Ortalama okuma süresi: 12 dakika

Doğu Akdeniz’de neler dönüyor? Kopan bunca yaygaranın nedeni nedir? Anlaşmazlıkların nedeni nedir? Kim haklı?

Bunun gibi bir çok soru sorulabilir ancak cevaplar aslında hem basit hem de karmaşık. Bu kadar teknik konuları haddim olmayacak “bu budur” diyerek anlatmayacağım. Bu nedenle sadece bazı kavramları, neden gerilim bu hale geldi ve olay nedir? Bunları açıklamak istiyorum. Mümkün olduğu kadar kısa tutacağım.

Doğu Akdeniz’deki Gerilimin Nedeni Nedir?

Akdeniz, dünya denizlerinin çok az bir bölümünü oluştursa da; dünya medeniyetinin, ticaretin ve tarihin en önemli denizleri arasındadır. Sadece ticaret değil, Osmanlı ve haçlıları düşündüğümüzde, kültürel çatışma ve İstanbul’un önemi, Rodos, Girit gibi yerlerdeki savaşlar ve çekişmeler düşünüldüğünde halen büyük önem taşımaktadır.

Osmanlı çökmüş, Osmanlı İmparatorluğunun rejimi değişmiş, yeni ve barışçıl Türkiye kurulmuş, Avrupa ve Batı ile ilişkileri ilerlemiştir. Fakat buna rağmen Avrupa ve batı bizi tehdit olarak görmekte ve halen Osmanlı’ya duyduğu korku ve hayranlık karışımı duyguları beslemektedir. Kulağa belki biraz AKP’li birisinin sözleri olarak gelebilir ancak değildir.

Yüzlerce yıllık Osmanlıyı dize getirdiğini zanneden dönemin süper güçleri ve onların kuklalarına İstiklâl Mücadelesi ve Lozan ile çok büyük bir ders verdik. Yabancı basının, askerlerin, diplomatların neler dediğini “Türklerin görkemli zaferi Lozan” konusunda detaylıca açıklamıştım. Avrupa’ya gittiğimde gördüğüm şey şudur; 1- Müslüman ve 2- Türk olduğumuz için, 3- eskiden Avrupalının gözünde Türk=Müslüman olduğu için ve güçlü olduğumuz için halen bize karşı önyargılılar. İsteyen istediğini söyleyebilir ancak biz Suriyelilere nasıl bakıyorsak, onlar da bize öyle bakıyor. Son 10 yılda Avrupa’ya giden (veya kendini kurtaran) okumuş, eğitimli, görgülü Türkler sayesinde bu bakış açısı biraz değişse de durum halen aynı.

KKTC’de yaşadığım ve okuduğum için, ayrıca siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünü bitirdiğim için bir çok medya ile birlikte (İsrail’den Rusya’ya, Almanya’dan Amerikan ve özellikle İngiliz medyalarına) Yunan medyasını da yakından takip etmeye çalıştım. Ben Ermeniler ve Yunanlar kadar Türkiye ile yatıp kalkan başka ülke görmedim. Avrupa’daki ortalama bir ülkenin bir yıllık gündemi bizim bir haftalık gündemimiz kadar olduğu için; Avrupa’da ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu etkisinde kalan Bulgaristan, Sırbistan vb gibi devletlerdeki Türkiye gelişmelerini takip etme olayı gibi değil, gerçekten Türkiye ile yatıp kalkıyorlar. Yunanistan’a geleceğim..

 

Haritaya baktığımızda Akdeniz açısından Türkiye’nin önemi çok büyük, Türkiye açısından da Akdeniz’in önemi çok büyük:

Kıbrıs sorunu #1: operasyon öncesi son durum” başlığında da anlattığım üzere, Kıbrıs Adasındaki Türk varlığını kaldırmak istediler. Makaryos, bunu “diplomatik ve tatlı dil” ile, Türkleri kandırarak yapmak istedi. Türklerin tapularını ve Kıbrıs’taki vatandaşlıklarını ve ilgili belgeleri aldı ve İngiltere ile anlaşıp buradaki Türklere İngiltere’den vatandaşlık ve ev verdi. Bugün İngiltere’de Kıbrıs Türklerinin çok olmasının nedeni budur.

Fakat Yunanistan’da darbe oldu ve Makaryos, Türkiye’nin ciddiyetini görüp, “bu iş olmaz, Türkiye izin vermez” deyince kendine aşırı güvenen Avrupa’nın şımarık çocukları (evet şımarık piçleri demiyorum, küfür etmeyeceğim), kendilerine aşırı güvendi ve Makaryos’a karşı darbe yaparak, cunta yönetimi ile birlikte Kıbrıs’taki Türklere soykırım girişimine başladı. Aslında olaylar, Makayos’un, Türkleri azınlık statüsüne indirmeye çalıştığı Anayasa değişikliği maddeleri ile başladı. Bu referanduma izin verilmeyeceğini görünce kiliselerde plebisit yaptı ve onaylandı. Tabii ki değer yok! Sonra Türklere karşı terör başlatıldı.

Kıbrıs Türkleri uzunca bir süre burada direndi. TMT şehitlerinin yeri uçmağ olsun! Ardından Türkiye’nin müdahalesi ile adaya barış ve huzur geldi, Kıbrıs Türklerinin canı kurtuldu. Tabii Kıbrıs üzerinde özellikle Rum ve AB destekli radikal solun oyunları da mevcut. Bir bölümünü buradaki tweet zincirinde bir bölümünü ise blog içindeki kktc etiketi arasındaki konulardan görebilirsiniz. Fakat yerden göğe kadar haklı olduğumuz konuda bile kendimizi kabul ettiremedik.

Kıbrıs’taki durumu kimseye kabul ettiremediğimiz gibi, İstiklâl Mücadelesinde yenilen, Kıbrıs’ta ezilen ve Kardak Kayalıklarında ağır tokat yiyen ve Avrupa tarafından şımartılmış; devlet diyemeyeceğim, devlet olmanın bilinci ve yetilerinden yoksun Yunan devletçiği yine uslanmıyor ve Türkiye ile silah yarışına giriyor. Batsa giriyor.

Şu an ellerinde 1980’lerden kalma, modernize edilmemiş fırkateynler, modernize edilmemiş F-16’lar var. Aynı yıl bile olsa; ASELSAN’ın donanımları ve modernizasyonu ile TÜBİTAK SAGE’nin füzeleri ile üstün konuma geldiğimiz çok aşikâr. Bunu Yunanistan ya bilmek istemiyor ya da işine böyle geliyor.

Kıbrıs’ta Zenginlik Bulunuyor

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), çeşitli ülkeler ile münhasır ekonomik bölge (MEB) antlaşmaları yapıyor; 2003’te Mısır ile, 2007’de Lübnan ile, 2010’da İsrail ile. Tabii Türkiye hem geç kalıyor hem de bu işin doğası gereği uluslararası antlaşmalar çok zor ve yavaş oluyor. Nedenini açıklayacağım.

Uluslararası hukuk ile yerel hukukun ilişkisi gönderimde belirtmiştim; normalde hukuk bölümünü bitirdiğinizde avukat, hakim, savcı olursunuz ve Anayasa bellidir, Ceza Hukuku bellidir, ilgili yasalar bellidir ve benzer mahkeme sonuçları vardır. Fakat uluslararası hukukta böyle bir şey yok! Hukuk bölümünü bitirince değil, uluslararası ilişkiler üzerine akademik olarak “uluslararası hukuk” konusunda ilerlerseniz yetkinleşiyorsunuz ve bazı antlaşmalar haricinde belirgin bir yasa vb şey yok. Dolayısıyla çıkarım yapmak, akılcı ve uyanık olmak; uluslararası antlaşmaları, yaşananları, olayları çok iyi bilmek zorundasınız. Bu yüzden Türkiye’de yetkin uluslararası hukukçu, iki elin parmaklarını geçmez. Çok şanslıyım mevcut KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Kudret Özersay’dan dersleri aldım ve ders aralarında da merak ettiklerimi sorarak çok şey öğrendim.

Örneğin önemli dava ve antlaşmalarda İngiltere’den profesör getiriyoruz. İşte “uluslararası hukuk” bu kadar önemli! Fakat bu konuda doğru düzgün bir enstitü, devlete insan yetiştirecek bir kurum YOK.

**

Kıbrıs çevresinde enerji kaynakları bulununca tabii işler karışıyor. Yunanistan ile aramızda Adalar Denizi (Ege) sorunu varken bir de nur topu gibi Doğu Akdeniz sorunu patlıyor. Tabii ki Yunanistan’ı parmağında çeviren Avrupa ve Türk düşmanı çeşitli ülkelerin terör örgütleri ile birlikte Yunanistan’a destek vermesi ve son Yunan-Mısır antlaşmasında Mısır’a zorla bu antlaşmayı imzalattırması gibi çeşitli durumlar yaşanıyor. Bu ülkelerden birisi ABD.

ABD, hiçbir zaman Türkiye’nin dostu ve müttefiki olmadı. İstiklâl Mücadelesini desteklemedi, Atatürk Lozan antlaşmasını ABD ile de imzalamak isteyince Ermeni lobisinin rüzgarına kapıldılar; Kıbrıs harekatını engellemeye çalıştılar, Türk çiftçisine karışmaya çalıştılar, Ecevit direnince ambargo uyguladılar, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile birlikte silah ambargosu da uygulandı ve F-4’leri bize geç verdiler (f-35 meselesi gibi), Türk askerinin kafasına çuval geçirdiler, PKK’yı desteklediler… Say say bitmez. Ne oldu? Amerika ambargo koyunca ASELSAN’ı kurduk. Batı bizi zorladıkça, biz kendimizi geliştirdik. Onlar SİHA vermedikçe, biz SİHA konusunda doktrinleri değiştirdik. Fakat ABD’nin dostumuz ve müttefikimiz olmadığını, NATO’nun ve Avrupa’nın bize ordumuz için ihtiyacı olduğunu da asla aklınızdan çıkartmayın.

İşler Karışıyor ve Haritalar Devreye Giriyor

Uluslararası hukuk biraz karışık. Yani biz Libya ile antlaşma imzaladık ve çok önemliydi. Umarım Çin’in Uygur Türkleri politikasına destek veren, Doğu Akdeniz’de bize karşı olan ülkelerin gaz forumuna katılan Filistin’in peşinden gitmek yerine; İsrail ile ilişkileri geliştirip, deniz yetki alanı ve gereken antlaşmaları imzalarız ve Mısır’ın içişlerini kendi içişimiz olarak görmek yerine hükumet ile gereken adımlar atılıp yine antlaşmaları imzalarız. Nedenlerine geri döneceğim.

Sevr haritasını hatırlayalım ve Türkleri nereye hapsetmek istediklerini hatırlayalım:

***

Tabii ki bunu kabul etmedik ve İstiklâl Mücadelesi ile dönemin süper güçlerine gereken dersi verdi.

Türkler duygusal bir millet ve duygusal karar veriyoruz. Çabuk da unutuyoruz. Oysa Avrupalılar rasyonel ve sinsi… Lord Curzon’un şu sözlerini unutmayın!

Konferanstan bir sonuca varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizi akla uygun olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En sonunda şu kanıya vardık ki ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para bugün dünyada bir bende var, bir de bu yanımdakinde (ABD)… Unutmayın, ne redderseniz hepsi cebimizdedir. Nereden para bulacaksınız? Fransızlardan mı? (ben de evet dedim).

Para kimsede yok. Ancak biz verebiliriz. Memnun olmazsak kimden alacaksınız? Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp size göstereceğiz.

Her fırsatta Türk düşmanlığı yükselen ve maalesef “bizi kıskanıyorlar, Nazi artıkları” gibi sözlerle küresel politikada ittifak ve barışçıl işbirliği; çıkarlar için hareket etme yerine yine milletimizin duygularına hitap etmek için dış politikayı içe karıştıran bir zihniyet nedeniyle işler gittikçe zor bir hale geldi.

Yunanistan tarafının bize kabul ettirmek istediği ve ısrarla önümüze çıkarttığı, ne yazık ki buna karşı bir harita çıkartamadığımız için vatansever sosyal medya hesaplarının dahi yayınladığı haritalarda Türkiye’yi hapsetmek istedikleri sınırlar, Sevr’in deniz versiyonu:

Yunanistan, 4 hafta önce de navtex ilan edilince “Avrupa Birliği’ne sığınmaya çalışmıştı”. Gördüğünüz gibi yayınladıkları görselin sağ altında Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler amblemleri var. Oysa hiçbir şey demek değildir! Türkiye’nin sınırlarına dikkat edin. Ege ve Akdeniz’de bize nefes aldırmıyorlar. Akıllarınca yapmak istedikleri şey budur. Yunan istekleri, denizlerdeki Sevr Antlaşmasıdır.

Tabii ki bizde de sağlam diplomatlar, akademisyenler, uzmanlar, deniz hukukçuları ve (özellikle) bu alanlarda önemli çalışmaları olan Türk Donanması mensubu askerlerimiz vardır. Evet Tümamiral Cihat Yaycı ve Tümamiral Cem Gürdeniz gibi nice ismi duyulmuş ve duyulmamış önemli askerler vardır.

Türkiye’de karşılığında (zaten yıllardır üzerinde çalıştığı) Libya deniz yetki sınırı antlaşmasını imzaladı:

**

İki haritayı karşılaştırdığınızda, sadece Yunanistan’ın ve daha doğrusu Yunanistan’ın tıpkı 1919’da Türklerin üzerine saldırtanların da istediği gibi Türkiye, kendine biçilen rolü kabullenecek ufak bir ülke değildir. Türk ordusu hâlâ güçlüdür ve hazırdır.

Libya Antlaşması ile birlikte bizi hapsetmek istedikleri bu saçma sınırları reddetmekle kalmadık, aynı zamanda GKRY’nin Yunanistan ile bağlantısını kestik ve Doğu Akdeniz’de Libya ve Türkiye işbirliği ile kontrolü elimize aldık ancak daha başlangıç.

Deniz hukuku çok eski ve çok sağlamdır. Bildiğim kadarıyla, eskiden toplar en fazla 6 mil ileri vurabiliyormuş. Bu nedenle karasuları sınırı 6 mil olarak kabul edilmiş. Değişen zamanda, Birleşmiş Milletler; eğer karşısında bir engel yoksa, ülkelerin tek taraflı olarak 12 mile çıkartabileceğini söylüyor. Yunanistan bunu yapmaya çalışıyor. Sadece bizimle değil, İtalya ve Libya ile de sorun yaşadılar. Daha yeni ülkeler ve ülke olma bilinçleri yok. Güvenilmezler, kafa tasçılar, sözlerinde durmazlar, iki yüzlüler. Bu nedenle komşularının hepsiyle sorunlar yaşıyorlar. Bizimle antlaşma yapmadan, 12 mile çıkarttılar. Biz kabul etmiyoruz tabii ki. Haritayla belirtmem gerekirse:

12 mil olursa, biz rahat nefes alamayacağız. Haliyle bunu kabul etmiyoruz. İşte Ege’de böyle sorun varken, üzerine Akdeniz’de de Yunanistan ve arkasındaki Avrupa Birliği, ABD ile Türkleri zayıf görmek isteyen devletlerin (veya Mısır, Arabistan gibi Türk düşmanlarının) desteklediği Yunan tezi var. Ancak bunlar TEK TARAFLI olmuyor!

En büyük sorunlardan birisi Yunanistan’ın, ufacık adaları da kendi kara parçası gibi saymasıdır. Türkiye’ye uzaklığı 2.1 kilometre olan Meis adasının yunanistan’a uzaklığı 552 kilometre (kuş uçuşu) kadardır. Neresiymiş bu Meis adası?

Haritada işaretliyorum ve oklarla gösterdiğim bu minicik ada nedeniyle bizim binlerce kilometrekarelik yeki alanımızı elimizden gasp etmeye çalışıyor Yunanistan:

**

Bilmiyorum görebildiniz mi ancak bu komik adanın, Yunan karaparçası gibi sayılacağı ve karasularının aynı olacağını düşünecek kadar da çılgın Yunanistan! Tabii ki böyle bir şey olmayacak. İşin daha da garibini anlatayım.

Yunanistan ve Mısır Antlaşmaları Bizim Lehimize

İlk okuduğunuzda saçma gelebilir. Libya Antlaşmasını imzaladık, üzerine Almanya ile Yunanistan bize oyun oynayarak, (Erdoğan’ın dediği üzere) MERKEL’İN RİCASIYLA navtex bölgesine Oruç Reis gitmedi. Bu sırada Yunanistan-Mısır antlaşması imzalandı ve Mısır’ın, ABD ve AB tarafından baskıya uğradığı da ortadadır.

Yapılan antlaşmalarda, Yunanistan ve Mısır’ın istekleri olmadı. Diyeceksiniz ki, “e müzakerelerde iki tarafın da her istediği olmaz”. Doğru fakat anlatmaya başladıkça bana hak vereceksiniz.

Önce imzalanan antlaşmaya göre sınırlarına bakalım:

Gördüğünüz gibi harita, Yunanistan kaynaklarından. Bizim süper devletimiz, kurumlar, STK’lar, düşünce kuruluşları ve uzmanlarımız zahmet edip bu haritalarda Türk tarafının gözünden bir şeyler yayınlayamıyor. Mecburen bunları kullanıyoruz. Burada da kaybediyoruz. Neyse..

Yunanistan’ın kafasına göre şeyler yayınlasa da gördüğünüz üzere yeşil bir çizgi var. Yunanistan ile Mısır arasındaki yeşil çizgi nedir, Kıbrıs adasına doğru devam eden beyaz çizgi nedir? Burası, Türkiye’nin Yunanistan’a karşı elini güçlendirdiği noktadır.

Nasıl yani? İşin özü şu; Mısır, Yunan iddiası olan o beyaz çizginin tamamını antlaşma ile onaylamıyor. Dolayısıyla Meis adasını bu işin içine dahil etmiyor. Yunanistan’ın İtalya ile imzaladığı antlaşmanın bir benzeri de bu. İki antlaşmada da adalar şuursuzca kara parçası gibi kabul edilmiyor. Bu, Yunanistan’ın kendi kendini yakmasıydı.

Gelelim Mısır’a:

Haritalar tam olarak sınırları göstermiyor, net değil yani ancak genel olarak Mısır’ın Yunanistan (ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) ile yaptığı deniz sınırı antlaşmaları ile olası durumda Türkiye ile yapacağı yetki sınırı antlaşmalarının karşılaştırılması. Görebileceğiniz üzere Mısır, Türkiye ile deniz yetki sınırı antlaşması yaparsa (hâlâ mümkün), daha kazançlı çıkacak.

Dolayısıyla buradan neyi anlıyoruz?

  1. Yunanistan’ın İtaya ile yaptığı antlaşma ve Mısır ile yaptığı antlaşmalarda “adalar, Yunanistan tezini destekleyecek şekilde alınmıyor”
  2. Mısır, yapılan antlaşma ile Yunanistan’dan %5’lik daha fazla pay kopartsa dahi, hâlâ türkiye ile yapacağı antlaşma ile kazanacağı sınırların yanına bile erişemez.

Öte yandan kısaca değineyim; Kıbrıs Anayasasına göre, önemli konularda Türk tarafı onay vermeli. Rumlarım ve Avrupa’nın tezi, adanın bütün olduğu ve Türklerin sözümona işgalci olduğu üzerineydi. Türkler de diyor ki, “o halde gazdan gelen hakkımızı vereceksiniz”. Dolayısıyla Rumların ve Avrupa’nın eli, Kıbrıs konusunda kilitlendiği gibi Doğu Akdeniz konusunda da kilitlendi.

Ekleme (13.08.2020):

Cihat Yaycı’nın açıklaması yayınlandı, paylaşayım [1]:

Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı,

Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan MEB anlaşmasının Türkiye-Libya anlaşmasını ortadan kaldırmasının mümkün olmadığına işaret ederek, “Karşılıklı kıyıları olduğu kör göze parmak derecesinde aşikar olan Türkiye ile Libya’nın denizden komşuluğunu engellemek amaçlı bu anlaşmanın bizim anlaşmamıza hiçbir menfi etkisi yok. Yunanistan bizim Doğu Akdeniz’de muhatabımız değil. Aramızda sorun yok. Sadece Yunanistan’ın bizim hakkımız olan deniz alanından talebi var.” dedi.

Yunanistan’ın, Mısır ile anlaşma yapmak uğruna Rodos, Girit adaları için öngördüğü MEB alanından yüzde 50 vazgeçtiğine işaret eden Yaycı, “Bu durum esasen Yunanistan tezlerinin çöküşü anlamına geliyor. Zira Yunanistan başından beri iddia ettiği adaların ana karalar kadar deniz yetki alanı olduğu tezini kendi elleriyle çürüttü.” diye konuştu.

“Sonuç olarak Yunanistan’ın Girit ve Rodos adaları arasında deniz yokmuşçasına düz esas hat çizerek karasuları sınırı oluşturması ve bu hattan itibaren MEB belirlemesi Türkiye’nin deniz hak ve menfaatleri bakımından asla kabul edilebilir olmadığı gibi, uluslararası deniz hukukuna da aykırıdır ve hukukun ihlalidir. Dolayısıyla Yunanistan–Mısır Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma anlaşması geçersizdir. Yunanistan bu anlaşmayla diplomatik kurnazlığını kullanarak Mısır’ı da kandırmış ve hukuksuzluğuna alet etmiştir.”

 

Ben Karamsar Değil İyimserim

Yunanistan her seferinde atar yapıyor ancak sonra eski askerleri çıkıp “Türkiye ile ilişkileri bozma uğuruna bizi desteklemeyeceklerdir, dolayısıyla Türkiye ile savaş alanında başbaşayız” diyor. Çipras çıkıp, “Mısır ile yapılan anlaşma, bizim zararımıza (Meis adası için)” diyor.

Burada yapılması gereken şey, Lübnan ve İsrail ile ilişkileri düzeltmek. Duygusal davranmanın gereği yok, çıkarlar örtüşüyorsa gereken antlaşmalar yapılır. Üstelik İsrail’i bir şeylere ikna etmenin yolu ilişkileri kopartarak değil, ilikileri sıcak tutmaktan geçer. Şöyle düşünün, arkadaşınızı ikna edebilirsiniz ancak hiç konuşmadığınız ve küs olduğunuz birini; herhangi bir şeye ikna edemezsiniz. Devletler duygusal davranamaz.

**

Hele hele Filistin gibi Osmanlı döneminde de, yukarıda gördüğünüz gibi şimdi de bizi arkamızdan vuran bir ülkeye karşı… Bu, oradaki mazlumların ve sivillerin öldürülmesinin hesabının sorulmayacağının anlamına gelmiyor. Fakat bugün F-35’lerden ABD’deki yaptırımlara kadar bir çok şeyin ardında ABD senatosundaki güçlü İsrail lobisinin olduğunu da bilin. Üstelik İsrail’in bir çok konuda Türkiye’ye karşı adım atabilecekken (soykırımdan tutun bir çok antlaşma ve ticari konuya kadar), adil davrandığını da ekleyeyim.

Öte yandan Mısır’a gelirsek… Sisi, Mursi… Benim derdim değil. Çok net söylüyorum, BENİM DERDİM DEĞİL! Ankara’da eğitimini almış, herkes ambargo uygulamışken bize petrol, para ve mühimmat desteği sağlayan Kaddafi’nin katledilmesine göz yumduk, kalkıp Mursi’yi savunacağım. BANA NE! Umurumda değil. Mısır yanabilir, karışabilir, umurumda değil. Hükumet ile “Türkiye-Mısır çıkarları” nerede örtüşüyorsa, gereken adımları atarsın.

Devletlere karşı “bunlar bize düşman, bunlar dış mihrak, bunlar Nazi tohumu” falan demeye başlarsan; onlar da sana aynı şekilde yanıt verir. Bu konuda Putin gibi olacaksın. Amerika’ya karşı “müttefikimiz, partnerimiz” diyor, hiçbir zaman “dış mihrak, hainler” falan demedi. Fakat hem uluslarası hukuk hem de savunma alanlarında adamları ezdiği gibi, küresel politikada da gayet güçlü adımlar attı. Biz ise navtexi MERKEL’İN RİCASI ÜZERİNE geri çekip, o sırada Yunanistan’ın güçlenecek adımlar atmasını izlerken kalkıp “Alamanya bizi gısganıyor yea” diyebiliyoruz.

Böyle bir kafayı ben kabul etmiyorum! Fakat Türk donanması, Türk ordusu güçlüdür. Diplomatlarımız güçlüdür. Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür. Yunanistan’ı hafife alın demiyorum ancak Türk ordusu 2 aya yakın gemilerini denizde tutarken 1 hafta dahi denizde tutamayan ve 1980’lerden kalma gemilerini bu bölgeye gönderen ve sürekli yalan söyleyen, kendini bizimle eş gören, en ufak olayda Avrupa’ya sığınan; tabiri yerindeyse, okulda sürekli dayak yiyen fakat çenesi hiç durmayan cılız çocuk gibi olan Yunanistan’ı da bu kadar abartmayın.

NATO ülkelerinin çatışması ve gerilimini ABD istemeyecektir. Avrupa Birliği’de, Türkiye’yi askeri anlamda çok iyi şekilde kullanıyor. Dolayısıyla Türkiye’den uzaklaşıp, parmaklarında çevirdikleri Yunanistan’ı tamamen destkelemeyecektir. Göstermelik bir kaç yaptırım gelir. Çatışma yaşansa da savaşa döneceği ihtimalini vermiyorum.

Türk NAVTEX’İ Yunan-Mısır-GKRY Sınırında DEĞİL!

Yunan-Mısır antlaşmasını tekrar hatırlayalım:

Kırmızı ile dikey çizgiler çektim. Görüldüğü üzere Meis adası sınırları dahilinde değil. Mısır, Meis adasını değerlendirmedi. Bu nedenle Yunanistan kaybetti ve Mısır’ın hakları da (Yunanistan fazla istiyordu ancak apar topar yapılan antlaşma nedeniyle Mısır daha fazla alana sahip oldu ancak yine de Türk-Mısır antlaşması gibi olamıyor) zayıfladı.

Bu antlaşmalar meclisten geçmeli. Henüz geçmedi. Mısır’da da, Yunanistan’da da muhalefetin ciddi tepkileri var (saydığım nedenlerden dolayı). Siz bakmayın, Mısır ve bir çok ülkede Türk istihbaratı, iş insanları, lobiciler de çalışıyor. Mısır’da çok ilginç şeyler dönebilir, biraz bekleyin.

Gelelim Türk Navtex’ine….

Söylediğim gibi net harita yok, bu konularda doğru düzgün çalışma yapan kurumumuz yok ve sürekli farklı bir sürü kaynaktan takip etmeye çalışıyorum ancak kaba şekilde görüldüğü üzere, GKRY’nin alanına girmediğimiz gibi Mısır’ın da alanına girmiyoruz. Üstelik Yunanistan-Mısır’ın imzaladığı (diğer haritada “aralarında yaptıkları antlaşma” dediğim yeşil çizgiye) girmiyor gibiyiz. Dolayısıyla nasıl bir Navtex bu çözemedim…

Yine birileri bir şeyler mi rica etti? Ben mi yanlış anladım bilmiyorum, uzmanlar yorum yaptıkça göreceğiz.

Duygusal Milletimize Uyarı

Şam’da namaz kılalım, Moskova’da namaz kılalım, Atina’da namaz kılalım… Bitmiyorsunuz. En temel uluslararası ilişkiler teorilerini bilmediğiniz gibi, hayatınızı ve siyasi kararlarınızı duygusal yapılar üzerinde; saçma Türk basının attığı manşetlere göre yaşıyorsunuz.

Eğer savaş istiyorsanız, açıp İkinci Dünya Savaşı tarihini detaylıca okuyun. Kitap da önereyim: Heinz Guardian’ın yazdığı kitap var anılarını anlatıyor. Sizin gibi Hitler de Sovyetler Birliği’ne savaş açtı ve kolay alt edeceğini sanıyordu. Evet Yunanistan ve Mısır ile aynı anda başa çıkabilecek gücümüz var fakat sonra?

Savaş sırasında illa ki bizim jetlerimiz, gemilerimiz hasar görecek. F-35’lerin iptal edilmesiyle 10-15 yıllık süreçte (o da mili uçak gelirse) bazı konularda sıkıntılar yaşamaya başlayabiliriz. Ne olacak? Hepsinden önemlisi, silahlanma yarışı savaş sırasında önemli değildir; terör, silahlanma yarışı, teknoloji gibi yarışı gibi şeyler “düşmanları ekonomik tuzağa çekmek” içindir. Tıpkı Yunanistan’ın Türkiye ile yarışmaya çalışırken ekonomisini batırması gibi.

Eğer gerekliyse savaşacağız, elbette hepimiz gidip görevimizi de yapacağız. Fakat bu son çaredir. Oysa Yunanistan, Mısır ve diğer güçleri savaşa gerek kalmadan politik ve diplomatik hamlelerle yenebiliriz. Bu nedenle duygusal davranmayın derim.

Sonuç Olarak

Ben bu konuda iyimserim. Eğer siyasi yanlış yapılmazsa; Türk ordusu ve Türk diplomatları, Türk istihbaratı, görevlerini en iyi şekilde yapacak ve Türkiye Cumhuriyeti, denizlerdeki Sevr dayatmasını da parçalayıp atacak ve denizlerin Lozan’ı olan Mavi Vatan’ı kabul ettirecektir. Ben buna inanıyorum.

Fakat sabırlı olun, fevri olmayın, duygusal olmayın, savaş çığırtkanlığı yapmayın; Mısır, İsrail, Yunanistan gibi ülkelere karşı da “düşmanımız, işbirliği yapmayın” gibi çocukça ve saçma söylemlerde bulunmayın. Devletlerin dostu düşmanı olmaz, çıkarları olur. Türk çıkarları da Filistin ve Mısırlıların, Arapların, AVrupalıların ve diğer ülkelerin çıkarlarından da üstündür!

Yaşasın MAVİ VATAN!

Sevr yıl dönümünde denizlerin Sevr’ini kıracak harekatı yapanları da kutluyorum!

**

İlgilenenler için:

**

Ayrıca bir kaç video vermek istiyorum. İlki diğer bazı şeyleri fazla abartmamamız üzere… Rus donanması, diğerleri ise gündem ile ilgili bir kaç video:

**

Bunlar da gündem ile ilgili olanlar, izlemenizi öneririm:

**

Biraz uzunlar:

Son Değişiklik: 13/08/2020 - 15:19