Ortalama okuma süresi: 13 dakika

Korona ile ilgili bir çok konu oldu ancak her gün güncellediğim konu “korona vaka ve ölüm karşılaştırması“. Ayrıca bknz: koronadan korunma yolları.

**

Düzenleme (yeni yazı): Devlet ve millet olarak bu corona sürecinden koca sıfır aldık.

Andıç: bu konuda uzman değilim, yazdıklarımı “öneri” olarak almayınız. İnternete kullanarak eriştiğim bazı bilgiler ve kişisel görüşlerimi yazdım. İkincisi ise; iki bölümde yazmıştım, Corona virüsü bölümünü öne aldım. Diğer şeyleri alta kaydırdım, bilginize..

Yazının başında uyarayım, gönderi başlığındaki “corona balonu”, corona virüsünün bir balon olduğu falan değil, aksine corona virüsünü abartan medya ve paniğe kapılmaya ramak kalmış halka yönelik bir söylemdir.

**

Ekleme (12 Mart 2020): Türkiye’de görüldü (daha doğrusu açıklandı). Dün markete gittim, adamlar abur cubur yağmalamış. Yani ne diyeyim anlamakta zorlanıyorum!

Dünya Sağlık Örgütü’nün 11 Mart raporuna göre;
4627’si yeni olmak üzere 118 326 doğrulanmış vaka var. 280’i yeni olmak üzere 4292 ölüm var.
Herkes panikte. Kolonya, sabuk, market yağmalama…
Türkiye’de yılda 6-7 bin kişi trafik kazalarında ölüyor. Arabaya binmekten korkmuyorsun? Ya da kurallara uyuyayım demiyorsun. Medya bu işi çok felaket köpürttü. Kuş gribinde de köpürtmüştü, 4 kişi öldü. Domuz gribinde 600 kişi öldü Türkiye’de. Normal gripten katbekat fazla insan ölüyor.
Millet bir şey olsa da panik yapsak diye bakarken, fırsatçı şerefsizler ise; bir şey olsa da fiyat yükseltip para kazansak diye bakıyor. Ben göreceğim hepinizi, 3 yıl küresel ekonomi ağır şekilde patladı. Bakalım bu fırsatçılar ne halde olacak!

Hadi devlete güvenmiyorsunuz, anlayabiliyorum ama sağlık çalışanlarımıza güvenin. Evet doktorlardan ve özel hastahanelerden ben de şikayetçiyim ve neler duydum neler gördüm. Ancak bu gibi durumlarda insanlar canla başla çalışıyor, sürekli risk altında çalışıyor. Birazcık güveniniz olsun. Tuvalet kağıdı için kavga edecek, market yağmalayacak duruma da gelmeye gerek yok.

Twitter’da birileri, “Corona virüsünü hafife almayın” diye dolanıyor. Hafife almaması gerekenler devlet kurumları ve sağlık çalışanları. Onlar da gerekeni yapıyor. Birey olarak yapmanız gereken şey panik olmamak! Kişisel hijyen ve bazı önlemler, o kadar. Devlet kurumları hepsini yayınlıyor. Milleti paniğe sevk etmeyin!

Corona 19, “hiçbir şey yapılmadan” davranılacak kadar zararsız değil, ya da her yakaladığını öldürecek kadar da tehlikeli değil. Ancak yayılma hızı ve ölüm açısından tehlikeli. Avrupa’da coşmasının nedeni, Avrupa’nın şimdiye kadar Çin gibi önlem alamamasıydı. WHO, Pandemi ilanında bulundu, artık uçuşlar ve topluma açık alanlarda daha sıkı önlemler olacak; belediyeler, kurumlar, önlem için uğraşacak. Ellerinizi yıkadığınız, bir süre kişisel hijyene dikkat ettiğiniz zaman öyle abartıp maskeyle dolaşıp, evde 20 gün takılacak kadar işi abartmadan bu işi atlatacağız. Yapmayın yahu, birileri iyice hafife alıyor, birileri de hepimiz öleceğiz modunda. Yok artık!

Aynısını domuz gribi ve kuş gribinde de yaptılar. Kaç kişi öldü Türkiye’de? Abartmayın. Ne çok seviyorsunuz abartmayı. Ya zararsız diye abartıyorsunuz ya da hepimiz öleceğiz şeklinde. Ne gerek var?

**

Bir ülke için 5 önemli alan var diyorum (daha önce 4 demiştim, fakat enerjiyi de ekledim):

  1. Savunma
  2. İletişim
  3. Gıda (tarım ve hayvancılık)
  4. İlaç (sağlık)
  5. Enerji

Sanıyorum son yaşananlar ile “sağlık” sektörünün önemini anlamış bulunuyoruz! Türkiye’de ecnebilere satılan ilaç firmasını gördüğümde vicdanım sızlıyor. Aileler nelerle uğraşıyor ama ecnebilere satıyoruz. Öte yandan şu anda ilaç üretimi ise ayrı bir dert… Yerli ilaç falan yok, jenerik yani “tıpkı gibi” ilaç yapmakla da bu işler olmuyor. Fakat düzgün bir ilaç yapımına başlasak dahi, hammadde sorunlarımız ortaya çıkıyor. İlaç konusunda yazacak çok şeyim var ve bir bölümünü “Türkiye’de ilaç sektörünün arkaplanı” başlığında yazmıştım.

İlaç ve sağlık sektörünü bu anlamda bir kenara bırakıp Corona’ya sözü getirmek gerekiyor…

 

Corona Virüsü Nedir Ne Değildir?

Yazı sonunda bir video paylaşacağım ve muhtemelen Corona virüsü hakkında yapılmış en yararlı, en bilimsel, en akademik programdan bunları öğreneceksiniz. Fakat ben kısaca bir kaç bilgi vermek istiyorum [3].

 

**

Ölüm oranı yukarıdaki gibi. Erkeklerde %2,8 ve kadınlarda %1,7. Ölenlerin virüse tutulmadan önceki hastalıkları şöyle:

Kalp-damar hastalığı – % 10.5
Diyabet – % 7.3
Kronik solunum yolu hastalıkları – % 6.3
Hipertansiyon – 6.0%
Kanser – % 5.6

Doğru bilgiler için Dünya Sağlık Örgütü’ne baktığımızda [4], 26 Şubat raporundan şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor:

Kürsel olarak 81.109 vak’a mevcut. Çin’de 78.191 vaka var ve 2.718 ölüm mevcut. Çin dışında 37 ülkede (4’ü yeni) 2.918 vaka var (459’u yeni) ve 44 ölüm var (10 tanesi yeni).

Risk ise dünya çapında YÜKSEK seviyede. Cezayir, Avusturya, Hırvatistan ve İsviçre’de raporlar yeni eklendi. Cezayir, Afrika’daki ilk vaka.

81.109 raporlanmış hasta var ve toplam 2.718 ölüm var. Yüzdeye vurduğumuzda, %3.35 yapıyor.

 

Paniğe Gerek Yok!

Dünya Sağlık Örgütü ne diyor bakalım [5] [6]; her yıl yaklaşık 650.000 kişi, grip nedeniyle ölmektedir. 3 ila 5 milyon grip vakası görülmektedir ve 290-650 bin ölüm her yıl olmaktadır. Gripten ne kadar korkuyorsunuz bilmem ancak Corona virüsünden daha az korkun.

Corona virüsünün olayı zaten direkt öldürmesinden çok; erkek, yaşlı ve başka rahatsızlıkları (kalp ve damar, diyabet vs) olan insanları öldürmesi.  Belki Corona virüsü; sigarayı bırakmanız, abur cubur, sağlıksız beslenme, düzensiz yaşam, su içmemek, spor yapmamak gibi bazı kötü kararlarınızı gözden geçirmenize neden olur?

Türkiye’de her yıl 7 bin civarında insan trafik kazalarında can veriyor ve 300 bin kişi yaralanıyor. Arabaya binmekten korkuyor musunuz?

Corona virüsü ise basının köpürttüğü kadar değil. Tabi ki tekrar ediyorum, ben bir uzman değilim; sadece Google ve 21. yüzyıl nimetlerinden faydalanıp bazı bilimsel verilere ve istatistiklere erişen biriyim. Görünen o ki, insanların paniği birazcık fazla!

Domuz gribinden dünyda 12.799 kişi öldü ve 600’ü Türkiye’de idi [7].
Kuş gribinden dünyada 167, Türkiye’de ise 4 kişi öldü [8].
14 yılda 485 kişi keneden (Kırım Kongo vs) öldü [9].
Kıyaslama olsun: 2015’te Türkiye’de gripten ölen sayısı 57 imiş[10](dikkatinizi çekerim 2015 Nisan verisi! 4 aylık!).

Belki sayılar biraz daha artmıştır ancak bu kadar… Kuş gribini hatırlayanlar var mı? Kuşlar canlı canlı gömülüyordu, köyde kadınlar, tavukları zorla alındığı için ağlıyordu… Bazı tavukçular ve yumurta işi yapanlar battı. Sonra bambaşka kişiler (ki bazı isimlerle ilişkileri de ortada), birden piyasada türedi… Kuş gribi halkı korku ve paniğe sevk etmenin yanında, bazı şirketlerin batmasına ve bazı insanların birden yükselmesine(!) neden olmaktan başka ne yaptı?

Domuz gribi??? 600 kişi… Bakın 600 kişi diyorum! O dönemleri hatırlayın. Kırım Kongo kanamalı ateşi hele… Bu 3 trajik hastalıktan ölenleri topla, 1.200 kişi falan ediyor ki o da yıllar içerisinde… Bakınız bir yılda öldürülen kadın, 400’e yaklaşıyor, erkek tarafından öldürülüyorlar! Bir yılda trafikte ölenlerin sayısı 6-7 bin civarında!

Basın, bazı çıkar grupları ve politikacılar; sosyal medya ve çeşitli araçlarla sizinle böyle oynuyor. Buna izin vermeyin! İnsanları panik haline sokmak isteyenler var, amaçları nedir bilmiyorum ancak corona virüsü abartıldığı gibi bir şey değil.

Bundan “yahu boşverin” anlamı çıkmasın. Tabi ki devlet ve uzmanlar bazı önlemleri almalı ve Türkiye’de hem sağlık alanında hem de biyoteknoloji alanında önemli ve “güvenlik için stratejik” hamleler yapılmalı. Fakat yok havalimanlarında ciddi önlemler yokmuş, yok efendim başka şeylermiş…

Şu kesin; Türkiye’ye ve dünyanın diğer ülkelerine er ya da geç bu virüs gelecek! Ayrıca alttaki programda da söylendiği üzere, “doğal seleksiyon” işleyecek ve bu süreç atlanacak.

Türklerin bağışıklığı güçlüdür. Yapmanız gereken şey eve geldiğinizde, kalabalık ortamlardan sonra falan ellerinizi bol bol ve doktorların yıkadığı gibi (aralar, tırnaklar vs) yıkayınız. Anahtar, telefon, bulaşık süngeri gibi şeyler; toplu ulaşım araçlarından bile daha kötü durumda ki youtube’da bunlar ile ilgili bakteri testlerini görebilirsiniz. Metro, otobüsler falan temizlenmektedir. Bu süreçte kişisel hijyene dikkat edin yeter.

Abartmayın yani… Devlete de güvenin, gerekeni yapacaktır. Havalimanlarında nükleer felakete müdahale eden insanlar gibi giyinmiş tipleri görmek isteyen çeşitli isimler de bir zahmet Dünya Sağlık Örgütü’nün her gün yayınladığı raporlara baksın ve ölüm oranlarını karşılaştırsın. Milleti de germeyin artık yeter.

En azından şu uzmanları dinleyin:

https://www.youtube.com/watch?v=mc9VfCQpNTs

**

 

Kültürümüze Güvenin

Başlık eklenme tarihi: 4.03.2020

Blog gönderilerinde yıllardır “tarihimize, kültürümüze, dilimize sahip çıkın” diyordum. Yılladır kendi tarihimizin ve kültürümüzün, yabancılardan daha üstün olduğunu fakat değerini bilmediğimiz için hayranlıkla ecnebilere özendiğimizi söylüyordum.

Türk ve Türk&İslam kültürü ile birlikte “tuvaletten sonra el yıkama alışkanlığı” nedeniyle Türkiye’ye Corona virüsü ve diğerlerinin gelmesi gecikmiş durumda. Yayılma hızı da “kişisel hijyene önem vermeyen” milletlere göre daha az olacaktır.

 

El yıkama haritasını görüyorsunuz. Türkiye, Avrupa’da ikinci. Tuvaletten sonra Türk milletinin %94’ü ellerini yıkıyor. İtalya’da bu oran %57.

Burada sadece İslam nedeniyle diyemeyeceğim. Özellikle Müslüman Arapları gördükten sonra, Türklüğün kıymetini daha fazla anladım. Dolayısıyla Türk kültürü ve Türk&İslam kültürünün sentezi, kişisel hijyene konusunda milletimizin dikkatli olduğunu gösteriyor.

Biz “kişisel olarak” elimizden geleni yapacağız. Kişisel temizliğe dikkat edin. Eve geldiğinizde giysilerinizi yıkamaya atın ve ellerinizi yıkayın. Otobüs, AVM, iş vs gibi kalabalık alanlarda sağı solu elleyip, tokalaştıktan sonra ellerinizi yüzünüze götürmeyin ve sonrasında ellerinizi yıkayın. En azından kolonya sürün ki Türk kültürünün iyi yanlarından birisidir kolonya.

Devlette, üzerine düşenleri yapacak. Ben yaptıklarını düşünüyorum. Milletimizin kişisel hijyene dikkat ettiğini, devletin gerekenleri yaptığını ve Türk milletinin genetiğinin bu hastalığa dirençli olduğunu düşünüyorum. Basının olayı köpürtüp milleti korkutmasına takılmayınız!

Panik yapmayınız. Dediğim gibi er ya da geç bu hastalık Türkiye’ye gelecek. Hatta ölüm bile olabilir. Fakat Türkiye’deki oranların Avrupa, Orta Doğu ve Asya’daki oranlar kadar yüksek olacağını düşünmüyorum.

 

Devlet ve Politika

Devlet yetkilileri diyor ki, “hastalık yok”… Twitter’a bakıyorum, “herbokolog” arkadaşlar (her boku bilen diplomasız profesörlerimiz) kahvelerdeki konuşma benzerlerini sosyal medyada da yayıyor. Üstelik öyle bir profil çizilmiş ki, Türkiye’nin her yanında corona hastaları var, devlet bunları açıklamıyor gibi.

450’den fazla yazım var ve çok büyük bölümü politika… Bu yazıların büyük bölümünde iktidarı (ve bazen muhalefeti) eleştirdim. Çünkü politikalarını doğru bulmadım. Fakat bütün bunları mümkün olduğunca elle tutulur verilere dayandırmaya çalıştım. Fakat bu sefer iktidar acımasızca eleştirilmektedir. Akla, mantığa, gerçeklere dayandırılmayan bir eleştiri sosyal medyada yürütülmekte ve bu “acımasız eleştiriyi” eleştirmenin gerekliliğini de görerek bu yazıyı yazmak istedim.

 

Devletin Olay Saklama Zorunluluğu Yok!

Çin’de bu kadar olay patlamış; İtalya, Gürcistan, İran, Yunanistan’da görülmüşken, Türkiye’de yok denilmesi bir başarı olmadığı gibi varken yok denilmesi de bir meziyet değildir! Yani Türkiye’de corona virüsünün görülmesi Sağlık Bakanlığı veya devletin bir zaafı olmayacağı gibi, görülmemesi de bir başarı olarak kabul edilmemeli.

CORONA VİRÜSÜ YAYILACAK! Bunu kabullenmek, corona’nın öldürücülük oranı (geleceğim)  yanında kabulleneceğimiz bir şey olmalıdır.

Bugün devlet yetkilileri çıkıp, “evet Türkiye’de 3 vak’a var” demesi, ayıp değil, hata değil, başarısızlık değil. Dolayısıyla devletin bir şeyler saklamış olma ihtimalini geçerli bulmuyorum. Bu bir.

İkincisi ise, birazdan bahsedeceğim “corona virüsü paniği” halkta büyümesin diye saklarsa bile, fazla haksız sayılmayacak.

Devlete Güven?

Bu tarz durumların yansıması, devlete güven ile ilgilidir. Tabi ki çeşitli gruplar ve kötü niyetli insanların her şeyi karalaması mevcut fakat “adalet mülkün temelidir” deniliyor. Hemen belirteyim, buradaki mülk “arazi, ev” değil; bir devletin kontrol ettiği toprak parçası ve üzerindeki canlı/cansız her şeyi temel alır.

Dolayısıyla adaletin olmadığı (sadece yargı anlamında değil; gelirde, terfide, devlet desteklerinde, vergilerde vs adaletin olmadığı) bir ülkede, hiçbir şey yolunda gitmeyeceksin. Güvensizlik başgösterecektir. Ben bizzat yolsuzlukları biliyorum, yaşanan sorunları biliyorum, “devletin kamburları” bölümünde birazcık bahsetmiştim.

İktidar şunu görmeli, halk artık devlete güvenme konusunda sorunlar yaşamaktadır. En büyük nedeni de adalet ve liyakatin olmamasıdır! Bakın halk, iktidara ve hükümete güvensiz demiyorum; o zaten yıllardır sıkıntı idi, halk DEVLETE güvenmemeye başladı. Ne zamandan itibaren? Başkanlık sisteminden itibaren.

Başkanlık sistemi ile birlikte yasama ve yargı, yürütmenin baskısı altında ezildiği gibi; zaten özgür olmayan basın üzerine mahkemelerin birer sopa gibi kullanılması da her şeyin üzerine tüy dikti (bknz: Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı kınadığım için adıma açılan dava). Polis arkadaşlar twitter’dan tombala mı çekiyor nedir bilmem…

Dolayısıyla iktidar şapkasını önüne koyup düşünmeli, “itiraz” mekanizmaları çalıştırılmalı. Ne demek bu? Eğer bir toplantıda, basında, uzmanlar içerisinden vs bir itiraz, eleştiri gelirse; hemen uzaklaştırma, baskı (mobing), yargı, kınama, suçlama gibi durumlara başvurmak yerine, biraz kulak kabartmaları gerekiyor.

Adaletin, liyakatin olmadığı bir sistemde işler her zaman kötüye gidecektir. Bunlar işin iktidar ve politik bölümüydü.

Ayrıca, yazı sonuna ekleyeceğim bilimsel ve akademik bilgileri bulabileceğiniz televizyon programında yine sağlık alanında Türkiye’deki “uyuz” konusuna dikkat çekildi. Eczacılardan (ki işletme gibi eczacı değil, gerçekten eczacı gibi eczacı olan) bir kaç kişiden, Türkiye’de, daha doğrusu İstanbul’un çeşitli bölgelerinde uyuzun patladığı bilgileri geliyor. Gelenler büyük ölçüde mülteciler. Afgan, Suriyeli, falan filan… Fakat haber bulamıyorsunuz, bakanlıktan açıklama yok… Bu alanlarda da ciddi sorunlar mevcut. Çeşitli hassasiyetler nedeniyle burada diğerlerini yazmayacağım ancak bakanlık biran önce mevcut durumu açıklamalı ki, sağda solda spekülasyona ve paniğe mahal vermesin!

 

Halktaki Panik

Sadece Türk basını değil, dünya basını Corona virüsünü balon gibi şişirdi, şişirdi, kabarttı… İnsanlık tarihinde Naziler nasıl “fantastik” bir oluşumdu ve bu yüzden bir sürü oyun, dizi, film yapıldı; aynı şekilde basın için Corona virüsü de fantastik bir olay olarak kullanılıyor. Tek sıkıntı halkı paniğe sevk etmeleri.

Etrafımda kaç kişi panik yapıyor anlatamam… Annem yardımcı doçent olduğu için ve ilaç arge firmamız olduğu için, bir sürü insan arıyor, eş/dost ise durumu sorguluyor. Yahu sakin… İnsanlar evlerinden çıkmayacak neredeyse. Buna ne gerek var?

Birazdan Corona virüsünden neden korkulmaması gerektiğini yazacağım ancak halkın bu şekilde panik olması, süreci olumsuz bir yöne götürecektir. Gündelik hayatınızdan kopmadan, bir kaç teorik şey ile birlikte hayatınızı sürdürebilirsiniz.

Fırsatçı Şerefsizler

Corona virüsü yüzünden panik yapıldığında yağmalar, olağan dışı davranışlar başgösterecektir ve GEREKSİZ YERE bunlar olacaktır. Bunlar olduğunda ise, fırsatçılara da kapı açılacaktır. Fakat şunu asla unutmayın, “protesto, iç savaş, panik, doğal afet” gibi durumlarda devletin gücü, uzmanlar falan yetmez! Sayılar asla yeterli gelmez. İşte bu yüzden kurallar, kanunlar var; bu yüzden işleyişe uymak gerekiyor (her şeye boyun eğmek anlamında değil, fakat neden şerit değiştirirken sinyal vermeliyiz sorusundan depreme ve sonrasına hazırlanmanın önemine kadar her şeyin cevabı burada).

Şimdi size 4-5 görsel göstereceğim. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümünü bitirmiş biri olarak (ve liberalizmi büyük ölçüde destekleyen biri olarak) serbest piyasa ile fırsatçılık arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Bununla ilgili bir şeyler göstereceğim:

Maske 1, maske 2, maske 3, maske 4‘ün bağlantılarına tıklayarak gidebilirsiniz ve görsellerini vereceğim (sırasıyla olmayabilir):

 

Altlarında görebileceğiniz üzere 6 aylık fiyat değişim grafiklerini verdim.

50₺ olan 581₺’ye,
120₺ olan 850₺’ye,
30₺ olan 549₺’ye,
20₺ olan 250₺’ye satılmakta!

Corona virüsü Türkiye’ye er ya da geç gelecek, dünyanın bir çok yerine yayılacak; belki önemsenmeyecek kadar az sayıda insanı öldürecek… Fakat şu yukarıda yapılan var ya, işte bir toplumun ahlaken çökmesi, gözünü para bürümesi ise bir kaç insanı değil ancak bir toplumu öldürür, kültürü öldürür! Bu gözü dönmüşlüğün vereceği zarar, hastalık ölümlerinden beterdir.

**

Bir benzerini de depremde görmüştük! 17 Ağustos’dan akılda kalanlar ve 17 Ağustos 1999 depremindeki yağmacılar başlıklı ekşisözlük gönderilerini okuyup, kanınızı dondurabilirsiniz! Ben bir kaçını vereyim:

  • şişen cesetlerin parmağından ya da kolundan çıkaramadıkları ziynet eşyaları için, kol kesebilecek kadar iğrenç yaratıklardır.
  • (…)depremzedelere yapılan yardımları çalmak için kamyon getirenler mi, ölmüş kadınların bileziklerini çalan mı, enkaz altındaki değerli eşyaları arayanlar mı dersiniz? bu aşağılık insanlar kaybettiğimiz canları sadece fırsat bilen yaratıklar, işte bunları unutmadım siz de unutmayın.
  • babamın arkadaşının bizzat tanık olduğu bir olay.
    adam deprem bittiği sırada dışarı çıkıyor belki yardım edebilirim diye. o sırada üstüne beton düşmüş bir kadın görüyor. kadın ölmüş. kolunda da altınlar var. neyse adam gidiyor, 10 dakika sonra tekrar aynı yerden geçerken bakıyor ki kadının kolunu kesmişler.(…)

Daha neler neler okumuştum bu tür gönderilerde ve bizzat yaşayanlardan da dinlemiştim. İşte o kan dondurucu olayları yaşatan zihniyet bugün alenen ve “serbest piyasa” adı altında yapmaktadır!

 

Ekonomi ve Komplo Teorileri

Madem iş ekonomiye geldi…. Şimdi yukarıdaki zihniyete sorsanız, “Çin’den bilmem ne gelmiyor, elimizdeki son olanlar” falan diye saçma sapan şekilde kendilerini savunacaktır. 20 liraya sattığın şeyi 50₺’ye satmayı anlayabilirim ancak 250₺’ye satmak, fırsatçılıktır, gözü dönmüşlüktür! Savunulacak hiçbir yanı yoktur!

Fakat bunu ardımızda bırakıp, işin ekonomik boyutuna bir bakalım… Çeşitli ürünler için İSTOÇ’ta bazı yerlere gittik ve bir kaç yıldır gidip baktığımız ambalaj, krem ve ilaç kutuları vb şeyleri araştırdığımızda; “biz üretmiyoruz, ne zaman gelir bilemiyoruz, bize X gün dediler ama zaten 10 gün gecikti” gibi sözleri duyuyoruz.

Çin’deki bu karantina, küresel ekonomiyi sert şekilde vuracaktır. Henüz bunları anlayamadık. Sıcağı sıcağına durumun ciddiyeti anlaşılmasa da; bugün bir sürü plastik, çip, ekran, elektronik eşya parçaları gibi nice şeyler (çengelli iğne vs dahil), Çin’den gelmektedir. Çin’den gelmeyen ve “yerli milli” ibareli çoğu şeyin hammaddesi ise Çin’den gelmektedir.

Çin’in bir çok yerinde fabrikalar kapalı, insanlar evlerinde, depolarda çalışan yok… Hatta Çinlilerin başka ülkelerde corona hakkında konuşması yasak, idam cezası varmış (en azından Türkiye’deki Çinlilerin söylemi bu şekilde). Küresel ekonomi ciddi şekilde etkilenecek.

Fakat ben, krizlerde fırsat arayan birisiyim… Türkiye, Avrupa’nın Çin’i konumunda. Dolayısıyla, düzgün bir diplomasi ve üretim stratejisi ile (aradaki adam değil, temel maddelerin dahi üretildiği bir ülke olma stratejisiyle); Türkiye’ye bir çok yatırım bu dönemde çekilebilir! Türkiye’nin önemini er ya da geç anlayacaklar. Fakat iktidar kanadında sağlam irade ve fırsatları görüp, kullanmasını bilen ekipler gerek!

 

Komplo Teorileri

Siyaset bilimi mezunu olarak zaten şu kahvehane kültürlü “mason, illuminati, Yahudi, derin devlet, Amariga, İsrayıl” gibi bir sürü saçmalığı dinleyip, blogdan cevap vermeye çalıştım ve çalışıyorum (bknz: ekonomik tetikçi ve Arabistan’ın durumu).

Corona ile birlikte bir Amariga’dır gidiyor… Bu tür komplo teorilerinin en güzel yanı (üreten ve bunları klavuz olarak alan tiplerce en güzel yanı), asla doğrulanamadığı gibi yalanlamakta zordur. Dedikodu gibidir… Doğru mu yanlış mı? Bu nedenle özellikle ilkel ve cahil kitlelerce bayılarak peşinden gidilir…

Fakat bilimin en güçlü yanı, “kesin doğruluğa” sahip olması değil, aksine “kesin yanlışlığa” ulaşabilmesidir. Yani neyin bilimsel düşünce ve süreç neyin doğru olduğunu bularak gitmek, aksine neyin yanlış olduğunu bularak gider. Yanlışlar elenerek, test edilerek, doğrulara ulaşılır. Bunun için bir fikir gerekir.

O halde böyle bir yol deneyelim kısaca…

Deniyor ki bu bir laboratuvar kaçkını virüstür… Diyelim ki doğru, kim/hangi ülke tarafından yapılmış olabilir? Akla hemen Amerika geliyor… Eğer uluslararası ekonomi ve Amerika-Çin ilişkisini bilmiyorsanız, balıklama atlarsınız. Bakın bugün iPhone’daki ekrandan belleğe ve hatta iPhone’un kendisine her şey Çin’de yapılıyor. Marketlerdeki çoğu şeyin ambalajı, şusu busu Çin’de yapılıyor. Çin ve Amerika ilişkisi bozulamayacak kadar önemlidir. Sadece teknoloji ve üretim değil, yaptıkları anlaşma ile birlikte, önümüzdeki yıllarda ticaret hacmini arttırma kararı almışlardı. Çin’in ekonomisinin bozulması, iş gücünün ucuzlaması belki Amerika’ya ve dünyaya yarar ancak üretimin durması, Çin’in karantina bölgesi haline gelmesi ve dünyada Çin’in bu şekilde psikolojik olarak “hastalıklı” algılanması; kimseye yaramayacaktır. Dolayısıyla kişisel görüşüm, Amerika’nın bu durumdan bir şey elde etmiş olmayacağıdır.

İlaç firmaları ile ilgili bir iddia var… Dünyada sağlık sektörü, gerçekten bir “mafya” halini almış durumda. Bizzat WHO yani Dünya Sağlık Örgütü tarafından “domuz gribi bir korku kampanyasıydı” diye itiraf etmesi [1], bu örgütün yolsuzluk iddiaları [2], gibi nice olaylar oldu. Tohum firmaları ve ilaç firmaları, çikolata üreticileri ve ilaç firmaları arasındaki karmaşık yapı (ki bunun nedeni şirketler yapısından gelen, gerçekten karışık yapı), zaten başlı başına ele alınması gereken bir olay.

Konumuza dönecek “ilaç firması böyle bir hastalığı yayabilir mi?”. Bu soru ilginç olacaktır. Kesin bir cevabım yok. Sadece şunu bilmenizi isterim, Avrupa Birliğinin destekleyeceği bazı projeler arasında şöyle şeyler var; “X ülkesindeki bir hastalığın dünyaya yayılma yolları ve hızı”… AB bunu destekliyor. Amacına bakıyorsun, olası bir acil durumda önlem almak. Fakat o laboratuvardan kaçacak olan bir virüsün nerelere etki edeceğini de öğrenmiş oluyorsun. Devletin destek verdiği ve belki bizzat devletlerin yaptırdığı böyle çalışmalar hem güvenlik hem de biyoteknoloji alanındaki saldırılar için yapılmış olabilir. Yine de böylesi bir hastalığın dünyaya yayılacağını ve belki bu hastalığı çıkartan (eğer bu iddiayı kabul ederek) ilaç firması ve ülkeyi de etkisi altına alacağını düşünürsek; gerçekçi yaklaşım olmaz. Ölüm oranı yüksek olsa, bir anlamda anlaşılabilir.

Diğer yandan Çin halkındaki panik ve korkuyu da düşünmemiz gerekebilir. Çin’i bu anlamda çok ciddi vuracak. Çin son yıllarda fazlasıyla güçlendiriyordu. Eğer böyle bir biyolojik silah ise, korkarım uyuyan devi uyandıracaktır. Çünkü Sars ve sonrasında bu tür bir sorunla boğuşmak, Çin’in biyoteknoloji alanına ciddi şekilde eğilmesine neden olacaktır. Eğer savunmayı da geçip, biyoteknolojik silahlar alanına yönelirse, işler ciddi şekilde karışır.

Çin’in aldığı önlemler gerçekten oturup başlı başına yönetim açısından incelenmeli. İncelenecektir muhtemelen. Bu kadar kısa sürede bu kadar sert önlemlerin alınması, bu kadar ciddi işlerin yapılması büyük başarı. Açıkçası bu başarının nedeni Çin’in sert yönetiminden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Komünizm demeye dilim varmıyor, kapitalizmle yoğrulmuş komünist bir ekonomi var… Garip bir hibrit sistem ancak yönetim anlamında sertlik söz konusu. Bugün Çin’in kısa sürede ve etkin biçimde aldığı bu önlemleri; Rusya, Amerika, Avrupa ülkelerinin alamayacağını düşünüyorum. Bu yüzden Çin’in biyoteknoloji alanına yönelmesi ciddi bir durum oluşturacaktır dedim. Batının bu şekilde tepki vereceğini düşünmüyorum. Çin’in bu süreci bir başarı hikayesidir.

Fakat sokağa atılan hayvanlar, kaynaklanan evlerin kapıları… Şu an Çin’de yapılanlar ve insanların koşulları gerçekten ağır olmalı. Türkiye’nin yardım gönderen iki ülkeden birisi olması da ayrıca güzel bir harekettir. Evet Uygur Türklerine yapılanların bir bedeli denilebilir, eğer ilahi adalete falan inanıyorsanız. Fakat böyle konuları diplomasi ve askeri hareketle çözmek gerek, ne olursa olsun bu sıkıntıları yaşayan çocuklar var, masum insanlar var; haliyle yardım etmek ve oradaki insanlık dışı durumlara karşı da tetikte olmak şarttır.

Hep kötü şey mi paylaşacağım bununla ilgili? Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı bu güzel hareketin yanında bugün LinkedIn’den gördüğüm şu kral hareketi de paylaşarak bu başlığı noktalayayım:

 

Her gün haberlerde gördüğümüz ya da maske fiyatlarını arttıranların Türk halkının yapısını bozmasına izin vermeyelim. Türk milletinin sağduyusuna güvenirim. Aramızdan çıkan böyle tek tük tipler gündemi işgal etse de, yukarıdaki gibi iyi işler yapan nice insanlar var. Sessiz sedasız, insanlıklarını gerçekleştirmektedirler.

Köylerde, odunları sobaya atmadan önce içindeki böcekler düşsün diye odunları yere vuran insanların, yol kenarında biraz duraklayınca hemen arabayı durdurup “bir ihtiyacın var mı?” diye soranların, açım dediğinde yemeğinle seninle paylaşan iyi yürekli milyonlar bu ülkeyi yıllardır ayakta tutuyor. Bütün bu sıkıntılar bir başka ülkede olsa çoktan 10’a bölünmüştü fakat ısrarla devam ediyoruz. İşte bu güzel insanların sayısı çoğunlukta ve azınlığın yaptığı ahlaksızlığın gölgesinde kalmasın. Kötü şeyler kadar, yapılan iyiliklere de spot ışıklarını tutmamız gerek.

Bu ülkeden asla umudunuzu kesmeyin!

 

Kaynaklar:

[1] WHO’dan skandal domuz gribi itirafı!
(4 Şubat 2010). CNN Türk. https://www.cnnturk.com/2010/dunya/02/04/whodan.skandal.domuz.gribi.itirafi/562255.0/index.html

[2] Pascal Sacré. Politics and Corruption at the World Health Organization (WHO) (9 Şubat 2020). https://www.globalresearch.ca/politics-corruption-who/5702045

[3] The Epidemiological Characteristics of an Outbreak of 2019 Novel Coronavirus Diseases (COVID-19) – China CCDC, February 17 2020 http://weekly.chinacdc.cn/en/article/id/e53946e2-c6c4-41e9-9a9b-fea8db1a8f51

[4] Coronavirus disease (COVID-2019) situation reports. Dünya Sağlık Örgütü. https://www.who.int/emergencies/diseases/novel-coronavirus-2019/situation-reports/

[5] Up to 650 000 people die of respiratory diseases linked to seasonal flu each year (14 Aralık 2017) Dünya Sağlık Örgütü. https://www.who.int/news-room/detail/14-12-2017-up-to-650-000-people-die-of-respiratory-diseases-linked-to-seasonal-flu-each-year

[6] Influenza (Seasonal) (6 Kasım 2018). Dünya Sağlık Örgütü.
https://www.who.int/en/news-room/fact-sheets/detail/influenza-(seasonal)

[7] Dünyada domuz gribinden 12 799 kişi öldü. Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/dunya/dunyada-domuz-gribinden-12-799-kisi-oldu-13515758

[8] Kuş gribinden ölenlerin sayısı 4’e çıktı. CNN Türk. https://www.dw.com/tr/ku%C5%9F-gribi-d%C3%BCnyaya-yay%C4%B1ld%C4%B1/a-2522727

[9] 14 yılda 485 kişi keneden öldü (9 Mayıs 2017). https://www.haberturk.com/saglik/haber/1488546-14-yilda-485-kisi-keneden-oldu

[10] Sağlık Bakanlığı gripten ölenlerin sayısını açıkladı (1 Nisan 2015) https://www.trthaber.com/haber/saglik/saglik-bakanligi-gripten-olenlerin-sayisini-acikladi-176425.html

Son Değişiklik: 27/03/2020 - 13:00