Ortalama okuma süresi: 6 dakika

Milli Maçlara falan gittiğimde, özellikle “neo-Osmanlıcı” diye geçen, cemaat ve AKP’nin tabanı oluşturan tayfanın Mehter coşkusu görülmeye değer… Ben de youtube’da yaptığın bir kaç videoda Hücum Marşı’nı falan kullandım, severim. Estergon Kalesi, Yelkenler Biçilecek, Hücum Marşı gibi nice marşı Mehterandan duymak; hele hele yurt dışında, sokaklarda dolarşırken turistlerin ilgisini beğenerek izliyorum…

FAKATTttt… Yıl 2020 iken bazı gerçekleri hâlâ insanların bilmediğini görmek üzücü. Kimseyi kırmadan bunları anlatmak gerekiyor.

Hatta AKP’liler, Onuncu Yıl Marşı’nı, İzmir Marşı’nı bir türlü kabul edemediğinden; Mehter Marşı’nı çıkartmaya çalıştılar. Hatta Türklük konusunda tüyleri diken diken olup kafalarını başka yere çeviren bazı kitleler var ki bunlar zaten apayrı…

Bakın Ergin Ardıç, 2013’te ne yazmış [1]:

Sizin bugün Mehter Marşı olarak bildiğiniz şeyler, İttihat ve Terakki diktası döneminde halka moral vermek için uydurulmuş “çakma” marşlardır!
Çünkü daha önceleri “ceddin deden, neslin baban, hep kahraman Türk milleti” diye bir laf olabilemezdi!
Yani düşünebiliyor musunuz, Viyana surları önünde “Türk milleti, Türk milleti, aşk ile sev milliyeti” diye bağırılıyor, gazete reklamı gibi…

(…)

İttihat ve Terakki’nin sahte mehter marşları ürettiği dönemde İttihatçı yazar Ömer Seyfettin de halka moral vermek için cebinden olmadık Osmanlı kahramanları çıkarıyordu: Başını vermeyen şehit, pembe incili kaftan… Böyle böyle battık.

Hani adam konusunda bir şey demeyeceğim, bir kaç yazısını okursanız bulursunuz. Fakat yıllardır Türklüğü İslam adı altında Araplaştıran ve Türklükten nefret eden zihniyetin yansıması bunlar. Bakıyorsun özünde terör örgütü PKK’nın siyasi destekçileriyle aynı çizgide yürürler. Zaten AKP’de, bu çizgide yürürken Andımız’ı kaldırdı, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözünü Diyarbakır’dan indirdi… Açılım açılım açılım…

Osmanlı’da bu zihniyetteydi. Türklük mü? O da ne?

Sinan Meydan’ın, “Türklüğe Fransız kalanlara Türklük dersi” yazısından [2]:

Çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu içinde Türkler zamanla ötekileştirilip merkezden çevreye itildiler. Osmanlı’da “Türklük” yüzyıllarca “kaba saba, anlayışsız” anlamlarında kullanıldı. Osmanlı’da Türklerle birlikte Türkçe de ihmal edildi. Türkçe, yüz yıllarca Arapça ve Farsça’nın baskısı altında ezildi, yok olma noktasına geldi.

Osmanlı’da unutulmaya terk edilen Türklük, 18. Yüzyıl’dan itibaren Batı’da Türk tarihi hakkında yapılan araştırmalar ve yazılan eserlerle yeniden hatırlanmaya başlandı. Özellikle Leon Cahun’un 1896’da yayımlanan “Asya Tarihine Giriş, Türkler ve Moğollar” adlı eseri Türklüğün yeniden hatırlanmasında çok etkili oldu. (Bu eseri Atatürk de okuyup çok etkilenmişti).

19. Yüzyıl’dan itibaren Ali Suavi, Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi Osmanlı aydınları yazılarında Türklerden ve bir Türk tarihinden söz etmeye başladılar.

Türkçülük, 20. Yüzyıl’ın başlarında Osmanlı’yı kurtarmaya yönelik akımlardan biri olarak ortaya çıktı. (Diğerleri İslamcılık ve Batıcılık.)

Atatürk’ün “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabı için el yazısıyla yazdığı “millet” tanımı “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”

Geri kalanını yazı sonunda vereceğim…

Mehter ile İttihat ve Terakki İlişkisi

Atatürk ile ilgili en önemli bulduğum kitaplar; ABD Büyükelçisinin, Atatürk’ün arkadaşlarının (Ali Fuat Cebesoy gibi), yaverlerinin (Nuri Ulusu, Cevat Abbas vs) ve Atatürk’ün çevresinde de bulunmuş dönemin ünlü yazarlarının (Falih Rıfkı Atay gbi) kitap ve anılarıdır. Bunlar çok önemli çünkü bugün “Atatürk’ü kullanmak isteyenlerce” ortaya çıkartılan bazı şeylere de tokat niteliğindedir.

Örneğin bu insanların anılarında hepsinin söylediği; “Atatürk kadında makyajı, ojeyi falan sevmezdi” benzeri cümleler geçer. Tıpkı Türk tarihinde olduğu gibi; Türk kadının cesaretiyle, bilgisiyle, kültürüyle, yeteneğiyle öne çıkmasını isterdi. Bunu bilmeyen adam çıkar; “Atatürk kadınıysan inadına mini etek giyeceksin” diye dolaşır. Sonra da kıvırır.

Bu eserlere baktığınızda; hatta Atatürk’ü aşağılamak, dünyaya böyle anlatmak için yazılan ve bugün cemaatçilerin, Atatürk düşmanlarının iftiralarının temeli olan kitap “Bozkurt” (N. Armstrong) kitabında dahi Atatürk’ün hakkı “o kadar yenememiştir”. Enver Paşa’nın yanlış kararları; Almancılıktan, Suriye Cephesine, “askerin siyasete girip girmemesinden” kurtuluşa kadar bir çok konuda Enver Paşa yanlış kararlar vermiştir. Atatürk ısrarla bunların yanlışlığını söylese de, elindeki siyasi gücü kullanan Enver Paşa; bütün yanlışları yaptı. Tarih ise kimin haklı olduğunu gösterdi. Atatürk’ün, İttihat ve Terakki ile ilişkisi de sınırlıdır. Özellikle “askerin siyasete katılması” fikrine karşı çıkıyordu. Zaten yollarını ayırdılar.

Mehter

Bir tarihçi veya uzman değilim. Belki uzmanlar ve tarihçiler daha farklı şeyler söyleyecektirler. Ancak “politika” anlamında İttihat ve Terakki ile Enver Paşa’nın yaptıklarını doğru bulamadım. Enver Paşa’nın Atatürk’e yaptığı, günümüz diliyle “mobing” yani baskı ve diğer konuları belki Atatürk ile ilgili kitaplardan öğrendiğim için böyle bilemiyorum.

Fakat İttihat ve Terakki’nin, Enver Paşa’nın hakkını yiyemeyeceğim bir konu ise örgütlenme ve organizasyon becerisidir. Bu çok önemlidir! Çanakkale’de Atatürk’ün de bu tür davranışlarına mutlaka dikkat edin. Askerlerin moralini yükseltmek için onlarla birlikte yemek yemek ayran dağıtma, yabancı gazetecileri buralarda ağırlama…

Enver Paşa ile ilgili Kazım Karabekir’in “İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkanı” ve Murat Bardakçı’nın yazdığı Enver Paşa kitaplarını İstiklâl Mücadelesinin 100. yılında her yönüyle anlamak için bir çok kitapla birlikte aldım fakat önce diğerlerini bitiriyorum. Belki bunlardan sonra fikrim değişir.

**

Neyse Mehter bölümüne geri dönecek olursak; Yeniçeriler 1826’da çıkarttıkları isyanda kıyıldı ve Yeniçeri ocağı ile birlikte Mehteran ile Ahi Ocakları kapatıldı. Bektaşiliğin bu ülke ve Türklük açısından önemli olduğunu düşünürüm, ne yazık ki Bektaşilikte zor günlere girdi.

Dolayısıyla 1826’da bitirilen bir mehterden bahsediyoruz. BİTİRİLEN diyorum çünkü Yeniçerilerin mezar taşları dahi kırılmış ve sökülmüştür. Yakın zamanda restore edilmiş ve Edirne’de sergilenmeye başlamıştır. Yeniçeriliğin kaldırılışı ve sonrasında Yeniçeriler ile ilgili bir çok belgenin, kültürün, mezar taşlarının dahi yok edilmeye çalışılmasını okuyabilirsiniz. Tabi bu süreçte bir “yeniden yapılanma” vardır ve gerekli hale gelen bir süreçtir. Yine de mezar kıracak kadar mı? Bunu uzmanlar tartışıp, cevap verebilir.

1826’dan itibaren Mehter yoksa, bizim coşkuyla Ceddin Deden diye bağırdığımız marşlar neler oluyor?? Enver Paşa, 1914’te Mehter’i yeniden kurdu.

Osmanlının sonuna doğru padişah destekçileri ve şeriatı destekleyenlerinin olduğu Hürriyet ve İtilaf partisi ile Türkçü hareketi ve laikliği savunan İttihat ve Terakki Partisi var idi… Balkan Savaşı sırasında durum ciddileşmiş, İttihat ve Terakkiciler Edirne’nin Bulgarlara bırakılacağı endişesi ile çok az sayıda İttihatçılar ile Babı-ı Ali yani günümüzde Başbakan’a denk gelen Sadrazam’ın sarayını basmıştır (bknz: Wikipedia: Babı-ı Ali Baskını). İktidar ise İttihat ve Terakki’nin eline geçmiştir.

İki ay sonra Bulgarlar Edirne’ye girmişti. Hürriyet ve İtilaf Partisi aynen şu sözleri söyledi: “Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin”. Bunları söyleyenler, o dönemde de şimdi olduğu gibi Türklük düşmanı idi. Sadece İttihat ve Terakki değildi dertleri! Atatürk, İstiklâl Mücadelesini başlattığında, Atatürk’e ve bu mücadeleye de karşı durdular. Aradan 100 yıl geçti, bir fesli çıkıp “keşke Yunan galip gelseydi” dedi. İşte zihniyet aynı zihniyettir.

  • İngilizler tarafından doğudaki Kürt kökenli vatandaşları kışkırtmak için kurulmuş olan “Kürt teali Cemiyetine” üye olan Şeyh Said ve Saidi Nursi, gerekli işlemleri başlatıyordu.
  • Bu dış güçlerle savaşan Atatürk için, İskipli Atif Hoca gibi, “İngiliz Muhipler Cemiyeti” üyesi hocalar “katli vaciptir” fetvaları yayınlıyordu.

Zararlı cemiyetleri ve tarihlerini araştırabilirsiniz. Bugün, İngiliz istihbaratçısı ve Atatürk karşısında kara propaganda yapmak için yazdığı “Bozkurt” kitabındaki saçmalıklar, yine İngilizlerin ve çeşitli amaçlar güden yabancı ülkelerin istihbaratlarınca gizliden destekli çeşitli STK’lar, topluluklar ve cemaatler tarafından kullanıldı ve kullanılıyor.

İttihat ve Terakki “Dokunuşu”

Yukarıda örneğini verdiğim köşe yazısı da aynen bu zihniyetin eseridir. Aynı şeyleri tekrarladıklarını, “Enver yerine Bulgar girsin”, “keşke Yunan kazansaydı” diyen zihniyeti; Türklüğü kaba saba gören ve Türk/Atatürk deyince tüyleri diken diken olan, su görmüş kedi gibi kaçan bu zihniyet, tabi ki aynı şekilde devam ediyor. Bugün varlar, 100 yıl sonra da olacaklar. Çünkü (yanılmıyorsam) İsmet İnönü’nün dediği gibi, “hiçbir millet, bizim kadar vatan haini çıkartamaz”. Maalesef durum budur.

Enver Paşa, askerlerin moralini yükseltmek için tekrar kurdu. Tabi yukarıda sayılan nedenlerle, Mehter konusunda marşların bir bölümü “türetildi”, bir bölümü halk eserlerinden alındı, bir bölümü ise eskisiydi.

Ceddin deden neslin baban
Hep kahraman Türk milleti
Orduları pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan
Türk milleti Türk milleti
Aşk ile sev milliyeti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o melun zilleti

Osmanlıda Türklük kavramı olmadığı için, yukarıdaki gibi “Türk milleti” gibi bir şeyin söylenme ihtimali yoktur. Milliyetçilik ve ulus devlet akımları, Fransız Devriminden sonra çıktı. Bunu da tekrar hatırlatayım.

Bu konuyla ilgili bir hazırlığım yok ancak internetteki bir kaç yorum üzerine bunu apar topar yazdım. Benim bildiğim Hücum Marşının ve Gülbang’ın eski eser olduğu yönünde. Estergon Kalesi gibi parçalar ise devşirilen eserlerdir. Ceddin Deden gibi parçalar ise “türetilmiş” yani yazılmıştır. Belki milliyetçilik, belki “Yeniçeri kültürünün yok edilmesi” nedeniyle kısıtlı şeyler olabilir…

Fakat günümüzde AKP seçmenlerinin bolca oluşturduğu Osmanlıcıların bağıra çağıra söylediği “HEPP KAHRAMANN TÜRKKK MİLLEETTİİİİ”, aslında Atatürk’ün bize kazandırarak parçalanma ve sömürgenin kenarına gelmiş milletimizi ayaklandırmış ve dönemin süper güçlerine acı ve yenilgi tattırarak mazlum milletlere bir ışık olmuştur.

**

1826 öncesi Mehter eserleri üzerine Türkiye’de kaç kişi ne kadar çalışma yapmıştır bilmiyorum ancak; Avrupalı tarihçilerin Türklüğü araştırmasından Orhun Yazıtlarını bulan ve Türklere ait olduğunu bulan araştırmacıya kadar hepsi yabancı idi. En son “Osmanlının Orta Doğu’yu nasıl yönettiğini” Henry Kissinger’ın ve ekibinin araştırdığını da biliyoruz. İlber Ortaylı’da, “Osmanlı’nın türettiği Cumhuriyet” gibi yaklaşık 7 bin sözcüğü de, yanlış hatırlamıyorsam Yahudi kökenli İngiliz’in araştırdığını ve literatüre kazandığını söylemişti.

**

**

Maalesef böyleyiz. Tarihi araştırmıyoruz, bakmıyoruz. Fakat gaza geliyoruz…

Sinan Meydan’ın yazısının bir bölümünü daha vereyim, isteyen bu bağlantıdan tamamını okuyabilir:

1876’da I. Meşrutiyet’in ilanıyla “Osmanlıcılık” ortak paydasında Osmanlı’daki tüm unsurların bir arada tutulabileceği düşünülmüş, ancak bu mümkün olmamıştı. II. Abdülhamit’in “halifeliği” kullanarak Müslüman dayanışmasıyla devleti ayakta tutma stratejisi İslamcılık da iflas etmişti.

Sırplar, Yunanlar, Bulgarlar Osmanlı’dan kopup kendi milli devletlerini kurarken bazı Osmanlı aydınları Türklerin de kendi yolunu çizmelerinin zamanının geldiğini düşünerek Türkçülüğe kafa yormaya başlamışlardı.

Türkçülüğün gelişiminde, 1908’de Abdülhamit’in istibdadının yıkılıp hürriyetin ilan edilmesi etkili oldu. Böylece Abdülhamit’in, zaman zaman “Arapçılık” halini alan “İslamcılık” politikası sona erdi. İslamcılığın tahtına Türkçülük oturmak üzereydi.
Nitekim 1909’da Türk Derneği, 1911’de Türk Yurdu Cemiyeti kuruldu, bu cemiyet Türk Yurdu Dergisi’ni çıkarmaya başladı. 1912’te Türk Ocakları kuruldu.

1912-1913’te Balkan Savaşları sonunda Türklerin Balkanlar’dan atılması, bu sırada Türklere yönelik ırkçı saldırılar şeklinde kendini gösteren “Türk düşmanlığı”, Osmanlı’da Türkçülüğe yönelimi artırdı.
Türkçülüğün gelişiminde I. Dünya Savaşı’nın da etkisi oldu: Şöyle ki, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Arap topraklarını kaybetmesi ve savaş sonrasında elimizde kalan topraklarda; Trakya’da ve Anadolu’da yoğun bir Türk nüfusun birikmiş olması Türkçülüğü gerçekçi bir çözüm haline getirdi.

Milli Mücadele sonrasındaki Mübadele ile Anadolu’daki Rumların Yunanistan’a gitmeleri, oradaki Türklerin de Türkiye’ye gelmeleriyle Anadolu’daki Türk nüfus oranı daha da arttı.
Dolayısıyla Atatürk’ün 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk Ulus Devleti şeklinde kurmuş olması hem dünyadaki hem Türkiye’deki tarihi ve sosyolojik gerçeklere son derece uygundu.

 

Kaynaklar

[1] ARDIÇ, Engin. Marş Dediğin Dandiktir (3 Temmuz 2013). Sabah. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ardic/2013/07/03/mars-dedigin-dandiktir

[2] MEYDAN, Sinan. Türklüğe Fransız kalanlara Türklük dersi(12 Kasım 2018). Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/turkluge-fransiz-kalanlara-turkluk-dersi-2732214/

 

 

 

Son Değişiklik: 30/03/2020 - 17:50
%d blogcu bunu beğendi: