Ortalama okuma süresi: 16 dakika

Bugün, Netflix’in kapatılacağına ve hatta Netflix’in Türkiye’den çekileceğine dair bir sürü tweet, haber ve paylaşım yapıldı. Kaynak??? Yok. Birileri bir yerden ÖRGÜTLÜ şekilde bu işi başlatmış olabilir.

Böyle haber ve söylemler çıktığında birazcık temkinli yaklaşıyorum. Evet, devlet lehine yayın yapan 7 bin hesap silinmiş olabilir ancak bunlardan çok daha fazlası; terör örgütleri, çeşitli siyasi amaç giden yurtdışı destekli STK’lar, çeşitli gruplar adına yürütülüyor ve bir çok insan böyle hesapları takip ediyor ki fark etmeden biz de takip edebiliriz. Dolayısıyla ben bunların özellikle bazı durumlarda kaos için neler yaptığını bizzat gördüm ve bu haberleri çürütmek için blog üzerinden de epeyce uğraşmıştım.

Diğer taraftan iktidarın böyle nabız yoklamaları da mevcut. Dolayısıyla bu bir nabız yoklama ve dhaa önce bilmem kaç bin kez yapıldığı gibi, ortam hazırlama olarak ortaya atılan bir şey olabilir. Fakat resmi açıklama olmadığı gibi, Netflix Türkiye hesabından da bir paylaşım yok.

Dolayısıyla doğrudur yanlıştır henüz hiçbir bilgi yokken Netflix’in kapatılması hakkında bir şey diyemeyeceğim. Fakat sosyal medyanın yasaklanması, Netflix ve Netflix’e yapılan eleştiriler hakkında bazı şeyler diyeceğim elbet.

Özgürlük ve Sosyal Medya ile Netflix Benzerleri

Başımızın belası, özgürlüklerin kısıylayıcısı : politik doğruculuk ve son gönderim 29. hafta gündemi: özgürlükler inanç ve yakın tarih konularında biraz biraz özgürlük kavramlarına ve liberteryen kavramlara girmiştim. Ayrıca saçma yaz dizileri ve toplum yapısı başlıklı gönderdimde de Türkiye’deki bazı dizi ve filmler hakkında fikirlerimi yazmıştım. Bu yüzden aynı şeyleri tekrar tekrar yazmayacağım. Fakat kısaca geçeceğim, isteyenler bu gönderileri okuyabilir.

1- Netflix Ahlakımızı Bozuyor

Ahlak kavramına geleceğim fakat Netflix olayı… Öncelikle Netflix, paralı bir sistem. Dolayısıyla televizyonda olduğu gibi evlerinize davetsiz misafir olarak gelen bir sistem değil. Bu nedenle tecavüz, taciz, çocuk istismarı vb gibi durumlar dışında “cinsellik, eşcinsellik, uyuşturucu, küfür” gibi konularda RTÜK’ün veya devletin karışması doğru değildir. Cebinizden zorla alınan bir parayla, zorla üye oldurulup, elleriniz kollarınız bağlanıp zorla izlettirilmiyor.

Burada insanların seçme şanslı var. Yani ben üye olmak istiyorum ve üye oluyorum. İstersem uyuşturucu, cinsellik içeren istersem eşcinsellik içeren yapımları izlerim. Eğer hoşuma gitmezse (ki gitmiyor), eşcinselliğin ve cinselliğin yoğun olduğu ve hatta porno film kıvamına gelmiş yapımları kapatıp izlemiyorum. Diğerlerine bakıyorum.

Birileri rahatsız olduğu için Netflix’in kapatılması gibi bir şey özgürlüklerin direkt olarak engellenmesidir. Eşcinsellik, uyuşturucu, cinsellik bahane edilebilir ancak demokrasi ve kişisel hak ve özgürlüklerin ihalidir. İstemiyorsan izleme! Bu kadar basit. Sen bir şeyleri sevmiyorsun, istemiyorsun diye başkaları da bunları izlemeyecek değil. Bu kafa, zamanında türban konusunda da böyleydi. Birileri türbanı sevmiyor ve istemiyor diye türbanlı kızların okuması engellendi, okuma özgürlüğü ellerinden alındı. Şimdi ise bu sıkıntıları yaşamış olanlar, bizzat Netflix, sosyal medya ve çeşitli mecraların kısıtlanmasını istiyor. Yani sol ya da sağ fark etmez, bu ülkenin %80’i (hayır kardeşim yaaa… hemen aklınıza Aziz Nesin geliyor) özgürlük, demokrasi, insan hakları, kişisel hak ve özgürlükler gibi kavramları hiç anlamamış!

2- Cinsellik Meselesi ve Suç Oranları

Netflix’te cinsellik varmış.. Var Mı? Var, dibine kadar var. Aile olarak muhafazakâr bir aile değiliz ve kişisel olarak liberteryen diyebileceğim kadar özgürlükçü fikirlerim var ancak çok basit örnek vermem gerekirse; Snowpiercer diye tren ile ilgili bir ütopik film var ve öpüşme, sevişme anlarım ancak burada resmen erotik filme döndürülecek kadar uzattıkları ve abarttıkları sevişme sahnesi var. Böyle bir diziyi ailemle izlerken bu şekilde abartılı sahneler hoşuma gitmiyor. Bakın eşcinsellik değil, abartılmış cinsellik hoşuma gitmiyor. Hayatın gerçeği olan ve sevgiden sonra gelen “sevişme” olayını biraz gösterebilirsin fakat porno film izlemek istemiyorum.

Netflix’te böyle bokunu çıkartma var mı? Sonuna kadar var. Netflix’te eşcinselliği gözümüze sokma var mı? Sonuna kadar var. Netflix eşcinsellik ve cinselliği, “z kuşağı” denilen gençlere bambaşka şekilde gösterme amacı taşıyor mu? Muhtemelen sonuna kadar taşıyor.

Ee yasaklamayacak mıyız? HAYIR!

Tam bu yazıyı yazmaya başladığımda, Başakşehir tarafında asker kutlaması vardı. Normalde yasak. Yapma diyorsun, bizim millet devlete meydan okur şekilde yapıyor. Kurallara uymuyor, bunu “COOL” yani havalı bir şey sanıyor. Maskesiz gezmeyi delikanlılık sanıyor. Böyle salak huylarımız var. Dolayısıyla “sigara içme” dedikçe içiyorlar. Yapma dedikçe yapıyorlar.

Muhafazakar parti 2002’de iktidara geldi. Her yer cami, İmam Hatip Lisesi oldu, adult siteler yasaklandı. 2012’de CHP Milletvekili Ali Özgündüz’ün soru önergesine yanıt veren Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıkladığı verilere göre [1]:

2002-2010 yılları arasında:
– fuhuş %220,
– ırza geçme ve çocuklara taciz %125,
– müstehcenlik %170 oranında arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ki 2017 yılı verileri [2]:

  • 2002’de cezaevine giren her 10 kişiden 1’i ekonomik suçlardan hapse girerken 2017 yılında bu oran 10 kişiden 3’e yükseldi
  • Cinsel suçtan hüküm giyenlerin sayısı 2002’den 2017’te tam 14 kat,
  • uyuşturucu kullanma, satma veya satın almadan hüküm giyenlerin sayısı ise 2002’den 2017’ye tam 7 kat arttı.

Daha icra, ekonomi vb gibi bir sürü veri var ancak özellikle uyuşturucu, fuhuş, taciz, tecavüz, cinsel suç olarak aldım çünkü muhafazakar bir iktidar geldi ve adult siteleri yasakladı, adım başı cami açtı, her türlü okulu imam hatip yaptı… 18 yıldır iktidardalar ve ekonomiyi geçtim, suçlar hızla kötüleşiyor. Özellikle ahlâki suçlar kötüleşiyor.

Demek ki neymiş? AKP iktidarının yaptıkları çözüm olmadığı gibi, durumu daha da kötüye götürmüş! Eğer çocuk istismarı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olacak suçları vb gibi içerikler olmasa bile sırf adult site diye siteleri yasaklarsak; Netflix’te “yumuşak porno” dediğim 365 DNI gibi saçma salak bir şey haftalarca ilk 10’da kalır.

Cinsellik ihtiyaçtır. Bu kadar basit. Yemek gibi, hava gibi bir ihtiyaçtır. Acıktığında iskender kebap bulursan, onu yersin. Onu bulamazsan, dolaptaki dolmayı yersin. Onu da bulamazsan kuru ekmek yersin, bunları da bulamazsan ya hırsızlık yaparsın ya çöpten yemek yersin. Dolayısıyla cinselliği bu şekilde baskılarsan, tabu haline getirirsen bu işin sonu cinsel açıdan ahlâki bozulmaya gider.

Yani esas ahlâki bozulma eşcinsellik değil; kadının saçından, kolundan tahrik olup taciz ve tecavüz edenlerin artması, gözleriyle kadını rahatsız edenlerin olması, okullarda cinsiyetçi ve ahlaksız söylemlerin ortaokula kadar inmesidir. Eğer sen “ahlaksızlık” diyerek öpüşme ve sevişmeyi abartmıyor olsa bile kaldırırsan, cinsel ilişkinin sevgiyle bağlantısı kalmaz ve sadece 3 dakika 7 saniye olur (önsevişme ve ilişki dahil Türk erkeğinin cinsel birleşmesi [3]) ve bütün her şeyi seks seks ilişki ilişki diye gördüğü için kadınla flört etmeyi, konuşmayı, önsevişmeyi kaçırıp direkt ilişkiye odaklanır ve zaten o da ilişkiye girmesinden boşalmaya kadar geçen süre ortalam 52.1 saniye [4] imiş.

3- Kadınları Cinsel Obje Olarak Görüyoruz

Bütün gün “cinsellik, seks seks, cinsellik” diye dolandın; kadını peşinden koştun, kadın yüz vermedi “kaşar” dedin. Sonra başkasına… O flört etti, acele şekilde ve yoğun şekilde cinselliğe odaklandın ve kadına süprizler, bir sürü şey ama hedef tamamen cinsellik; kadın biraz naza çekti, kaşar demeni istemedi ve uzatıyor diye söylendin. İlk buluşmada birlikte olsa “kaşar” diyecektin. Hadi her şeyi geçtin, ilişkiye girdin, flört ve önsevişmeden 2 dakika 25 saniye sonra ilişkiye başlıyorsun ve ilişkiye başladıktan sonra 52 saniye içerisinde boşalıyorsun Türk erkeği! Kadını mutlu etmedin, sen işini gördük. Eee? Gün 24 saat, kalan 23 saat 57 dakika ne olacak?

Oysa kadınlar müthiş canlılar. Farklı bakış açıları, farklı düşünce yapısı var. Hayatınıza çok şey katabilir. Her şeyi kaçırıyoruz. Ne için? Seks için. Ee? Cinsel ilişkiyi de beceremiyoruz. Bu yüzden Avrupa’nın en obez toplumuyuz, bu yüzden psikolojik sorunlarımız var, bu yüzden cinsel ilişki olan filmde zevk alan insanları görmeye tahammül edemiyoruz olsa gerek. Psikologlar nedenlerini açıklar.

İşin özü, Türkiye’de kadın cinsel obje. Maalesef böyle. Üstelik, bu erkekler de bir kadın tarafından yetişiyor ve genç nesil ise bu (DİKKAT KÜFÜRLÜ):

**

4- Ahlak-Etik ve Yasalar

Etik ve ahlak… TDK’ya göre

  • etik: töre bilimi, çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü.
  • ahlak: Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları.
  • Töre: Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü

Ben size daha kolayını söyleyeyim; etik, yapılması gerekenlerdir. Ahlak ise bunlara uyup uymayacağını belirleyen bir yapıdır. Ya hocamdan duydum, ya bir belgeselden ya da bir Freud vs’nin hayatını konu alan bir yapımdan tam hatırlamıyorum ancak tam olarak olay bu.

Yani “kırmızı ışıkta beklemek” bir etiktir. Doğru olandır. Ahlak ise, siz ve çevreniz tarafından size işlenmiş olan durumdur. Yani benim gibi gece 3’te kimse yokken kırmızı ışığı bekliyor musunuz yoksa geçiyor musunuz? Ya da liberteryen bakış açısı ise “emniyet kemeri kişiden başka kimseye zarar vermez bu nedenle yasak olmamalı” diyorum ancak emniyet kemerini kendi güvenliğim için takıyorum ve yasak olmasa da takarım. Ya da hiç sevmediğim ve istemediğim bir sürü kural ve kanun varken, hepsine uyuyorum ve değişmesi için uğraşıyorum. İşte bunlar ahlaktır.

Çok açık söylemem gerekirse, vergi vb şeyler adı altında devletin artık “sosyal devlet” olmaktan çok, cebimden para çaldığını düşünüyorum. Bunu engellemek için yasal olarak ne gerekirse yaparım. Sağlam muhasebeciler, avukatlar, gerekirse şirket kurmak… Yasal boşluklar, avantajlar, teşvikler… Ne gerekiyorsa kullanırım. Fakat yasa dışı hiçbir şey yapmam.

**

Dolayısıyla bu işler yasa, toplumdaki ahlaki yapı, etik ile iç içe gelişiyor. Mesela Avrupa’da ufacık çocuk dahi bir birey olarak kabul edilirken bizde 40 yaşına geliyorsun ve hâlâ arkadaşların, ailen, eşin vs; aldığın telefondan en ufak kararlarına kadar her şeyi sorguluyor. 30 yaşındayım ve anneannemlere gittiğimde veya annemleyken evde bir yere gidince “nereye gidiyorsun” diye soruyorlar. Böyle bir kültürümüz var.

Oysa Amerika ve Avrupa’da bu sınırlar daha keskindir. İyi veya kötü tartışılabilir ancak 18 yaşını geçen insanların da biraz birey olması gerek. Kendi ayaklarının üzerinde durması, güvenli çemberinden çıkması, kendi hayatını kurması gerek. Dolayısıyla karışmayın artık! Fakat otelde çocuk otururken babası içeceğini alıyor, annesi yemeğini alıyor, teyzesi yemeğini yediriyor, amcası tatlısını getiriyor, babaannesi ağzını siliyor. Böyle bir Türk ailesine kişisel hak ve özgürlükleri ne kadar anlatabilirsiniz?

Hâl böyle olunca, bir bireyin hayatına ve özgürlüğüne müdahale etmek bizde çok daha farklı algılanıyor. Bu nedenle “etek giyiyorsa aranıyordur”, “gece 12’de sokakta yürüyorsa tecavüzde hafifletici nedendir” gibi bir sürü algı oluşuyor. Bununla, fiziki olarak bir başkasına müdahale ettiğinizde çok ağır cezalar alabileceğiniz Amerika’yı ve “mülküne girdiği için” vurma hakkının çeşitli durumlarda olduğu İngiltere’yi düşündüğümüzde olaylar tamamen farklı.

6- Ahlakımız Bozuluyor Mu?

Yukarıda bütün yazdıklarıma bakın… Ahlak diyebileceğiniz; fuhuş, cinsel suçlar, taciz, tecavüz… Ne varsa artmış. Üstelik en güncel rakam 2017. Netflix ya 2016 ya da 2017’de var. Netflix gelene kadar zaten ahlakımız bozulmuş. Yasalara uyulmuyor, kişisel hak ve özgürlükler bilinmiyor, “mülkiyet hakkından” tutun kişisel alan ve kişisel haklara her şey çiğnenebiliyor. Bir kadının ırzına göz dikiliyor, taciz ve tecavüz durumunda hâlâ utanmaz arsız şerefsizler kalkıp (ki bir bölümü hakim, savcı, polis) kadına diyor ki “neden o eteği giydin?”, o saatte orada ne işin vardı?

Bu soruyu soran erkekleri gece 12’de kıstırıp, 3-5 Kongo’lu arkadaş (nedeni için internette biraz araştırma yapın) bunlara tecavüz etse; o saatte orada ne işin vardı, neden pantolon giydin, şort giydin diye de sorulsa geçrek adalet sağlanmış olur mu bilmem ancak arada böyle senaryolar aklıma geliyor.

Bir kadının cinsel bölgesini geçtim, “istemediği halde” kolunu tutmak bile bir insanın özel alanına gelip, özgürlüğüne müdahale etmektir. Kolundan tutup çekmek diyorum! Ağır cezası olmalıdır. Oysa Türkiye’de bir kadını dövebilirsin, bir kadını taciz edebilirsin, tecavüz edebilirsin ve aldığın cezalar gerçekten hiç! Fakat taciz ve tecavüz olduktan sonra, bir insanı katlettikten sonra bunlar idam edilse ne olur? Bu psikopatların önceden tespit ve tedavisi yapılmalı: suçla mücadele konumda anlattım.

Evet idama karşıyım ancak köpeğe tecavüz eden bu yaratığın kimyasal hadım edilmesine karşı değilim. Çocuklara sarkıntılık edenlerin, tacizcilerin, tecavüzcülerin kesinlikle kimyasal hadım edilmesi gerekiyor. Ufak bir çocuğun bırakın tecavüzü, tacize uğradığını düşünün; bu çocuğun yaşayabileceği travmayı anlayamayız bile! Bir kadının tecavüze uğradığında ve sonrasında yaşadıklarını bir erkek olarak anlayabileceğimizi düşünmüyorum. Kaldı ki böyle bir araştırma yok, yeterince de söylemiyorlar ancak her kadının bir iki kez taciz edildiğini hayret ederek dinliyorum. Yani sevdiğiniz bir insan otobüse, metroya bindiğinde; başka bir pislik taciz ediyor. Bu kadar basit. Ceza almıyor, aldığı cezalar komedi.

Etekli, askılı kadın gördüğünde cinsel obje olarka bakanlar diyor ki “NESKŞİLİFİŞFİX ÖHLAKUMuZU BOZÖYÖR” (Netflix ahlakımızı bozuyor). Senin ahlakını ….

Bakın adult sitelerden bahsetmiyorum, Twitter’a girin, birazcık dolaşın ve Türkçe bazı sayfalara geleceksiniz. Paylaşımlar nasıl biliyor musunuz? Türbanlı kızlarla ilgili. Yahu yıllarca “etek, mini, askılı, bikini” falan dediniz; kadınlar artık kapandı, her yerlerini örtmeye başladı. Bu sefer de türbanlı kadınlar hakkında ahlaksız şeyler paylaşılıyor, yazılıyor. Yani olay etekte, askılıda, bikinide falan değil; kadınları cinsel obje olarak gören pisliklerdeymiş değil mi? Yani ahlak netflix’ten çok önce bozulmuş!

7- Türk Aile Yapısının Bozulması

Netflix’i falan bir kenara atın… Türkiye’de dizi, film, yarışmaların hepsinde bağırış, çığırış, kavga, gürültü var. Çünkü reyting getiriyor. Çünkü bunları yapan daha fazla OY alıyor. Aşk, kavga, küfür, dayak, nefret… Her şey ortaya katılıp kaos yaratılıyor.

Bakıyorsun, kadınlar erkeğe küfür ediyor ve erkekler dövüyor. Gerçek hayatta böyle oluyor. Netflix’ten çok önce aile yapısı parçalandı. Peki neden? Banu Avar açıklıyor:

**

Anneannem ve dedemi alıp bize getirdik. Salgın döneminde 4 ay doğru düzgün evden çıkmadılar. Sörvayvr ile kafayı bozmuşlar, asosyalleşmişler. Bütün gün Sörvayvır izledikleri gibi, sabah kalkıp tartışma programı gibi sunulan saçma sapan panoroma mı ne bunu da izliyorlar. Bir akşam ağlıyorlar, ne oldu diye gidip baktım, aileleri ile görüşmüşler.

Tam film ve yarışmalardaki gibi kaos ve bunalımlı insanlara döndüler. Bunları izleye izleye hemen bağırsınlar, çağırsınlar, yeni bir şeyi beğenmesinler… Böyle olmuşlar, maalesef böyle. Türk milleti pimi çekilmiş bomba gibi, her an diken üstünde ve patlamaya hazır. Nedenini merak ediyorsanız televizyon kanallarına bakınız!

Zaten ağır olan politik gündemin üzerine film, dizi ve yarışmalarda sürekli kavga, gürültü eksik olmuyor. Yaz dizilerinde yazdım, aşk var sözde ve kızların aşık olduğu tiplere bakıyorsun, “cool” olacağım diye sosyopat manyakları çıkartmışlar. Hiçbir şeyden memnun olmuyor, saçma sapan tipler. Normal hayatta görsem manyak dersiniz.

Psikologlar, yapımlara bir göz atsın. RTÜK’ten önce toplumu etkileyecek olmaları nedeniyle psikolog raporları çıksın mesela yarışma, film ve diziler konusunda; neler olacak görelim. Tamamen manyak tiplemeler var ve toplumu kötü etkileyecek roller var. Üstelik millet bunlarla uyutuluyor.

Dolayısıyla ahlak, toplum, aile yapısı falan zaten yıllardır bozuldu ve bozuluyor. Netflix falan hikâye! Üstelik “ahlakımız bozuluyor” diyen adam twitter’a girip türbanlı cinsel içerik aratıyordur. Bu nedenle bana etek, askılı, ahlak, cinsellik falan gibi bahanelerle gelmeyin.

 

Netflix Kapatılır Mı?

Etuğrul Özkök’ün 2019 Ağustos’da yazdığı yazısından bir bölüm vereceğim size, başlığı ise “Netflix’in patronu bana ne demişti?” [5]:

Nisan 2018…

Roma’da Boscolo Exedra Oteli’nin 261 numaralı odasındayım.

Dünyanın ilk ve en büyük streaming film platformunun kurucusu Reed Hastings’le pencereden meydanın öteki tarafındaki binaya bakıyoruz.

Burası iç mimarisini 1563 yılında Michelangelo’nun yaptığı Santa Maria Bazilikası. Ama biz bazilikayı değil, onun avlusunda heykeli bulunan Galileo’yu konuşuyoruz.

Konumuz Netflix’in dünya kültürüne getirdiği özgürlük.

O soruyu işte, tam o camdan bakarken sormuştum:

*

SORU: “Türkiye ve başka bazı ülkelerde internet üzerinden yapılan yayıncılığa da müdahale sinyalleri geliyor. Böyle bir durumda ne yapacaksınız?”

*

Netflix kurucusu 16 ay önce bana şunu cevabı vermişti:

CEVAP: “Türkiye’yi konuşuyorsak öyle bir endişem yok. Biz Suudi Arabistan’da varız, Pakistan’da varız. Yani oralarda sorun çıkmayacak da Türkiye’de mi çıkacak? Böyle bir şey düşünemiyorum…”

**

Netflix’in kapatılma haberleri, iktidarın nabız yoklaması ise “Suudi Arabistan ve Pakistan’da varız” sözleri aklınıza gelsin. Eğer kısıtlama gelirse, “Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye’de bile varız” diyecekler. Yok kapatılırsa, Arabistan ve Pakistan’dan beter olacağız.

Kişisel Düşüncem

Netflix’in kapatılması konusunda biraz yandaş kanallara bakacağız. Habercilik etik ve ahlakından nasibini almamış A Haber’e bakalım ki bundan daha iyi yandaş haber bulunamaz. Başlık şöyle : “Son dakika: Netflix kapanıyor mu? Netflix Türkiye’den çekiliyor mu? Ne zaman kapanacak?” [6].

İnsanlarımız eleştiriyor fakat bazen çok gereksiz eleştiriyor. Mesela diyorlar ki, “65 yaş üstü neden yasaklandı, 64 yaşında olan risk altında değil mi?”. Bu arkadaşlar bırakın kurum yönetmeyi, 2 kişi bile yönetmemiştir. Yahu şöyle bir yasa, yönetmelik falan çıkabilir mi: “yaklaşık olarak 55-60-65 üstü olanlar dışarı çıkmasın ama 54 altı da çıksın diyemeyiz”. Siz iktidarda olsanız böyle salak bir yönetmelik mi yayınlardınız? Bir yaş belirlenecek ve bu çeşitli verilere göre belirlenir.

Netflix kapatılmasında da, “nasıl kapatılır” diye düşündüm çünkü bu işin Anayasası var, Avrupa’sı var… Fransa’dan falan bazı yasalar incelendiğini biliyorum. Fakat burada “terör” üzerine gidiliyordu. Ancak bir şekilde uydurulabilir.  ABD ve Fransa’dan örnek verilmiş.

**

Açıkçası ben içerik anlamında “Netflix kapatılsın” gibi bir çalışma başlatılacağını düşünmüyorum. Sistemsel bir şey çıkacaktır ki bizim milletin anlamadığı konu bu. Eğer SİSTEM olayını anlamazsan, bir bütün olarak bakamazsan ne yasaları anlayabilirsiniz ne de iyi bir girişimci olabilirsiniz. Her durumda “SİSTEM” sözkonusu. Netflix’te cinsellik vb gibi içeriklere karşı yaptırım getirilebilir. Peki bu durumda ne olacak?

“Türkiye’den bağlanan kullanıcılar için bu içerik kısıtlanmıştır” yazısı ile karşılaşırsın. Ee VPN olursa?

Ceza ve kısıtlamalar ile Netflix çekilir mi? Deli misin? Netflix’e alıştı bu millet, en muhafazakarlar bile Netflix izliyor. Dizi ve film konusunda saçma sapan ve gereksiz uzun Türk yapımları yerine Netflix ayağımıza geldi. Netflix buradan iyice para kazanıyor. Çıkar mı? Sonuna kadar savaşırlar.

Eğer günün birinde yasaklanırsa, izlemek isteyen torrentten izler. 2001 yılında bilgisayar ile tanıştım ve internetin çevirmeli ağ dönemlerini biliyorum. Özellikle 2007-2008’e kadar hack vb gibi olaylar çok rahattı ve ben de bu kültürün içerisinden geliyorum. İnternette ne engellenebildi ki torrent vb gibi şeyler engellenecek, Netflix içeriklerini buradan izlememizi engelleyebilecekler? Ulaşmak isteyen yine ulaşır. En kötü DVD’ye bastırıp dağıtanlar çıkar ki, bu konuda da 2012’ye tekrar geri döneriz. Yani yasaklar hem fiyatları arttırır hem de bizi eski usule geri döndürür ancak hiçbir şey engellenemez.

Benim düşüncem, Netflix gibi konularda böyle gündem yaratılmasının nedeni; askeri anlamda Suriye, Irak, Libya, Doğu Akdeniz olmak üzere 4 cephede aktif olarak askeri varlık gösteren ve Yunanistan ile Ermenistan konusunda da adımlar atılmaya zorlanan ve bunlar da yetmezmiş gibi F-35, S-400, Türk akımı, AB yaptırımları gibi bir sürü konuda üzerine gelinen Türkiye’nin aynı zamanda böyle sahte gündemler ve “özgürlükler” üzerinden toplumda algıların yaratılmasıdır. Netflix’in kapanmasını daha en başta genç AKP’liler karşı çıkacak siz neden bahsediyorsunuz? Böyle bir şeyin olması zor, olursa da o zaman AKP artık kendini kaybetmiş demektir.

Bu işin gündeme gelme nedeni, Netflix’in hesabından “çekiliyoruz” diye atıldığı iddia edilen tweet ki bunun yalan olduğu ortay açıktı. Ben de bu işin ne kadar kolay olduğunu göstermek için şöyle bir video hazırladım, bu nedenle her gördüğünüz tweet’e inanmayınız!

 

Düzenleme: yazıyı gece yazmıştım, sabah AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’dan şöyle bir açıklama yapmış [8]:

 

Ekonomi ve Altın İşi

Altın neden yükseliyor? Henüz Kasım ayında, altın artacak demiştim. Şimdi abanın, Mart ayında satın demiştim. Bir kaç ay içinde salgın ortaya çıktı ve altın koptu gitti. Fakat salgın olmasa da altın böyle uçardı. Neden? Çok basit: bırakın yabancı yatırımcıları, Türk yatırımcılar bile Türk lirasının değer kaybedeceğini ve dolar, euro, altın gibi yatırımların TL’den daha güvenli olduğunu düşünüyor. Peki haksızlar mı?

*

2013’ten bu yana Türk Lirası, 90 para biriminden fazla para birimi karşısında değer kaybettti. 2015 Temmuz’da 2,7 olan dolar şu anda 6,8₺’den işlem görüyor ve Reuters’ın duyurusna göre, Merkez Bankası geçen yıldan bu yana 100 milyar dolar üzerinde dövizi piyasaya sürmüş [7] . Amaç dolarla mücadele. Başarısız olduk.

“Dolara yatırım yapan yaya kalır, planları bozduk” falan diyorlardı, eğer 100 milyar dolar piyasaya verildiyse; önümüzdeki 5 yıllık süreçte 10 lirayı aşmayacağı ne malûm? Bırakın yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmasını, daha bizimkiler bile TL’ye güvenemiyor. Bu nedenle elindeki paraları TL olarak değil; euro, dolar vs olarak tutmaya çalışıyor ki salgın ile birlikte onlar da garanti değil, herkes altına hücum etti.

Özgür Demirtaş’ın YASAK videosunu izlemenizi öneririm:

**

Güvence Yoksa Yabancı Yatırımcı Gelmez!

Netflix’e bakıyorsunuz, sistemi ve altyapısı zaten var. Türkiye’ye girmek istiyor, çat girebilir. Belki ödeme ve diğer nedenler yüzünden bir büro açması gerekiyordur, açar. BBC, Netflix vb bir çok  kuruluşun Türkiye bürosu ve/veya Türkiye temsilcisi olabilir. Peki bu insanlar nerede biliyor musunuz? Tabii ki Türkiye’de değil. Çünkü Türkiye’de yaşarken birden evleri basılabilir, polis gözaltına alabilir. Bu tür sorunlar nedeniyle Türkiye dışındalar.

Şimdi bir fabrika yatırımını düşünün. TOGG’un temeli atıldı ve 5 şirket var (ki onların bazıları da ekonomik konularda ne durumda, destekleri falan incelemek gerekir bir konuyla) ve devlet desteği var. Temeli dün atıldı ve 2021’de üretime geçecek diyorlar.

Volkswagen vb bir çok yatırımcıyı düşünün; Türkiye’ye gelecek, evrak işleri vb gibi bir sürü şeyi tamamlayacak, fabrikayı 1-2 yılda bitirecek, çalışanlarıydı, cihazlarıdı, üretimiydi; buradaki yatırımın karşılığını alması bir kaç yıl bulacak. Buradan Avrupa’ya, Amerika’ya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya, Türkistan’a (Orta Asya), Rusya’ya mal satacak.

Tak bir gün uyanıyor, Türkiye’den ABD’ye gelen bilmem ne ürünlerine çatlak Trump ve Türk karşıtlığının yükseldiği ve Türkiye’ye ders vermeye niyetli Amerikan kongresi tarafınca yaptırıma maruz kalmış ve %25 ek vergi vs konulmuş. Hatta hasımlarıyla mücadele ettiği yani İran’ın falan olduğu CAATSA yaptırımlarına girmiş.

Ertesi gün kalkıyor, Fransa önderliğinde Avrupa Birliği olarak Türkiye’ye karşı yaptırım kararları alınıyor. Belki gümrük birliği bile riske girecek böyle giderse.

Sonraki gün bir kalkıyor, pat Volkswagen Almanya bağlantısı nedeniyle Türk ırkçısı ilan edilmiş; Turp bıçaklayıp, kolayı sokağa dökenler birden Volkswagen amblemlerini kırıyor. Adalet, özgürlük ona göre olduğu için fabrikaya kayyum atanır mı? Atanır…

Yahu böyle bir ülkeye yatırım yapmak ister mi adamlar? Dahası yatırım yapılırken dönen yolsuzluklar, rüşvet falan cabası! Adalet yok, liyakat yok, özgürlük yok, güven yok… Hiçbir şey yok….

Türkiye’nin ülke gruplarına göre ihracatlarına [8] bakalım:

**

  • AB ülkeler: %41,1
  • Diğer Avrupa ülkeleri: %13,3

Topla, ne çıkıyor? 54,4 çıkıyor. Sen ürettiğin ürünlerden yarısının biraz fazlasını Avrupa’ya satıyorsun. Avrupa ile bozuşmanın ekonomik yansıması, Amerika’ya artistlik yapmakla eşdeğer olmaz. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine sallamakla eşdeğer olmaz. Ağır vurur. Avrupalılar da bu işi kolay affetmez.

Ülkelere göre bakarsak:

**

En çok ihracat yaptığın 25 ülke arasında; ABD, Irak, Fransa, Hollanda, İsrail, Belçika, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Yunanistan, Libya, Suriye var.

İhracatıının %54,4’ü atar yaptığın ve bizi kıskanıyor dediğin ve Doğu Akdeniz dahil bir çok yerde sıkıntılar yaşadığın ve bunları askeri adımlarla çözmeye çalıştığın Avrupalı ülkeler ve en çok ihracat yaptığın 25 ülkenin 12 tanesi ile hem politik hem askeri sorunlar var.

Ekonominin Geleceği

Yani çok fazla veriye boğulup, aşırı hesaplama yapmaya gerek yok; Ticaret Bakanlığı verilerine şöyle göz attığımız zaman durum ortada. Türkiye Cumhuriyeti’nin, denizdeki Sevr’i kabul etmemesi ve denizlerin Lozan’ı Mavi Vatan’ı ve Türkiye Cumhuriyeti çıkarlarını koruması önemli. Fakat her zaman diyorum, DİPLOMATİK ŞEKİLDE TAÇLANDIRILMALI!

Yerden göğe kadar haklı olduğumuz Kıbrıs meselesinde diplomatik ve politik başarı sağlayamadık. Hâlâ sancılı süreç devam ediyor. Kaldı ki, Bülent Ecevit diplomasi konusunda usta birisiydi.

Tabii ki çıkarlarımızın çatıştığı ülkeler Doğu Akdeniz, Afrika, Orta Doğu’da üzerimize gelecek. Askeri olarak Mısır gibi ülkeleri destekleyecekler, ABD ve Fransa’nın yaptığı gibi PKK ve PYD’yi yani terör örgütlerini destekleyecekler, ekonomik olarak üzerimize gelecekler, son model uçakları satmayacaklar, Azerbaycan-Ermenistan çatışmalarıyla üzerimize gelecekler… Her konuda üzerimize gelecekler. Burası kesin.

Burada ince bir çizgi var. Rakiplerimiz, düşmanlarımız, çıkarlarımız çatıştığı kişi, kurum ve devletler olabilir. Karşılığında çıkarlarımızın kesiştiği kişi, kurum ve devletler de olacak. Hem bu kişi, kurum ve devletler ile ortak çalışmalıyız hem de en önemlisi bizim üstümüze gelenlerle iyi ve adil bir mücadele verip (bize karşı ellerinden gelen her pisliği yapsalar bile), her şeyin sonunda çıkarlarımızı koruyup aynı zamanda ilişkileri de hızla tamir edip; ekonomik ve siyasi gücümüzü arttırmamız gerekiyor.

Atatürk’ün yaptığı da budur. Düşman diye Yunanistan, Bulgaristan, Irak, Suriye’ye karşı tavır almadı; tam aksine anlaşmalar, dostluklar, ticaret anlaşmaları yaptı ve hatta Suriye ve Irak ile konfederasyon anlaşması yapmaya çalışıyordu (ki ömrü yetseydi, uzun süreçte Suriye ve Irak’ı, Türkiye topraklarına katardı, belki eyalet yapılanması gibi olurdu ancak katardı).

Sonuç Olarak

Türk yatırımcı, TL’ye güven duymuyor. TL bu kadar fazla oynuyor çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde yukarıda saydığım Netflix’ten kişisel hak ve özgürlüklere, adaletli sistemden (hukuktan gelir dağılımına kadar) liyakate her alanda problem var. Diplomatik gücümüz ve askeri gücümüzü biraz aktif kullanabiliyoruz ancak en ufak yanlışta ticaret hacmimiz düşecek ki 2013’ten sonra düşmeye başladı ve bu yüzden TL değer kaybediyor.

Ticaret hacmimizin yüksek olduğu ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmeli, düşük olanlarla da yükseltmek için uğraşmalıyız. Sorunları askeri yönden çok, diplomatik açıdan çözmeliyiz. Bunun için, “İsrail ile köprüleri yakmak” bir çözüm değil. İyi işbirliği yapıldıktan sonra, İsrail’i Filistin konusunda ikna etmek; çatışma seviyesine geldiğimizde ikna etmekten daha kolay olacaktır. F-35 ve bazı yaptırım kararlarının ardında İsrail olduğunu da unutmayın. Öte yandan Ermeni olayları konusunda da Türkiye’nin tezini savunuyor. Dolayısıyla çıkarlar çatıştı diye köprüleri yakmaya gerek yok. Özellikle Filistin, rekabet halinde olduğumuz ülkelerle işbirliği yapıyor ve Filistin’de Filistinlilere yapılanların daha beteri Çin’de Türklere yapılıyorken, Çin’e destek veriyorsa!

**

Şimdi yerli araba geliyor. Hadi MTV, ÖTV’yi falan düşürdün, ucuza sattın ve “yerli milli” diye Türklere pazarladın. Bir Japon, Alman, Fransız, Rus falan niye binsin? Ooo Türk malı, yerli milli mi diyecek? Hele hele Türk ve Müslüman olayı yüzünden işler bu kadar karışmışken ve Türkiye sürekli “eyy, heyy, hüyyttt” diyorken?

Bu konulardaki sorunlar nedir?

  1. Güçler ayrılığı (yasama-yürütme-yargı) sorunu,
  2. Denge ve denetim (yürütmenin diğerlerinden daha güçlü olması)
  3. Adaletin üstünlüğünün kalmaması
  4. Liyakat yerine sadakat ve “sen, ben, bizim oğlan” mantığı
  5. Yolsuzluk
  6. Özgürlüklerin kısıtlanması (kişisel hak ve özgürlükten, basın özgürlüğüne her türlü demokratik hak ve özgürlükler ile insan haklarının temelleri)
  7. Küresel politikada yaşanan sorunlar
  8. Diplomatik gücümüzde yaşanan sorunlar
  9. Eğitimin sürekli olarak bozulması
  10. Millet içindeki kutuplaşma

Dahası eklenebilir ancak bunun gibi temel sorunlarımız mevcut. Kronikleşmiş sorunlar. Ağır vergiler var örneğin. ÖTV vergileri indirilmeli, üreticilerden alınan ağır vergiler azaltılmalı, ekonomik çarkların dönmesi için insanlar nefes almalı. Birinci ve ikinci el araba fiyatları, ev fiyatları aldı başını gitti. Yahu Alman’ın 10 ay çalışıp bindiği arabaya Türk 60 ay çalışıp biniyor. İstanbul’da, Başakşehir tarafında 1+1 evin fiyatı 500-600 binlerden başlıyor. Geçen yıl 320 bine satılan evler 500-600 bin olmuş ve faizini de hesaba katarsan, geçen yıl 320 bine alacağın evi şimdi kredi çekersen faiziyle birlikte 800-900 binlere alıyorsun.

Bu ekonomi böyle gitmez, yabancı yatırımcıya ve başkasının parasına ihtiyacımız var. Yabancı yatırımcılar da böyle gelmez! Kimse kusura bakmasın ama ya Musevi kafasıyla ticaret yapacaksın, ya İsviçre gibi iş tutacaksın, ya Amerika gibi teşvikte bulunacaksın ya Avrupa gibi sistem sağlayacaksın.

Liberal Yapı Sağlanmalı

Sivil ve politik haklarda liberteryen politikalara geçilmeli ve ekonomik alanda “saf kapitalizm” değil ancak liberal yapı sağlanmalı. Benden hem yol ve hizmet konusunda vergiler alacaksın, hem “yap-işlet-devret” modeliyle köprü ve otoban yaptıracaksın, hem bu ihalenin parası yine devlet bankasından yani milletin cebinden çıkacak hem de İstanbul’dan Manisa’ya gidip gelmek bana sadece yol masrafı (köpri+otoyol) olarak 700 küsür liraya patlayacak bir de bunun kadar benzin masrafım olacak çünkü deli gibi vergi alacaksın. Yapma! O zaman benden vergi alma, yolları da özelleştirsinler.

Devlet ve belediyelerdeki lükse bakıyorsun 2 milyonluk araçlarla dolaşıyorlar. Zorunlu tutacaksın; Türkiye’de üretilen ve en çok satılan 10 araç alınabilir sadece diyeceksin. O Mercedes, AUDI, Volkswagen yerine EGEA, Megane, i20’ye falan binsin çok kıymetli belediye çalışanları ve bakanlık çalışanları! Başkanları, valiler falan dahil! Hem yerli milli diyeceksin, hem destek vermeyeceksin. Üstelik şehir içinde kullanacaksın ama hibrit olmayacak… Nasılsa milletin parası!

Harcamalar falan şeffaflaşacak! Millet hesap sormayı öğrencek. Başka türlü olmaz. Fakat ilkokuldan itibaren kişisel hak ve özgürlükler, demokrasi, eşitlik, adalet, liyakat gibi bir sürü kavram öğretilmeli. Şu an “ben olsam ben de yapardım” diyen insanlar var. Bu yüzden meclis, halkın aynasıdır diyorum.

Bu kadar har vurup harman savurmak, eğitim ve teşvikleri bu kadar “belirli zümre için” yapmak; ihracat yaptığın ülkelere bu kadar “efelenmek” bize çok fena patlayacak. Ne demek istediğimi şimdi anlamıyorsanız bile 5 yıl içerisinde anlayacaksınız.

Bu ülke çok daha yüksek standartlarda yaşayabilir. Özgürlük, refah, eğitim, yatırımlar, üretim aynı anda artabilir ya da azalır. Bizde azalan döngüye girdi. Kutuplaşma da cabası…

Anlayacağınız sorun Netflix’ten falan çok daha derin.

 

Kaynaklar

[1] AKP’nin fuhuş karnesi (28 Temmuz 2012). https://odatv4.com/akpnin-fuhus-karnesi-2807121200.html

[2] İsmail ŞAHİN. 17 yıllık AKP iktidarının bilançosu(3 Kasım 2019). https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/17-yillik-akp-iktidarinin-bilancosu-5427893/

[3] Türk erkeğinin sevişme süresi 3 dakika 7 saniye(23 Mayıs 2005). https://www.hurriyet.com.tr/gundem/turk-erkeginin-sevisme-suresi-3-dakika-7-saniye-38731748

[4] ‘Türk erkeği erken boşalıyor’. https://www.milliyet.com.tr/pembenar/turk-erkegi-erken-bosaliyor-546461

[5] Ertuğrul Özkök. Netflix’in patronu o gün bana ne demişti (2 Ağustos 2019). https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/netflixin-patronu-o-gun-bana-ne-demisti-41291113

[6] Son dakika: Netflix kapanıyor mu? Netflix Türkiye’den çekiliyor mu? Ne zaman kapanacak? (19 Temmuz 2020). https://www.ahaber.com.tr/galeri/gundem/son-dakika-netflix-kapaniyor-mu-netflix-turkiyeden-cekiliyor-mu-ne-zaman-kapanacak

[7] Reuters: Türk Lirası’nı desteklemek için piyasaya geçen yıldan beri 100 milyar dolar döviz sürüldü (16 Temmuz 2020). https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53433974

[8] Mahir Ünal (mahirunal). Tweet, https://twitter.com/mahirunal/status/1285150969446227969?s=20

Son Değişiklik: 20/07/2020 - 13:37