Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Geçen yazdığım gibi, gereksiz yere bu kadar fazla ev ve araba almanın 2 yıl içinde Türk işi Mortgage krizi çıkartabileceğini düşünüyorum (ilgili yazı).  2008 Mortgage krizi veya herhangi bir krizde de olduğu gibi, 300 bin liralık ev, faizlerin YAPAY OLARAK indirilmesi ve teşvikler ile 500 binlere çıkması ve 500 bin için çekilen kredinin de 700-800 bin geri ödemeye dönmesi; 2015 ve 2016’da yazdığım “ekonomik kriz yaklaşıyor“, “2017-2018 Türk ekonomik krizi” gönderlerinde de söylediğim üzere 2020 ağır geçecekken, üzerine Covid 19’un patlaması her şeyi karıştıracak.

İşsizler, Türkiye’de ilk kez çalışanların sayısını geçti [1]. Dolayısıyla 2 yıl içerisinde durum daha da kötüleşecek, kötüleştikçe bankalar ev ve arabalara el koyarak satmaya başlayacak; günümüzde nasıl alış varsa, 2 yıl içinde satışa dönebilir ve bu sefer ev ve araba fiyatları çakılabilir. Felaket tellallığı değil, tıpkı 2015, 2016’da belirttiğim gibi olası durum, nedenleri ve neler yapılması gerektiğini anlatıyorum.

Piyasaya Yapay Müdahale Zararları

Enflasyon artarken, faiz aynı miktarda artmıyorsa, üzerine enflasyonun gerçek verileri üzerinde çeşitli oynamalar varsa ekonomik sistem büyük felaketlere neden olabilir. EN İYİ HÜKUMET, AZ HÜKMEDENDİR! Yani devlet bu işlere ne kadar az karışırsa, o kadar iyidir. Çok net söylüyorum.

Ev ve araba konusunda düşük faizin nelere mâl olduğunu gördük. 300 bine alacağınız evi, artık 800 binlere alıyorsunuz (banka faizi vs).

Aynı şekilde arabalara bu kadar vergi konması, devleti etkileyecektir. 2003’te devlet memuru sayısı 1.8 milyon idi [2] ve şimdi 4.8 milyon oldu [3]. Bu memurların üzerine Suriyelilere harcanan görünürde 50 milyar dolar ama dolaylı olarak çok daha fazla olan miktar ve 8,5 milyon emekli göz önüne alındığında (ki 50’li yaşlarda emekli olmuş insanların parası da biz çalışan ve üretenlerden kesiliyor); devletin içine düştüğü durumu görebilirsiniz.

Geçen hafta Ankara’daydım, eskiden diyordum ki “devleti 5-6 tane büyük şirket yönetse çalışan sayısını 3’te 2 azaltır, maaşları azaltır ve kaliteyi 3’e katlar”. Aynen arkasındayım ve hatta 3’te 2 azaltma değil, bakanlığa gittiğimde gördüğüm ve tanıdıklarla konuştuğumda onların da söylediği şey net olarak şu, “bu koridorda 46 kişi var, şimdi bakın 5-6 kişi duruyor, ufak bir bölümü de evden çalışıyor buna rağmen hiçbir iş aksamadı”. 50 kişilik koridorda 10 kişi çalışıyor ve iş aksamıyor.

Devletin kamburları ve karaktersiz çalışanlar yazısında bahsettiğim durum hâlâ geçerli. Artık işler paraya dönmüş, covid 19 oaln birisi “para karşılığında” diyormuş ki ben X ile birlikteydim. O da karantinaya alınıyor, 2 hafta gelmiyor. Para karşılığı! Durum bu seviyede. Böyle memurlar, böyle çalışanlar, böyle bir zihniyet olursa; devlete para dayanmaz. Devlet para kazanmak için vergiye yüklendikçe yükleniyor.

Küçük Arabaların Gerekliliği

Trafikte seyir ederken, araçların içinde hep 1-2 kişi olduğunu görüyoruz. Araç 3-4 metre, kocaman ve hatta SUV falan olursa geniş ve büyük ancak içinde bir kişi var. Bu durum beni çok rahatsız ediyor. Öte yandan büyük araç alan insanlara da kızamıyorum. Çünkü spor ve iki kişilik araç seviyorum. İmkânım olsa Mercedes SLC alırım, fakat tatile ve şehir dışına ailemle gidemem. Şehiriçi için Smart ForTwo alırım, fakat şehirler arası tam bir işkence olur.

Dolayısıyla hem az yakan, hem bagajı olan, hem aile ile gidilecek hem de güvenli olan; yani bir araç alayım ve her işimi görsün moduna giriyoruz ve sonuç alttaki video gibi:

**

Devletin Smart Fortwo, Hyundai i10, Fiat 500 gibi minik ve iki kişilik araçlara vergi indirimi getirmesi gerek. Böylece bir tane şehiriçi için araç alınabilir ve özellikle çok yoğun bölgelere, sıkışacak saatlerde büyük araçların girmesi de engellenebilir. Az yakan, güvenli ve minik bir araç sadece sürücüler değil, devlete de yarayacaktır.

Ne gibi?

**

Elektrikli araç konusunda bir şey söyleyemeyeceğim çünkü %3 vergi oranı var. Fakat Fiat 500’ü konuşalım örneğin…

Uzunluk 3,57 metre, genişlik 1,67 metre.

En çok satılan modellerden olan Megane’ın uzunluğu 4,63 metre ve genişliği 1,81 metre.

Buraya kadar iyi diyebiliriz. Şimdi Pasat ve 3008’e bakalım (en çok satan 10 model arasında bunlar da):

Passat’ın uzunluğu 4,77 metre ve genişliği 1,83 metre.
3008’in uzunluğu 4,47 metre ve genişliği 1,84 metre

**

Fiat 500 ile Passat ve 3008’i oranlarsak neredeyse 1 metre mesafe var.
Smart ForTwo’ya baktığımızda uzunluğu 2,74 metre ve genişliği 1,66 metre

Biraz Soluklanıp Bakalım

Elektrikli-içten yanma ayrımını yapmayacağım. ÇOK ŞÜKÜR elektrikli araçlarla ÖTV düşük ancak kur nedeniyle vergi yüksek. Bu nedenle buraya girmeyeceğim. YERLİ ARABA konusunda da, bu modellerin yanında Smart ForTwo şeklimnde trafiği rahatlatacak şekilde ufak bir araç yapılamsı taraftarıydım, olmadı. Doğrusu da bu aslında (piyasaya giriş için).

Bir adet Smart ForTwo; Megane, Passat ve 3008’den 2 metre daha kısa. İKİ METRE! Yani 10 tane araçta 20 metre ediyor.

Ben işe giderken iki kişi gidiyorum. Arabayı %90, belki %95 olarak tek veya iki kişi kullanıyorum. Market alışverişleri harici bagaj sürekli boş. Fakat 520 litre bagajı ve arkadaki koltukları her yere götürüyorum. AVM’lere, İstanbul trafiğine… HER YERE.

Küçük Araçlardan Vergi Az Alınmalı

Eğer imkânım olsa, dandik bir araç bile 180 bin olmasa; Fiat 500, Smart ForTwo, Hyundai i10 gibi ufak araçlar, iki kişilik minik araçlar (elektrikli olmaması tercihim), ikinci elleri 20 binlere bulunabilse, sürekli bunlara binerim. Parçası ucuz, az yakan ve hepsinden önemlisi az yer kaplayan ve trafik ile park sorunlarını azaltacak bu araçlar herkes için yararlı.

Ailem ile bir yere gidecekken büyük araçlara binilir. Bagaj gerektiğinde binilir. Fakat küçük araçlar LÜKS DEĞİLDİR! Bir Range Rover ile tek kişi İstanbul trafiğine giriyor. Öte yandan Fiat 500’e bakıyorsun 160 bin liradan başlıyor.

Şimdi 160 bin Fiat 500’e verip bagaj ve küçük araç alacaıma, biraz daha zorlar Clio, Megan, Egea alırım diyor adam. HAKLI MI? Sonuna kadar haklı. Fiat 500 alırsan, alışveriş ve şehirlerarası yola ailen ile çıkma konusunda sorun yaşarsın. Fakat Egea alırsan, boş dolaşsan da bir şey olmaz.

 

Herhangi Bir Şeyde Vergi Arttırmak Halkı Yoksullaştırır

Çok kaba anlatmam gerekirse, Türkiye’de ve dünyada olan para miktarı üç aşağı beş yukarı belli. Ülkeye yatırım çekmek için yapılacaklar belli. Neler yaparsan, ülkeden para gideceği de belli. Şu an Türkiye’de yatırımların bir bölümü yavaş yavaş kaçtı, beyin göçü yaşandı. Bir gidiş var. Devamı da gelecek. Nedenleri de belli.

Türkiye’de kimse sosyalizmi istemiyor, ben de uygulanabilir olduğunu düşünmüyorum. Fakat devlet, sosyalist devlet mantığı ile ilerliyor. Yani vergi toplayacak, her şeyi devlet yapacak. 24 yaşında üniversiteden mezun olmuş, diyor ki “devlet iş bulsun, devlet yardım etsin”.

Oysa yapılması gereken, devletin karışmamasıdır. Neler yapılacağını defalarca yazdım. Türkiye’de liberalizm neden yanlış biliniyor ve Türkiye’deki yaşam tarzı partileri ve liberalizm konularında da ekonomi, asgari ücret vb olayların bir bölümünü açıkladım.

Her şey gibi çalışan, iş insanı vb şeylerde de “talep arttıkça değer artar”, “talep azaldıkça değer azalır”. Ne demek bu? İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerin dışında asgari ücret uygulanıyor mu zannediyorsunuz?

Bir ülkede 12,8 milyon işsiz varsa, birisi çalışan almak istediğinde ve kalifiye olmasına da gerek yoksa; çalışana der ki “sigortanı yatırmayacağım ve sadece 2 bin tl maaş vereceğim, ister kabul et ister etme. Senin kabul etmek istemediğin işi kabul edecek bir sürü insan var”. Diyeceksiniz ki abartma, maalesef durum böyle. Çok yakınlarım Eskişehir’de böyle çalıştırıldı. Sigorta yok, asgari ücretin altında, hiçbir garanti yok.

Fakat küçük esnaf, girişimciler, üreticilerden vergiler indirilse ve KAZANDIKTAN SONRA vergi alınsa; işçi çalıştırdıkça, vergi indirimleri sağlansa, maaşlardan bu kadar ağır vergiler alınmasa, daha fazla çalışan alacağız. Daha fazla çalışan demek, işsizliğin azalması demek. İşsizlik azalırsa, insanlar iş bulursa; evine ekmek götürür. İnsanlar evine ekmek götürürse, bu parayı yastık altında saklamayacak. Borçlarını ödeyecek, çocuklarına üstbaş alacaklar, araba fiyatları azalırsa araba alırlar. Araba alınca tatile gidecekler, haftasonu sağa sola gidip buralara para kazandıracaklar.

Yani belirli miktardaki para, dönecek. Covid 19 salgınında gördüğünüz gibi, sorun para olmaması değil, paranın dönmemesi. PARA DÖNMEZ İSE SORUN!

100 Doların Döngüsü

Yağışlı bir yaz ayında, Yunanistan’da küçük bir tatil kasabası, eskisi gibi hareketli değil. Zaten kriz vurmuş, herkesin birbirine borcu var ve kredişler almış başını gitmiş.

Zengin bir politikacı otele geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıp, odayı beğenmezse parasını alacağını söylüyor ve incelemek için odasına çıkıyor. Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap, 100 doları hemen alarak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren hayat kadınına götürüyor. Kadın parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu kapatıyor. Ve o anda politikacı odadan geri dönüyor, odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri istiyor. Parasını geri alan politikacı, kasabayı terk ediyor. Bu olayda somut olarak hiç para kazanan olmuyor. Ancak tüm kasaba borçlarından kurtuluyor.

Olay aynen bunun gibi. Önemli olan paranın miktarından çok döngüsü.

Diyorlar ki “salgında zenginler, daha da zenginleşti”. Normalde para döngüsünde aslan payı devletin. Zenginler ise bu para döngüsünden bir şeyler koparabildiği için, sistemi kurabildiği için zengin oluyor. Yani bir memurun bu döngüde zengin olma ihtimali yok. Sabit gelirle zengin olamazsın, sistem kuracaksın. Dolayısıyla memur veya asgari ücretli, gelen parayı harcayacak. Harcadığı yer de bu paranın bir bölümünü kendi alacak ve bir bölümünü başkalarına verecek. Böyle bir döngü.

Para döngüsünün bir bölümünü kendinize akıtırsanız; hobilerinizden, başkalarının para harcamayı sevdiği bölümlerle kesiştirirseniz, para kazanabilirsiniz.

İlaç firmamız var, “yerli milli ilaç” diye 45. jenerik ilaç (orjinal ilacın aynısını) çıkartsak, “yerli milli” diye gazetelere reklam olarak bastırsak hatta PARA VERİP ÖDÜL ALDIĞINIZ yerler var, buralara para saçsak; “yerli milli” ilaç diye alacaksınız değil mi?

Türkiye’ye gelen ilaç hammaddelerinin çoğu Çin, Hindistan, Almanya, Fransa gibi ülkelerden geliyor. Standardize edilmiş, sertifikalandırılmış etken maddeleri. Dolayısıyla istediğiniz kadar üretin, MARKA üretemezseniz olmaz. Türkiye’den ürün toplayıp, Fransa’ya götürüp, markasını basıp, sertifikalandırıp binlerce lira karşılığında Türkiye’ye geri satıyorlar. Neden? Biz standardize edemiyoruz, sertifikalandıramıyoruz.

Dolayısıysa sistem kurarak parayı kendinize yönlendirmeniz gerek. Zenginler bunu başardığı için zengin. Dolayısıyla salgında para kazanmaları MUCİZE DEĞİL!

Araba Konusuna Geri Dönersek

Son olarak, devlette gereksiz çalışanların sayısı yüksek. Bankamatik memurlarının yüksek. Dediğim gibi para vererek, Covid 19 pozitif çıkan birine “ben X ile birlikteydim” diyerek rapor aldırdıp, evde olması gerekirken taksi şoförülüğü yapan MEMUR var bu ülkede. Bir değil iki değil. Bunlardan devletin kurtulması gerek. Devletin küçülmesi gerek.

1- Gücü dağıtacaksın,
2- Denetleyeceksin

Devlet dediğin budur. Uçak işleten değildir, her şeye karışan değildir. Standartları belirler, yapanları denetler. Kurallara uymayanlara ağır cezalar ve yaptırımlar getirir. Bitti. Gelip benim mahallemde bakkal, internet kafe açamsıyla havayolları sahibi olması arasında fark yok.

AKP, gerçekten yol yaptı. Yol yaptığı için nakliye kolaylaştı. Özelleştirme, 2002’de gelen ÖTV, 1999 depremi için kemer sıkma politikalarının hepsi AKP’ye yaradı ancak doğru yere yatırım yapamadılar. Memur devleti olduk iyice.

Eğer araba fiyatları uygun olursa, fahiş fiyat olmazsa, faizde ve ekonomide YAPAY MÜDAHALE olmaz ise, her şey rayına oturur. Yüksek vergi ile az araba satmak yerine düşük vergi ile çok araba satmak; uzun süreçte benzin kullanımını, köprü kullanımını, usta ve yan sanayi tüketimini falan arttırır. Millet tatile gider, gezer, dolaşır.

Örneğin bir köprü 100-150 lira olacağına; 50 lira olsa, daha fazla insan geçecek. Fakat bu işin ardında milletin vergileriyle garanti verip birilerini zengin etmek olduğu için böyle durum var. Yüksek fiyatla az yerine düşük fiyatla çok daha iyidir.

Paranın dönmesi, tüketimin artması iyidir.

Akıl var mantık var, kocaman SUV’ların İstanbul trafiğinde bir kişi tarafından kullanılması, 20-25 yıllık ve 300 bin kilometrelik araçların 80-100 bine satılması akıl kârı mı yahu? 2 milyonluk AUDI, Mercedes’e “milletin vergileriyle” binenler bu işin farkında değil sanıyorum?

 

Kaynaklar

[1] Erdoğan SÜZER. İşsizler ordusu çalışanları geçti (12 Temmuz 2020). https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/issizler-ordusu-calisanlari-gecti-5925962/

[2] Kamuya son 10 yılda 728 bin personel alındı (22 Mayıs 2013). https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/kamuya-son-10-yilda-728-bin-personel-alindi-1712257

[3] 2020 yılı Kamu personel sayıları açıklandı (13 Mayıs 2020). https://www.memurlar.net/haber/905038/2020-yili-kamu-personel-sayilari-aciklandi.html

Son Değişiklik: 19/10/2020 - 15:07
Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Teknoloji
Etiketler: , , ,