Ortalama okuma süresi: 7 dakika

9 yıl boyunca okuyup yaşadığım, alışmakta zorlansam da insanlarının yapısı, yaşam, Avrupa ülkelerinden bile daha demokratik (hukukun üstünlüğü, hak, eğitimli kitleler vs) nedeniyle çok sevdiğim, halkını çok çok sevdiğim (Bulgaristan göçmeniyiz ve bizim yaşantımıza benziyor) bir ülke.

Cumhurbaşkanlığı seçimine gidiyorlar. Bazı adaylar var. KKTC ve Kıbrıs halkını, bu yazı ve blog ile ilk kez karşılaşan ve KKTC’nin Karadeniz’de olduğunu düşünen (bknz: Sarı Mikrofon) insanlar için yazsam daha doğru olacak sanırım.

Kazanması en yüksek olan 2 ihtimal ise Denktaş gibi bir düşünce ve istekleri olan UBP’li Ersin Tatar ile, orada yaşarken bizzat gördüğüm; radikal Kıbrıs solunun desteklediği ve Rumlar ile Avrupalılara yaranmak için yer yer Türk düşmanlığını yürüten Mustafa Akıncı görünüyor. İkinci tura kalıp, Ersin Tatar’ın kazanması muhtemel [1].

KKTC’nin Yapısı ve Mevcut Sistem Sorunu

Bu arada KKTC, Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetidir.
Magosa, Mağusa, Gazimagosa değil; GAZİMAĞUSA’dır.
Lefkoşe değil, LEFKOŞA’dır.

Bunları söylememin nedeni, bugün Devlet Bahçeli nasıl “Türk Tabipler Birliği” kapansın dedi anccak adının “Türk Tabipleri Birliği” olduğundan bihaber idi; aynı şekilde KKTC’nin tarihi, halkı, yaşamı ve dokusunu bilmeyen, ayrıca şehirlerinin ve hatta ülkenin ismini bile bilmeyen insanların KKTC ve Kıbrıs Türkleri hakkında yorum yapmasından ben de bıktım.

**

Gelelim politik sistemine,

KKTC, yarı başkanlık sistemiyle yürütülür. Yani Cumhurbaşkanını da halkın tercihiyle seçilir, vekiller de. Yani hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı vardır; devletin başı ve hükumetin başı farklı kişilerdir, ikisi de halk tarafından seçilir.

Kısa bilgi:

  • Devletin başı seçimle gelmiyorsa, yürütmenin başı seçiliyorsa; İngiltere’deki gibi parlamenter monarşi vardır
  • Devletin başı seçimle geliyorsa, hükumetin başı da seçimle geliyorsa; KKTC gibi yarı başkanlık vardır
  • Devletin başı seçimle geliyorsa ve devletin başı ile yürütme yani hükumetin başı aynı kişiyse; Türkiye’deki gibi başkanlık vardır
  • Devletin başı halkın değil parlamentonun seçimiyle geliyorsa, parlamenter demokrasi (eskiden bizde olduğu gibi) sistem vardır.
  • Yasama-yürütme-yargı tek güçte toplanıyor ve bu güç devletin başı ise, seçimle değil aileden geliyorsa; Sudi Arabistan gibi “mutlak monarşi” vardır.

**

KKTC’de müzakereleri devletin başındaki Cumhurbaşkanı yapıyor. Bunu açıkladıysak, sorunlar bölümüne geleyim.

Rejim Sorunu

Müzakereleri yapan Cumhurbaşkanı. Fakat devlet politikalarını “üreten” işleyişi yürüten ise yürütme ve yani koalisyon hükumeti, yani Başbakan ve bakanlar… Burada büyük problemler ortaya çıkıyor.

Amerika’da seçim 2, 4, 6 şeklinde belirlenmiştir. Nasıl yani diyecek olursanız;

  • ABD bicameral yapılıdır. Yani “Congress” denilen çatı vardır.
  • ABD Temsilciler Meclisi diye çevrilecek alt meclis, çift yıllarda seçime girer, yani 2 yıllık. Bizdeki meclis gibidir, 2 yılda bir seçim yapılır. Şu anda “Demokratlar” çoğunluktadır.
  • Senato denilen üst meclis ise her eyaletten 2 temsilcinin olduğu bir sistem. Cumhuriyetçiler çoğunlukta. 6 yılda bir seçim yapılır.
  • Başkanlık ise 4 yılda bir yapılan seçimlerle belirlenir.

Dolayısıyla 2,4,6 şeklinde bir denge sağlanır. Daha fazlası için Cem Toker’in ABD yönetim sistemini açıkladığı videoyu izleyebilirsiniz, alta bırakıyorum:

**

Gücün dağıtılması prensibine dayanan anlayış, ülkeyi daha demokratikleştirir. Bu açıdan KKTC’de Cumhurbaşkanı ve Başbakan ayrılması iyidir denilebilir. Fakat ben tam tersine, ABD şeklinde bir sistemin KKTC için ideal olabileceğini düşünüyorum. Çünkü politikaları yapan güç başka, müzakere eden güç başka. Burada çeşitli sıkıntılar ortaya çıkıyor.

En basit sıkıntı yetki sıkıntısı. Cumhurbaşkanı, hangi sınırlarla müzakere edecek? Bununla ilgili daha karışık bir sistem var fakat basitleştirerek düşünelim. Meclisten ve Başbakandan bir yetki almadan müzakere edilebilir mi? Cumhurbaşkanı, mantık olarak Başbakan ve meclisten yetki alamaz. Dolayısıyla burada bir sorun var. Kudret Hocayı anlatınca anlayacaksınız.

Adaylar ve Kudret Özersay

Kudret Hocam, bana uluslararası hukuku sevdiren ve hayatımda ilk kez anlayabileceğim şekilde ders anlatan birisidir. Zaten hayatımda aldığım en yüksek notu da Kudret hocanın dersinde aldım. Normalde eğitimi ve okulu sevmem, bunu DAÜ PSIR (uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi) bölümündeki bazı hocalar değiştirdi. Çünkü Türkiye’de çok ezberci, kopyaya yönelten bir yapı vardı. Bizim bölümde öğretmenlerimiz, sorduğum soruları mantığıyla anlatıyordu.

Mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı. Lefkoşa Belediye Başkanlığı yaptı.
En yakın rakibi ise Ersin Tatar.
Gezicinin anketine göre [1], ikinci tura kalacak ve Ersin Tatar seçilecek.

Kudret Özersay’ı sadece hocam olduğu için desteklemiyorum. Parti kurma ve çalışmaları sırasında öğrenciydim ve ne yazık ki Yılmaz Büyükerşen ile yaptığım gibi “2 hafta sabahtan akşama peşinde dolaşıp” izleme fırsatını bulamadım. Öğrencisi olduğum için hoş olmazdı. Fakat kendisinin bilgisine, tecrübesine, siyasi zekasına güveniyorum. Peki neden?

**

Daha net anlatayım (açıklama bölümüne de ekledim:

Kudret Özersay, sadece olgun ve dürüst karakteriyle değil;
Akademik alanda Ankara Mülkiye’de uluslararası ilişkiler bölümünden başlayarak Türk Boğazlarından geçiş hakkı yüksek lisansı, 1959-1960 Kıbrıs Antlaşmaları ile doktorasını aldı ve 2015’te profesör ünvanını aldı.

2008 yılında kazandığı bir bursla İngiltere’de Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi,
2002-2003 ve 2003-2004 dönemlerinde, Birleşmiş Milletler Antlaşmalar Komitesi üyeliği yaptı.

Annan Planı müzakerelerinde Kıbrıs Türk tarafının müzakere heyetinde yer aldı.
Mehmet Ali Talat’ın müzakere heyetinde yer aldı,
Dr. Derviş Eroğlu’nun döneminde atandığı Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi görevini sürdürdü,
2014 tarihinde KKTC Cumhurbaşkanı tarafından bu kez Kıbrıs Türk tarafının “Müzakerecisi” olarak atandı.

12 yıl Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını sonuna kadar savunmuştur.
3 farklı KKTC Cumhurbaşkanı ve,
5 GKRY lideri ve 2 farklı BM Genel Sekreteri ile müzakereleri devam ettirmiştir.

Görevi sırasında Londra, Atina, Moskova, New York, Washington, Brüksel, Paris ve Berlin gibi dünya merkezlerinde KKTC Cumhurbaşkanlığı adına diplomatik faaliyetlerde bulundu ve Kıbrıs Türk tarafını temsil etmiştir.

Sadece ulusararası ilişkiler bölümünde kendisinden ders aldığım için değil; karakteri, akademik alandaki uzmanlığını, müzakereci olarak yürüttüüğü görevleri ve zaten Türkiye’de iki elin parmakları kadar olan “uluslararası hukuk profesörü” olması nedeniyle KKTC’ye yakışacak, olası çözümü sonlandırabilecek ve sonuca giderken Türklerin her zaman yaptığı gibi masada kaybetmeyecek tek kişi Kudret Özersay’dır. Diğer adaylara baktığımızda, bu işi yürütebilecek insan budur.

Umarım KKTC halkı bu sefer duygusal davranmak yerine gerekeni yapar.

 

KKTC’nin Çıkarlarını Savunabilecek Tek Liderdir

Altta, daha önce yazdığım yazıları vereceğim. KKTC’de yaşadığımdan çok net söyleyebilirim ki; Avrupa ile bağlantılı ve buradan destek alan, yine Türkiye’de olduğu gibi “insan hakları, demokrasi” altında Türk düşmanlığı yapan radikal Kıbrıs solu var ve bunlar Akıncı’yı destekliyor. Mustafa Akıncı’da, Avrupa ve Rumlarla anlaşabilmek uğuruna Türkiye’ye karşı sert söylemlerde bulunuyor.

KKTC, Avrupa’nın ve Rumların peşinden sürüklenmemelidir.
KKTC, aynı zamanda Türkiye’nin de kuklası olmamalıdır!

Maalesef bir diğer sorun bu. KKTC, bağımsızlığını kazanmış bir devlettir. Türkiye’nin yardımları oldu ve her zaman olacaktır. Fakat bu, KKTC’nin 82. il gibi yönetilmesi anlamına gelmiyor.

Bütün bunları yapabilecek insan da ne Kudret Özersay’dır.

KKTC’nin Ayakları Üzerinde Durması

Kudret Hoca istifa etti ve DAÜ’ye, Halkın Partisi Genel Başkanı olarak geldi. Aynen şu soruyu sormuştum:

80’e yakın ülkeden, 6 bin öğrenci mevcut. Sınıfa girdiğimde 40 kişilik sınıfın 35’i yabancı. Böyle bir ortamda bulunmaktan memnunum. Fakat DAÜ bu potansiyeli kullanamıyor. KKTC’de 15-16 kadar üniversite var sanıyorum ve adanın en eski ve köklü üniversitesi DAÜ. Bir ada için denizcilik olmazsa olmaz ancak adanın en köklü üniversitesinde gemi teknikerliği, su ve su ürünleri, kaptan yetiştirme ve deniz ile ilgili hiçbir bölüm yok.

İkinci olarak, KKTC’de hammaddelerinin girişinin zor olmasını anlayabiliyorum. Fakat günümüzde bir bilgisayar ve internet ile önemli programlar yazılabiliyor. Buradan mezun olan öğrencilerin ülkelere dönmesi yerine burada kalarak, özellikle uzay ve havacılık konusunda şirketler açılsa, üniversitelerin de desteği ile önemli yazılımlar yapılıp Avrupa’ya satılsa hem KKTC’nin ekonomisi hem de müzakerelerde eli güçlenecek.

Tam olmasa da buna yakın bir soruydu. Bu sadece bir soru değil, ekibiyle birlikte orada olan hocama belki bir fikir verir diye söylenmiş bir durumdu. Daha sonra 3. yılımda terk ettiğim mühendislik (bilgisayar) hocalarımdan fizik bölümünden gelen yabancı hocalar bile tebrik ederim, çok güzel soru demişti.  Fakat bir soru değil, KKTC’nin gitmesi gereken yön idi. ARGE … Bu kadar öğrenci ve üniversite var ancak kullanılamıyor. Stanford, MİT vb gibi KKTC bazında öğrenci birlikleri kurulabilri ve iş ağı sağlanabilir. Bu da yapılamıyor.

KKTC, kendi üretimini yapmalı, ayakları üzerinde durmalı. Türkiye’ye yük oluyor dediğim anlamına gelmesin. KKTC’ye harcanan parayı komple topla, Suriyelilere harcanan para yanında hiç. 10 yılda 9 milyar TL para harcanmış. Suriyelilere harcanan para 10 milyar dolara yaklaştı. Fakat KKTC’nin iyiliği, müzakerelerde elinin güçlenmesi için bu yapılmalı. Yani siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler mezunları, ileride çok önemli yerlere gelecek, burada KKTC’ye yönelik çeşitli girişimlerde bulunulabilir. Fakat KKTC bunu organize edebilecek güçte deği…

Ayrıca…

Radikal Sol ve Terör Yuvaları

Okuma listesini atacağım, ilgilenirseniz göreceksiniz. İspanya’da Katalanlar bağımsızlığını kazansın; Irak, Suriye, Türkiye’de Kürtler Kürdistan kursun diyen radikal bir sol var. İş Kıbrıs Türklerine gelince, Batı Almanya’nın Doğu Almanya’yı ilhakı gibi, Rumların, KKTC’yi ilhak etmesi gerektiğini savunacak kadar ileri gidiyorlar.

Türkiye’ye hakaret edenler de bunlar. Afrika (gazetede İ maymun olunca siyahi öğrenciler tepki gösterdi şimdi Avrup oldu ama aynı şey) gibi gazeteler de bu kafada. Türk düşmanlığı yapıyorlar. Bizim bölümde de hocalar vardı. Haftasonları nerelerde toplandıklarını, ne yaptıklarını da biliyorum. Dağıtılan Türk düşmanı kitapları da incelemek gerek. Kıbrıs ve Türk tarihini bilmeyen değişik bir nesil yetiştirmeye çalışıyorlar. İş insanları, öğretmenler, öğrenciler… Komünizm propagandası cabası. Hadi komünizm vb gibi siyasi şeylere karşı duramam ama “komünist feminist, lgbt destekçisi”; demokrasi pıtırcığı, insan hakları savunucusu olarak görünüp bu kavramların hiçbiriyle alakası olmayacak şekilde tamamen Türk düşmanlığı yapan kişiler var. Üstelik bu toplantılara gidenler de aynı cemaat vs gibi birbirine destek oluyor (Evet öğretmen-öğrenci dahil).

Öte yandan PKK’nın böyle yuvaları var, tarikatlerin böyle yuvaları var. 100 bin civarında öğrenci olan bir adada, bu tarz oluşumlar normal.

Bunlarla mücadele ediliyor mu? Hayır. Türkiye Cumhuriyeti’ne bildirdim çünkü karşı propaganda ve karşı istihbarat gerek. Bir şey yapıldı mı? Zahmet edip geri dönmediler bile. KKTC’deki Türk düşmanlığı %4-5’lerdeydi fakat şimdi %10-12’lere çıkmış. Korkarım 10-15 yıla kalmaz %20-25 gibi ciddi bir orana ulaşacak. Üstelik saçma sapan bilgiler paylaşacaklar, tıpkı AKP trolleri gibi yalan yanlış bilgiler paylaşıyorlar. Amaç propaganda ve Türkleri, Türklüğü kötülemek.

Okuyabileceğiniz İlgili Yazılarım:

KKTC ile ilgili diğer konular:

 

Son Olarak: Kıbrıs Türkleri Karar Vermeli

Kıbrıs Türkleri EOKA’yı mı takip edecek? Bu konumda gerekeni yazmıştım.

Mustafa Akıncı diyor ki [2]:

Müzakere masasında karşımızda oturanlar düşman değil, ortak gelecek üreteceğimiz ortağımızdır.

Anastasyadis diyor ki [3]:

EOKA savaşçılarına ilham veren vizyon, ilke ve değerlerin bugün de kendilerine ilham vermesi, ulusal hedeflere ulaşılabilmesinde birlik için rehber olması gerektiğini vurguladı.

 

EOKA nedir? [4] [5]

1955’te Kıbrıslı Rumlar Yunanistan ile işbirliği içerisinde bu hedef doğrultusunda silahlı mücadele kampanyası başlatmıştır.
Kıbrıs Rum terörist organizasyonu EOKA şiddet olaylarında bulunarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için ENOSİS’i önplana çıkarmıştır. Kıbrıslı Rumlar’ın ENOSIS istenci Ada’nın Yunanistan’a ilhakı fikrine karşı çıkan Kıbrıs Türkleri tarafından reddedilmiştir.

**

1971 ENOSİS’i gerçekleştirmek EOKA Birliği kurmak üzere gizlice Ada’ya geri döndü (Grivas). Türk köylerine saldırarak Türkleri imha etmeye ve onları göç ettirmeye evlerini köylerini terk etmeye zorladı. MAKARYOS adadaki Türk nüfusunu azaltmak için bilinçli olarak Ada’dan ayrılıp Londra’ya ve Türkiye’ye göç etmek isteyenlere para ve pasaport vererek bu göçü hızlandırdı.

Makaryos’un en büyük hayali ENOSİS’i gerçekleştirmektir. Onun en büyük arzusu Kıbrıs Adasının Yunanistan’a bağlanması idi.

**

Fazla eğip bükmeye gerek yok, Kıbrıs Türkleri şunun kararını verecek; EOKA’yı takip edenler yani adadaki Türklere soykırım girişiminde bulunup, adayı Türklerden arındırarak adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayanlar için “bizim ortaklarımızdır” diyeni mi Cumhurbaşkanı seçecekler, yoksa KKTC’nin çıkarlarını en net şekilde savunacak olanı mı?

Ne yazık ki bu kişi de Ersin Tatar değil, fakat Ersin Tatar seçilecek gibi duruyor. Ersin Tatar kötü birisi değil. Sadece Başbakan olarak kalmalıydı diye düşünüyorum. Bu tür müzakere ve durumlarla, işin içinden gelme ve hem akademisyenlik tecrübesi hem de aktif olarak görev alan insanlar daha yararlı olacaktır. Akıncı yerine tabii ki Ersin Tatar’ı tercih ederim. Tatar da iyi bir lider.

Adıç: şunu da ekleyeyeim, eğer Amerikan tipi, güçlerin dağıtıldığı bir başkanlık sistemi gelseydi şu an Ersin Tatar derdim. Fakat mevcut sistemde, Cumhurbaşkanı, sağlam bir müzakereci olmalı. Dışişleri bakanı hatta bir diplomat gibi olmalı. Hem KKTC halkının çıkarlarını bilecek, hem müzakereyi iyi yürütecek, hem uluslararası hukuku bilecek hem de politik anlamda sağlam olacak.

 

 

 

 

Kaynaklar

[1] KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçim anketi (14 Eylül 2020). https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kktcde-cumhurbaskanligi-secim-anketi-301422h.htm

[2] ‘Müzakere masasında oturanlar düşmanımız değil, gelecekteki ortağımız'(9 Temmuz 2015). https://tr.sputniknews.com/avrupa/201507091016455032/

[3] Cumhurbaşkanı Anastasiades: Gün bir derin düşünme ve özeleştiri günüdür (2 Nisan 2020). http://www.cna.org.cy/WebNews-tr.aspx?a=732916c904054b499edad4a407659a3f

[4] Tarihi Perspektif. KKTC Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı. https://mfa.gov.ct.tr/tr/kibris-meselesi/tarihi-perspektif/

[5] Mithat IŞIK, EOKA ve ENOSİS. Stratejik Düşünce Enstitüsü (21 Mayıs 2018). https://www.sde.org.tr/mithat-isik/genel/eoka-ve-enosis-kose-yazisi-4341

Son Değişiklik: 17/09/2020 - 16:26