İnternette Che’nin halası dediler, o yüzden “komünist teyze” olarak başlık attım.

Yazımın başında özellikle vurgulamak istediğim bir bölüm var, o da teyzemize saygı duyduğum. Bakın teyze sosyalist düşünceye sahip, belli. Kendime tamamen bir liberal diyemem (özellikle Besim TİBUK’u dinlediğimizde, çoğu konuda haklı fakat sömürge olsaydık iyi olurdu gelişirdik diyor, buraya bakarsak…). Fakat genel anlamda liberal değerleri desteklerim. Nedir bu? Rekabet, hukukun üstünlüğü, basın ve konuşma özgürlükleri, insan hakları, devlet gücünün sınırlandırılması vb gibi bir çok kavram. Bknz: Türkiye’de solcular aslında liberaldir. Temel kavramlar bilinmediği için liberal ile solculuk sık sık karıştırılmaktadır.

Ayrıca bknz: Türkiye’de liberalizm neden yanlış biliniyor?

Teyzemize neden saygı duyuyorum kısaca anlatayım, sonra söylemlerine karşı bazı şeyleri anlatmanın uygun olacağını düşündüm.

1- Sıkı Bir Okur Yazar

Teyzeye dönersek, Kızılay’da ördüğü lifleri satarak geçimini kazanmaya çalışıyor. Satış yapmadığında okuduğu gazete de tezgahın üzerinde. Yani teyzemiz öncelikle bir “okur yazar” ama bir şeyi okuyup yazdığı için okur-yazar denilenlerden değil; gündemi takip eden, köşe yazılarını vs okuyan birisi olduğu ortada. Bu yüzden kendisini ellerinden öpüyorum.

Türkiye’de günde kaç saat televizyon izliyoruz araştırması yapılıyor.

  • RTÜK’e göre 1 günde 3 saat 34 dakika,
  • Televizyon İzleme Araştırmaları A.Ş. 2020 araştırmasına 2 göre 4,5 saat,
  • 2015’Teki TÜİK araştırmasına göre 3 330 dk yani 5,5 saat televizyon izleniyor

İnternette geçirilen sürenin 7,5 saat 4 ve bu sürenin 2 saat 46 dakikası ise sosyal medya imiş 5. Tabii bu 2019 rakamı, yani 2021’de daha yüksektir.

Bağımsız Eğitimciler Sendikasının (BES) hazırladığı raporda ise Türk milletinin yılda yalnızca 6 saat kitap okumaya vakit ayırdığından bahsedilmiş 6. Tabii bu araştırma 2008’den kalma. Şimdilerde günde 2 saat olmuştur diyemeyiz ama (umarım) artmıştır. Çünkü yılda 6 saat demek, günde 0,98 dakika (hadi 0,02 benden olsun, günde 1 dakika) demektir.

Gündemi takip eden insanlara saygım vardır ancak sadece manşetten okumak olmaz. Köşe yazıları ve analizler okunmalıdır. Bunun için bknz: takip ettiğim düşünce kuruluşları, haber siteleri ve yazarlar.

 

2- Cesareti ve Çalışkanlığı

İsimlerini anmayacağım (kendilerine sormam gerek) fakat ikisini de tanıdığınız ve biri belediye başkanı, diğeri Türkiye’ye değer katan çok önemli bir şirket açmış ama eczanesinde de her gün insanlara dokunan, saygı duyduğum 2 büyüğüm var ve bu insanları tanımadan önce “biran önce deniz ve yeşillik içinde bir yere gideyim” fikri kafamda vardı. Marmaris gibi bir yere gidip, burada hayatın zevkini çıkartmak. Fakat şunu anladım, eğer aktif olursanız; 70, 80 ve hatta 90’lı yaşlarında dinç kalırsınız.

Aktif olmak ne demek? Sadece bedenen deli gibi çalışmak değil, çok ağır iş yapmamak gerek elbette fakat insanların içinde bulunmak, dialog kurmak, diğer insanlarınn hayatındaki sorunları çözmek, hareket etmek gibi anlamda “aktif olmaktan” bahsediyorum. Sadece beden değil, zihin sağlığı da artıyor. Sağlık bildiğiniz gibi sadece “beden” sağlığı değildir. Eğer ruh ve zihin sağlığınız yerinde değilse, bu bedeninize yansır. Dolayısıyla her anlamda dinç olmanız gerek. Bunun için çalışmak, insanların hayatına dokunmak gerek.

Teyzeye bakıyoruz, kendi emeğiyle geçimini sağlıyor. İnsanlara temas ediyor (oradan geçen, ürünlerine bakan insanlarla falan konuştuğu ortada). Üstelik öyle korku falan yok, cesareti var. Hem orada bu işi yapması hem de kadının ne kadar güzel bir kavram olduğunu göstermesi takdire değer.

3- Hayat Dolu Olması

Sokak söyleşilerine bakınız, “öldük, bittik, çalıyorlar” ya da “Alamanya’dan geldim, süper her şey” veya “namıssızlar, teröristler sizi” diyen yaşlılardan gerçekten ben bıktım. İğrenç Türk basını başlıklı yazıda ve diğer yazılarda defalarca anlattım, rezil bir basın var. Muhalif basın da rezil, yandaş basın da.

Tekrar örnek vermem gerekirse; Türkiye İHA geliştiriyor gibi bir haberi düşündüğümüzde yandaşlar “işte Cumhuriyet’te yapılmayanı yaptık, yerli milli İHA, Cumhurbaşkanımızın ayağındaki pisliği temizleriz be heyytt” gibi saçmalıkları aktarırken, muhalif basın ise “ee ne olmuş ama kamerası ithal kardeşim neresi yerli bunun? Bak damat zaten” gibi sürekli gömme peşinde. Oysa verilmesi gereken haber şudur:

ASELSAN’ın başlattığı İHA, özel teşebbüs ile Bayraktar ve Vestel tarafından da yapılmaya başlandı. Şu şu şu parçaları ithal, şunlar yerlidir. Fakat üzerinde yapılacak değişiklikler ve satış konusundaki kararları elde tutmamız nedeniyle önemli bir adımdır.

BİTTİ! Yorum katma. Haberi ver. Bunu yapan Al Jaazera Türk vardı, o da kapandı. Hep yorum. Haberden çok ya “Cumhurbaşkanımız, ölürüz sizin, yiğide bak be” şeklindeki yandaş yorumlar ya da “işte bu var ya sattı Türkiye’yi” şeklindeki muhalif haberler. Ben bunlardan bıktım, gerçekten bıktım.

**

Basın deyince başladım yine de, bu türdeki haberleri izleyen yaşlıların sokak söyleşinde kalıpsal düşüncelerinden bıktım usandım. Sonra bu teyzeye bakıyoruz, yahu kadın çatır çatır konuşuyor. Evet sosyalist kafası var, evet bana da ters bir kafa fakat kendi inandığı, bildiği değerleri araştıran ve bu bakış açısıyla gündemi yorumlayabilen insanlara hasret kaldık be…

Yaşlı diyorsun, bir sürü şey öğreneceğimiz insan diyorsun; düşünmeyi bilmiyor, temel kavramları bilmiyor, ezbere konuşuyor, görgü yok, kütlür yok…. Ee hani olgunluk, gençlere örnek? Tolga ÖZÇEVİK çok güzel bir konuşma yapmış:

Kripto:

Babam yaşında adam bir restoranda, ayıptır söylemesi yemek yiyoruz ailecek, yanında ve babam yaşında görüntülü görüşme: “NEĞUBİYUNOĞLM” (bağırarak konuşma). Görüntülü görüşme ve bütün restoran dinliyoruz. Babam yaşın Şimdi enişte sen benle aynı zamanda bu telefonu kavuştun, ben senden daha küçüğüm, edebi senden öğrenmem lazım. Ben biliyorum sen bağıra bağıra görüntülü konuşuyorsun. Senin sesin zaten çirkin, arayanın sesi filtreden dolayı ayrı çirkin e bir de benimkini sen zaten duymuyorsun, ben seninkini neden duyuyorum? Niçin böyle bir haldeyiz?
[…]
Ondan rahatsız olmayan, yan masadaki aile de şöyle: (bağırarak) “Ersılllll, gellll”, çünkü o çocuk ancak Ersıl olur. Biz bütün masa Ersıl’ı dinliyoruz. O çocuk koşuyor, çarpıyor […], ona dur diyen de yok. Biz de çocuktuk, bizim anamızı ağlattılar. Napıyorsun? Yavrum! Restorandayız!

O kadar haklı ki…

Örnek Alacağımız Büyükler Gerek

Böyle saçma sapan, olgunluk beklerken ve bir şeyler öğreneceğiz derken; “tilofonunu çıgartğ” diyen tiplerden falan bıktık usandık yahu. Ben Milenyum Kuşağı ya da Y kuşağı denilen nesildenim. Buna rağmen bıktım, ya bu gencecik çocuklar? Ufacık, ortaokul talebesi “abi kitap alamıyorum, sınav kitabı gerek çok pahalı” diyor; oradan denyonun biri “tilofonunu çıgarttğğğ yeğenim” diye gelip “senin sıçtığın bok daha kanala ulaşmadı” gibi laflar ediyor. Ya bi siktirin gidin gerçekten. Sonra Z kuşağı çıkıp “bu yaşlılar ölmeden biz kurtulamayacağız” dediklerinde de alınıyorsunuz.

Örnek değilsiniz, gençleri sahiplenmediniz, ufacık çocukların bile kur takip ettiği ve siyaset konuştuğu bir ülke yarattınız yahu yeter.

İşte bu şartlarda, böyle insanlara denk gelmek var ya… Çölde susuzluktan ölecekken 5 lt suyla gelen insana rastlamış gibisiniz. Anlatışı, bilgisi, özgüveni… Anlattıklarından çok bunlar önplana çıktı.

bknz: örnek alacağınız insanların önemi

Tekrarlıyorum: Teyzeye Saygı Duydum

Bunu tekrar tekrar söylemem gerek, yukarıda saydığım ve uzamasın diye saymayacağım nedenlerden ötürü teyzeye saygı duydum. Ancak bu işin bir de alanımla ilgili (uluslararası ilişkiler ve siyaset bilim) tarafı var ki burayı boş bırakmamak gerek. Komünist düşüncenin her şeyde olduğu gibi kağıt üzerinde mükemmel bir sistem olmasına rağmen uygulamaya döküldüğü anda tepe taklak gittiği; gelişime ve değişime ayak uyduramadığı ortadadır. Bununla ilgili elbette söylemek istediklerim var.

Tabii teyzeyi hedef haline getirmemek, üzmemek çok önemlidir. Buna basın ve kamuoyunun dikkat etmesi gerek.

Önce teyzenin 9,5 dakikalık konuşmasını vereyim:

 

Şimdi bütün bu tebriğin ve saygının ardından, teyzeye değil fakat söylemlere karşı yazacak bir kaç şeyim var.

 

Söylemlerin Durumu

Bazı konularda haklı, bazı konularda takip ettiği kaynaklardaki bilgilerin eksikliği mevcut. Fakat genç arkadaşlar için yazmaya başlayayım. Hepsine ve çok detaylı giremeyeceğim çünkü bazılarını net anlatmak için gereken teknik bilgiye sahip değilim. Bazılarında da iş çok uzayacaktır. Kısaca ve anafikirleri vermek gerek.

Bu arada teyzemin zam, hayat pahalılığı, istikrarın olmaması gibi bir çok haklı noktası var. Ben “sosyalizm” bölümünü ele alacağım.

1- Kur Durumu

Bırakın teyzeyi, Türk milletini; İngiliz ekonomist Timothy Ash: “30 yıllık ekonomistim. Hiçbir para biriminde böyle döviz hareketi hiç görmedim. İnanılmaz” diyor:

Hatta şöyle bir açıklaması var 7:

Turkey – just realised, Keynes, Friedman, Hayek, Solow, Samuelson, Adam Smith, Kornai, Dornbush, the Fed, ECB, BOE, me, all Western economists, we are all idiots. Wasted all our time, learning economics. Erdogan just rewrote all the theories.

Kabaca diyor ki: “Türkiye; Keynes, Smith, Friedman (diğerler) ve FED, AB ekonomi komitesi, İngiltere bankası, ben, tüm batılı ekonomistler, hepimizin aptal olduğunu anladı. Hayatımızı ekonomi öğrenmeyle harcadık. Erdoğan, bütün teorileri tekrardan yazdı”.

Ya bilerek ya da bilmeden bu sözcüğü alan yandaş basın şuna döndürdü:

**

Daha da var tabii. Nasılsa yandaş okur sadece manşeti okuyacak, nasılsa yandaş okur bunları araştırmayacak. Nasılsa bu ekonomistleri ve teorilerini bilmiyor.

Gerçekte ne oldu?

Aslında bu da ekonomi gibi “faiz indirdiler ondan” ya da “faiz arttırdılar ondan” denilemeyecek kadar karmaşık. Hatta tamamını anladığımı söyleyemem çünkü bilinmedik bir sürü şey yapılmış. Özünde yine yapmayız dediklerini yaptılar o ayrı, fakat farklı yol izlediler. Ancak ilginç bir tweet zinciri var. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz YAVUZYILMAZ şöyle diyor 8:

Vatandaşa tuzak nasıl kuruldu
20 Aralık sabah..
Operasyon başlıyor!
Borsada 1 gün süreli ‘Yukarı Adım Kuralı’ uygulamasına geçiliyor.
Böylece doların düşme ihtimali azaltılıyor.
Dolar 18,36 liraya kadar yükseliyor. 18.15’de gündüz piyasası kapanıyor.
Ve vurgun başlıyor

Merkez Bankası, kamu bankaları aracılığıyla çok düşük kur’dan dolar satmaya başlıyor.
Hedef, MB dolarını 10 liranın altında satıp bir kısım yandaşa sermaye transferi yapmak iken, dolar ancak 12,49’a kadar geriliyor.
Bu operasyondan haberi olmayan bir yatırımcı, ortalama 12,50 liradan 1,5 milyar dolarlık alım yapıyor.
MB, o günkü satış limitini tükettiği için daha fazla dolar da satamıyor.
Böylece operasyon yarım kalıyor!

21 Aralık sabah..
09.25 BİST bir duyuruyu onaya sunuyor
Operasyonun tamamlanması için borsa yatırıcımcılarına tuzak kuruluyor.
09.46 (Borsa açıldıktan 16dk sonra) Duyuru onayı KAP’ta yayınlanıyor

Doların %10’a kadar düşükten satılabilme sınırı %80’e çıkarılıyor.
Yatırımcılar bu kararı öğrenene kadar geçen 16dk’lık süre içinde;
Yeni günde borsada 18,22 liradan satış işlemine başlayan MB dolar rezervi 3,65 lira seviyesine kadar zaten satılmış oluyor.
Önceden haberi olupta neredeyse bedavaya dolar alanların kim olduğu meçhuldur!

Ayrıca Emin ÇAPA’nın da nasıl tuzağa düşürdüklerine ait 11 dakikalık şöyle bir videosu var 9:

**

Yukarıda söylendiği gibi “birileri zenginleşti”. Haberi olan, içeriden haber alan birileri zenginliğine zenginlik katarken millet patladı. Evet doların 17-18 olması zaten olası değildi fakat 12’de durması da mantıklı değil.

Burda söylemek istediğim şey şu; eğer “18’de satalım” diyen ve örnek veriyorum 100 milyon dolar satan birisi, 12’ye indiğinde bu paranın hepsiyle dolar alsaydı evet kazanırdı ancak dolar yükselirdi. Dolayısıyla bu kadar basit açıklanamayacak bir mekanizma var. Bunun dışında Merkez Bankası rezervlerinin durumu da ortadadır. Kendi sitesinden bakabilirsiniz.

Düzenleme: dün bu yazıyı yazma başladım. Bugün Emin ÇAPA hakkında işlem başlatılacağını duydum. Muhtemelen bu konuşması yüzünden.

 

2- Vergilerler

Vergilerle dönmez, katılıyorum. Vergi, rezil bir şeydir. Fakat vergiler nedir? Paranızla maaş alan ve yetki verdiğiniz insanların sizi korumaması başlıklı yazıda detaylıca yazdım, “4.6 milyon devlet memuru var” 10. Ücretli çalışan sayısı 13,5 milyon zaten 11. Çalışanı, emeklisi, sosyal hizmetleri (sağlık, eğitim vb) gibi her şey bu vergilerden karşılanıyor ki bir de 5 milyon kadar mültecimiz falan da bu sağlık hizmetlerinden bedavadan yararlanıyor. Dolayısıyla devlet ne kadar hizmet verirse, o kadar vergi alır. Buradaki en büyük hata da, Almanya gibi sosyal hizmete özenip, “sosyal devlet olma” isteğiyle hareket etmektir. Çünkü sosyal devlet olmak için önce eğitim, bilim, teknoloji, üretim gerek. Bunu da özel sektör yapmalı, özel sektör istihdam sağlamalı ki, gelişme yaşansın. Devlet buradan vergiler toplayıp daha sonra gerekli sosyal devlet görevlerini yapabilir.

Yani hem her şey bedava olsun hem de vergi toplanmasın demek, hem suya gireyim hem de ıslanmayayım demekle tam olarak aynı şeydir. Verginin yüksekliği, toplanan vergilerden daha az hizmet alınması eleştirilebilir, burada da devletin şeffaflığı ve demokratik öğeler, sayıştay raporlar vb olaylar devreye giriyor.

Devletin temel görevleri vardır. Bunlar içindeki en önemlisi adalet, güvenlik ve DENETİM (ki DENETİM DENETİM DENETİM. Liberal, realist ve komünist düşünceye göre (ve hatta constructivistler, feministler vs ayrılır) çeşitli görevleri vardır. Yani başlı başına bir konu hatta 12 ciltlik eser bile yazılabilir.

Ekonomik sistemler ve farkları yazımda detaylıca belirttim, bakmak isteyen bakabilir ancak kabaca liberal-komünist bakış açısıyla:

Kapitalizmde hizmet ve ürünler, değişim ve ticaret için üretilir.
Sosyalizmde ise hizmet ve ürünler, kullanım için üretilir.

Kapitalizmde üretim araçları genellikle özel sektörün elindedir.
Sosyalizmde ise üretim araçları halkındır, devlet işletir.

* İktisadi hayat : toplumun sahip olduğu kaynakları kullanmasını temsil eder. Tarım, sanayi, ticaret, hizmetler, ulaştırma gibi hizmetlerin düzenlenmesi ve işletilmesidir.

Kapitalizmde iktisadi hayat arz-talep ilkesine göre düzenlenir.
Sosyalizmde ise halkın ihtiyaçlarına göre planlanarak düzenlenir.

Kapitalizmde motivasyon kârların yükseltme ilkesiyle çalışır.
Sosyalizmde ise genel refahı yükseltmek amaçtır.

Kapitalizmde, devletin mevcut işleyişe karışmaması gerektiği savunulur. Yani piyasa kendini düzenler (denir).
Sosyalizmde ise, devlet insan ihtiyaçlarını planlama ve üretmekten sorumludur.

Komünizmi yıllardır anlatmakta zorlandım fakat bu yıl başında askere gidince buldum. Askere gidenler daha rahat anlayacaktır. Askerlik, tam olarak komünizmdir.

Askerde yataklar, çarşaflar, giyecekler aynıdır. Devlet “istikhak” verir. 155 lira gibi bir para veriyordu aylık. Az gibi duruyor ancak kantine gittiğinizde fazla bir şey de alamıyorsunuz (sigara içenler hariç). Fiyatları ucuz. Fakat devletin sana sunduğu şeyleri alabilirsin kantinden. Öyle turuncu tişört falan yok. Tam olarak askerlik = komünizm. Kaç asker gelecek, nereye ne kadar asker gerek; her şey önceden planlanır, dağıtılır.

 

3- Devlet %80’ini Üretsin İstihdam Sağlasın

Liberalizmi ve ekonomik sistemleri anlayabilmek için Hollanda ve İngiltere’nin şirketlerine, mercantilism (Türkçesini bilmiyorum, merkantilizm diye çevirmeleri normal), sonrasında liberalizm ve Karl Marx’a detaylıca bakmak gerek. Çok basit tabirle, yine 1970’ler, petrol krizi gibi olaylar sonrasında liberaller “nereye gittiğini” sorgulamış ve (çok şükür), halkta ve işçi sınıfında para olmayınca sistemin yürümeyeceğini anlamıştır. Bu yüzden yoksulluk için çeşitli düşünceler gelmiştir.

ABD’nin bize dayattığı şey ise, sadece bize değil; dünyadaki tehlike ve süpergüç olmak için her türlü ülkeye dayattığı politikalardır. Neoliberal politikalardır, Türkiye gibi bir çok ülkede gerek darbe ile gerek hükumeti değiştirerek bunları uygulamaya koydular. Türkiye’de de 24 Ocak kararları ancak 1980 darbesiyle birlikte oturtulmuş ve Özal’ın gelmesiyle neoliberalizm coşmuştur.

Devletin üretmesi…

Kötü bir şey mi? Eğer özel sektör giremiyorsa, zaten kârlılığı yoktur ancak kalkınma ihtiyacı varsa; devletin direkt üretmesi yerine teşvikleri doğru olacaktır. Fakat sorun şu; ahlaksızlarla dolu bir ülkede, teşvikler sürekli sömürülecektir. Bakın hükumetten bazı kişiler tanıyorum, “gerçekten iş yapacak” projeler için destek vermeye çalışıyor. Ancak 1 kişi bundan yararlanıyorken 10 hatta 20 kişi bu projeleri sömürüyor! Normalde devletin direkt girmesinden çok, devletin teşviki önemlidir.

Devlet neyi üretmeli neden üretim ve özel sektöre müdahale etmemeli?

Devlet THY’de, devlet onu üretsin, bunu üretsin… Sonra?

İlaç arge firması açtık. 43 firma için çeşitli projeler geliştirmişiz. Ağrı kesiciden propolise, dermokozmatikten jellere her türlü projeler. 6 kişi çalışıyor. Ufak bir yerde üretime başlayacağız (gıda takviyesi ve kozmetik), buraya da 3-4 kişi alacağız. Çok uzman kadromuz var. Üniversitelerde 6-7 ayda tamamlanamayan işleri bir kaç haftada bitiriyoruz. 4-5 yıldır bir çok kurum ve kuruluşta sorun çözülmemiş, 3 ayda çözdük ve ruhsat süreci yürüyor. 7 yıldır ruhsat alınamamış, şimdi çözülüyor…

Diyelim ki devlet karşımıza ilaç arge firması açtı. Nasıl mücadele edeceğiz? Devletin imkânları ile rekabet etme şansımız yok!

THY yüzünden KKTC Havayollarından tutun bir çok havayolu battı, rekabet edemediler. Herkesin uçtuğu “İstanbul-Ankara” gibi güzergâhlarda ucuza bilet satıp, kimsenin uçmadığı İstanbul-Sinop gibi güzergâhlarda yüksek fiyat var. Devlet destekli, ortağı devlet olan bir havayolu ile mcüadele edemezsiniz.

Devletinin gelip mahallenizde manav, berber, bakkal açması gibi saçma sapan bir fikir. Neymiş, fiyatları ucuzlatacaklarmış. Nasıl? Son kullanıcıya satan insanların mı hatası bu? Devlet bu tür ufak işlere karışmaya başladığında, holding gibi işler yapmaya başladığında; köşe başlarına vasıfsız insanlar gelir, 300 kişilik yerde 500 kişi çalışır ama yine verim olmaz.

4- Özelleştirme ve Özel Sektör

Kritik alanlarda özelleştirme, “yabancılara satılmamak” üzere yapılmalı. Rusya (Putin) bunu yaptı. Oligarklar, güç kazanmak için Avrupalı ve Amerikalı ortaklar bulmaya çalıştıkları anda devlet operasyonla el koy. Bu da ne kadar yasal o ayrı konu fakat özelleştirmede, yasal hale getirilerek, yabancı ortaklar konusunda bir adım atıldığında devlete geçecek bir anlaşma yapılmalı.

Bulgaristan göçmeniyiz. Bulgarsitan’a AB’ye girmeden önce ve girdikten sonra gittim. Gençler Avrupa’ya dağılmış, Bulgaristan’da yaşlılar kalmış. Fakat konuyla ilgili olarak üzücü olan şey şu; Avrupa’daki firmalar, Bulgaristan’daki un, çimento vb fabrikalarını satın almış. Yıllarca çalıştırmayıp, iflas etti göstermişler. Özelleştirmede buna karşı önlem geliştirmek şart.

Amerika ve Fransa’ya bakınız, savunma sanayi, uçak vb sektörler bile özel firmaların kontrolünde. Ne oluyor bu ülkeler zayıflıyor mu? Tam tersine özel sektöre aklı çalışan yatırımcı girer. Yatırımcılar, çoğunuzun nefret ettiği ancak size iş sağlayan zenginler; analizlerle, doğru insanlarla ve olabilecek en verimli şekilde üretime başlar. Devletten daha az kişiyle, daha az kaynakla, daha büyük işler yapma ihtimali çok yüksektir. Bir işi yapmanın en verimsiz yolu, devletin yapmasıdır. Maliyeti yüksek olur, verimliliği düşük olur.

5- Çin’in %80’i Devletin, Sağlık, Konut Bedava

Tabii “Çin’in %80’i devletin” dediğinde ne demek istediği net değil ancak “üretim” anlamında olduğu diğer sözlerinden alıyoruz. Wikipedia’ya dahi baksak ki İngilizcesiyle “Economy of China” ancak “Çin ekonomisi” olarak Türkçesi de var ama Wikipedia Türkçe’yi ciddiye almakta zorlanıyorum.

Size bazı rakamlar vereceğim,

  • Credit Suisse, yaklaşık olarak 5,3 milyonere sahip olduğunu hesaplamış 12
  • Hurun Report’a göre dünyanın en fazla milyarderi Çin’de, 1058 kişi 13
  • Çin’deki firmaların %84’ü ÖZEL! Bakın kaynak, Çin devletinin işlettiği ÇİN İNTERNET BİLGİ MERKEZİ 14

Çin’de 20 milyondan fazla şirket var. Yani bahsedildiği gibi Çin’deki üretim %80’i devletin deği!

Zaten Çin’in 1984’ten günümüze kadar 800 milyon insanı yoksulluktan kurtarması 15,16, komünizm sayesinde değil tam tersine kapitalist davranış gösteren bir yönetim sayesindedir.

Gelelim sağlık, konut olayına.

Aslında başlık başlık (healthcare in China, housing in China, education system in China) şeklinde Scholar Google’da arattığınızda bile yüzlerce araştırma çıkıyor. Hepsini okumak, her detayı vermek mümkün değil. Burada verdiklerim okunmayacğaını bildiğimden, haberlerden eklemeye çalışıyorum çünkü hem size hem bana daha kolay.

Çin’de Sağlık

Aslında Çin’deki sağlık reformu üzerinde durulması gereken bir sistem. Buradaki araştırmalar ve nicesiyle, değişim ve gelişimi görebiliriz.

 

Öncelikle şunu kabul etmek gerek (bir çok muhalif kabul etmese de), Türkiye’deki sağlık hizmetleri gerçekten iyi.

Detaylı bilgi almak için Prof. Dr. Nusrettin FİŞEK’in Çin Halk Cumhuriyetinde Sağlık Yönetimi yazısını okumanızı öneririm. Çünkü geçmişten kısmen günümüze gelişimi anlatır. Daha doğrusu yapılanma ve yönetimi. Tabii hastahanelerdeki özelleştirmelere falan değinilmemiş.

2018’deki özel hastahane sayısı %57 idi 17.

Sanıyorum detaylı detaylı anlatmama gerek yok. Her şey gibi hastahaneler de özelleştirildi. Ee hani komünizm? Fakat “sağlık hizmeti bedava” olayına gelelim. Türkiye gibi arkadaşlar. Türkiye’ye benzer bir sistem var. Bence daha pahalı.

Bakın Foreign Policy’de Andreea Brinza şöyle yazmış 18, Çin sağlık sisteminin daha fazla komünizme ihtiyacı var. Şunları belirtmiş:

  • Çin’de gittiğimde jetlag oldum ve uykusuzluk nedeniyle doktora gittiğimde 350 dolar ödedim.
  • Rendevuları alıp, başkasına satmak  başlı başına bir sektör olmuş
  • Chinese Hospital başındaki adamın 18 milyar dolarlık rüşvet olayı araştırılmış (18 milyar dolar!)

Başka rakamlar falan veriyor ancak özellikle şuraya dikkat:

OECD 2015 verilerine göre, hastahane için cebinizden çıkan miktar ABD’de %11 iken Çin’de %32.

Ama Çin komünist 🙂

Çin’de Konut

Borcu Yunanistan’ın borcu kadar olan Evergrande Gayrimenkul şirketine de değinmek gerek de… Neyse, burada da devlet yok yani. İSteyen kısaca bu olayı şuradan dinleyebilir (6 dk):

 

Aslında konut konusunda da youtube’da güzel videolar mevcut, insanlar deneyimlerini aktarıyor (öğretmen anlatmış, bu da yabancı İngilizce öğretmeni). Çok bilgim yok ancak gördüğüm şey, “lojman” tarzı bazı şeylerin sağlandığı ile ilgili.

Başka bir makalede ise şöyle diyor 19:

1978’den bu yana, ekonomi ve konut reformları yapılıyor. (…) Çin devleti, “mali destek ile” düşük gelirliler için sosyal konut sağlamaktadır.

Yazının tamamını okuduğumda, büyük oranda özelleştirme ve özel sektörün olduğunu; orta ve zengin kesimler için buralarda marketin fiyat belirlediğini ancak yoksullar için sosyal konutların olduğu ve bunların yine özel sektör tarafından yapıldığı ancak devletin bu kiraları veriğini anladım.

Aslında bu fikri destekliyorum. Hatta yaşlılar, evsizler için büyük (Kazakistan gezisinde resmini attığım gibi kocaman ve kaliteli duvarlarla örülü), ufak fakat yazın serin kışık sıcak duracak minik evler ve bunlardan bir site. Yani binlerce insan yaşayacak burada. Ve en önemlisi doktoru, buradaki insanlarla ilgilenecek insanlar olacak. Yani yaşlılar, evsizler, bakıma muhtaç olan insanlar buralara yerleştirilecek. İlgilenilecek. Buna benzeri sosyal konutlar şeklinde yapılıp, uygun fiyata verilebilir mi? Verilir ama nerede? İstanbul’da olmaz. İstanbul dışında olmalı.

6- Niye Her Şey Dolara Bağlı

Yani Bretton Woods’a kadar gitmek gerek belki. Fakat işin o bölümünü (IMF, Dünya Bankası, GATT, Avrupa’yı yoksulluk dolayısıyla komünizmden korumak için kalkdırma amacıyla saçılan dolarlar) bir kenara koyarsak bile, para birimi bir semboldür. Dolar, ABD’nin gücünü simgeler. TL’de Türkiye’nin. Burada eğitim, teknoloji, ithalat-ihracat gibi olaylar var.

Peki neden dolarla? Putin’de bunu sorguluyor, biz de bunu sorgulayıp Türk Lirası ve Ruble ile aramızda antlaşmalar yapmaya başladık. Fakat hangi Türk lirası? Doğum tarihim olduğu için 24 Ağustos’u alalım:

2021’de 1 dolar 8.4132 tl
2020’de 1 dolar 7.3372 tl
2019’da 1 dolar 5.7538 tl
2018’de 1 dolar 6.1901 tl
2017’de 1 dolar 3.4781 tl
2016’da 1 dolar 2.9533 tl
2015’te 1 dolar 2.9477 tl

Hangi kurdan hangi yılı hesaplayacağız, önümüzdeki 10 yıllık süreçte yapılacak anlaşmada hangi değerleri alacağız? Enflasyon vb konularda ne TÜİK ne de devletin herhangi bir birimi doğru tahmin edemiyor!

19 Haziran 2013 tahmini bu. 19 Haziran’da 1 dolar 4.7545 tl imiş. Ee? Ben şimdi özel sektör olarak devlete güvenip hareket edersem ne olacak? Peki dolar enflasyonu neymiş? 2013’te 1 dolar, 2018’de 1 dolar 08 cent imiş. Şimdi 5-10 yıllık planımı Türk Lirasına mı göre yapmam daha mantıklı yoksa dolar/euro kullanarak yapmam mı daha mantıklı? Devlet sağolsun, “anlaşmaları Türk Lirası yapacaksınız” dedi. TL ile çalıştığımız her anlaşmadan zarar ettik.

Peki böyle olursa sonunda ne olur? Şirketi kapatırsın. Kapatmadan önce çalışan işten çıkartırsın. Sonra şirketi kapatırsın. Zaten 5 milyon memur var, işsiz kalanları da memur yaparsınız, komünizme doğru ilerlersiniz!

Özel sektör istikrar arar. Yatırımcı, istikrar arar. Dolardaysa dolara gider, tl’de ise tl’ye gelir. Duygusal davranmaz.

Kısacası doları hayatımıza kim soktu demek nasıl bir cümle? Küreselleşen ve birbiriyle bağlı olan bir sistemin içerisindeyiz. Ekonomide bir kuraldır, kötü ve değersiz paralar elden çıkartılır ve değerliler elde tutulur. Bu kadar basit.

 

7- 1970’lerden Önce Dolar Var Mıydı? Kola Var Mıydı?

Altın Standardını bilir misiniz? Ne demek bu, para birimleri altına sabitlenir. 1 altın 500 dolar idi. Yani 1 dolar ile 1 altının 500’de 1’ini alıyordunuz. Sabit bir sistem. Bu ne zaman terk edildi? 1971’de. Sebebini de Nixon’a sorun. 1973 OPEC krizi…

Bütün bunları çok farklı yorumlayıp okuyabilirsiniz. Fakat ben işleri basitleştirmeyi seviyorum. 2’inci Dünya Savaşı sonrasında istikrar ve Avrupa’yı kalkındırmak gerekiyordu, böylece yoksulluk nedeniyle SSCB’ye, yani liberallerin büyük düşmanı komünizme Avrupa teslim edilmeyecekti. Hem Avrupa desteklendi, hem istikrar için uğraşıldı. Fakat yürümedi. Nixon’ın Altın Standardını terk etmesinin en büyük nedenlerinden birisi, ABD’deki enflasyondur ve Nixon’un iş vb gibi sözleridir.

Tabii bütün bunları tek tek ele aldığınızda (ki okullarda tarihi böyle öğretirler ve bu iş benim yapıma uymuyor), işler anlaşılmayabiliyor. Fakat liberalizm, Soğuk Savaş, Bretton Woods, OPEC krizi, Avrupa’nın durumu gibi bir çok şeyi hesap etmek gerek.

**

Konumuza geri dönersek, gazlı içecekler rezil şeylerdir. Sigara ve alkolün üzerine zarar yazılıyor ancak bir tanesi 2 bin kalori olan pizzaya (1.700 kalori olan burger menülerine), abur cuburlara, gazlı içeceklere falan; kalp hastalığı, obezite, diyabet riski taşır yazılmıyor.

Fakat KAP’a bakıp, Coca Cola’nın yapısını dahi anlamadan “Filistin’e mermi olarak gidiyor” diyen insanlar, kola geldi sömürüldük demeye başladı.

Kusura bakmayın da eğer ayranın, Türk mutfağının değerini bilmiyor yerine koşarak kolaya, pizzaya sarılıyor ve sonra “sömürge olduk” diyorsanız gerizekalısınız. Devlet bunları size yasaklayacak değil. Sen kendi çocuğuna yasaklayacaksın. Zararlı olan ne varsa yediriyorsun, 3 yaşında eline telefon/tablet veriyorsun, aptal dizileri birlikte izliyorsunuz sonra AVM’lerde sanki nükleer bir cihaz gibi üst aramadan çocuğu kaçırıyorsunuz. Bu kadar saçmalık!

Devlet kolayı mı yasaklayacak?

Şu an bunu okuduğunuz telefon, tablet, bilgisayarı ve içindeki parçayı, yazılımları üretenlerin büyük bölümü Amerikalı. Şimdi üreten olmasa bile ilk bulan İngiliz, Amerikalı veya Avrupalı. İşte bu kafa tehlikelidir. İleride geleceğim ancak komünizmde bu tür “teknolojik gelişmeler ve icatlar” gerçekleştirilemedi. Batı ile mücadelede eksik kaldı. Çin’in özelleştirmeye gitmesi, kapitalizme dayanmasının nedeni de budur SSCB’nin çökmeside. Perestoroyka neden uygulandı? Neden özel teşebbüslerin önü açıldı? Neden Çin’de de bu uygulanıyor? Çünkü Batı ile rekabet edemiyorsunuz, edemezsiniz. Komünist bir rejimle liberal ülkelerle ve onların teknolojisiyle mücadele etme şansınız YOKTUR. Başaran bir ülke olmamıştır. Küba bunları yapamdığı için hâlâ saçma sapan arabalara biniliyor. Komünizm hayranları “kanser aşısı Küba’da var” diyedursun, özel üniversitede dahi “komünizm” propagandası yapan akademisyenler gibiler. Komünist bir rejimde yaşamak istemezler. Ben mi? Desteklediğim kavramlara sahip ülkelerde; Amerika, Almanya, İngiltere vb yaşamak isterim. İmkân olursa gidip, kendimi geliştirmeyi de isterim. Küba’ya gitmek isterler mi kendileri?

Evet kendi çiftçisini, kendi üreticisini koruyacak. Gümrük vergisi konusunda belki bu tür düzenlemeler tamam. Fakat sen gümrük vergisi koyarsan, diğer ülkeler de koyar, arttırır.

8- Serbest Piyasa

Serbest piyasa ekonomisini bu ülke kaldıramaz demiş teyzemiş. Serbest piyasa değil, ahlaksızlık bizi batırıyor. Serbest piyasa, diğer liberal değerler uygulandığı sürece ki bunlar hukukun üstünlüğü, şeffaflık, yasama-yürütme-yargı dengesi, basın özgürlüğü, hesap sorulabilirlik vb kavramlardır, serbest piyasa mis gibi uygulanabilir.

Fakat defalarca anlattım (devletin kamburları); eğer teşvikler %40-60 oranıyla (%25-75 olarak pazarlık gücüne bağlı) dağıtılıyorsa, rüşvet dönüyorsa, devlet gücü ve devletteki tanıdıklarla iş yapılıyorsa tabii ki orada patlar.

Çin patlamıyor mu? Bakın 18 milyar dolarlık rüşvet soruşturması diyorum. Serbest piyasa kötü bir şey değildir. Fakat bize liberal değerleri bilmediğimiz dolayısıyla demokrasiyi kavrayamadığımız için bu duruma düşüyoruz.

Örneğin özelleştirme. Liberaller güzel şekilde bakar. Devlet deniz işine giriyor, tekel. TEKEL YAHU, sen giremiyorsun. Özelleştirme yapıyoruz diyor, özelleştirme ise “tekeli ö19zelleştirme”. Bu özelleştirme mi? Rekabetin olmadığı yerde özelleştirme olur mu?

Bakın Doğu Ekspres örneği… Günde 1 seferde olsa, günde 100 seferde olsa; 1300 lira da olsa 13 lira da olsa devlet memurları maaşını alacak. Fakat özel sektörle rekabete aç bakalım. VİP olarak 2.000 liraya da bulursun, 1970’lerden vagonlar getirip, “retro” falan adında öğrenci için uygun seferleri de bulursun. Bu rekabettir. En büyük örneği otobüslerdir. Devlet yok. Düşünsenize devlet girip otobüs işleteceğim diyor.

**

Özelleştirme paralarını sormuş. Orada sonuna kadar haklı. Özelleştirmeden gelen paralar, yatırım olarak kullanılmalıydı. Hoş Ali BABACAN diyor ki, “özelleştirmeden gelen paralarla borçları ödedik” 19 .

 

İşte kendime tamamen liberalim diyemeyeceğim nedenlerden birisi bu belki. Atatürk’ün İzmir İktisad Kongresi ve ekonomik adımları dikkatle incelenmeli. Ülkede neye ihtiyaç varsa nokta atışı ile bunu yapmış. Liberal bir hareketle diyemeyeceğimiz gibi komünist bir harekette yoktur. Fakat olası bir savaş durumunda afyon da üretebilecek sistemi getirmiştir, tekstil üretimi olmayan bir ülkeyi de tekstilde şu anda bile dünya markası haline getirmiştir.

Özellikle “Atatürk’ün girişimleri, imkânsızlıklar, salgın, Hıfzısıhha” konusunu okumanızı öneriyorum. Koskoca Osmanlı’dan Türkiye Cumhruiyeti’ne kalan 4 fabrika vardı: Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri.

Atatürk ülkeyi buradan nereye götürdü biliyor musunuz? Yılmaz Özdil’in Dikili Ağaç yazısından:

Tek örnek vereyim…
Mustafa Kemal’in 1937’de bizzat açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda 2 bin 500 kişi çalışıyordu. Tee 1937’de, işçilere kadınlı-erkekli balo düzenleniyordu, danslar ediliyordu. 700 kişilik sinema salonu vardı, tiyatro salonu vardı, haftada altı gün film gösteriliyordu. İşçilerin tiyatro kulübü vardı, müzik grubu vardı, korosu vardı, fabrikanın radyosu vardı, fabrikada piyano vardı, piyano… Resim-heykel sergileri açılıyordu, bahçesinde havuz, havuzun içinde bronz kadın heykeli vardı. Spor kulübü vardı, Sümerspor… Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası oradaydı, basketbol-voleybol sahası vardı, güreş minderi, boks ringi, tenis kortu vardı, paten pisti vardı, bisiklet parkuru vardı. Ameliyathaneli, laboratuvarlı, 40 yataklı hastanesi vardı, eczanesi vardı. İlkokulu vardı, kadın işçilerin bebişleri için kreş vardı, 1937’den bahsediyoruz. Giyecek kooperatifi vardı, fırını vardı, işçileri şehirden fabrikaya getirip götürmesi için Gıdı Gıdı adı verilen mini treni vardı, kendi enerjisini kendi üretiyordu, santrali vardı, Nazilli’ye elektrik veriyordu. Özetle… Cumhuriyet mucizesiydi. Mustafa Kemal açılışa geldi, Nazilli halkı teşekkür için 22 ayar altından anahtar yaptırmıştı, sembolik kapı o anahtarla açılacaktı. Mustafa Kemal “memlekete hayırlı olsun” dedi, açtı. Bugünkülerin yaptığı gibi hatıra ayaklarıyla anahtarı cebine atmadı, “altın milletin hazinesine aittir” dedi, Celal Bayar’a verdi, Celal Bayar emaneti aldı, Ankara’ya gider gitmez hazine’ye kaydetti. Zeka’yla akıl’la kurulmuştu… Makineleri Rusya’dan satın alındı ama devletin kasasından, milletin kesesinden tek kuruş para ödenmedi, her şey narenciyeyle, portakalla mandalinayla ödendi. Türk tekstilinin temeliydi. Fabrika bünyesinde, Nazilli halkına, özellikle genç kızların meslek edinmesi için ücretsiz kurslar düzenleniyordu, okuma yazma kursu veriliyordu. Civar köylere sağlık personeli gönderiliyordu, hastalar tedavi ediliyor, ücretsiz ilaç veriliyordu, bölgedeki sıtma salgını, fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutuldu. İşçilerin 264 dairelik, bin kişilik lojmanı vardı. Hamam vardı, sadece işçilere değil, Nazilli halkına da açıktı. Altı ayda bir yöre halkına ücretsiz basma dağıtılıyordu.

*
Sonra bu arkadaşlar geldi.

Benim aklım almıyor bakın tekrar yazıyorum, dikkatinizden kaçmasın:

  • 2.500 kişinin çalıştığı basma fabrikasında balo,
  • 700 kişliik sinema salonu,
  • tiyatro salonu,
  • işçilerin tiyatro kulübü,
  • müzik grubu,
  • fabrika radyosu,
  • fabrikada piyano,
  • sergiler,
  • havuz,
  • spor kulüpleri,
  • paten pisti,
  • bisiklet parkuru,
  • ameliyathane,
  • eczane, hastahane,
  • ilkokul,
  • kreş,
  • kooperatif,
  • fırın,
  • kendi enerjisi ürettiği santral

YIL 1937 YAHU!

Daha başka olay anlatayım burada geçiştirilmesin, ne demiş Yılmaz ÖZDİL?

Makineleri Rusya’dan satın alındı ama devletin kasasından, milletin kesesinden tek kuruş para ödenmedi, her şey narenciyeyle, portakalla mandalinayla ödendi

Bunu sakın atlamayın.

 

Buradaki portakallar var ya heh bunlarla kuruldu bu tesisler fakat parayla falan değil. Nasıl mı?

Atatürk’ün neslinin (ve sonraki bir kaç jenerasyonun) çok sevdiğim bir özelliği vardır. Yılmaz BÜYÜKERŞEN gibi, sürekli üretirler. Atatürk’ün Ankara’da uzmanların “olmaz” demesine rağmen Orman Çiftliği’ni OLDURMASI gibi. Karadeniz’e bakıp, buralara yurt dışından çay getirtmesi gibi…

Atatürk, bölgeyi inceletiyor ve buralara neler ekilebileceğinin araştırılmasını istiyor. İtalya’ya benzerlik var. Atatürk, İtalya’dan portakal ağaçları getirtip, buralara diktiriyor.

Milli Mücadele’de SSCB’den altın desteği almıştı, Fransızlarla diplomatik olarak anlaşma imzalamış ve Fransızlar ülkemizden çekilirken “yahu bu kadar malzemeyi getirdiniz, boşuna taşımayın bize satın” diyerek SSCB’den alınan altınlarla bu malzemeleri ödemişti. Aynı yaratıcılık devam etti.

SSCB’ye dedi ki tesis kuralım.
SSCB’den cihazlar gelsin.
Bizim uzmanlara SSCB uzmanları işi öğretsin.

Karşılığı nasıl ödenecek? İtalya’dan getirilip ekilen portakal ve narenciye ağaçlarıyla, SSCB’nin makine, tesis ve uzman ücretleri narenciye olarak ödendi.

Ya buradaki dehaya dikkat eder misiniz? Sonra bu iktidar gelip, böyle kurulmuş ne kadar tesis varsa kapattı. Çiftçiyi, köylüyü “şurada” anlattığım gibi rezil ettiler. Ne yaptılar? İngiliz modeli. Nedir o, hadi bunu da kısaca vereyim:

19’uncu Yüzyıl sonlarına doğru İngiltere, sömürgelerinden meyve, şeker, hammadde ve tarımsal ürünleri ithal ediyordu ve bazılarını Avrupa ile paylaşıp yüksek kâr ediyordu. Aydınlanma çağı, yeni buluşlar ve buhar makinesi ile birlikte tren ve gemiler bambaşka boyuta geçerken; önceden el emeğiyle yapılan tekstil gibi işler, buharlı makineler ile hızlanmaya başladı. Seri üretim başladı.

Fabrikalar kuruldu, işçi ihtiyacı doğdu. Nüfusun büyük çoğunluğu tarım, hayvancılık ile uğraşan ve köyde, kasabada yaşayan bir toplumu nasıl şehirlere çekeceksiniz?

Hatırlar mısınız, maden kazalarından sonra madencilerle söyleşiler yapıldığında “toprağın üzerinde para kazanamadığımız için altına indik” diyorlardı.

Peki İngiltere’de ne yapıldı? Sanıyorum tanıdık gelecektir.
Önce et, süt, tarım ürünleri gibi temel maddelerde ithalatın önü açıldı. Ardından gazetelerde “daha kaliteli ürünleri daha ucuza yiyeceğiz” diyerek propaganda yapıldı. İngiliz köylüleri, çiftçileri bunlarla başa çıkamadı. Kazanamadılar. Dolayısıyla çocukları şehirlere göç etmeye başladı.

Şehirlerde tabii ki banliyölerde biraraya geldiler ve hem fabrikalarda ağır şartlarda çalıştılar hem de ağır hayat şartlarında yaşadılar. Yaşamya çalıştılar. Sigorta, güvence falan hikaye zaten. Buradaki rezaleti birisi gördü ve “bu işçilere hakları vermiyorsunuz ancak” diyerek devrim fikirleri oluşturdu. Kim bu? Karl Marks.

Zaten 1930’larda Reform Act ve poor Law Admendment Act vb ile, çeşitli düzenlemeler yapıldı ve özellikle 1970’lerden sonra neo-liberaller şunu fark etti; eğer halkta para olmazsa, kendileri de zenginleşemeyecek. Dolayısıyla yoksulluk, işçi hakları vb konularında çeşitli adımlar atıldı.

NEREDENNNN NEREYE! Nasıl tanıdık geldi mi?

Ah bu özelleştirmeler. Bir de çıkıp “özelleşirmeleri borca harcadık” diyor.

Haa öte yandan bakıyorsun, öyle iğrenç zihniyet türmiş ki ülkede; kendi adamlarını hemen bu fabrikalara yerleştirmişler, partiye üye olanları buralarda işe başlatmışlar, sendikalarına almışlar… Yani Atatürk döneminde ne kadar verimli ise, sonrasında o kadar verimsizleşmeye başlamış.

9- Tekel Özelleştirme ve Kapitalizm

Tekel rezil bir şeydir ve tekeli kırmak, serbest piyasa ve serbest rekabet ile olur. Fakat bunlar güzelim özelleştirmeyi, rekabeti alıp; saçma sapan şekle soktuğu için Milli Piyango’dan, bir çok alana kadar rezil bir özelleştirme yürüttüler ve birileri bu süreçte daha da zenginleşti. Fakat liberal şartlar sağlanmadı.

Fakat Türkiye’de TDK’ya “spekülatör” yazıyorsun, vurguncu diyor. Bakalım liberaller nasıl görüyor:

**

Aynı şekilde liberal değerlerin hiçbirini doğru düzgün uygulamıyorlar. Devletin ana görevi DENETİMDİR! Dolayısıyla iyi yasa, yürütmelik, yönetmelik vb hazırlandıktan sonra denetleyecek kardeşim!

Fakat Türkiye’de yasalar, görevler, denetimler, bükolarokrasi falan o kadar kötü durumda ki “metre metre yazılım satıyorsunuz“. Hâlâ değişen bir şey yok!

AKP’nin yanlış yürüttüğü özelleştirmelere bakıp “işte liberalizm” demek kolay. AKP’nin liberalizm ile ilgisi yoktur. Liberal değil liberaklar bunlar. Ağızda liberalizm, o da Atatürk ve Türklüğe karşı başkaldırış. Liberalizmi bunun için kullanıyorlar. Gerçek liberaller değiller.

10- Turizm Bakanı Turizmci Maliye Bakanı Maliyeci

Bakanların bu alanda iş yapması olasıdır. Teknokrasiyi destekliyorum. Hatta Cumhurbaşkanı olursam, bürokratların bakan olmalarına da gayet olumlu bakarım ki Hulusi AKAR’ın ne kadar iyi işler çıkarttığını görüyoruz. Sağlık Bakanı’nın hastahane sahibi olmasında bir sorun yok.

ANCAK…

Eğer bir bakanın şirketi varsa, devlet gücünü kendi şirketini geliştirmek için kullanıyorsa; burada zaten bir sorun var. Adaletin işlemediği, sayıştayın yani hukukun ve yürütme-yargı dengesinin çalışmadığının göstergesidir. Liberal düşüncede olmazsa olmaz olan şeyler bunlar.

Bizim millet hep zenginlere düşman ya, çünkü para kazanmak ve mali okur yazarlık bizim ülkede öğretilmiyor. Ailemizden, çevremizden gördüğümüz, okullarda öğrendiklerimizle zengin olmamız çok düşük ihtimal. Ben 32 yaşımda Zengin Baba Yoksul Baba kitabı ile birlikte ekonomiye bakış açımı tamamen değiştirebilirdim. Çok yanlış yoldaymışım. Daha sonra Milyoner Aklın Sırları vb bir çok kitap ile düşünce tarzımı değiştirdim.

Bizim millet ise bütün zenginler çalıyor, çırpıyor, hak yiyor kafasında. Yahu bu zenginler, yatırımcılar olmasa istihdam yaratılmaz! Üretim olmaz, ihracat olmaz. Eğer zengin, işçinin hakkını yiyorsa, eğer zengin çalıyorsa; burada denetimler eksiktir, cezalandırılmıyorsa hukuk çalışmıyordur.

“Efendim bıçakla insan öldürülüyor, hepsine düşmanız, toplatalım” böyle bir kafa olur mu yahu?

 

11- Medya Propaganda Aracı

Sadece iktidar değil, muhalif medyada aynı. Yukarıda değinmiştim. Fakat bu konu açılınca Cem TOKER’in söylediği bir şey aklıma geliyor. Hangi program şu anda hatırlayamıyorum ancak TV’de söyledi, Youtube’da da vardı, diyor ki:

Bir ara yerel bir gazeteye gittik. Dedik ki, “yahu bizim de adayımız var bari bir iki satır bir şey yazın bakın bu kadar şey söylüyoruz, bu kadar anlatıyoruz. Bana dediler ki, benim 1 yıllık kârım şu kadar ve seçim öncesinde gelip 2 yıllık kârımı bir çantaya koyup masamın üstüne bıraktılar. Ben başkasını nasıl yazayım?”.

Çok acı. Ben bizzat belirli bir oranı direkt eline verip, ne konuşacağını da sürekli verip; bunlarla bölgesinde seçim kazanması için yollanan insanları biliyorum. Yani durum bundan ibaret.

Burada da ahlak giriyor. Sadece kişinin değil, medya etiği, ahlakı. Ahlaksızlar her zaman olacak. Sen ülke Anayasasını, ceza hukukunu buna göre yapacaksın. Denetimleri buna göre yapacaksın.

Ülkede sistem oturtrulurken, “yahu Stalin, Hitler gibi adamlar gelirse nasıl durdurulacak” diye düşünmek gerek. Haa bu yeterli mi? Yetmez 16 yıl önce 16 yaşımdaydım ve politik kitaplar okumaya başladım. Hitler’in nasıl iktidara geldiğini, insanların neden direnemediğini anlayamıyordum. İşte o toplumun psikolojisini şimdi yaşayarak öğreniyorum. Dış mihraklar, lobiler, siz hayinsiniz… Böyle bir kafa.

Bilime olan bakış açısını “don’t look up” filmini incelediğim yazıda anlatmıştım. Siyaset bilimi, adı üstünde bir bilimdir ve konusuna göre akademisyenleri, uzmanları ve ilgili kurumlarla çalışması ve yapılan çalışmalardan yararlanması gerekir. Fakat uzmanları, bilimi, bilgiyi, sanatçıyı falan “sizlerrrğğğğ” diye başlayarak “bunlar vatan hayiniiğğğğ” diye baskılarsanız; toplum da ne bilgiye, ne bilime değer verir.

Yukarıdan beri ne anlatıyorum? Amerika, İngiltere, Avrupa diğer tarafta SSCB falan ne anlatıyorum? TEKNOLOJİ. Eğer teknoloji yoksa, olmaz. Teknoloji için bilgi gerekir. Bilim gerekir. Bilime ve bilene saygı gerekir.

**

Üstelik bu sadece iktidar medyasında yok, muhalif medyası da rezalet!

 

12- Polis Geliyor Bekçi Geliyor Sattırmıyor

Teyzenin şöyle beyanı var:

Polis ordusu var, bekçi ordusu var başımda dikiliyor. Sattırmıyor. Sanki Ankara’yı ben çaldım. Başıma 100 tane polis geliyor,suçum ne? Yasak.

Zabıtaların sokakta emeklerini satanlara, karton toplayanlara, trafikteki araçlara bir şeyler satanlara müdahale etmesi bitirilmeli. Önü açılmalı bu işin ama belli standartlarda. Öte yandan şu an beğenmesek bile bir kanun var. Haa bu kanun işsiz, çocuğunu okutmak zorunda kalan ve sebze satan adama uygulanırken; milyarlık holdinglerin milyonluk borcu silinmesi gibi iki yüzlülük de ayrı bir konu.

Fakat Selanik Caddesi’ndeymiş teyzemiş. Çankaya’ya bağlı. Teyzeceğim polis değil, zabıtadır onlar. Çankaya CHP’li Büyükşehir CHP’li. Bahsettiğin “sosyal partilerden”.

Bu nasıl sistem diyor, katılıyorum. Seni orada, buz gibi havada lif satmaya zor bırakan devlet, millet ve sistem gerçekten değişmeli. Kafalar değişmeli.

 

Son Olarak

Öze baktığımızda teyzemi kutluyorum. Ellerinden öpüyorum ve büyük saygı duyuyorum. Teyzem eskinin sıkı komünistlerinden galiba. Tabii düşünce olarak büyük farklılıklarımız var. Ancak bu yazıyı okuyan, o videoyu izleyen herkesin katılacağı bir konu vardır sanırım: bu teyze gibi nice insanımız zor durumda. Bunlar çözülmeli.

Yukarıda da anlattığım gibi Çin, siyaset bilimindeki “komünizm” diyebileceğimiz bir yapıdan çoktan uzaklaştı ve 1980’lerde dönüşüm başladı ve reformlar başladı. Bu reformlar “adında komünizm olan ve temelinde komünist uygulamalar olsa da devamındaki reformlarla otoriter kapitalizme kaymış bir rejimdir”. Özelleştirmeler vardır, yoksulluk vardır, baskı vardır en basitinden.

Yani Çin’e bakın, Uygur Türklerine yaptıklarını burada bırakın sorun yaşanılan azınlıklara, yeni gelen ve milletin kabul etmekte zorlandığı Suriyelilere bile yapsak, Türk milleti insani olmayan uygulamalara ses çıkartacaktır. Ee? Çin, sosyalizm?

Komünizmin, işçi sınıfının diktatörlüğü olduğunu ve totaliter bir rejim olduğunu unutmayınız. Hitler’de komünist sistemi uyguladı. NA-Zİ dediğimiz isim nereden gelir? NAtionalsoalismus yani nasonel sosyalizm. Tabii buradaki nefret burjuva olan sınıfa değil, etnik kökene, Yahudilere idi. bknz: komünizmin anlatılmayan tarihi ve kanlı yüzü.

Komünizmde yine medya yoktur. İktidarı eleştiremezsin. Baskı vardır. Eğer Türkiye’de komünist bir rejim olsaydı şu anda şikayet ettiğimiz; insan hakları, basın özgürlüğü, kişisel hak ve özgürlükler (düşünce, konuşma vb), polis gücü, medya propagandası gibi nice sorunu 10 belki 100 ile katı ile karşılaşacaktık. Fakat bunlar hiç konuşulmuyor.

100 kadar Rus köylüsünü as!
Rehineleri idam et.
Bunları öyle bir şekilde yap ki insanlar yüzlerce mil öteden görsün ve titresin.
Lenin

lenin (2)

lenin

**

Oldukça zayıf sınıf ve ırklar, yeni yaşam koşullarını oluşturmak için ortadan kaldırılmalıdır. Devrimsel bir toplu ölümle can vermelidirler.
– Karl Marx
(People’s Paper, 16 Nisan 1853)

1849’da Marx’ın dergisi “Neue Rheinische Zeitung”da, Engels’in Marksist terimlerle yazdığı “sınıflar arası savaşa” göre;

Sosyalist devrim olduğunda, sınıf çatışmaları başladıdğında, Avrupa’da ilkel toplumlar varlığını sürdürüyor olacak. Macarlar, Slavlar… Yok edilmeleri gerek çünkü tarihsel mücadelede iki aşama geride bulunuyorlar ve devrimci olacak noktaya onları getirmek imkansızdır.

7 Şubat 1934’te Listener gazetesi:

“Kimyacılardan, anında ve acısız bir şekilde öldüren, insancıl bir gaz icat etmelerini rica ediyorum. Öldürücü, ama insancıl, acımasız değil…” Bernard Shaw

Bernard Shaw’ın Youtube’a yüklediğim videosunu da kaldırtmışlar şimdi fark ettim.

**

Bunlar nedir? Alın size komünizm.

Komünizmi insan yanlısı, masum, süper bir şey olarak gösterme çabaları yok mu… Eğer tarihi ve komünist ülkelerin geçmişlerini bilmesek inanacağız. Evet liberal demokrasi “mükemmel” bir sistem değil, bir çok sorunu da var. Fakat mevcut rejimler arasında, “kendi gibi olmayan” fikirlere en fazla yaşama imkânı veren rejim de liberal demokrasidir.

Tabii bunları, diğer kavramlarını da sağlam şekilde oturtmak gerek. Öte yandan Avrupa ve Amerika’nın gittiği ve dayattığı yol mu? Tabii ki değil. Türkiye gibi ülkeler Avrupa ve Amerika’ya benzemez. Yapısı ve dinamikleri gereği farklılıklar vardır. Dolayısıyla bu farklılıklara, kendi içinden çözümler bulmak gerek (Atatürk’ün yaptığı gibi).

Zaten bunu bildikleri için önce Atatürk’e saldırıyorlar, daha sonra Atatürkçülüğe. Ardından Milli Mücadele kahramanlarını değersizleştirip, Milli Mücadele’nin çok da övülecek bir şey olmadığını vurguluyorlar. Daha sonra Milli Mücadele’ye karşı olan ve hain dahi denilen isimleri öne çıkartıyorlar. Buna CHP’de atlıyor.

**

Aslında söylenecek çok şey var ama “Atatürk bu topraklarda Türklük Laiklik Cumhuriyettir” gibi nice konuda cevabını verdim (400 küsür yazı var blogda malûm).

Bugün Hürriyet ve İtilaf’ın artıkları CHP’de dahi alan bulmakta. Ne yazık ki bir çok partide içeriden yükselen insanlar yok, tam tersine önemli makamların kimlere geleceği çok önceden belli. Kimi playstation oynarken geliyor, kimisi bir takım grupların ricasıyla. Aynı partide, Erdoğan’ın en zayıf döneminde, her kesimden defalarca oy almış birisine “sen adayımızsın” denilerek çalışma başlatılıp, adayın açıklandığı gün herkese gol atıyorlar. İstiklâl Marşı’nı bilmeyen birini açıklayarak.

Bunların hepsi kanıma dokunuyor. Türk seçmeninin %80’i bilinçsizdir. En temel şeyleri bilmez. En azından yarısı teyze kadar bilinçli olsaydı, şu an bambaşka bir ülkeydik.

Sabır… Biraz daha sabredin. 2025 dip nokta olacak. Eğer millet ne yaptığını fark ederse, ben de başarabilsem 2026-2027 gibi güzel bir hareket başlayabilir ve ülke rahat nefes alabilir.

 

Kaynaklar

1. Hüsna KÖŞGER (2018, Aralık 13). En iyi arkadaş: Günde 3 saat 34 dakikamızı televizyona ayırıyoruz. GZT. https://www.gzt.com/jurnalist/en-iyi-arkadas-gunde-3-saat-34-dakikamizi-televizyona-ayiriyoruz-3468978

2.Bianet (2021, Kasım 16). Türkiye günde ortalama 4 saat 33 dakika TV izliyor. Bianet. https://bianet.org/bianet/medya/253398-turkiye-gunde-ortalama-4-saat-33-dakika-tv-izliyor

3. Hürriyet (2020, Temmuz 8). Türkiye günde 5 saat TV izliyor. Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/aile/turkiye-gunde-5-saat-tv-izliyor-423827

4. Arife Yıldız Ünal (2020, Temmuz 4). Türkiye’de günde ortalama 7 saat 29 dakika internette geçiyor. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/turkiyede-gunde-ortalama-7-saat-29-dakika-internette-geciyor/1899392

5. Cumhuriyet (2019, Mart 18). Türkiye’de insanların sosyal medyada kaç saat geçirdiği belli oldu. Cumhuriyet. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiyede-insanlarin-sosyal-medyada-kac-saat-gecirdigi-belli-oldu-1300030

6. Hürriyet (2008, Nisan 22). Bir Türk yılda kaç kitap okur. Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/egitim/bir-turk-yilda-kac-kitap-okur-8754782

7. Timothy Ash (@tashecon). Turkey – just realised, Keynes, … (tweet). Twitter. https://twitter.com/tashecon/status/1474129764466282507?s=20

8. Deniz YAVUZYILMAZ (@yavuzyilmazd). Vatandaşa tuzak nasıl kuruldu… (tweet). Twitter. https://twitter.com/yavuzyilmazd/status/1474519627258597378?s=20

9. Halktv (video). Emin Çapa, iktidarın, halkı nasıl kur tuzağına düşürdüğünü anlattı. Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=srSqegBtvgI

10. Memurlar (2020, Mayıs 13). 2020 yılı Kamu personel sayıları açıklandı. Memurlar.net. https://www.memurlar.net/haber/905038/2020-yili-kamu-personel-sayilari-aciklandi.html

11. TÜİK (2021, Mart 16). Ücretli Çalışan İstatistikleri, Ocak 2021. TÜİK. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Ucretli-Calisan-Istatistikleri-Ocak-2021-37498

12. C. Textor (2021, Ağustos 20). Chinese millionaires – statistics & facts. Statista. https://www.statista.com/topics/5788/millionaires-in-china/

13. Birgün (2021, Mart 4). Çin, dünyada en fazla milyardere sahip ülke oldu. https://www.birgun.net/haber/cin-dunyada-en-fazla-milyardere-sahip-ulke-oldu-336270

14. Çin İnternet Bilgi Merkezi (2019, Kasım 28). Over 84% companies in China are private. http://www.china.org.cn/business/2019-11/28/content_75457219.htm

15. World Bank. The World Bank In China. https://www.worldbank.org/en/country/china/overview#1

16. Dr. Nurettin AKÇAY (2021, Mart 1). Çin fakirlikle mücadelede kesin zafer ilan etti, fakat!… Intependent Türkçe https://www.indyturk.com/node/323176/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/%C3%A7in-fakirlikle-m%C3%BCcadelede-kesin-zafer-ilan-etti-fakat

17. Collectivve Responsibility (2018, Temmuz 2). Chinese Healthcare Trends: Rising Hospital Privatization. https://www.coresponsibility.com/chinese-healthcare-trends-rising-hospital-privatization/

18. Andreea Brinza (2021, Ocak 28). Chinese Health Care Needs More Communism. Foreign Policy. https://foreignpolicy.com/2020/01/28/wuhan-virus-epidemic-china-chinese-health-care-needs-more-communism/

19. Joyce Yanyun Man (2011, Ocak). Affordable Housing in China. Lincoln Institute. https://www.lincolninst.edu/publications/articles/affordable-housing-china

20. Babacan Diyor Ki (2021 Aralık 5). Türk Telekom neden özelleştirildi? Ali Babacan özelleştirmelerin gelirleri ile ne yaptı? (video). Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=oRJs5IF-eqI

 

Son Değişiklik: 28/12/2021 - 14:07
Kategori: Ekonomi - Politika - Tarih