edilmesi, kültür ve spor etkinlikleri açısından KKTC’nin dünyaya entegre edilmesi gibi maddeler ve sözler vardı? Kıbrıs Türkleri evlerinden arandı, sürekli yalanlarla gözleri boyandı. Sonra?

Annan Planı referandumu yapıldı, Rumlar caydı, Rumları AB’ye aldılar… Merak etme Akıncı, Kıbrıs Türklerinin Türkiye konusunda vereceği karar, AB’nin ve Annan Planı referandumunun Kıbrıs Türklerine verdiği zararların ve yalnaların yanında hiç kalır.

O yüzden korkacak bir şey yok.

Fakat ikinci Tayfur Sökmen olmam deme, olamam de… İstesen de olmayacağın şeyler için Türkçe’de “olamam” kullanılır.

 

 

Tepki Görünce Değişen Açıklamalar

Hatay Devletini sokmasıyla işler değişti. Tepkiyle birlikte önce KKTC Cumhurbaşkanlığı bir mesaj yayınladı [5], ardından Akıncı bir mesaj yayınladı [6]….

Bahçeli’nin de yine bu cahil, ilkel, sığ ırkçı tabirleri kullanması; diplomasi, politika, akıl ve mantık yoksunu açıklamları ayrı, bunlara cevap verilmiş birinci açıklamada. Şöyle açıklamışlar:

Cumhurbaşkanımız, Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi gibi, KKTC’nin Türkiye’ye ilhakı olasılığını soran gazeteciye bunun yanlışlığını vurgulamış, Kıbrıslı Türklerin böyle bir talebi bulunmadığını, bunu kabul edilemez korkunç bir senaryo olarak nitelediğini ve bunun Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek çıkarlarına da uygun olmadığını izah etmiştir.

Bunu yayımlayan Barış Burcu…

Fakat Akıncı’nın açıklamasında işler biraz daha değişiyor. Biraz daha yumuşak.  Cumhurbaşkanı sözcüsünün “ayna ayna, iade ediyoruz” gibi bir mesajı da Mustafa Akıncı’nın ekibinden beklenmeyecek düzeydi. Akıncı, Bahçeli ve bir çok politikacıdan daha profesyonel (devlet adamı! olma açısından) davranıyor.

Fakat Hatay Devleti olayına girilmemiş. Bence uzak durun sayın Akıncı! Hatay olayı sizi aşar. Eğer Tayfur Sökmen gibi insanlar olmasaydı, Kıbrıs’ta 1974 öncesi yaşananların benzeri Hatay’da yaşanacaktı. Sizler ve sizin gibiler, her şey süt liman iken ortalıkta horoz gibi dolaşabilirsiniz fakat işler karıştığında doğru adımları atabilecek diplomatik, askeri ve hukuki özelliklerden yoksunsunuz.

 

Sonuç Olarak

Kıbrıs Türklerinin özgürlüklerine, bağımsızlık isteklerine saygı duyuyor ve yerinde olduklarını düşünüyorum. Kıbrıs Türklerinin bu isteklerini, Türkiye’de ve dünyadaki her türlü saçma sapan cahil kitleye karşı da savunacağım. Fakat KKTC’deki bir takım garip kitleleri de eleştirmeyeceğim anlamına gelmez!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti; demokratik, laik, özgür, tam bağımsızlığı (Atatürk gibi) ilke edinmiş bir millete sahiptir. Farklı görüşler bir araya gelir, konuşur, mangal yapar, birbirlerine takılır. Bizdeki gibi bir düşmanlık, kutuplaşma yoktur. Bu nedenle KKTC veya Kıbrıs Türklerini, Türkiye’deki bir kesim cahil kitleye ve hatta Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten bazı kitlelere ezdirmeyeceğim gibi; Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC ile halkları arasındaki bağı, Hatay Devletini, Tayfur Sökmen gibi milli kahramanları, Atatürk’ü de, KKTC’deki bir takım sapkın ve sapık görüşe ezdirmem!

Türkiye Cumhuriyeti’nde aklı başında, diplomasiyi bilen, strateji ve taktik geliştirebilen, propaganda konusunda uzmanlaşmış bir takım devlet adamları olmayınca; Akıncı göreve geldiğinden beri ve hatta öncesinden beri bir takım saçmalıklar yaşanıyor. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomasi alanındaki bu başarısızlığı, maalesef KKTC’ye de yansımaktadır. Herkesle kavga ettik, şimdi kendi kendimizi yiyoruz.

Buradan bakınca, sömürgecilerin tam istediği şeyleri yapıyoruz gibi görünüyor.

bknz:

 

***

 

 

KKTC’nin Çözümü ve Cumhurbaşkanlığı Hakkında

Her ne kadar Kudret Hoca (tamam kabul edeyim biraz da haklı şekilde) öğrencisi olduğum için, parti kurma ve örgütlenme sürecini izleme isteğimi geri çevirmiş olsa da Kudret Hocaya gerçekten saygım var ve KKTC için en doğru kararlar verebilecek kişi olduğunu düşünüyorum. Uluslararası hukuk profesörü, Kıbrıs Türklerini temsil etmiş ve müzakere katılmış. Cumhurbaşkanlığı için doğru kişidir.

Hoş parti kurulunca okula gelmiş (istifa etmişti) ve toplantıda soru sormuştum;

1- KKTC’de bu kadar üniversite olmasına rağmen ve ada olarak deniz taşımacılığına bu kadar bağımlı olmasına rağmen neden adanın en eski üniversitesi ve tek devlet üniversitesinde gemicilik, kaptan, su ve su ürünleri ile ilgili bölüm yok?

2- KKTC’nin durumu gereği malların gelişi ve üretimde sıkıntı olmasını anlıyorum fakat bir bilgisayar ve internet ile bir sürü projeler yapılıyor ve gelecek hava sanayinde. Haliyle buradan İHA vb gibi konularda, KKTC’deki 15 küsür üniversiteden mezun olanların kurup geliştireceği ve AVrupa’ya, dünyaya satacağı projeler; KKTC’nin elini güçlendirecek, ekonomisini güçlendirecek ve kolay. Neden böyle bir şey yapılmıyor?

3- Dünyanın her yerinden KKTC’ye öğrenciler geliyor, fakat hepsi dönüyor. Burada durmadıkları gibi, döndükten sonra sıkı bir ağ kurulabilir ancak bunda DAÜ başta olmak üzere KKTC, yanlış davranıyor.

gibilerinden bir kaç soru sormuş ve yeterli cevabı alamamıştım. KKTC’nin 2015 yılından bu yana da bu alanlarda bir şeyler yapamadığını üzülerek söylüyorum.

Maalesef KKTC hükumetleri geleceğe dönük planlar yapamıyor. Eğer ekonomik olarak bağımsızlığını kazanamazsan, geleceğin sektörlerine yatırım yapamaz ve bunları dünyaya pazarlayamazsan; tabi ki Türkiye’ye, Rumlara veya başkalarına muhtaç kalırsın. Yarın, Rumlar ile eşit, kurucu statüde bir vilayet olsa dahi Kıbrıs Türkleri yine birilerine muhtaç olacaktır. Çünkü düşünce ve işleyiş yapısı yanlıştır.

**

Saatlerdir yazıyorum… Biraz kafam dağıldı. İlerleyen günlerde bakıp toparlarım ama kontrol etmeden yayınlayacağım. Kısacası, Mustafa Akıncı Kıbrıs Türkleri ve Türkiye açısından, Anadolu ve Kıbrıs bağı açısından yanlış olan ancak politik olarak istediği Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandırması muhtemel bu “saldırgan ve Türkiye düşmanı” tutum ve söylemleri (ki yine The Guardian’da duyacağız galiba böyle saçmalıkları), işin sonunda Kıbrıs Türklerini yanlış yöne savuracaktır.

 

Tekrar yinelemek istediğim bir şey var: olamazsın Akıncı bey olamazsın!

İstesen bile KKTC’yi bağımsız yapacak politik, diplomatik ve askeri iradeye sahip olmadığınız gibi bu becerilerden de yoksunsunuz. Ayrıca KKTC’yi Türkiye’ye bağlama meselesine zaten önce ben yanaşmam fakat o irade ve güçte sizde yoktur. Sizler, Türkiye’nin garantörlüğü altında, Türkiye’ye laf ederek Avrupa ve Rumlara yaranmaya çalışan biz zihniyettesiniz.
Kıbrıs Türkleri ve Anadolu’nun arasını bozamayacak, bağlarını zedeleyemeyeceksiniz!
Türkler olarak, biz her zaman Kıbrıslı Türklerin yanındayız… Dün, bugün ve yarın da yanınızda olacağız. Zora düştüğünüzde güveneceğiniz dağ olacağız. Çünkü Kıbrıs Türkleriyle olan bağımız, sizin söylem ve arzularınızdan daha güçlüdür. KKTC’deki radikal sol da, Akıncı ve benzer zihniyetler ile Türkiye’deki ilkel, cahil, duygusal ve mantık, diplomasi yoksunu kitleler de bu bağı kopartamayacaktır

 

 

Alttaki konuları okuyabilirsiniz:

KKTC’deki Radikal solun Kıbrıs Türklerine yaptığı oyun

Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC Arasındaki Kara Gün

Türk Birliği hayal mi? Kıbrıs Seçimleri ve devletin yapısı

Kıbrıs Türklerinin Yaşamı ve dokusu

Rauf Denktaş’ın Kıbrıs sorunu üzerine sözleri

Kıbrıs Sorunu #1: Operasyon öncesi son durum

 

Kaynaklar

1- Hade Sokağa! Barış ve Demokrasi Yürüyüşüne! Düzenleyen Ktoeos (https://www.facebook.com/ktoeos/). 26 Ocak 2018. Facebook. https://www.facebook.com/events/326151704545359/

2- Smith, Helena. Thousands of Turkish Cypriots demonstrate against Ankara
(26 Ocak 2018). The Guardian. https://www.theguardian.com/world/2018/jan/26/thousands-of-turkish-cypriots-demonstrate-against-ankara

3- Harding, Luke. Turkish Cypriot leader warns Cyprus is facing permanent partition (6 Şubat 2020). The Guardian. https://www.theguardian.com/world/2020/feb/06/turkish-cypriot-leader-warns-cyprus-facing-permanent-partition-mustafa-akinci

4- Guardian’a konuşan Akıncı, Kıbrıs’ta kalıcı bölünme ikazı yaptı, Türkiye’ye bağlanma ihtimalini ‘korkunç’ diye niteledi (7 Şubat 2020). Sputniknews. https://tr.sputniknews.com/dogu_akdeniz/202002071041355646-guardiana-konusan-akinci-kibrista-kalici-bolunme-ikazi-yapti-turkiyeye-baglanma-ihtimalini-korkunc/

5- KKTC Cumhurbaşkanlığı. Sözcü Açıklaması (8 Şubat 2020). Facebook. https://www.facebook.com/kktccb/photos/p.1542425992576533/1542425992576533/?type=1&theater

6- KKTC Cumhurbaşkanlığı. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı (9 Şubat 2020). Facebook. https://www.facebook.com/kktccb/photos/p.1543208165831649/1543208165831649/?type=1&theater

Tayfur Sökmen. Hataymeselesi.com . https://hataymeselesi.com/tarih/tayfur-sokmen/

 

%d blogcu bunu beğendi: