Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Türkçemizi Farsça, Arapça, Fransızca ve İngilizce’ye teslim etmişiz. Milletimizin de özentiliği bunda söz konusu. “Dil yaşayan bir şeydir” diyerek yıllarca İngilizce, Arapça sözcüklere veya yazı dilinde de; “bişi, yapcam, grşrz, bye” gibi saçmalıklara göz yumuldu. Tamamen cehalet ve özentilikten kaynaklı bu durum, salgına da yansıdı.

KORONAVİRÜS Saçmalığı!

Korona virüs ya da KORONAVİRÜS. Her yerde bunu görüyorum. İngilizce “coronavirus” olarak başladığı için, “focus” sözcüğünü alıp “fokus” olarak kullanan; “location” sözcüğünü “lokasyon” ve aplication sözcüğünü de aplikasyon olarak kullanan rezil medya ve toplum içindeki özentilerin sonucunda”koronavirüs” olarak dilimize geçti.

DOMUZ GRİP demek ile aynı. Bu kadar aptalca, bu kadar saçma bir şey olamaz. Özentiliğin geldiği son nokta.

KON ne güzel değil mi?

KONMAK: bir yere inmek
KONUK: kısa süre kalan kimse, misarfir
KONAK: gösterişli ev / yolculukta geceyi geçirilecek yer
KONAKÇI: konak yeri sağlamakla görevli kimse…

Daha nicesi var. Bütün buralardan türetilmiş ne var? KONUM: bir kişi veya bir şeyin bir yerdeki durumu, pozisyon.

Fakat biz köylü müyüz! Biz cahil miyiz! Neden Türkçe kullanlalım? LOKEYŞIN sözcüğünden türeme LOKASYON varken, niye köylü gibi, cahil gibi KONUM diyelim ki? Neden aplikasyon dururken köylü gibi cahil gibi uygulama diyelim?

Salgındaki Sözcükler ve Türkçeleri?

Pandemi,
Pik yapma,
İzolasyon,
Ventilatör,
Entübe,
Epidemi,
Filyasyon

YETER BE! Latinceyi anlarım da, çoğunu İngilizce olarak kullanmak nedir? Hukukçu arkadaşların “yapılageliş” yerine “teamül” kullanması gibi bir sürü sözcüğün TÜRKÇESİ VARKEN Arapçasını kullanmasına nasıl karşı çıkıyorsam, sağlık alanında da İngilizce sözcüklerin “terim” diye kullanılmasına karşı çıkarım.

Pik: doruk,
İzolasyon: yalıtım,
Pandemi: küresel/bölgesel salgın,
Epidemi: salgın
Filyasyon: köken, kaynak, çıkış noktası
Ventilatör: solutgaç, solunum cihazı
Entübe: Solutgaça bağımlı, solunum cihazında olan

Yıllardır Türkçenin Diriliş Harekti destekçisiyim. Hepimiz yabancı kaynaklı sözcük kullanıyoruz çünkü ben size “el” desem ne demek anlamayacaksınız ancak yabandan gelen yabancı desem anlayacaksınız (ki yaban içerisinde kötü bir anlam da var bu yüzden “merkeze göre dışarıda olan” anlamına gelen ecnebi sözcüğünü tercil ediyorum). Fakat er ya da geç kullanacağız.

Önemli olan şey, Türkçesi varken mümkün olduğu kadar Türkçe sözcük kullanmaktır. Acele yerine ivedi örneğin. Bunu askerler yapar, zaten Türkiye’de Türkçeye bağlılığı olan kurum Türk Silahlı Kuvvetleridir.

TDK var,Türk Dili Derneği var, Türkçenin Diriliş Hareketi var… Doğru düzgün önerilerle gelemiyorlar bile. Hiç hoş değil.

Milletimizdeki Aşağılık Kompleksli

Kusura bakmayın da bunun başka söylenecek biçimi yok. Tam olarak durumumuz bu; Türk tarihi, Türk kültürü ve Türkçeyi aşağılık, bayağı, basit bir şey olarak görüyoruz. Genelimiz bu. Ya da sınırlı bir topluluk var, bunlar da altını doldurmadan Türklüğü yüceltiyor. Biz öyle iyidik, böyle iyidik… Fakat bakıyorsun, Orhun yazıtları gibi nice Türk eserini yabancılar bulmuş ve yabancı Türkologlar keşfetmiş.

Aşağılık kompleksini nereden mi çıkarttım?
Restorant ne demek?
Bulamayabilirsiniz fakat kullanıyoruz. Doğrusu ise restoran. Peki restoran ne demek?
Lokanta demek.
Lokanta ne demek?
TDK’ya göre: Yemek pişirilip satılan yer, aşevi

Fakat lokantanın algısına bakıyorsunuz, böyle “aşağı, bayaği bir şey” gibi… Sanayide olan bir şey gibi. Fakat zenginler, akademisyenler, sözümona görgülü okumuş kimseler nereye gidiyor? Ya da böyle lüks yerlere ne diyorlar? Lokanta demiyorlar, RESTORANT diyorlar. İşi biraz bilen RESTORAN diyor (görece daha doğru olarak).

Lokma…  Halk ağızında sokum (bunu da kötü anlarsınzı eminim), yudum gibi bir sözcükten türeyen lokanta kullanılmıyor. Lokma sözcüğü de arapça. Restoran sözcüğünün Türkçes, aşevi. Fakat buraya ne diyoruz? Yoksullara yemek verilen yer. Tabi bu “kötü anlamda” değil, insanlara yardım edildiği için böyle kalmış.

Bakıyorsun Şaman kültürü, Türk kültürü her yere yayılmış; Yunanlılar başına Greek koyup alıyor ama biz sahip çıkamıyoruz. Film ve dizilerini yapmaktan aciziz ya da yapanlara (Muhteşem Yüzyıl gibi) laf söyleyip, elçilere tokat atılan saçma sapan diziler yapıyoruz karşılığında ki gerçekliği yok.

Bakıyorsun İsveç’li tarihçi Prof. Sven Lagerbring’e, 1700’lerde kitap yazıyor ve diyor ki Odin, Türk soyundan gelmedir, Türkçe ile çeşitli bağlantılar var. Bizimkilere bakıyorsun, Ayaz Ata nedir bilmiyor ama Noel Babalı tişört giyme peşinde.

Türk Savaş Sanatı kitabını okuyorum, Türk Askeri Kültürü kitabını okuyorum; Şamanizm vb kitapları okuyorum ve her seferinde hayranlık uyandırıyor. Bizim sözümona aydın, abuk subuk tayfa da Şaman adetlerini ve kırmızı rengi bilmeden “gelinliğe kırmızı kurdele takmayın” dediği için oturup; “özellikle feministlere: gelinliğe takılan kurdele Şaman adetleringen gelir” diye tarih ve kültür anlatmaya, “oğlan ve kız kime denir, kadın kime denir” bilgisi olmadan “kız demeyin” diye dolandıkları için; “bir karmaşıklığı gidereyim: bayan-kadın-kız” ve “ne nerede kullanılır: bay baya, erkek kadın, oğlan kız, bey hanım” diye konu yazmak zorunda kalıyorum.

Kendi tarihini ve kültürünü bilmeyen, yaşadığı toplumun dilini bilmeyen sözümona aydınlarımız, akademisyenlerimiz apayrı bir dert zaten. Medeniyet ve çağdaşlık adı altında yozlaşan insanlardan bahsediyorum. Okumuş, gezmiş, görmüş fakat kendi ülkesini gezmemiş, kendi kültürünü ve tarihini öğrenmemiş, doğru düzgün Türkçe yazamıyor (yapcam, etcem, grşrz, bişi diil vb), batı hayranlığı ile kültür yozlaşmasına girmiş.

İşte bu akademisyenler, Avrupa’daki şeyleri araştırırken bizim kültürümüzü ve tarihimizi kimler araştırıyor?

bknz: Orta Doğu’da sorunların kaynağı: cetvelle çizilen ülkeler Irak ve Suriye

**

Öte yanda İslam adı altında Araplaşan cahil kitlemiz var. Anadolu’da bizzat gördüm, Göktürkçe abecesinin (alfabe)  olduğu mezar taşlarını “bunlar Rum işi” diye kırıp parçalamışlar. Bu kitle sık sık “bir gecede cahil kaldık, dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz” diye Arap abecesi (alfabe) bilmediğinden yakınır. Örnek:

bknz: Arap sevicisi Osmanlıcılara öğretemediğimz Türk tarihi

**

Aynı şekilde bizim bu Osmanlıcı kitle, coştuğu Mehter Marşlarının; Osmanlı’nın Yeniçerileri kırmasıyla ve Yeniçeri mezar taşlarını dahi yok edecek kadar “tarihten silme” merakıyla kaldırdıkları Mehteran’ı; laiklik ve Türkçü olan İttihat ve Terakki’nin geri getirdiğini (ki padişah hayranı, şeriatçı ve Osmanlı’nın hangi ülkenin sömürgesi olacağını tartışan Hürriyet ve İtilaf Partisinin rakibi olan İttihat ve Terakki Partisi) bilmez. Bknz: Mehter’i İttihat ve Terakki canlandırmıştır

 

Durumdan Bihaber Milliyetçiler

İki kitle arasında savaş sürerken, milliyetçi geçinen bazı tipler var. Yine Türk ulusunu İslam adı altında Araplaştıran kesimler var ama onları dahil etmiyorum. Toprağının akışına ölürüm Türkiyem diye bağıra bağıra şarkı söylerken; kesilen ormanlara, siyanürle altın aranmasına, HES’ler ile ırmakların kurutulmasına, verimli Alpu ovasının santral ile zehirlenecek olmasına, Salda gölünün talanına karşı çıkanlara karşı çıkan milliyetçi bir kitle…

Maalesef 1980 öncesi solcuları, günümüz milliyetçilerinden daha MİLLİYETÇİ idi. O dönemin sağcıları da, günümüz aydınlarından daha aydın, daha bilgili idi.

Fazıl Say milliyetçidir; Türk kültürünü, Türk eserlerini ecnebilere tanıttı ve klasik müziği Türklere sevdirdi.
Prof. Dr. İlber Ortaylı ve çok değerli hocası Prof. Dr. Halil İnalcık milliyetçidir; yaptıkları çalışmaları, bunları halka aktarmaları, insanların diline inerek herkese bilgi vermeleri… Saymama gerek yok sanırım.
Anadolu TBAM’daki Prof. Dr. Hüsnü Can Başer milliyetçidir (neredeyse elinde büyüdüm); kendisi Türkiye’yi gezmiş, kendisi ve ekibi Türkiye’deki bitkileri bulmuş (hatta Hüsnü Can hocamın keşfettiği bitkiye ismi verilmiş), TBAM’da önemli çalışmalar yapılmıştır.

Sadece bu insanlar değil, daha nicesi… Hüsnü Şenlendirici mesela… Çok severim. Türk müziğini yabancılara götürmüştür, İsmail Tunçbilek ve Aytaç Doğan’ı yazmasam olmaz.

Bunun gibi nice akademisyen, müzisyen, sanatçı Türk kültürünü ve Türk tarihini dünyaya tanıttı. Osmanlıda Türklük akımı yokken, Avrupalı tarihçiler, Türkleri keşfetti ve Avrupayı yakından takip eden, okur/yazar olan Osmanlı kurmayları ise hemen Türkçülük akımlarının başını çeken hareketler içerisinde bulundu.

Fakat Türklüğü ve milliyetçiliği de yanlış anlayarak; toplanıp adam dövme gibi çeşitli faaliyetlere soktuk. 6. Filoyu kıble yapanları protesto edenlere karşı, kamyonlarla adam toplayıp “ülke elden gidiyor” diyerek karşılarına çıkarttılar. “ABD destekli” çeşitli özel girişimler ile “komünizme karşı” savaşta milliyetçileri kullandılar. Bu milliyetçilerin, “daha sonra halkı örgütlemek için ve olası bir işgalde halka silah dağıtmak için” gömdükleri, depoladıkları silahları saçma sapan kağıt parçalarına yazılmış sözüm ona “planlar” ile; FETÖ’cü savcı ve hakimler ile, çeşitli bahaneler ile ERGENEKON gibi kutsal bir ismi kullanarak sahte davalar açtılar. Kardak Kayalıklarından, her türlü durumda başarı sağlamış nice askeri içeri aldılar.

Bizim milliyetçiler gıkını çıkartmadı! Fakat ırmağının akışına ölürler.

Doğru Şekilde Milliyetçilik Yapacağız

Milliyetçilik nedir, nasıl katkı sağlar nasıl zarar verir” başlıklı yazımda yazdım. Milliyetçiysek; kültürümüzü, tarihimizi, dilimizi öğrenecek ve sahip çıkacağız. Alanımız neyse buralarda yapılacak çalışmalarla, gerçeklere ulaşacağız, dünyaya bunları tanıtacağız. Tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi yabancılara anlatacağız.

Rum ve Yunan Dışişleri sitelerine giriyorum; Kıbrıs sorunu ile ilgili, her şey güzel giderken birden Türkler gelmiş, işgal etmiş gibi yazı yazmışlar ve dünya böyle kabul ediyor. Oysa doğrusu nedir? Bizim dışişleri bakanlığımız var: Kıbrıs meselesinin tarihçesi. O kadar güzel ve doğru ki. Fakat bunu anlatamadık. Yerden göğe kadar haklı olduğumuz Kıbrıs meselesini bile anlatamadık!

Sen daha kendi tarihine, kendi kültürüne ve kendi diline sahip çıkmazsan; bunlarla ilgili çalışmalar yapmazsan, tabi ki anlatamazsın. Hatta ve hatta elin Yunan’ı bile dalga geçer seninle:

**

Hiç mi doğruluk payı yok? Adam kafe açıyor, “dark brown coffee” diyor. Niye abiciğim niye?

gibi nice gönderi yazdım. Şunlara baktığınızda hiç mi vicdanınız sızlamıyor:

rrrr

rrr

aaa2

aaa3

taniti (27)

taniti (29)

taniti (3)

taniti (9)

taniti (10)

taniti (11)

taniti (13)

taniti (16)

taniti (18)

**

Bunlar İngiltere veya İngiliz sömürgesinde değil; bir çoğu Eskişehir gibi Anadolu kasabalarında. AYIP YAHU. Bu kadar gönüllü sömürge olan, bu kadar yabancı ve İngilizce hayranı olan başka bir millet var mı?

50 yıldır ülke olan, yıllarda sömürülmüş bir yer olsa; millet olmasalar anlayacağım fakat tarihin başlangıcında Türklük vardı ve yüz yıllar sonra var olmaya devam edecek. Bu kadar köklü, bu kadar zengin, bu kadar farklı bir kültür ve tarihimiz varken; sahip çıkmak, araştırmak, geliştirmek, anlatmak yerine reddediyoruz.

Evet bizden ileride olan, bizden iyi olan ülke ve milletlerden gerekenleri alacağız ve “kültürümüze yedirip” devam edeceğiz. Fakat biz kendi kültürümüzü, kendi tarihimizi, kendi dilimizi elimizin kenarı ile itiyoruz ve “bunların yerine” başka kültürü, dili kabulleniyoruz.

Bakın bu “dilin yaşayan bir şey olması” değil; düpedüz cahillik, aptallık ve bilinçsizliktir!

Çocuklara ve topluma tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi anlatmamız gerek. Gurur duyulacak değerlerimiz varken siz anlatmazsanız; batı filmlerini izleyerek bunlara hayranlık duyarlar. Bugün “zaten yenilmekte olan” Nazilere karşı cephe açan Amerika, 2. Dünya Savaşı filmleri ve oyunları yapa yapa bitiremedi. Bizim ise sadece bu yüz yılda Çanakkale muharebesi ve İstiklâl Mücadelemiz bile yeter… Ergenekondan çıkış, Dedem Korkut öykülerini falan saymıyorum bile!

Bakın Diriliş Ertuğrul yapıldı, Amerika’da insanlar hayranlıkla takip etti değil mi? Ya da Muhteşem Yüzyıl’ı? Bunların “tarihi belgesel” olduğunu düşünen açık ve net gerizekalıdır. Bunlar “gerçeklerden uyarlanmış” film ve dizilerdir. Elbette doğru olmayan şeyler olacak. Fakat kendi kültürümüzü ve tarimizi dünyaya pazarladık mı? Daha fazla turisti çekiyor muyuz? Ben bunlara bakarım.

Öyle boş boş milliyetçilik yapmakla olmuyor. Araplaşanlar ve batı hayranlığı yaparken yozlaşan kesimleri zaten ayrı yere koyuyorum. Bizim tek kurtuluş yolumuz var, tek bir gerçeğimiz var! Atatürk bunu milletimize Türklüğü hatırlatarak yaptı. Türk tarihi, Türk kültürünü hatırladık ve öğrendik. Bir olduk, birlik olduk. Yine böyle yapacağız. Alanımız ne olursa olsun; tarihimizi, kültürümüzü ve dilimizi bu alanlarda tanıtacağız.

Ayrıca bknz:

Son Değişiklik: 18/04/2020 - 21:48
%d blogcu bunu beğendi: