Ortalama okuma süresi: 19 dakika

Andıç: 6 Haziran’da yazılan yorum ve gelişmeler en alta eklenmiştir

*

16 yaşımdan itibaren politika ile ilgilenmeye başladım. Fakat iç politika idi. Yakın tarihi ve Türkiye’deki olayları öğrenmeye çalışıyordum. 2011’de, Arap Baharı ve Batının etkisiyle halk Libya’da ayaklandı ve Kaddafi’yi devirdi. Tabii o dönemde bildiğim şekliyle Kaddafi, demokrasiye izin vermeyen bir diktatör idi… Önce tamam dedim bir diktatör daha devrildi. Fakat biraz açıp okumaya başlayınca işlerin farklı olduğunu anladım.

2013’te, bilgisayar mühendisliğini 3. yılımda terk ederek yine DAÜ’de “siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler” bölümüne geçiş yaptım. Burada sıfının büyük bir çoğunluğu yabancılardan oluşuyordu ve 4-5 tane Libyalı ile tanıştım. Geçen sürede Kaddafi’nin Ankara’da okuduğu, Kıbrıs Barış Operasyonu’nda bütün müttefiklerimizin bize sırt çevirip ambargo koyarken, THY uçağının Libya’ya gittiği ve Kaddafi’nin bize petrol ve silah desteğinde bulunduğunu öğrenmiştim. Sınıfımızda, Kaddafi’yi seven ve sevmeyen çocuklar vardı. Sevmeyenler dahi, “keşke Kaddafi dönemine dönebilsek” diyordu. Peki neden?

Kaddafi Döneminde Libya

2011 ve özellikle 2013’ten sonra (eski SSCB ülkesi vatandaşları, Afrika ve Orta Doğu’dan arkadaşlarım olunca); Batı medyasından epeyce etkilendiğimi fark ettim. Sadece ben değil, “uluslararası ilişkiler” bölümü okurken kitaplarımız, yazarları ve dünyaya bakış açımız tamamen Amerikan ve Avrupalı tarzındaydı. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sonrası ve Soğuk Savaş süresince Amerika’nın, Avrupa’yı kalkındırmak için yaptıkları; Dünya Bankası, IMF, GATT (sonrasnda Dünya Ticaret Örgütü) gibi bir sürü şeyi işledik durduk. Bir derse hocama parmak kaldırım, “hocam uluslararası ilişkiler okuyoruz fakat Sovyetler Birliği bunlarla mücadele için neler yaptı hiç görmüyoruz, sonuçta bunlar olurken SSCB bunları izlememiştir” demiştim. Hocam da haklısın dedi ancak durum bu. Kendi çabalarımla, eski SSCB ülkelerinden gelen öğrenciler ve internetten bilgilere erişsem de tabii ki her zaman sorun olacak. Batı nasıl kendi sisteminin propagandasını yapıyorsa; Rusya, Çin vb gibi ülkeler daha beter bir propaganda içerisinde olacak.

Fakat önemli olan şey; temel siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler teorilerini bilip, anlayışımızı buna göre geliştirip; dünyadaki farklı medyaları takip edip, yaşananları süzgeçten geçirerek görme gerekliliğidir. Eğer temel teorileri, tarihi bilmezseniz; kamuoyunda “Uşi Antlaşması” olarak bilinen ancak “Lozan antlaşması” olan antlaşma ile adaların verildiğini bilmezseniz. Lozan antlaşması doğru ancak hangi Lozan? İsmet İnönü’ye böyle yüklenirler.

Dolayısıyla gazete ve haberlerdeki manşetlere inanmayız. Ben de bu hataya düştüm, hâlâ çıkmak için uğraşıyorum. Ne kadar çıktım? Ne kadar doğruyu görebiliyor ve objektif değerlendirebiliyorum? Bundan emin değilim. Kimse de emin olamaz. Gerçekler, kolayca çarpıtılabilir. Bu nedenle özellikle okuyan, araştıran ve üniversite bitirmiş arkadaşlarımın; bölümü ve ilgi alanı ne olursa olsun güncel gelişmeleri, temel sosyal bilimler teorilerini bilmesi gerekmektedir. 10-12 kitap okuduğunuzda siysaet ve uluslararası ilişkiler alanında çok temel bilgileriniz olacak (Ahmet Taner Kışlalı’nın kitapları, Andrew Heywood, Henry Kissinger kitapları vs).

Nasıl ki Türkiye’de tek partili dönem olmadan, hayatında hiçbir zaman demokrasi ve cumhuriyeti tatmamış topluma birden sandık koyulamayacaksa; aynı şekilde Arap Baharı, Irak vb gibi bir çok örnekte görebileceğimiz üzere eğer toplum hazır değilse demokrasi getirilemez. Türkiye’de dahi, halen demokrasi anlaşılabilmiş değil! Demokratik kavramlar, liberalizm; demokrasi ve cumhuriyet… Bunlar anlaşılamadı.

Kısaca Kaddafi Libya’sından biraz bilgi vereyim [1]:

  • Evlerdeki elektrik bedavaydı
  • Su ve doğalgaz zorunlu ihtiyaç, dolayısıyla bedavaydı
  • Eğitim ve sağlık hizmetleri bedavaydı
  • İlaçlar, hiçbir ücret alınmadan veriliyordu
  • Benzinin litresi 0,08 Euro idi
  • Ulusal bankalar faiz almıyordu
  • Vergi ödenmiyordu
  • Yurtdışında okuyan öğrencilere iadesiz olarka aylık 1650 Euro burs veriliyordu
  • Üniversite mezunları, iş bulana kadar devlet tarafından maaşa alıyordu
  • İstisnasız olarak her aileye 300 Euro destek veriliyordu
  • Petrol gelirlerinin %90’ı Libya halkına gidiyordu

Diyeceksiniz ki bunlar nasıl oluyor? Petrol ile:

**

Libya’da 48,3 milyar varil rezerv olduğu ve dünyada 8. olduğu [2], 2011’de günlük 108 bin varile kadar çıktığı açıklanmıştı [3].

Tabii bu kadar petrol olunca halkını doyurabilirsin ancak sömürgeci güçleri asla!

 

Libya’daki Olayların Tarihsel Gelişimi

Sömürerek güçlenen; petrol için kan döken, gerek gerçek sömürge gerek Türkiye gibi ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarında gönüllü sömürge olan ülkeleri kullanarak güçlenen Batılıları doyurmak imkânsız. Libya’nın bu durumu hoşlarına gitmedi.

Libya’daki sorunlara ve Batının Libya Müdahalesine belki Kaddafi’nin “Yeşilk Kitabı’nı” okuyarak daha net anlayabilirsiniz. Burada büyük oranda kapitalizme (dolayısıyla Amerika ve Avrupalı ülkelere) meydan okuyan fikirler vardı.  Neler diyordu biraz bakalım [4]:

  • Ücret ve maaş, köleliktir. Ücret ve maaş ile çalışanlar köledir. İş sahipleri, istediğini yaptırmak için para öder. Ücret ve maaş ortadan kaldırılmalıdır. İslami bir sosyalizm bu duruma çözümdür.
  • Konut oturanındır
  • İhtiyacından fazlasını elde etmek, imkânların belli odaklarda toplanmasına neden olur ve bu toplumda yoksulluğa neden olur.
  • Toprak kimsenin mülkü olamaz (Zengin Baba Yoksul Baba kitaplarının yazarını andım burada)
  • Tüketim, üretenin hakkıdır
  • Kazanç, sömürüdür

Kısacası gördüğümüz şey, birazcık daha Marksist temelli ancak İslamî bir düzen için Marksist fikirlerin kullanıldığı bir sistemdir. Kaddafi, bunu Libya’da sistem olarak başarmıştı.

Kaddafi’nin babası ve idolü olarak kabul ettiği isim Cemal Abdülnasir’dır. Abdülnasır kimdir? Devrimci, milliyetçi ve sosyalist olarak tanımlanabilir belki fakat Arap dünyasında birleşme ve güçlenmeyi amaçlayan (bir nevi bizdeki Türk birliği gibi) bir kişi diyebilirim herhalde. Arap milliyetçilik akımlarına falan uzamaması adına girmiyorum ancak Orta Doğu politikaları ve tarihi ile ilgili mutlaka Arap milliyetçilik akımları ve aktörlerine bakınız.

Cemal Abdülnasır gibi Kaddafi de Arap dünyasını birleştirmeye çalışıyordu. Arap, Afrika ve Orta Asya coğrafyasından farklı milletlerden arkadaşlarım oldu. Araplarda milliyetçilik akımı zor tutar. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Belki 300 yıl sonra olabilir ancak şimdi değil. Kabile şeklinde yaşadıklarından mı, sömürgecilik dönemlerinden mi bilmiyorum ancak “millet olma” ve Türkiye, Fransa vb gibi ülkelerdeki “milliyetçilik” akımları buralarda yeterli değil. Kaldı ki “konum yerine lokasyon” diyen; dilini, tarihini, kültürünü bilemdiği gibi İslam adı altında Araplaşan ve Batı/medeniyet adı altında onların kültürünü benimseyerek yozlaşan Türkiye’de bile milliyetçilik ne kadar anlaşılmıştır tartışılabilir.

**

Aslında Libya, Mısır, İsrail gibi bir kaç ülkenin tarihi, kültürü ve buradaki insanların fikirlerini anlamak; bölgeyi anlamaya fazlasıyla yardımcı olur.Hepsine girecek olursak, her olayı inceleyecek olursak; gerçekten hepsi bir gönderi…. Kaddafi döneminin Batı ile ilişkileri dahi başlı başına bir kitap konusu örneğin. Fakat:

  • Libya; 1981, 1983, 1984 yıllarında Amerika tarafından bombalandı.
  • 1988 yılında düşen Pan Am uçağın İskoçya’da kasabaya düştü. 259 yolcu ve yerde bulunan 11 kişi öldü. Üç yıllık soruşturmanın sonunda, Libya Dış İstihbarat Servisinden Abdelbasset Ali Muhammed Al Megrahi ve Al Amin Khalifa Fhima suçlanarak bu kişilerin teslimi ve tazminat istenmişti (ABD istedi). ABD, İngiltere ve Fransa girişiminde bu olay BMGK’da (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi)  görüşülmüş ve BM üyesi olan bir devlet, terörizm ile suçlanmıştır. Sonuç olarak 1992’den itibaren uluslararası uçuşlara Libya kapandı ve askeri techizat satışı yasaklandı [5]. 2003 yılında ise sorumluluğu kabul ederek, ailelere tazminat ödemiştir ve BM, ambargoyu kaldırmıştır [6].

Yakın tarih olduğu için ve konununun uzamaması adına 2011 yılına ilişkin göstericiler kimdir, nerelerden destek almıştır bunlara girmeyeceğim. Fakat petrol sahaları, Kaddafi’nin siyasi düşünceleri vb konular dikkate alındığında kısaca şunları söyleyebiliriz; Muammer Kaddafi, Batı ve kapitalizme karşı Arapların birleşerek İslami Marksizm fikirleriyle dünyaya karşı durması gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle Batı için Kaddafi bir tehdit idi.

Kıbrıs Operasyonu ve Haşhaş Olayı

1970’lerin başında ABD, Türkiye’de haşhaş üretiminin yasaklanmasını istiyordu. Ecevit direndi. Türk çiftçisinin bağımsızlığı için direndi ve Türkiye’ye karşı ambargo başladı. Devamında 1974’te Kıbrıs Barış Operasyonu (daha önce bir kaç kez denenmiş ancak ABD’nin mdüahaleleri ile geri dönülmüştü), ABD’nin aksi kararına rağmen yapılınca işler iyice karıştı. “ABD’ye tepki böyle gösterilir: 21 ABD üssü kapatılmıştı” konumda yazdığım üzere; 1971’de yasaklanan haşhaş üretimi 1974’te tekrar serbest hale getirildi. Necmettin Erbakan-Bülent Ecevit ikilisinin aldığı kararları ben oldukça isabetli ve Türkiye için yararlı buluyorum. O dönemde MSP&DSP ile birlikte Kıbrıs Barış Operasyonu’da başlatıldı. Sadece Bülent Ecevit değil, Necmettin Erbakan’ın da iradesini unutmayınız!

Türk çiftçisinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için ABD’ye direnen, Kıbrıs’taki Türk varlığını yok etmek için girişimlere başlayan terör örgütü EOKA ve cunta rejimine karşı Türkiye harekete geçtiğinde, EOKA terör örgütüne ve adadaki Türk soykırımı girişimlerine ses çıkartmayan ABD ve Avrupalı devletler; Türkiye Cumhuriyeti’nin bu haklı davasına karşı ambargo uyguladı ve bu dönemde Kaddafi bize yardım etti. Ankara’da üniversite okuyan Kaddafi, Atatürk’ün sömürgecilere karşı verdiğim özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini ve sonuçlarını da çok iyi biliyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1970’lerde, yine aynı sömürgeci zihniyete karşı irade gösterdiğin de biliyordu. Bu nedenle elinden gelen yardımı yaptı.

Fakat ambargonun sonuçları, bugün Erdoğan’ın eleştirdiği yağ ve tüp kuyruklarını oluşturdu. Oysa Türk çiftçisinin ve Kıbrıs’taki Türk varlığının hem bağımsızlığı hem de şerefi korunmuştu. Sömürgeci Batıya karşı direnmenin sonucu ise ambargo idi. Bugün sömürgeci batıyı değil de o dönemde Türk çiftçisini ve Kıbrıs Türklerini koruyanlara ambargo yüzünden saldırması oldukça çirkin davranıştır.

Üsler Kapatılıyor

1975 yılının Mart ayında, AP-MSP-MHP-CGP koalisyon hükümeti kuruldu. Süleyman Demirel başta idi. ABD’nin ambargosu sonucunda Demirel uzlaşı çalışmaları içine girse dahi, ABD buna yanaşmayınca; Demirel’in önderliğindeki koalisyon hükümetinin aynı sertlikte cevap vermesinden başka bir çare yoktu. 21 Amerikan üssü kapatıldı (buraya dikkat NATO değil, ABD üssü), İncirlik üssü ise sadece NATO’ya verildi.

**

Türkiye, bu dik duruşunun bedelini sonraki dönemlerde ödemekle kalmadı bugün, Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri ve Türk halkı bile bu ambargoyu eleştirirken o dönemde Erbakan ve Ecevit’in çabalarını, Kaddafi’nin yardımlarını görebilmiş değildir! Türkiye Cumhuriyeti, o dönemde Kaddafi’ye yardım etmeliydi. Gerekirse alıp Türkiye’ye getireceksin! Fakat sadece Kaddafi gibi Türk milletine yardım eden yabancılar değil; Türk çiftçilerini, emekçilerini ve Kıbrıs Türklerini düşünen Erbakan ve Ecevit’e karşı bile minnet duygusu yok bu iktidarın ve bir takım insanların. İNSAF!

 

Kaddafi Devrilir

2010’da hareketlilik başlamış ve Arap Baharı ile Orta Doğu’da IŞİD’e yol açacak, bir çok ülkedeki istikrarı bozacak süreçler başlamış ve 2011’de ise Libya’da isyanlar başlamıştı. Doğu bölgesinden başlayarak Libya’da Kaddafi’ye bağlı hükumet güçleri güç kaybetmiştir. Milyonu aşkın insanalr ülkeyi terk etmeye çalışıyor, Başkent’e yakın kasabalar ele geçiriliyor, işler karışıyordu. Dışişleri Bakanı Clinton’ın, “gerekirse ABD müdahale eder” açıklaması da bu dönemde yapıldı.

Kısaca olayların kronolojisi [7]:

  • 16 Şubat 2011’de Bingazi’de yüzlerce kişi hükumetin istifası için toplandı. Çatışma çıktı, 3 ölü var
  • 17 Şubat 2011: bir çok kentte eş zamanlı gösteriler başladı
  • 18 Şubat: Polis ile göstericiler arasında çıkan çatışmada 7 kişi öldü. Göstericiler ise 2 polisi astı.(Suriye’deki olayları andırıyor mu?)
  • 19 Şubat: İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre son üç günde 84 kişi hayatını kaybetti.
  • 20 Şubat: Keskin nişancıların açtığı ateşle onlarca kişi hayatını kaybetti, en az 104 kişi hayatını kaybetti. Bu, aklıma 15 Temmuz ve 1 Mayıs’taki keskin nişancıları aklıma getiriyor!
  • 30 Nisan: Kaddafi, ateşkes çağrısı yaptı, protestocular kayıtsız kaldı
  • 1 Mayıs: NATO hava saldırısı düzenledi ve Kaddafi’nin oğlu ile 3 torunu yaşamını yitirdi.
  • 21 Ağustos 2011: NATO BOMBARDIMANI sayesinde, muhalifler başkente girdi
  • 20 Ekim 2011: Kaddafi, Sirte’de öldürüldü ki bu görüntüleri hayatım boyunca unutmayacağım ve umarım Libya’lılar bu vahşiliklerinin bedelini misliyle öder!
  • 11 Eylül 2012: ABD Büyükelçisi Stevens öldürüldü
  • 7 Temmuz 2012’de gerçekleştirilen genel seçimlerde Mahmud Cibril (Ulusal Güçler İttifakı) %48, Muhammed Sovan (Adalet ve Kalkınma) %10’unu aldı. Ulusal Geçiş Konseyi, görevini Milli Genel Kongre’ye devretti.
  • 14 Şubat 2014’te Emekli General Halife Hafter, Milli Genel Kongre’nin çalışmalarını durdurduğunu açıkladı
  • 25 Haziran 2014: iki meclis ortaya çıktı
  • 17 Aralık 2015: BM’nin öncülüğünde Ulusal Mutabakat Hükumeti (UMH) Başkanlık Konseyi kuruldu

Dahası için AA:Libya’da yaşananlar.

 

Türkiye-Libya İlişkisi

Blog üzerinden çoğu zaman iktidarın politikalarında yanlış bulduklarımı eleştirdim, muhalefeti eleştirdim ve yanlışları, neler yapılması gerektiğini kendi bakış açımla anlatmaya çalıştım. AKP’nin dışişleri konusunda çuvallamasını da söylüyordum. Kıbrıs ile ilişkilerindeki yanlışlıkları da…

Fakat özellikle 2016 sonrasında Doğu Akdeniz, Suriye, Libya, Yunanistan ile ilgili sorunlarda attığı adımların doğru olduğunu düşündüm ve düşünüyorum. Örneğin herkesin “Suriye’de ne işimiz var?” dediği dönemde, “Suriye politikamız ve orada ne işimiz var?” konusunu açarak, Türk ordusunun savaş başlatmak için değil; savaşı bitirmek, mülteci akınlarını sonlandırmak, Suriyelilerin Suriye’de yaşaması ve terör koridordunu engellemek için orada olduğunu ve bunların haklı adımlar olduğunu yazdım.

Aynı şekilde Libya politikası, 35 askerimizin Meriç’te yaptığı, Libya’da yaşananlar falan oldukça önemliydi. Youtube’daki Wights of Salem kanalı, Yunanistan’da, Türkiye ile kafayı bozan (gerçi Yunanlıların çoğu böyle) yorumcuları kısa kısa veriyor. Düne kadar kendilerini bizimle bir tutan ırkçı ve korkudan kaynaklanan kin ve nefret dolu uzman(!) ve yorumcuların; bugün Libya, Suriye ve Doğu Akdeniz’de yapılanlar, savunma sanayimiz ve politikalar ile nasıl köşeye sıkışmış şekilde konuştuğunu net şekilde görebilirsiniz. Tam anlamıyla köşeye sıkışmış ve belki de ilk kez, Türkiye’den geride kaldıklarını hissediyorlar. Bu nedenle bayraklar yakılmaya başlandı. Bir şey yapamadıkları için, bayrak yakmaya, Türkiye’yi provake etmeye başladılar.

Dolayısıyla Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Yunanistan ile yürütülen askeri ve diplomatik süreçleri destekliyorum. Çok net şekilde bunu söyleyebilirim. Fakat kısaca şunları da aktarayım:

  • 2001-2005 arasında Türkiye-Libya arasında (Kaddafi dönemi) 41 proje, 800 Milyon Dolarlık ticaret hacmi varken 2005’ten sonra 263 proje ve 17 milyar Dolar ticaret hacmine yükselmişti.
  • 2011’e gelinirken, Türkiye ile Libya arasında vizeler kalmış; serbest ticaret anlaşması görüşmeleri yapılıyor ve zaten Mısır ile Yunanistan’ın Libya ile sorunu olan kıta sahanlığı konusunda Türkiye-Libya çalışmaları yapılıyordu.
  • 28 Şubat 2011’de Erdoğan, “NATO’nun Libya’da ne işi var yahu” diyordu, 19 Mart 2011’de ABD ve Fransa’nın başını çektiği ülkeler Libya’yı bombalamaya başladı ve Ağustos ayında, muhaliflere başkentin önü açıldı.
  • 3 Mayıs 2011’de ise Erdoğan, “Muammer Kaddafi’nin derhal iktidarı bırakması, üzerindeki tarihi, insani ve vicdanı sorumluluğu derhal yerine getirilmesi gerekir” demişti.
  • Birleşmiş Milletler, Trablus hükumetini destekliyor (bizim de destek verdiğimiz El Sarac hükumeti). Darbeci Hafter’in yani Tobruk hükumetinin yanında sire Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Rusya, Fransa gibi ülkeler var.

Yukarıdaki bilgiler BBC’nin “Libya – Türkiye: Kaddafi döneminden bugüne nasıl gelindi?” videosundan alınmıştır.

HaberTürk’ten Muharrem Sarıkaya’nın “Libya’da kim kimdir, gücü ne kadardır?” başlıklı yazısını okumanızı öneririm, yine de askeri güçleri ne durumda ona bakalım [8]:

Darbeci Hafter ve Tobruk hükumetine bağlı birlikler:

  • Yaklaşık 25 bin savaşçısı olduğu tahmin ediliyor
  • Düzenli Libya Ordusu yanında
  • Özel Kuvvetler, Tank tugayı,topçu tugayı, çeşitli kara birimi tugayları, mekanize piyade tugayı ve çeşitli güçlerden oluşan Kara Kuvvetleri yaklaşık 7 bin kişi
  • 7 Savaş helikopteri, 27 avcı uçağı ve 10 operasyonel savaş uçağından oluşan Hava Kuvvetleri de Hafter’in yanında
    Bunların yanında Rusya ve çeşitli bölgelerden gelen paralı askerler de buralarda çatışmaktadır ancak Türkiye’nin başarısı ile birlikte, bir çoğu tahliye edilmeye başlandı ve bunun için 15 askeri kargo uçağı gönderildi [9]

Bunların yanında çeşitli Milis kuvvetler var ve bunlar şöyle:

  • SKO Abdulvahid (200 savaşçı), SKO Geçiş Konseyi (90 Araç), SKO Minni Minawi (1.000 savaşçı), SKO-Birlik’in oluşturduğu Sudan Kurtuluş Ordusu (SKO),
  • Sudan Devrimci Uyanış Konseyi, Sudan Kurtuluş Güçleri Meclisi (500 savaşçı), Kurtuluş ve Adalet Hareketi’nden ve SKO’dan oluşan Sudanlı isyancılar
  • Virşifanna, Furcan, Evlad Süleyman gibi Arap kabileleri,
  • Favahir, Tuareg kabilelerinden oluşan kabileler
  • Demokrasi ve Kalkınma Güçleri Birliği gibi Çadlı isyancılar
  • Ayrılıkçı Barka milisleri
  • Eski Kaddafi Milisleri
  • Medhali-Selefi Milisler

gibi çeşitli güçler Hafter’in yanındadır. Hafter, Kaddafi ile darbe hareketlerine katılmıştı ve kendisini de Kaddafi’nin halefi olarak görmektedir.

Yabancı basını araştırdığınızda, “Libya Ulusal Ordusu” (Libya National Army) olarak Tobruk hükumeti’ne ve Hafter’e bağlı güçleri göreceksiniz. Yaklaşık 25 bin savaşçı ve 1500 civarı paralı asker olduğu söyleniyor. BM tarafından tanınan Libya Ordusu (Libya Army) ise hem IŞİD’e hem darbeci Hafter ve Tomruk hükumetine karşı savaşıyor. 2014 sonrasında iki meclis, iki merkez bankası, iki hükumet, iki ordu ortaya çıktı. Buradan anlaşılan şey şu; Libya politik anlamda ikiye bölündü.

Ulusal Mutabakat Hükumetine bağlı Libya ordusuna biraz baktım ancak Hafter kadar kesin bilgiler ve güçleri yok. Geneli 2018 ve 2019’daki raporlardan alınmış Wikipedia kaynakları ise 8 bin civarında olduğunu söylüyor.

  • Trablus Koruma Gücü
  • Şura Bingazi Devrimciler Konseyi
  • Libya Kalkan Gücü
  • Petrol Tesisleri Muhafızları
  • Trablus Devrimciler Tugayı
  • Abu Saleem Merkezi Güvenlik Gücü
  • Omar Mukhtar gücü (2000 Suriiye Ulusal Ordusu paralı askerleri)
  • 35 tane de Türk askeri danışmanlık personeli mevcut olduğu söyleniyor

Anadolu Ajansı’ndan verilen bilgilere göre [10]; Hafter’e karşı direnne en büyük güçler arasında Misrata, Trablus ve Zintan tugayları var fakat kendi aralarında da sürekli çatışma yaşıyorlar. 2018’in sonundan kalma bu habere göre de Misrata Tugayları 17 binden fazla savaşçı, 5 bin kadar askeri araç, yüzlerce tank, Sam 7 füzeleri, Mig 25 savaş uçakları ve askeri nakliye uçaklarına sahip. Trablus Tugayları ise Trablus Devrimci Güçleri, Nevasi güçleri, Caydırıcı Güç ve Guveyra Taburu gibi farklı güçlerin birleşimi ancak aralarında Misrata Tugayları gibi kesin bir birliktelik yok.

 

 

Libya’daki Son Gelişmeler

Youtube üzerinden havacılık için Tolga Özbek, donanma haberleri için Küresel Savaşçı Türkiye, Yunan medyası yorumları için Wights of Salem, gibi kanalları takip ediyorum. Sadece bu da değil, farklı haber kanalları ve altta başlıklarından ulaşabileceğiniz bazı düşünce kuruluşlarının araştırmalarını ara ara takip etmekteyim:

**

(düzenleme: olayı bağlamamışım, üstte ilk sırada olan ve altta bağlantısını verdiğim Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde makale yayınlandı orada “artık Türkiye’nin Libya’sı” başlığı atıldı)

Yukarıdaki bilgiler eşliğinde değerlendirirsek; Ulusal Mutabakat Hükumeti, BM öncülüğünde bir araya gelmiş ve askeri kanatta ise içlerinde çatışabilecek durumda olan ve ve askeri deneyim ile güç açısından Tobruk hükumeti yani darbeci Hafter güçlerinin gerisinde kalan bir silahlı güce sahip, siyasi yapılanmadır.

Altta 27 Nisan ve tam bir ay sonra, 27 Mayıs haritalarını göreceksiniz (sırasıyla):

**

Yukarıdaki görsellerden görebileceğimiz üzere, Libya’nın büyük bölümü darbeci Hafter’in başını çektiği Tobruk hükumeti tarafından kontrol edilmektedir. Hafter, var gücüyle başkenti almak için saldırmış, başaramamış ve Türkiye devreye girdikten sonra; Suriye’de kendilerini kanıtlamış olan SİHA’ların üstün başarısı ile birlikte Hafter sadece ZPT (zırhlı personel taşıyıcısı), tank, top, asker kaybetmemiş; 7 bin ila 10 bin personel barındıracak Wattiye hava üssünü de kaybetmiştir.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi de bir anlamda düşünce kuruluşu gibi bazı rapor ve gelişmeleri yayımlıyor. Libya üzerine olan bir makalenin başlığı da en az içeriği kadar ilginç ve özet niteliğinde : “It’s Turkey’s Libya now [11]” yani diyor ki “artık Türkiye’nin Libya’sı”.

Olayları anlayabilmek için, biraz geriye gidelim. Rusya ile Türkiye’nin yoğun çalışma içinde olduğu dönemlerden birsiydi. Şu an hatırlayamıyorum ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rusya’da Putin ile görüşmesinden önce idi yanılmıyorsam. Çünkü bir görüşme öncesi veya hemen sonrasında olmuştu. Taraflara ateşkes çağrısı yapılmıştı. Rusya’da Hafter’i “masaya getirebilmişti”. Ateşkes imzalanacaktı. Derken ateşkesin imzalanacağı gün Hafter planları bozdu, iki gün istedi, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ile görüştü; sonra ateşkesi imzalamadı [12]. Tarih 9 Ocak 2020 idi.

Tabii Rusya’nın güvenilirliği sarsıldı. Olaylar karıştı ve Libya’nın Suriye’den önce çözülebilecek siyasi durumu iyice karışmaya başladı. Daha sonra Rusya açıktan Hafter’e yanlış olduğunu da söyledi ancak hem paralı destek ve hem son zamanda duyulan 6 adet Mig 29 ve Su 24’ü Suriye üzerinden gönderdi. Fakat uçak olayına geleceğiz.

**

Türkiye, kolları sıvayarak tansiyonun yükseldiği Doğu Akdeniz’de önemli bir anlaşma yaptığı ve stratejik bir nokta olan Libya’daki Birleşmiş Milletler tarafından tanınan UMH’ne destek verdi. 7 saat süren, 250 km’lik menzil olan ve yanlış hatırlamıyorsam 34 kadar uçağın katıldığı, ikmal uçakları ve F16’ların saatlerce uçup, yakıt ikmali yapıp geldiği tatbikat önemliydi. Gerekirse Libya’yı böyle vururuz demekle kalmıyor, Doğu Akdeniz gerilimi ve Yunanistan’a karşı da önemli mesajlar veriyordu.

SİHA’ların üstün başarısı, Pantsir’lerin avlanması; Hafter güçlerinin beceriksizlik ile bizim kendilerine verilen/kiralanan SİHA’ları vurması (4-5 kadar oldu sanıyorum) ve “Türk gemisini vurduk” söylemlerine rağmen Türk gemisinin vurulmadığı ve Yunan gemisi olduğu, bu geminin Yunanistan’a döndüğü gibi çok karışık olaylar ve haberler var. Henüz kesinleşti mi bilmiyorum.

Çok büyük kayıplar verdiren SİHA’lara karşı uçak gerekiyor. Uçak yok, uçuracak pilot var mı? Yok. Portekiz’den pilot kiralanmıştı. Uçak vurulunca kriz ortaya çıkmıştı. Portekizli pilot esir alınmış ve uluslararası baskı ile bırakılmıştı [12].  Hafter, bir süredir “daha önce Libya’da görülmemiş şekilde Türk unsurlarını vuracağız” dedi. Türkiye’de buna karşılık, “eğer Türk askeri vurulursa, bütün Hafter unsurları hedefimiz olur” diye cevap verdi. Hafter, mantık dışı davranan bir tip ve SİHA’ların desteklediği başarıdan sonra alınan Wattiye üssü içine oturmuş anlaşılan. Yani verilen kayıpları böyle anlayabiliriz.

Gelen uçaklar SİHA avlamaya çalışacak. Fakat bugün Koral ve bazı sevkiyatların Türk kamyonlarınca Libya’ya ulaştığı bilgisi geldi [12].

 

Gelecekte Oluşabilecek Durumlar ve Genel Değerlendirme

Öncelikle Türk SİHA’larının başarılarını kutlamamız gerek. Savaş doktrinleri değişti ve gelecekte jet motorlu SİHA’lar ve akıllı mühimmat ile bugün Suriye ve Libya’da kazanılan deneyimler; yazılım ve sistemler sayesinde belki de F-35’leri 100km’den avlayacak hale gelecektir. Yani havacılığa meraklıydım, seviyordum, ilgilendiriyordum ancak SİHA’lardaki bu başarı inanılmaz! Bayraktar’ın SİHA başarısı önemli fakat tek şirkete de yıkmayalım. TUSAŞ (Anka) ve TÜBİTAK SAGE, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlar başta olmak üzere; 20 yıldır Eskişehir’de jet motoru geliştirmeye çalışan ve Hürkuş, Atak, Altay, Koral gibi onlarca ve yüzlerce önemli projede görev alan teknisyen, mühendis ve temizlik görevlilerine kadar herkesi kutlamak gerek.

Türk milleti olarak yıllardır Batının üstünlüğünü gereğinden fazla abartırken, doğuyu aşağı görüyorduk ve kendimize güvenimiz yoktu. Bunun tam tersi olarak “altı doldurulamayacak” bir özgüvene de gerek yok. Fakat adaletli, liyakate sahip bir sistem ile çocuklarımızı Türk kültürü, Türk tarihi, Türk dili yani milli bilince sahip yetiştirerek, sağlam bir eğitim sistemi ile Almanya ve Amerika dahil bir çok ülke ile yarışabiliriz. Fakat Osmanlı’dan dolayı 21. yüzyılda “biz var ya Berlin’de namaz kılarız” demek ya da “Amariga izin vermez, Batı bizden çok ileride, keşke orada yaşasak, orada doğsaydık” gibi düşünceler çok tehlikelidir.

Bakın uğraşırsak, destek bulursak oluyor. Türk milletine güvenin!

 

Ateşkes Durumu ve Arkasındakiler

Wattiye üssünün bir bölümü veya tamamı Türkiye’ye ayrılacaktır. Bu gün gibi ortada. Böylece Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ordusu bölgede önemli güç elde edecektir. Yunanistan’ın da bu konuda ödü patlıyor zaten. Türkiye’nin Libya’da daha fazla güç kazanması muhtemel. Zamanında “ateşkes” çağrısına uymayan Hafter ise hem güç kaybediyor hem de SİHA’lar ile birlikte Libya Ordusu’nun asldırılarında araç ve asker kaybediyor.

Şu an Türkiye’nin güç kazanmasını istemeyen batılı güçlerin, ateşkes için bastırması normal. Ateşkes olursa hem Hafter toparlanacak, hem Türkiye’nin Libya’da güçlenmesi engellenecek. Türkiye’yi, 100 yıl önce bölgeden atanlar, yine atmak isteyecektir. Dolayısıyla şu anda yapılan ateşkesin bize bir faydası olmayacak.

Askeri Operasyon

Rus paralı askerleri bögleden ayrılıyor. Dolayısıyla burada büyük bir saldırı ve çatışma başlayacak olabilir. Rusların Hafter’den bu kadar kolay vazgeçeceğini düşünmüyorum. Gönderilen 6 uçakla mücadele için, Türkiye’nin Libya’da “kendi birliklerini koruması için” üs sahibi olması ŞART.

**

Yukarıdaki haritaya bakarsanız şu an ne petrol yatakları ne de stratejik noktaların çoğunluğu Ulusal Mutabakat Hükumeti’nin elinde diyemeyiz. En büyük petrol havzaları ise Hafter’in elinde. Birleşmiş Milletler’in kimi tanıdığına da fazla güvenmem, hele işin ucunda petrol ve petrol açı sömürgecilerin başını çektiği Birleşmiş Milletler var ise! Çin-Tayvan olayında olduğu gibi farklı hükumetler tanınabilir. Ancak Hafter’in Kaddafi’yle çalışması ve bir anlamda halefi gibi görünmesi nedeniyle bu seçenek oldukça zor geliyor.

Yukarıdaki stratejik alanlar çevrilmelidir. Batı temizlenerek batıdan doğuya bir operasyon mu başlayacak yoksa kıyı şeridi mi temizlenecek? Bu, askeri uzmanların bileceği bir iş. Lojistik, ikame, ikmal gibi bir sürü nedenle fazla yayılmadan devam etmek gerekiyor. Yine de stratejik açıdan doğudaki kıyı şerdinin alınması ŞART! Tabii Türkiye’yi tek başına bırakmazlar. Bu nedenle Türkiye açısından bakarsak batı bölgesini temizlemek gerekiyor. Güneybatıdaki kuyulara erişmemiz ve Libya ile imzalanan anlaşma ardından Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Libya adına petrol arama ve çıkarma faaliyeti yürütecek. Bu süreçte kazanılacak deneyim de önemli, petrollerin ve gaz borularının kontrolü de.

Ekleme (30.05.2020)

Libya haritasını verdim fakat Libya’nın coğrafyasına bakarsanız çöldür. Yani bütün harita kontrol edilmiyor. Nüfus yoğunluğu haritası ise şöyle:

Libya’da Bizi Bekleyebilecek Muhtemel Tehlikeler

Hafter’i nedense Yunanlılara benzetiyorum. Konuşuyor, duygusal kararlar veriyor. Libya’daki askeri duruma baktığınızda zaten Arapların neden bölündüğü, neden savaştığı, neden gelişemediği neden Türklerle ilgisi olmadığı ve benim neden İslam adı altında Araplaşmamıza karşı olduğumu görebilirsiniz. Libya’daki 50 bin askerin kaçta kaçı gerçek asker? Generallerin kaçta kaçı gerçek bir general?

Bizim Kuleli mezunlarına bir bakıyorsun; havacılık akademisini bitirmiş, hava hukuku üzerine uzmanlaşmış, sporla uğraşıyor, dil biliyor… Mezunu böyle! Dolayısıyla sadece Türkiye Cumhuriyeti değil, Osmanlı ve hatta taa Ortaasya’dan gelen kültür ve birbiri üzerine konan deneyimler, çok kültürlülük sayesinde Türk ordusu bu durumda. 1980 sonrası ve özellikle 2000’lerden sonraki her türlü yıpratılmaya karşı bu durumda. Fakat hâlâ Türk askeri ile herhangi bir Arap ordusu kıyaslanamaz bile.

Tanıdığım insanar arasında Libya, Suriye ve Filistin’den gelen bazı çocukları hiç sevmemiştim. Mesela Tunus, Lübnan gibi bir kaç ülkeden gelenler gerçekten iyi idi. Fakat bu bölgedeki insanları oldukça cahil, dolayısıyla yönlendirilebilir gördüm. Zaten Osmanlı askerleri Filistin’de dini yapılara zarar vermemek için savaşmadan geri çekilirken, Filistinlilerin İngilizlerin oyunuyla Osmanlı askerine saldırması ve Atatürk’ün anılarından öğrendiğimiz şekilde Suriye’de de aynı şekilde Osmanlı askerlerine saldırmaları durumu özetler nitelikte.

Cetvelle çizilen ülkeler: Irak ve Suriye konusunda yazmıştım; Ortadoğu’da yeni bir düşünce var, o da ülkeleri bölmek. Peki neden? Siyaset bilimi mezunu olarak illüminati, derin devlet, Masonlar vb gibi komplo teorilerini ciddiye almıyorum. Adına “çıkar grupları” dediğimiz yapılar var. Fakat “virüsü 4 ayile yaydı, bunlar Türkiye’nin gelişmesine izin vermiyor; Amariga, İsrayıl, Alamanya” falan gibi kahvehane ağızlarını okumuş insanların söylemesi de gerçekten bir Türkiye ayıbıdır.

Peki bu ülkeleri kim, neden bölmek istiyor? Size bunun cevabını Zülfü Livaneli, diplomasinin babası denilen Henry Kissinger ile yaptığı konuşmadan alıntılayarak versin:

**

Görebileceğiniz üzere, Libya’nın da bölünecek olması, Suriye’nin de bölünecek olması muhtemel. Türkiye, tıpkı Atatürk dönemindeki politikalar gibi Suriye ve Libya’ın toprak bütünlüğü ve üniter rejimini desteklemeli. Atatürk’ün, “Şam ve Halep’in güvenliği Adana’dan, Adana’nın güvenliği ise Halep ve Şam’dan geçer” sözünü “gündem Suriye: Suriye politikamız ve orada ne işimiz var?” yazımda anlatmıştım.

Suriye, Libya, Irak’ın bölünmesi birer tehlikedir. Libya’nın kontrolümüz dışında olması Doğu Akdeniz, Ege, Orta Doğu ve Kuzey Afrika açısından büyük bir sorundur! Libya’da ne işimiz var? Bunu söyleyebilmek için jeostrateji bilmemek gerekir.

Libya’da Olası Saldırı ve Önleme

Rusya’nın milislerini çekerken, uçak göndermesi; Libya’da olası hava saldırılarının işaretidir. Dolayısıyla SİHA’lar için kullanılacak hava-hava veya ürettiğimiz yer-hava füzeleri varsa, hem test hem de Türk birliklerini kullanmak için tam sırasıdır. Libya’da uçak üssüne çok büyük önem var çünkü Suriye’deki hain saldırıda gördüğümüz üzere, hava gücü desteği şart. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiçbir şey değişmedi HAVA ÜSTÜNLÜĞÜ VE DESTEĞİ GEREKİYOR. Hatta günümüzde daha fazla gerekiyor. Dolyısıyla Libya’da üssümüz olmalı. Buradan oraya uçak kaldıracak durumda değiliz.

İsrail’in yaptığı gibi, eğer istihbarat alınırsa; Libya’da havalimanları ve stratejik hedefler vurulmalıdır. Uçakları vurabileceğimizi sanmıyorum ancak kalkacakları havaalanları delik deşik edilebilir. İsrail bunu yaptı ve yaşanan savaşlara bakın, ufacık İsrail’e karşı tüm Araplar birleştiği halde başarı kazanamadılar. Mısır ise perişan oldu.

Eğer Türk ordusuna ve Türk askerlerine yönelik bir tehdit varsa, istihbaratı alınıyorsa; saldırının önlenmesi için havaalanları ve stratejik hedefler yok edilmelidir. Libya’da şehit verecek lükse sahip değiliz. Bu nedenle orada hava üssüne ihtiyacımız var.

Suriye ve Libya Bataklığı

Mültecilerin durması, terörün engelenmesi gibi çeşitli nedenlerle Suriye müdahalesi şarttı. Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve hatta Yunanistan için Libya’da Türk varlığı da şart. Fakat bunlar birer bataklık gibidir. Bir kez destek verdiğinde, askerlerinin ve askeri araçlarının bölgeye gidip burada çatışmasına kadar varacan olaylar yaşanacaktır. Onlarca yıl sürebilecek bu durumların ne zaman biteceği ise belirsiz. Ya NATO, BM öncülüğünde saldırılar ile bitirilir ya da tarafların liderleri öldürülür ve zayıflayarak masaya oturur. Yani hiçbir anlamda kolay değil.

Üstelik Arap Baharı ve sonrasında yaşananlar nedeniyle zaten milli birlik ve beraberliğin olmadığı ve hatta milliyet kavramının olmadığı bu bölgede; ülkelerin istikrarları ve güçleri zayıflamış, otoriteleri çökmüş ve boşluklardan ise temeli taa Afganistan’daki radikal İslamcılara (evet Amerika’nın komünistlere karşı desteklediği) dayanan radikal İslamcı gruplar çıkmıştır. Daha sonra bu radikal İslamcılar bahane edilerek PKK gibi örgütler desteklenmiş ve büyük ülkeler buralara müdahil olmuşlardır.

Türkiye’de de silahlı mücadele isteyen ve buna hazırlanan çeşitli gruplar ile milleti her seferinde kutuplaştıran siyasiler bu örneklere dikkat ile baksınlar! Yaşanan iç karışıklık ve ayrışmadan sadece büyük devletler kazançlı çıkar. Ülke ise bölünmeye gider.

Haliyle Libya’da da bir bataklığın içine girmiş bulunmaktayız. Askeri alanda çok önemli kazanımlar elde ettik ancak Türkiye’nin en güçlü kurumu, her zaman ve her şeye hazır olan tek yapılanması ordu idi. Yıllardır darbeler, kadrolaşma, sahte davalar, siyasi süreçlerle yıpratılan Türk Silahlı Kuvvetleri yine güçlü. Fakat tek başına yeterli değil.

Kıbrıs’ta da askeri kazanım elde ettik. Ne oldu? Yerden göğe kadar haklı olduğumuz davada kazanç sağlayamadık. Çünkü bu işin diplomatik bölümü var, ekonomisi var, uluslararası hukuku var… Bunlar, askeri başarıya yetişemezse; başladığımız ve sahada kazandığımız şeyleri masada tek tek geri veririz. Bugün eleştirdikleri Lozan ve İsmet Paşa’nın yanına yaklaşamayacak kadar kötü diplomasi ve müzakere süreçleri yürütüyorlar. Hoş bu da tarihe geçsin…

Türkiye Bebek Bakıcısı Olmamalı!

Giriş planı olduğu gibi, çıkış planı da olması gerek. Türkiye üsler ile askeri varlığını Suriye ve Libya’da sürdürebilir (Kıbrıs’taki üssümüz gibi) fakat operasyonlardan ne zaman çekileceğiz? Bunların planlanması gerek. Ekonomik ve politik işbirliği, Türk tezleri, Türk tezlerinin batıya kabul ettirilebilir olması… Hepsi önemlidir. Bunları başaramadığımız sürece askerlerimiz komple Libya’ya gidip ele geçirse bile yine de başarı elde edilemez.

Bugün Hafter’in silahlı gücü hem daha etkin, hem daha deneyimli hem daha birlikte. Fakat UMH’nin güçleri birbiriyle bile çekişiyor, BM tarafından bir araya getirilmiş ve aradaki bağı Hafter ve Tobruk hükumeti kadar güçlü değil. Türkiye, gücünü çektiği an UMH kayıplar vermeye başlayacaksa; BM’nin tanıdığı ve Avrupalı devletlerin çoğunun destek verdiği Ulusal Mutabakat Hükumeti’ne aslında bebek bakıcılığı yapıyor oluruz. Bu anlamda da orada teşkilatlandırma, Libya’dakilerin siyasi politikalarını netleştirerek bölgedeki insanları Türkiye’nin de destek vereceği tez etrafında birleştirme konusunda da çalışmalar yapılmalıdır.

Libya’nın bölüneceği ortada. Türkiye’nin Libya kazanımlarını engellemek için gerekirse BM’nin Hafter gittikten sonra Tobruk Hükumetini tanıyabileceği ve ateşkes için bastırabilme ihtimalleri de çok uzakta değil. Dolayısıyla Türkiye, yine tek başına olduğunu bilmelidir. Hafter ve ateşkes kolay, biraz üzerine gidersen ve kışkırtırsan; duygusal davranarak cevap verecektir. Ancak Türk askerlerini ve üslerini korumak ana görevimizdir. ŞEHİT VERECEK LÜKSÜMÜZ YOK!

Türkiye’nin Libya’sı olan bir bölgede, Hafter’e verilen 6 uçak ile şehitler vermemiz, Türkiye’nin dünya algısına önemli darbe olacaktır. Unutulmamalıdır ki, dış politikada çıkarlar vardır. Türk çıkarları önemlidir. Türkler, batılı devletlerin yerine UMH’ne yardım etmek için orada olmamalıdır.

**

Kıbrıs’ta işgalci diyorlar, Suriye’de işgalci diyorlar; çıkarlar çatışınca batının Türkiye’ye Libya’da işgalci demesi an meselesi. 50 bin mülteci gidince karışan Yunanistan, 5 milyon mülteci barındıran Türkiye… Kıbrıs’ta yerden göğe haklı bir davamız vardı. Suriye’de de askeri müdahaleler mülteci akını ve terör koridorunun önlenmesi için önemliydi. Fakat Libya’da bunlara benzer bir durum yok. Saf çıkarlarımız var. Suriye’nin aksine, tanınan hükumetin resmi daveti var (bir anlamda Rusya’nın Suriye’de olması gibi: bknz: Rusya’nın Suriye’de ne işi var?) fakat dikkat edilmezse her şey ters tepebilir.

Mantıklı, diplomatik ve uluslararası hukka uygun adım atmak zorundayız.

 

6 Haziran Gelişmeleri

Bugün Twitter’daki @TSKmap hesabından bir tweet paylaşıldı ve şöyle yazıyordu [14].

Kimliği belirsiz savaş uçaklarının yoğun müdahalesinden sonra Türkiye destekli UMH güçleri Sirte ekseninden çekildi.

Youtube’daki Tolga Özbek kanalını izleyen veya havacılıkla ilgilenenlerin bildiği Hakan Kılıç ise şöyle bir tweet yazdı [15]:

Kimliği belirsiz ne demek? Ya Hafter’in bildiğimiz uçakları uçakları ya da Rusları gönderdiği ve kağıt üzerinde kiralık dediği boyası değişmiş Mig-29 veya SU-24’lerdir. Orada uçaklara bakınca Mig-29,SU-22’mi olduğunu anlayacak kimse yok mu acaba. 10binden bile ayırt edilebilir.

Daha sonra Sirte bölgesine (alttaki haritada kıyıdaki doğu uç) Libya Ordusunun (Ulusal Mutabakat Hükumeti) saldırıları devam ediyor. Yukarıda güneye doğru mu yoksa kıyıdan doğuya doğru mu devam edileceğini sormuştum fakat bir şeyi gözden kaçırmışım, bölgedeki Türk donanmasını.

Türk donanmasının desteği ile, kıyıdan petrol deposunun ve hattının olduğu Sirte ve dolayısıyla Sirte’nin de doğusundaki petrol hatları, depoları ve limanların olduğu (dolayısıyla dünyaya petrolün ulaştırıldığı) bölgelerin çevresinde çok büyük çatışmaların olması muhtemel. Hafter’e destek veren batılı ülkelerin petrol konusundaki çıkarları değişince, işler de değişecek tabii.

**

Kırmızı kamyonun olduğu bölgeden de paralı Rus askerleri çekiliyor. Sirte bölgesinden de çekiliyorlar. Rusların uçakları buralarda kullanılmış ve operasyonlar yapılmış anlaşılan. Türk donanmasının Hafter güçlerine ait 2 İHA’yı vurduğu söyleniyor fakat doğrulanmadığı için kaynak vermeyeceğim.

Petrol ve nüfus haritası… En önemli iki harita. Havaalanları alınacak, petrol bölgeleri alınacak. Türk donanmasının da desteği ile kıyıda fazlasıyla yol katedilecek gibi.

Aklımda tek bir düşünce var; Rusya’dan Suriye’ye gidip, boyanan ve sonra Libya’ya giden bu uçaklar, olur da Türk birimlerini hedef alırsa ne olur? Türk uçakları, alınan havaalanlarına konuşlanmak zorunda kalır, ya sonra? Rus uçakları vurulursa ne olur? Hafter’e destek veren ülkeler donanmalarını Libya’nın bu bölgelerine çekerse ve buradan Libya Ordusunun güçlerini bombalarlarsa ne olur? Vekalet savaşı var ancak çok ilginç bir noktaya gideceğiz. Önümüzdeki günlerde çok ilginç olaylar bizi bekliyor.

Sirte’nin kaybından sonra Mısır’da Sisi ile görüşen Hafter, adamı ve darbeci Tobruk Temsilciler Meclis Başkanı Salih üzerinden 8 Haziran’da koşulsuz ateşkes çağrısı yapıyor [16]. Ateşkes hakkın vardı, masadan kalkıp gittin, Mısır’a güvendin. Daha dur, yeni başlıyor olaylar. Öfkeyle kalkan zararla oturacak. Artık buradan sonra ne Türkiye durur ne de Ulusal Mutabakat Hükumeti.

 

 

Kaynaklar:

[1] Kaddafi’yi Hiç Böhle Tanımadınız (26 Ekim 2011). https://odatv4.com/kaddafiyi-hic-boyle-tanimadiniz-2610111200.html

[2] Volkan ASLANOĞLU. Libya: Petrol ve doğalgaz varlığı ne kadar, keşfedilmemiş deniz altı rezervlerine dair ihtimaller ne?. https://t24.com.tr/haber/volkan-aslanoglu-yazdi-libya-nin-petrol-ve-dogalgaz-sahalari-ve-turkiye-nin-potansiyel-kazanimlari,854286

[3] Libya’nın petrol ve gaz haritası (24 Şubat 2011). https://www.timeturk.com/tr/2011/02/24/libya-nin-petrol-ve-gaz-haritasi.html

[4] Güngör URAS. Kaddafi’nin ‘Yeşil Kitap’ını bir zamanlar biz de sevmiştik (28 Şubat 2011). https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-uras/kaddafi-nin-yesil-kitap-ini-bir-zamanlar-biz-de-sevmistik-1357864

[5] Fatma TAŞDEMİR. (2006). Uluslararası terörizme karşı devletlerin kuvvete başvurma yetkisi (Vol. 10). USAK Books.

[6] BM, Libya’ya ambargoyu kaldırdı(19 Eylül 2009). https://www.hurriyet.com.tr/dunya/bm-libya-ya-ambargoyu-kaldirdi-170995

[7] Enes CANLI. Libya devrimin 8. yıl dönümünde istikrara kavuşmayı bekliyor(16 Şubat 2019). https://www.aa.com.tr/tr/dunya/libya-devrimin-8-yil-donumunde-istikrara-kavusmayi-bekliyor/1394561

[8] Halife Hafter’in Libya Ulusal Ordusu kimlerden oluşuyor?(2 Ocak 2020). MEPA News. https://www.mepanews.com/halife-hafterin-libya-ulusal-ordusu-kimlerden-olusuyor-26057h.htm

[9] Libya’da Rus paralı askerlerin tahliyesi için 15 uçak (26 Mayıs 2020). https://www.haberturk.com/libya-da-rus-parali-askerlerin-tahliyesi-icin-15-ucak-haberler-2691800

[10] Mustafa DALA. Libya’da Hafter’i Trablus’tan uzak tutan askeri güçler(27 Kasım 2018). Anadolu Ajansı. İstanbul. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/libyada-hafteri-trablustan-uzak-tutan-askeri-gucler/1322642

[11] Tarek MEGERİSİ. It’s Turkey’s Libya now (20 Mayıs 2020). https://www.ecfr.eu/article/commentary_its_turkeys_libya_now

[12] Libya’da Hafter’e bağlı güçler savaş uçağı düşürdü Portekizli pilot esir alındı (7 Mayıs 2019). https://www.mepanews.com/libyada-haftere-bagli-gucler-savas-ucagi-dusurdu-portekizli-pilot-esir-alindi-26382h.htm

[13] Abdulrahman Ghummied [AGhummied]. Twitter. https://twitter.com/AGhummied/status/1265958916321685504

[14] TSKMap.net (TSKMap). Tweet: https://twitter.com/TSKMap/status/1269313757592915969?s=20

[15] Hakan Kılıç (hkilichsword). Tweet: https://twitter.com/hkilichsword/status/1269331089291649024?s=20

BBC News Türkçe [youtube kanalı]. Libya – Türkiye: Kaddafi döneminden bugüne nasıl gelindi? (4 Ocak 2020). https://www.youtube.com/watch?v=jTRqi2w57HM

Muharrem SARIKAYA. Libya’da kim kimdir, gücü ne kadardır?(2 Ocak 2020). HaberTürk. https://www.haberturk.com/yazarlar/muharrem-sarikaya/2554845-libyada-kim-kimdir-gucu-ne-kadardir

Son Değişiklik: 07/06/2020 - 22:01