Andıç: yazıyı bitirdiğimde fark ettim ki, sanki biraz DAÜ tanıtım yazısına da dönmüş ama ilgisi yok, reklam almıyorum bloga. Sadece özlediğim ve anlatmak istediklerim vardı onları yazdım.

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde mezuniyet töreni mevcut. Arkadaşlarımın bir bölümünün mezuniyetlerini internet üzerinden takip ettim. Derken 1 yıl öncesi aklıma geldi. Mezuniyet fotoğrafı, o bu şu… Hoş DAÜ’de 9 yıl geçirdim. Bilgisayar mühendisliğini 4. yıl terk etmişim. Ki hayalim bilgisayar mühendisi olmak idi, 11 yaşında programlamaya başlamış, henüz üniversiteye başlamamışken Tarcanbot’u kodlamış ve kafamda şimdinin Siri’si gibi akıllı asistan yazmak vardı. O bambaşka olay.

Ortaokuldan bu yana okulu seven biri olmadım. Belki zorlasak, ilkokulda dahi sevmemişimdir. Hoş ilkokul 1’de ilk gün anımı hatırlıyorum, nasıl bir travma ise; ben 7-8 yaşlarında gece 12’lere kadar evde yalnız kalabilen bir çocuktum. Cin, peri, makarna canavarı, karanlık, yalnızlık gibi korkularım olmadı ve yok. Okulun ilk gününde tek başıma kalmak benim için bir problem değildi, aşı günlerinde de ağlamazdım, hatta sünnet olurken doktor ile muhabbet etmiştim. Fakat ilk gün, çoğu çocuğun ağladığı garip bir şey idi, hâlâ o günden bir kesit aklımda. Belki de bu yüzden sevmiyorum.

Fakat benim gibi insanları tanıdıkça okulla ilgili çok büyük sıkıntılar çektiğini gördüm. Okulda anlatılan şekilde dersleri ve olayları anlayabilmem mümkün değil! Çok ezbere, çok saçma anlatılıyor. Bu yüzden sevmedim. Din kültürü hocası, coğrafya hocası… Hocalarla taa ortaokuldan itibaren tartışarak gelen bir süreç var ki, bilgisayar mühendisliğini bölümünü de bu yüzden bıraktım. “Explorer varken neden Chrome ve Firefox kullanıyorsunuz ki?”, “Linux’a ne gerek var neden kullanıyorsun?” diyen hocalarım oldu ve onlarla da tartıştım.

Şuradan not kıran cins hocalarım vardı;

function ecb(){

}

Bu benim tarzım, 11 yaşımdan beri böyle yaparım. Hocalar ise böyle öğretmiş, o yüzden böyle yapmalıymışım:

function ebc()
{

}

C dili bilenler veya programlama bilenler bilir ki; hiçbir farkı yok. İstersen tüm kodu aynı satırda yaz; sadece okunması ile ilgili sorun çıkartır.

İşte böyle hocalarla kavga ede ede üniversiteye kadar geldim, üniversitede de ben kavga edince annem devreye girdi; sonuçta bölüm başkanının “Emre’yi sorunlu öğrenciler klasörüme kaydedeceğim” demesi üzerine annem yanımda bir şey demese de, sonra telefon açıp bölüm başkanını fırçalamış. Tabi İran’lı yavşak kadından fırça yemeyi kaldıramıyor, annemin bir çok yöneticisi de böyleydi; fakat annem iyice fırçalayıp oturtunca tabi bölümün bitmeyeceği ortaya çıktı. Bölüm değiştirdim.

 

Hayatımın Belki En Doğru Kararı: Uluslararası İlişkiler Bölümü

Siyaset bilimini 16 yaşımdan bu yana istiyordum. Bu konuda kitaplar okuyordum fakat 80 dönemini gören annem, “oğlum üniversiteyi bitir, sonra politikaya gir” diyordu. Kadere inanmazdım fakat artık çocuklara anlatıldığı gibi bir şey olmasa da kadere inanıyorum. İstediğinizi yapın, yine o yola giriyorsunuz… Yıllar geçti ve siyaset bilimine başladım.

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler temelde aynı şeydir. Toplamda 6-7 farklı ders vardır fakat seçmelilerde ben siyaset bilimini alıyordum. Olay sadece psikolojik. Siyaset bilimi derseniz herkes diplomat, bürokrat falan görüyor. Uluslararası ilişkiler derseniz, uluslararası şirketlerde bile çalışabilirsiniz. Bölümün adı “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümü”. Bu bölümün “uluslararası ilişkiler” programını bitirdim.

Hayatımda verdiğim en iyi karardı! Hayatımda verdiğim ve pişmanlık duyduğum tek karar var; yüzmeyi bırakmak. Bir iyi bir kötü. Başka da bu kadar kesin konuşabileceğim “en iyi ve en kötü” kararlar yoktur!

**

Hayatımda ilk kez hocalarımı sevmeye başladım. Farklı görüşte, farklı düşüncelerde olduğumuz hocalar vardı fakat onları da seviyordum. Politikanın, bazı düşünce farklılıklarının birine saygı duymaya ve sevmeye engel olmadığını en net şekilde gördüm. Haa bölümde sevmediğim hocalar yok muydu? Vardı, fakat kişisel özelliklerinden kaynaklı sevmiyordum. İki yüzlülüğe tahammülüm yoktur. Fakat karamsar olayları anlatmayacağım…

Defalarca söyledim ama;
Doğu Akdeniz Üniversitesinde 20 bine yakın öğrenci var ve 6 binden fazlası yabancı. 70 ülkeden geliyorlar. Ağırlıklı olarak Afrika, Orta Doğu, Orta Asya var. İtalyan ve Pakistanlı öğrenciler de vardı, Ruslar ve Almanlar vb öğrenci grupları da çeşitli kulüpler aracılığı ile geliyor.

İşletme, Fen&Edebiyat fakülteleri mükemmeldir. İngiliz sömürgesi olduğu için siyaset bilimi, işletme fakültesine bağlı. İşletme fakültesinde ve özellikle bizim bölümde bir sınıfa girdiğinizde 40 kişi varsa 35’i yabancı oluyor. Azerbaycan, Nijerya, Türkmenistan, Libya, Tunus… Say sayabilirsen. Adını vermeyeyim fakat bir ülkenin Cumhurbaşkanı danışmanının oğlu da bizde, bilmem hangi ülkedeki en büyük kabile liderinin kızı da bizimle. Bilmem hangi ülkenin kralının oğlu, bilmem nerenin bakanının çocuğu… Libya’da olay oluyor, Libyalılar konuşuyor. Süper!

 

Akademik Ortam

Anadolu Üniversitesi bozulmadan önce, TBAM politik nedenlerle BİBAM yapılıp içi boşaltılmadan önce çocuğukluğum orada geçti diyebilirim. 3,5 yıl Anadolu Üniversitesi yüzme kulübünde sporcuydum, tenis oynadım, etüt falan veren birim vardı ve yaşıtlarım vardı; herkes aile gibiydi TBAM’da. Hüsnü hocanın da (Başer) katkısı büyüktür.

Haliyle akademik ortamda büyüdüm diyebilirim. DAÜ’de ise bir benzerini görebiliyorsunuz. Hocalarımız bu konuda çok disiplinliydi. İntihal direkt disiplin demekti. Neredeyse her dersten, dönem sonunda 20 sayfalık makale (essay) yazıyorsunuz ve benzerlik %20’yi geçerse yine disipline gönderiliyorsunuz (direkt!).

Avrupa Birliği, Birleşmiş Millet canlandırmaları var; birimler ve bölümlere göre değişiyor. Mesela Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin eski görüşmelerinden bir konuyu alıp, her öğrenci veya 2 öğrenci bir ülke olup, onu orada görüşüyorduk. Mükemmel bir şey! Yine “debate” denilen münazaralar vardı. Bunların hepsi çok şey kattı.

Üstelik çok geniş kampüsü ve kampüsünün güzel olmasıyla birlikte sabah ders yaptığımız yerlerde akşam 15-20 kişi saklambaç falan oynadığımızı bilirim gecenin köründe. Yani geçirebileceğimiz çok güzel zamanları orada geçirdik.

 

Ee Mezun Olduk?

Mezuniyet dergisi gibi bir şey var. Oraya 140 karakterle bir şeyler yazıyorsunuz. Ben tek bir şey yazmıştım: 2030!

Taslak çıktı, baktım taslakta var, süper dedim. Çünkü 2030’da yeni partiyle birlikte iktidara geleceğim. O günlerden bir mesaj bırakmış olurum dedim. Mezuniyetle ve okulla ilgili söyleyeceğim tek şey bu! Fakat bunu silmişler. Zaten DAÜ’nün öğrenci işlerini ve maliye bölümlerini de pek sevmem! Sert bir mail yazdım, günü geldiğinde DAÜ’de bunu okuyacağım…

Mezuniyet töreni vardı, oradaydım, annem de geldi fakat gitmeyeceğim dedim. Böyle şeyleri önemsemiyorum. Biraz rahatlık gibi gelebilir ancak cidden doğum günleri, “özel gün” adı verilen şeyler, böyle mezuniyet töreni vs hiç önemli gelmiyor. Adımı 4-5 kez okumuşlar, 2 kez “gelmeyeceğim” diye işaretlememe rağmen. Hepsinin üzerine diplomayı almadım. Bir miktar para var, onu yatırıp gerekli işlemleri başlatıp diploma almam gerek fakat hiç istemiyorum. Diplomanın turşusunu kurabilirler.

2030 mesajımı silmeleri, bilgisayar mühendisliği bölümünün rezilliği tiksindirdi. Yani 2030’da birisi diploman nerede derse, parasını versin benim yerime alsın. Şimdiden söyleyeyim (:

 

1 Yıllık Süreç

Henüz okurken bazı politik projeler vardı. Bunlarla ilgili iş yürüyecekti 2 yerden. Dedim ya, bazı şeyler kader olmadı. Askerliği aradan çıkartmak istiyordum, annem şirket açmıştı ve zorlandı. Haliyle yardım etmem gerekti. 1 yıldır yeni yeni oturmaya başladı. Devlet kurumlarındaki sıkıntıdan çalışanlara, ARGE dünyasından ilaç dünyasında ne gibi sorunlar var ne gibi iyi yanlar var hepsini annem kitap çıkartır orada anlatır. Şimdilik buraya girmeyeceğim fakat bir insanın kalp krizi geçirmesine yetecek kadar sorunlarla boğuştuk. Neredeyse hepsinin üstesinden geldik. Önümüzdeki 1 yıllık süreçte her şey oturacak ve artık çark tamamen dönmeye başlayacak gibi duruyor.

Tabi aile ile çalışmak kolay değil, zor. 10 yıl boyunca başka bir yerdeydim ve annem de ben de yalnız yaşamaya alıştık. Kendi düzenimiz var. Haliyle başta sıkıntı çıkıyor. Dahası, istediğinizi yapın, “çocuk” olmaktan öteye gidemiyorsunuz. Bir sürü şeyi defalarca söylemem rağmen dinlemediği için sıkıntı çektiğimiz oldu. Hatta başka iş veya askere gitmeyi defalarca düşünsem de şirketi oturtmak önemliydi.

Bedelli askerlik çıktı bu süreçte. Çıkmasını da destekliyordum. Fakat ben gitmedim. Biraz düşündüm, yaşım 29, şartlar uyuyor fakat açıkçası içime sinmedi. Çanakkale Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda savaşan genç, yaşlı, kadın, erkek nice insanı biliyorum. Kitaplarda okuduk, belgesellerde izledik. Böyle bir kültür, böyle bir millet, böyle bir teşkilat var ki Mete Han’a kadar dayanıyor. Haliyle askere gitmek daha doğru geldi bana. Yanlış anlaşılmasın, neden bedelli çıktı, bedelliye gidenler şöyledir böyledir demek anlamına gelmiyor. Aksine isteyenin askere 1 ay kadar gidebileceği (fakat parası çok daha uygun olan) bir sistemi bile destekliyorum. Karşı değilim. Fakat bu işler tercih meselesidir. Bana böylesi doğru geldi, içim böyle rahat edecek.

Askerlikle ilgili tek sıkıntım gluten ile ilgili… Gluten alerjim var ve askerlikte sorun olacak. Çölyak raporu alırsam “çürük” gibi sayılıp askere gitmeyecektim. Oysa raporla birlikte gitmek fakat bazı ayrıcalıklarla gitmek istiyorum (yemek konusunda). Ne yapabileceğim konusunda doğru düzgün yol gösteren olmadığı için, işleri de oturtana kadar 2 yıl ertelettim.

 

Özlediğim Şeyler

Öğretmenleri ve dersleri özledim. Çok açık. Üniversite ve öğrencilik ortamı, kulüpler falan diyebileceğimi düşünebilirsiniz fakat en çok özlediklerim nedir diye sıralamam gerekirse;

1- Bu güzel hocalardan ders dinlemeyi
2- Bölümümüzün güzel ortamını
3- Kıbrıs’ın ve Kıbrıs Türklerinin rahat ve özgür ortamını.

Kıbrıs Türklerinin yaşamı ve dokusu başlıklı konumda detaylıca bahsetmiştim. Özgürler ve rahatlar. Türkiye’de, hele hele İstanbul’da bir kaos var. Kaosun içinde yaşıyorum. Gazimağusa’da sakinlik, rahatlık vardı. Yürüyordum, özgürdüm, suç falan yoktu. İstanbul ise açık tımarhane. 40 dakikalık yola gitsem, yolda en az 40 manyak görüyorum ve ceza kesilmediği için kurallar çiğneniyor. Kıbrıs’ta kurallara uyuluyor örneğin. Kedilerin sesi bitse (bizimkilerin), üstteki 3 enikli(!) komşunun gürültüsü bitmiyor. O bitse alttaki dükkanların, o bitse onun da altındaki marketin tıkır tıkır araba sesi… Gecenin 3’ünde patlak egzoz ile geçen mi dersin, 15-20 katlı apartmanlarla dolu yerde havai fişek atan mı! Kutlamalarda (Başakşehir) silah sıkan mı… Her türlü manyak, her türlü gürültü mevcut.

Bana göre Kıbrıs’ta durum daha vahim; Türkleri katleden Rumlar ile birleşmek isteyenlerle bağımsızlık isteyenler var temelde. Fakat oturup mangal yaparlar, muhabbet ederler, şaka ve gırgır vardır. Türkiye’de ise kendi gibi düşünmüyor, inanmıyor, giyinmiyor, yaşamıyor, aynı partiye oy vermiyorsa sıkıntı! Atatürkçüsü de böyle milliyetçisi de, dindarı da böyle… Haliyle Türkiye’de ağır bir kutuplaşma ve gerilim var. Bütün bunları internetten geyikle veya twitter’dan bir şeyler yazarak atlatmak istiyorlar. Bakıyorsun özel birim oluşturulmuş ve toplanıyorlar, eğer Cumhurbaşkanı hakkında yazıyorsa. Hakaret edilmesine ben de karşıyım, sev ya da sevme Cumhurbaşkanı fakat eleştirenlerin bile en iyi ihtimalle işinde sıkıntı çektiğini gördüm bir kaç kurumda çalışanların. Haliyle sorun!

**

Politikadan biraz uzaklaşırken, DAÜ’de gerçekten ders dinlemeyi özledim. Türkiye’de siyaset bilimi okuyanlarla konuşunca soruyorum, derslerde tartışma çıkıyor mu diye ve genelde çıktığını, öğretmenlerin durdurduğunu söylüyorlar. Haklı olarak “başlarına iş almak istemiyorlar”. Bizde ise tartışma çıkarsa öğretmenler dersi bırakır, sadece bir “moderatör” yani tartışmayı yöneten kişi olarak oturup dinler. Aynı anda konuşulmasını, konudan uzaklaşılmasını önler ve yanlış bilgi varsa onları arada düzeltir.

Böyle bir ortamda ders yapıyorduk. Şimdi anlıyorum ki, öğretmenlerimiz eşsiz imiş! Zaten Türkiye’nin en iyi 10 üniversitesi arasında çıkması da şaşırtıcı değil! Öğrenciler olmasa da hocaların kalitesi ve araştırmalarına bağlı olarak belirlenen sıralamada yükseklerdeyiz (DAÜ bir kez daha dünya listesinde). Haliyle hocalardan dersleri dinlemeyi özlüyorum. Hâlâ fbemoodle.emu.edu.tr adresinden derslere bakıyorum, ders materyallerini inceliyorum.

Mesela bölüm başkanımız derse girmişti ve bir makale açıp gitti. Bunu okuyun dedi. Hiç unutmuyorum, makaleyi okumaya başladıktan sonra bir fısıltı gelmeye başladı. Sonra bir kaç fısıltı ve 1 dakika geçmeden herkes konuştu. Benim gibi bir kaç öğrenci okumaya çalışıyordu. Hoca geri geldi, tabi herkesi konuşurken gördü. Pat ders sonunda kağıt çıkartıp makale özetini istedi.

Polonyalı hocamız var, güncel gelişmeleri soruyordu. Genelde dersler ile ilgili olsa da kürsel siyaset ile ilgili önemli gelişmeleri kimler takip ediyor merak ediyordu. Tabi sürekli cevap vermenin puan olarak yansıdığını dönem sonunda öğrenmiştim.

Okulun en güzel bölümü buydu. Keşke burada da haftada bir gidip, genel değerlendirme yapabileceğimiz bir birim, gençlik merkezi vs gibi bir şey olsa. Fakat biraz nezih ortam olmalı. Kavga tartışma değil, işi bilenlerin de olduğu ve herkesin söz hakkı bulabileceği bir ortam. Genel değerlendirme yapılsa. Yorum olmasa bile, şurada bu olmuş gibi… Bununla ilgili Youtube projem var aslında ama işi gücü bırakıp 1 hafta bunlara çalışmam gerek. Oysa habercilerin işi bu. Fakat Türkiye’de habercilik!

 

Sonuç Olarak

Gece saat 3’ü geçiyor. Aslında yatmıştım fakat ses yüzünden kalktım, uykum kaçtı, bari yazı yazayım dedim. O yüzden fazla uzatmayayım. DAÜ’nün özellikle öğrenci işleri ve maliye bölümlerine kızsam bile İşletme Fakültesi ve özellikle “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümü” mükemmel idi. Neden kızdığımı da söyleyeyim, güvenlik bu bölümlerden birisini (kim olduğunu belli etmeyeyim ama kel birisiydi) aradı ve yerinde yok dedi, başka birine baktık ve dönüşte bu elemanın odada olduğunu gördük. Fakat kapı kitliydi, şekerleme yapmış arkadaş. Böyle lakayit. O dönem sıkışıktık, “bir şey yapamayız” falan filan dedi. Annem ben de akademisyenim falan dese de adam cins. Zaten başta elektrik tutmaz ya öyle tip. Bunun gibi neler neler! Sonra başka bir yerdeki sekreter sağolsun yol gösterdi, çözdük. Bunun gibi bir sürü şey yaşadım. Kıbrıs yazının sıcağında 3 farklı bölüm arasında koşuşturup aslında dosyanın ilk baktığımız yerde olduğunu fakat bakan memurun zahmet edip numaramı girmeyerek beni 1,5 saat sıcak altında yürüttüğünü mü ararsınız yoksa… Her şey var. Böyle saçmalıklar delirtiyor beni. Tabi nasıl tiplerle muhattab olduklarını da bildiğimden, işi bürokrasi ile hallediyorlar. Oyalayıp sonra “bir şey yapamayız” olayına getiriyorlar.

Bütün bunlara rağmen, hayatımın en güzel yıllarını verdiğim DAÜ’den, özellikle bölüm değiştirdikten sonra memnunum. Annemi ikna edip daha erken bölüm değiştirebilirdim fakat vardır bir hayır diyorum.

Önümüzdeki süreçte politik alanda da adımlar atmalı ve tecrübe kazanmalıyım. Askerliği de aradan çıkartmalı fakat bunları yaparken; aklımda olan 2 proje konusunda (glutensiz yiyecek bir tanesi) çalışma başlatmam gerek çünkü ürünlerin çoğu rezalet. İnsanları bu rezillikten kurtarmak şart. Yapacak çok iş var ama bakalım kaç tanesi bir insan hayatına sığabilecek.

Sağlıcakla kalın.

Kategori: Genel - Hayat
Etiketler: , , ,
%d blogcu bunu beğendi: